İçeriğe geç

Acemi Ocağı

Bölüm 5 · 16 dk okuma

Acemi Ocağı

Bölüm 5

Uykusuz Gelen Teklif

Uykusuz Gelen Teklif

“Eymen!” Gözlerimi tam da bu sese, pardon bağırmaya açtım. Odada tektim. Asena kalkmış, yatağını da toplamıştı. Kapı kapalı olsa da Asena’nın bağırmasını duyarak uyanmamın nedeni kesinlikle Asena olamazdı.

Beni uyandıracağını bile bile onu bağırtan Eymen olmalıydı arkadaşım. Zaten uyanmam gerektiği için de nasıl uyanacağım ona fark etmezdi. Erkek kardeş sorunsalı…

Sabahın ne kadar çabuk olduğuyla ilgili yakınmalarımı dışa vurmadan telefonumu aramaya başladım. Koltuğun yanında yerde bulduğumda eski pozisyonuma dönüp başımı tekrar yastığa koydum. Elimdeki telefonu açıp saate bakmadan önce kendime birkaç saniye tanıdım. Uykudan hemen uyansam da o mahmurluktan kurtulmam kolay olmuyordu maalesef.

Kendime tanığım sürenin sorunda telefonu göz hizama kaldırıp saate baktım. Yedi. Gece üçte yatan birisi için uykumu alamamış olmam çok normaldi. Hatta normal olmayan bu saatte bu kadar hızlı uyanmış olmamdı. Benden beklenmeyen bir performanstı.

Ben boş boş saate bakarken odanın kapısının, çok affedersiniz ama hayvan gibi açılmasıyla yerimden sıçramış telefonu da üzerime düşürmüştüm. Sinirle gözlerimi yumdum. Bu saatte kalkmamın, yüksek ses uyanmamın ve telefonu üzerime düşürecek kadar korkmamın tek sebebi; odaya bu şekilde giren Eymen’di tabi ki de. Onu fark ettiğimde verdiğim tepki göz devirmek oldu. Bu çocukla aynı evde yattığım her gecenin sabahına asla düzgün kalkamamıştım. Aynı şekilde Asena’da.

Evet evet, kabul ediyorum arkadaşım. Eymen eğlenceli bir kişiliğe sahip. Hatta onu biraz daha tanıdığınızda bundan kesinlikle emin olacaksın. Ama SABAHIN YEDİSİNDE bu ne enerji kardeşim. Tüm günü dört saatlik bir uykuyla geçirecek olan o değilmiş gibi bir de!..

Eymen bana aldırmadan kapıyı kapatıp kilitlediğinde kapının arkasında kalan Asena’nın sesini duyuyordum. İkimiz de böyle bir sabaha alışık olduğumuzdan benim uyanmış olmam onun için beklenmedik bir şey değildi ki beni görmemişti bile. Odağının bende olduğunu da düşünmüyorum zaten.

“Eymen o paylaşımı hemen siliyorsun bak! Babam öğrenirse ikimiz için de hiç iyi olmaz!” Yataktan kalkarken ikisi arasındaki konu ilgimi çekmedi. Beni uykumdan uyandıran konuyu merak etmiyor değilim. Sadece şu an algılarım kapalıydı. Odadan hemen çıkamayacağım için yatağımı toplamaya başladım.

“Kırk yılın başı bir paylaşım yaptım Yavru Kurt. Üzgünüm ama silemem,” dedi Eymen kapıya yaslanmış rahat bir şekilde konuşurken.

“Babam bilmiyordu diyorum. Bana gönül koyacak.”

“Koymaz merak etme,” dedi Eymen. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra Asena’nın adım seslerine duyduğumda gittiğini fark ettim.

“Günaydın Eymen,” dedim yatağı toplayıp koltuğa geri oturduğumda. Benim buradaki varlığımı yeni fark etmiş olacak ki bakışları kapıdan bana döndü.

“Oo uykucu süt güzeli uyanmış. Sana da günaydın.”

“Sayende süt abicim. Sayende,” derken ki sesim alaylıydı. Kapıya yaslanmayı bırakıp yanıma geldi. Başımı kendisine çekip saçlarımın üzerine bir öpücük bıraktı. Kesinlikle sabah sabah benden abi kelimesi duyduğundandı bu hareketler. Özlemiş de olabilir tabi. Geri çekilip yanağını uzattığında başımı iki yana salladım.

“Daha uyanamadım. Ben sana bir ara geri dönüş yaparım.”

“Olmadı işte bu,” diye geri çekildi. Çekilirken de saçımı karıştırmayı unutmadı. Yüzünde sahta bir üzüntü belirdi. Göz devirmek istesem de kendimi tuttum.

“Sen beni boşver de ne yaptın benim Asena’ma?” dedim yeni yeni kendime gelirken. Ağızı şok olmuş gibi açtı. Şahadet parmağını kendine doğrultup gözlerini büyüttü.

“Ben. Yavru Kurt’a. Ne yapmış olabilirim ki?” dedi mükemmel bir oyunculukla.

“Konu sensen Eymen, her şeyi yapmış olabilirsin.”

Kesinlikle abartmıyorum arkadaşım. Konu Eymen ise bana ya da Asena’ya fark etmeksizin tüm kışkırtmalarını üzerimizden uyguluyordu. Uğraştığından kastım bizi dolandırmak veya zor durumda bırakmak değil. Normal(!) bir erkeğin annesi veya kız kardeşiyle normal(!) bir şekilde uğraşması.

“Yavru Kurt’a zarar verecek hiçbir şey yapmam Çağıl,” dedi kesin bir sesle. İfadesi ciddi bir hale büründü.

“Sana da zarar verecek bir şey yapmam,” dedi aynı şekilde. Rahatlasın diye gülümsedim.

“Biliyorum,” dedim. Başımla kapıyı işaret ettim.

“O da biliyor merak etme. Sadece Aycan amcayla karşı karşıya gelebileceği bir şey olmasından korkuyor.”

“Ona da izin vermeyeceğimi bilmiyor ama,” diye mırıldandığında kaşlarımı kaldırdım.

“Ne yaptın?” Önce ne yaptığının bilmeliydim ki Asena’nın tepkisini değerlendirebileyim.

“Dün akşamki lahmacunu paylaştım,” dediğinde uykum ve gözlerim açılabileceği kadar açılmıştı.

“Ne yaptım dedin?” dedim emin olmak isteyerek.

“Dün akşam yediğimiz lahmacunun fotoğrafını çekip paylaştım,” dedi tane tane. Sakinliği gel boğazıma yapış diyen türdendi. Asena’nın tepkisini kesinlikle hak etmişti.

“Neden böyle bir şey yapma gereği duydunuz acaba Eymen Bey?” sesim hesap sorar ama alaylı şekilde çıkmıştı ve bu Eymen’in korkması gereken bir üsluptu. Asena’dansa ben üzerine atlayabilecek konumdaydım şu an.

“Kız benimle birlikte, gecenin bir saatinde, yorgunluktan ölürken senin için otobüs yolculuğu yapıyor. Bu sürpriz yetmiyor babasının hoşlanmamasına rağmen sana lahmacun alıyor ve seninle yiyor. Ama sen onu babasıyla karşı karşıya mı getiriyorsun?” Tane tane sorduğum soruyu Asena duymasın diye kısık sesle ama net bir şekilde sordum. Yerinde dikleşip tamamen bana odaklandı.

“Lahmacunu Asena mı aldı?” dedi garip bir heyecanla. Benimle dalga mı geçiyordu bu çocuk!

“Takılman gereken yer orası değildi Eymen!” dedim sinirle. Bu sefer ses tonumu ayarlayamamıştım.

“Önce bir cevap ver Çağıl. Lahmacunu Yavru Kurt mu aldı?” gözlerinde çocuksu bir heyecan belirdi ama taviz vermedim. O cevap vermeden arkadaşımla ilgili bir şey öğrenemeyecekti.

“Önce ben sordum Eymen,” dedim sert bir şekilde. Birkaç saniye sessiz kaldı.

“Cevap ver,” dediğimde kaçışı olamayacağının farkındaydı.

“Sadece arkadaşlarım arasında paylaştım. Aycan amca hiçbir şekilde öğrenemez,” dediğinde tek kaşım havaya kalktı. Mantıklı düşünebilmiş ama emin olmam gerekiyordu.

“Ya arkadaşlarından biri vasıtasıyla öğrenirse?”

“Sen ve Asena dışında kim Aycan amcayı tanıyor Çağıl!” dudak büktüm.

“Asena bilmiyor mu?”

“Biraz sinir edip söyleyecektim.”

“Trip yiyeceksin gibi.” Halıda olan bakışları bana döndü.

“Nasıl ya? Emin misin?” başımı sallayarak emin olduğumu belirttim.

“Az öce saydıklarımdan sonra hak eden konumdasın. Ayrıca dün bütün gün senin uğraşmalarına katlandı.”

“Ne yapmalıyım peki?”

“Tam olarak neden yaptığını ona açıkla. Aycan amcanın da görmeyeceği hakkında kesin konuş. Özür dile.”

Kardeşime ilişki tavsiyesi vererek bir numaralı kardeş ödülüne adayım arkadaşım. Desteklerini bekliyorum.

“Şimdi sen söyle. Asena mı aldı lahmacunu?” sabırsız olduğu belliydi.

“Parayı ödeyip ödemediğini mi soruyorsun? Onun aklına gelip gelmediğini mi?” Bu sefer göz deviren oydu.

“Ne olur bir kere de ilk sorduğumda cevap versen?” Omuz silktim.

“İkisini de soruyorum.” Birkaç saniye yüzüne bakıp bekledim. Heyecanını arttırmak hoşuma gidiyordu. Bir de sürekli benden bir şeyler öğrenmeye çalışması. Akıllı kızım, tabi ki de arkadaşımı satmıyorum. Birine ne kadar bilgi veriyorsam diğerine de o kadar veriyorum.

“Asena’nın aklına geldi. ‘Erken gidip sürpriz yapmak senin aklına geldi, senin sürprizin. Benim sürprizim de lahmacun olsun’ dedi. O aldı.” Yüzünde vatan gülüşü olduğuna yemin edebilirim. O anda karşımda küçük Eymen’i gördüm sanki. Benim yaptığım sürpriz şu anki Eymen’in mutlu etmiş, çocukluğunu hatırlatmıştı. Ama Asena’nın sürprizi hem şimdiki Eymen’in hem de küçük Eymen’in gönlünü çalmıştı. Tek sorun Asena bunun farkında değildi.

“Az önce dediklerin, kesin çözüm mü?” derken ki haline göz devirdim. Hemen konuyu değiştirmişti. Böyle de çekincesi vardı işte. Beni arada bırakmam için olabildiğince kısa kesmeye çalışıyordu.

“Biraz azaltabilirsin. Trip atıp atmamak ona kalmış. Belki de trip atacak kadar önemli görmez.”

“Beni mi?” diye sordu şaşkınlıkla.

“Beni trip atacak kadar yakın mı görmüyor. Ya atmazsa?” Gözlerim büyüdü.

“Teselli etmeye çalıştım Eymen. Nereden ne çıkardın.” Koltuktan kalkıp kapıya doğru ilerledim.

“Ne istiyorsun anlamdım ki ben?” Arkamdan çıkmayıp odada kaldı. Asena’nın oturma odasında giyinmiş olduğunu gördüğümde kapıda durup ona seslendim.

“Günaydın canım.” Telefondaki bakışları bana döndüğünde kaşları çatılmış yüzü düzelmiş, gülümseyemeye dönmüştü.

“Günaydın,” dedi sakin çıkan sesiyle. Az önceki Eymen’e olan sinirine dair zerre belirti yoktu. Eymen’in tripi şimdiden başlamıştı demek. Asena’ya gülümseyip banyoya geçtim.

Banyodaki işlerimi hallettiğimde mutfaktan gelen seslerle oraya yöneldim. Eymen kahvaltı hazırlıyordu. Saçımı az önce toplamıştım. Giydiğim pijamanın kollarını sıvarken tezgâha yöneldim.

“Asena nerede?”

“Misafir odasında. Eşyalarını topluyor.”

“Ne zaman konuşacaksın?”

“Yemekten sonra,” dedi menemen için yumurtaları kırarken. Ellerimi yıkarken yandan ona baktım. Üzerinde hala pijamaları vardı.

“Yemekten sonra hazırlanman gerekmiyor mu?”

“Hızlıca hazırlanırım. Bir şey olmaz.”

“Sen geç hazırlan. Ben yemeği yaparım,” dedim elinden menemen kavanozunu alırken. Şaşırdı birkaç saniye.

“Bakma öyle şaşkın şaşkın. Kesin geç kalırsın Asena ile konuşacağım diye. Ben hazırlanırken de siz konuşursunuz.” Yanağımdan makas alıp giderken yandan, yüzündeki gülüşü görmüştüm.

“Toplamayı sen yapacaksın ama!” diye bağırdım arkasından.

Yardım etmenin de bir sınırı vardır, değil mi arkadaşım?

Ben yemeği hazırlarken bir süre sonra Asena da yanıma gelmişti. Siyah, ince askılı, salaş ve bileklerinin üzerinde biten elbisesinin üzerine krem kalın hırkasını giymişti. Saçlarını salık bırakmıştı ama yanıma gelinde ensesinde hafif bol bir şekilde topladı.

“Eymen yine rahat durmamış,” dediğimde yüzünde her zaman olan gülümsemesi gitti. Tekrar hatırlamış gibi göz devirdi.

“Bir de yemek yapıyoruz ona değil mi?” diye yakındı bana. Gülmem ile bana döndü. Kaşları çatıldı. Onun yanına olmamı bekliyordu. Öyleydim zaten ama Eymen’i de dinlediğimden gülmemi tutamamıştım.

“Bakma öyle,” dedim işime devam ederken.

“Konuştum ben onunla. Azarladım da. Seninle konuşacak.” Nefes verdi sinirle.

“Ben konuşacak mıymışım peki onunla?”

“Bilmem? Konuşacak mısın?” dedim gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken.

“Düşüneceğim.” Başımı salladım.

“Düşün,” diye mırıldandım. Sofrayı hazırladığımızda Eymen de mutfağa giriş yapmıştı. Siyah kot pantolon ve krem kazak giymişti. Bulunduğum yerden birkaç adım geri çekilip ikisine şöyle bir uzaktan baktığımda çok uyumlu olduklarını fark ettim. Eymen Asena’nın ne giydiğini görmüş, kendi kıyafetini ona göre seçmiş olmalıydı. Aklınca uyumlu olmaya çalışıyordu ve başarmıştı da.

Eymen’in geldiğini fark eden Asena hiç onun tarafına bakmıyordu. Sandalyesini çekip yerine otururken Eymen’in bakışlarıysa ondaydı. Ondan bir pas alamayacağının farkına varınca bana döndü. Omuz silkip ben de masadaki yerime, Asena’nın yanına, oturdum. Eymen de kaşımıza oturduğunda besmele çekmek dışında sessizleşmiştik.

“Senin dersin mi var Yavru Kurt?” Eymen’in konuşma çabası Asena’nın başını sallayarak kesmesi kadar kısa sürmüştü. Eymen bir şey yapmam için baktığında mecbur olaya el attım.

“Sabah telefona bakarken kaşlarını çatmıştın. Bir şey mi oldu?” Asena bana döndüğünde birkaç saniye düşündü sorduğumu. Aklına gelmiş olacak ki yerinde dikleşip ağzındakini bitirebilmek için suyundan bir yudum aldı.

“Öğleden sonraki bir dersim öne alınmış da.”

“Eve gidersen yetişebilecek misin?” Dudağını büktü soruma karşı.

“Muhtemelen hayır. Babama söyleyeceğim işe giderken valizimi alabilir mi diye. En azında arabada kalır.”

“İstersen ben seni eve bırakırım Yavru Kurt. Valizini bırakırsın.” Asena Eymen’e bakıp gözlerini kıstı. Başını iki yana sallayıp reddettiğinde Eymen bir kez daha şansını denedi.

“Bak okula bırakamam zaten. Benim de dersim var. Ama ben varken Aycan amcayı çağırmana gerek olmadığını biliyorsun.”

“Babama bir de onun açıklamasını yapamam Eymen. Gerek yok,” dedi Asena yüzüne bile bakmadan. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Eymen bozulduğundan bir şey demedi. Birazdan Asena ile konuştuğu zamanda onu ikna edeceğine emindim. O yüzden şimdilik bir şey demedim.

🏹🎯🏹

Yemekten sonra ben hazırlanmaya gitmiş, ikisini konuşmaları için yalnız bırakmıştım. Dün otobüste giydiğim kıyafetlerimi giyerek işimi kolaylaştırmıştım. Valizimi kapının önüne getirdiğimde hala mutfakta olan Eymen ve Asena’ya doğru seslendim.

“Kusura bakmayın, konuşmanızı bölüyorum ama ben hazırım.” Uykum, yemekten sonra tekrar bastırdığı için bir an önce evden çıkmak istiyordum. Direkt eve geçecektim. Ve planım sıcak bir duştan sonra pijamalarımla birkaç saatlik uykuydu.

Eymen mutfaktan çıktığında yüzünde muhteşem sırıtması vardı. Asena’yı ikna etmiş olmalıydı ki bu kadar mutluydu. Yanıma geldiğinde valizini almaya giden Asena’nın peşinden gidiyordu ki kolundan tutup yanıma çektim. Eymen’e sorabileceğim tek anım şu andı.

“Ne yaptın?” dedim fısıldayarak.

“Konuştum,” başımı salladım devam etmesi için.

“Kırdığım için özür diledim. Bir şey daha anlattım ama o sana anlatır zaten,” dediğinde gözlerimi kıssam da başımı salladım.

“İyi yapmışsın. Aferin,” deyip koluna destek verircesine vurdum birkaç kez. Kapıyı açıp ayakkabılarımı giymeye yöneldiğimde Asena da valiziyle geldi.

Eymen ikimizin valizini de alıp aşağı indiğinde kapıyı kapatmak bize düşmüştü. Asena ayakkabılarını giyerken ben de kapıyı kapatıp kilitledim. Arkamı döndüğümde Asena da işini bitirmişti. Göz göze gelince gülümseyip göz kırptım. Aynı şekilde o da gülümsediğinde birlikte aşağıya indik.

Eymen valizleri bagaja yerleştirmiş, şoför koltuğuna oturmuştu. Bu sefer arka koltuğa yayım ve ben yerleştik. Asena’nın yolu daha uzundu. O yüzden ona ön koltuğu vermiştim.

“Yüksek müsaadenizle bir fotoğraf çekmek istiyorum hanımlar,” dedi Eymen arabayı çalıştırmadan önce.

Burada bir NEDEN? Diyesim geldi ama Eymen’in fotoğraflara olan bağlılığını bildiğimden bir şey diyemedim arkadaşım. Eymen, eskiden fotoğraf çekmeyi çok sevmezdi. O yüzden de çok fazla aile fotoğrafları yoktu. Akif babam vefat ettiğinde ve ondan geriye sadece birkaç fotoğraf kaldığından Eymen’in fotoğraflara bakış açısı değişmişti. Onun için önemli olan fotoğrafları ya çıkartır yanında, cüzdanında, taşır ya da telefonunda, bilgisayarında duvar kâğıdı olarak kullanırdı.

🏹🎯🏹

İçime derin bir nefes çekerken kolumdaki yayı yine fark etmeden tekrar düzelttim. Yüzüme güzel olduğunu düşündüğüm bir tebessümümü yerleştirip iki defa kapının tokmağını çaldım. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından içeriden sesler gelmeye başladı. Kulağımı kapıya dayayıp sesleri dinlemeye başladım. İlk olarak yüksek sesinden dolayı kapının ardından bile duyabildiğim televizyon sesi kesildi. Bir kapı açılıp kapandı. Tahminimce oturma odasıydı. Peşinden kısa ama hızlı adımlarla çıkan terlik sesi, giderek daha da belirginleşti. Küçük bir nefes verip kendimi geri çektim ve kırmızı kapımıza odaklandım.

Yanlış okumadın arkadaşım. Kırmızı bir kapımız var:)

“Kim o?” diyen zarif, ince ses Selma Sultan’a aitti.

“Benim annecim,’ duyabileceği şekilde karşılık verdiğimde kapı saniye dolmadan açıldı. Annem; üzerinde pembe pijaması, boynunda numaralı gözlüğü, başındaki fosforlu tacı ve pofuduk terlikleriyle karşımdaydı. Kombinasyon müthiş Selma Sultan! İkimizin de karşılıklı gözleri parlıyordu resmen.

“Çağıl, hoş geldin annem.”

“Hoş buldum,” deyip ayakkabılarımı çıkardığım gibi içeri adımladım. Annem kapıyı hafif kapatıp geri çekilince ilk hedefim o olmuştu. Sıkıca sarıldığımda o da bir eliyle beni sarıp diğeriyle sırtımı sıvazladı direkt.

“Nasılsın Selma Sultan?” dedim geri çekilirken.

“İyiyim annem. Sen nasıl geldin. Söyleseydin ya, baban alırdı seni annecim.” Soruları anında yüklenmeye başladığında gülmemi tutamadım.

“İçeri bir geçelim bir annecim, anlatırım. Babam ne yapıyor?” Çantamı portmantoya, yayımı da düzgünce yere bıraktığım gibi giriş kapısının tam karşısında olan salona doğru ilerledim.

“Televizyona bakıyordu daha şimdi. Yeni bir maç mı ne vardı,” diye cevap verdi annem. Babam tuttuğu takım olsun olmasın tüm maçlarım izlemeyi çok severdi.

Kulpu tuttuğum gibi kapıyı bir hışımla açmamın sebebi babama geldiğimin şokunu yaşatmaktı. Lakin yanlışlıkla televizyonun karşısındaki koltuğunda uyuya kalmış babamı uyandırıp ‘neredeyim ben?’ şoku yaşatmış oldum.

Yüksek sesten dolayı irkilerek uyanan babam, hala etrafını algılamaya çalıştığı birkaç saniye içerisindeyken odama kaçmakla vereceği tepkiyi beklemek arasında kalmıştım. Babamın çok aksi birisi olduğunun söyleyemem. Ama uykusundan düzgün bir şekilde uyandırılmamak onun en sevmediği şeylerden biridir. Son zamanlarda çok çabuk ve beklenmedik zamanlarda uykuya daldığı için daha da bir sinirlenir olmuştu böyle durumlarda.

Yerimde kalmaya karar vererek elimi kapı kulpundan çektim. Aynı saniyede babamın çatılı kaşları altındaki delici bakışları bana döndü. Uyku mahmuru olduğundan mı, ne dese bilemediğinden mi bir süre babamın sinirli olan bakışlarına karşılık masum olduğunu düşündüğüm yüz ifademle baktım.

“Çağıl?” diyen babamın sesi şaşırmış ve boğazından geliyordu.

“Babacım?” dedim ben de sesimin en tatlı tonunu kullanarak. Kendisini uyandıranın ben olduğumu fark etti. Yavaşça önüne döndü, bakışları tenis maçı açık olan televizyona yöneldi. Sonra tekrar bana döndü. Kafasında buraya nasıl geldiğimle ilgili ihtimalleri sıralıyor olmalıydı. Şu an bunu düşünüyor olması benim için iyiydi. Belki de onun biricik kızı olduğumu, bir haftadır yarışma için İstanbul’da olduğumu, beni uzun bir süredir göremediğini ve benim bu saatte çok yorgun olduğumu düşünerek bana kızmayabilirdi. Evet evet. Kesinlikle böyle olmalıydı. Normalde böyle olurdu ama babamın kaşları hala çatılıyken ben kızı olduğumdan bile emin olamıyordum ki! Eymen babamdan korkmakta haklı olabilir miydi acaba?

“Sen nasıl geldin?” sorusunun ikinci defa gelmesiyle gerilen omuzlarımı düşürdüm. Saçma düşüncelerimi de bir rafa kaldırdım. Hızlıca babamın çaprazında kalan teklilerden birisine kendimi bırakıp babama döndüm.

“Otobüsle geldim,” dedim geriye yaslanırken. Buradan devam et Çağıl. Dikkatini nasıl geldiğimize çekmeliyiz.

Babam da yerinde doğrulmuştu. Az önce babamın uyandığını görmesiyle yanımızdan tüyen, ocakta yemeği olduğunu düşünmeyi tercih ettiğim, annem de yanımıza gelip yanımdaki tekli koltuğa oturdu. Her zamanki gibi örgüsünü eline aldı. İşte tam şu anda evde hissediyordum. Ne kadar uzun bir süre geçmese de şu anı özlemiştim. Arkada açık olan babamın izlediği maçlar, annemin burnunun ucunda olan yakın gözlükleri ile elinde muhakkak olan örgü ve işlemesi, hepimizin aynı yere oturması…

“Haber verseydin baban alırdı seni,” derken annemin sesi alttan alttan trip atan cinstendi.

“Eymen aldı annecim. Dün akşam geldik. Babam uyumuştur o saatte çoktan.”

“Daha dün sabah aradım o keratayı da bana bir şey demedi ya. Bir çıtlatsaydı en azından. Yemek yapardım senin gelmene bilseydim.” Örgüsünü yaparken asla bakmaya gerek duymasa da bana trip attığını belli etmek için başını kaldırmıyordu.

“Ona da sürpriz yaptık annecim. Sen konuştuğunda muhtemelen daha bizimle konuşmamıştı bile. Kızma çocuğa boşu boşuna,” derken yine gereksizce Eymen’i koruyordum. Şu an kendimi aklamam gerekirken hem de.

“Asena kızım nerede?” Babam, sorusuyla odağı annemin üzerinden çekmişti farkında bile olmadan. Az önce annem de babamın sinirini engellemişti odağı kendine çekerek.

Garip olan şu ki arkadaşım, ikisi de ne yaptıklarının farkında değillerdi. Tabi benim de işime geldiğinden yaptıklarını fark etmelerini sağlayarak uğraşmayacaktım bu sefer.

Tüm sorularına cevap vermeden beni rahat bırakmayacaklardı. O yüzden sabırla ikisine de cevap veriyordum.

“Eymen beni bıraktıktan sonra onu da evine bırakacaktı baba. Yoldalardır şu an. Selam söylediler ikisi de.” Annem de babam da selamlarını aldı. Birkaç saniye bir şey diyecekler mi diye bekledim. Yeni bir soru gelmediği gibi lafa atladım.

“Annecim ve babacım. Benim çok uykum var,” derken gözlerimi kapatmamın nedeni hem gerçekten çok uykumun olmasından hem de mükemmel ikna becerilerimdendi. Saat daha bana göre çok erkendi. Ve uyku konusunda Samet Özdemir’in kızıydım ben. Beni tanıyan ailemse bunu çok iyi biliyordu.

“Çok az uyuyabildim ve çok yorgunum. Odama çekilebilir miyim?” gözlerimi açıp anlayış bekleyerek ikisine döndüm. Annem elindeki örgüsünü örmeyi bırakıp gözlüklerinin üzerinden babama baktı. Aynı şekilde babam da anneme baktığında ikisinin arasında bir şey olduğunu anladım.

“Sizin konuşacaklarınız var anlaşılan. Ben kaçıyorum.” Yerimden kalkıp kapıya yönelmiştim ki babamın sesi beni durdurdu. Oysa ne güzel kaçıyordum.

“Çağıl.” Babama döndüm.

“Efendim,” dedim. Bir an önce yatağıma kavuşmak istiyordum. Daha banyoya girmem ve valizimi boşaltmam gerekiyordu. Onları bile akşama ertelemeyi düşünürken babamın bakışları hiç hoşuma gitmedi.

“Seninle biraz konuşmamız lazım kızım.” Galiba bir süre uykuyu ertelemem lazımdı. Annemle değil benimle konuşması gereken bir şey vardı. Ve şu an bunu ertelemiyorsa önemli olmalıydı. Gelecek olanın ne olacağını bilememenin stresiyle, yatma umuduyla kalktığım koltuğa geri oturdum.

“Konuşalım babacım.” Babamın yüz ifadesi gittikçe düşünceli ve sıkıntı bir hal alıyordu. Bundan hoşlanmadım. Babam ne olursa olsun benimle rahat konuşan birisiydi.

“Bir sorun mu var,” dedim bakışlarım annemle babam arasında gidip gelirken.

“Korkutma kızı Samet. Anlat gitsin,” dedi annem. Çok haklıydı. Anlat bitsin baba. Gerek yok bu kadar gerilim yaşatmaya.

“Nasıl söyleyeyim ben bunu Selma?” dedi babam sıkıntıyla.

“Ney bu kadar söyleyemediğiniz ya? Acayip stres oldum şu an.”

“Senden Kulüp adına bir şey yapmanı isteyeceğim,” diye sonunda bir giriş yapabilmişti babam.

“Ne istersen yapacağımı biliyorsun baba,” dedim kendini rahat açabilmesi için. Doğruydu dediklerim. Bu zamana kadar ne isterse elimden geldiği kadar yapmıştım ve yine yapardım Allah’ın izniyle. Babam derin bir soluk verdi. Bu konuşma onu zorluyor gibiydi. Ama nedenini henüz anlayabilmiş değildim.

“Uludağ Üniversitesi’nden bir iş teklifi geldi. Üniversite öğrencilerine bir yarışma düzenlemek istiyorlar.. Dönem başından sonuna kadar bir eğitim vereceğiz ve dönem sonunda bir yarışma olacak.” Gözlerim büyüdü, ağzım açık kaldı. Daha önce bu kadar büyük bir etkinlik fırsatı geçmemişti elimize. Bu çok iyi bir şeydi.

“Çok iyi bir haber bu baba!” dedim hala dediklerini düşünürken. Üniversite öğrencilerine eğitim vermek biraz zor olmalıydı.

Ben bu zamana kadar yaşım dolayısıyla hep lise çağındaki ya da daha küçük öğrencilere eğitim vermiştim arkadaşım. Bu durum değişmediğine göre babamın benden antrenör olmamı isteyeceğini düşünmüyordum.

“Peki benden ne istiyorsun?” diye sordum o yüzden. Babam anneme bir göz attı. Devamını annemin anlatmasını istiyor gibiydi ancak annem bu zamana kadar olduğu gibi konuşmaya katılmadı. Genelde baba kız aramıza girmez, sonradan benimle konu hakkında konuşurdu. Şimdi de babama hiç pas vermeyip örgüsüne devam edince babam mecbur bana döndü.

“Senden tek bir şey istemiyorum aslında,” ağzında geveleyerek söylemesinden dolayı anlasam da ne demek istediğini anlamlandıramamıştım.

“Anlamadım?” dedim.

“Senden bu işe öncülük etmeni istiyorum. Yani görüşmelere senin katılmanı ve Acemi Ocağı Okçuluk Kulübü’nü temsil etmeni istiyorum. Aynı zamanda çok fazla öğrenci katılımcı olacaktır. En iyi antrenörlerim sen ve Murat. İyi bir iş çıkarabilmemiz için yarışacak takımlardan birisinin antrenörü olmalı ve Murat’la rakip takımlarda yarışmanı istiyorum.”

🏹🎯🏹

by Yeşil💚

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.