İçeriğe geç

Acemi Ocağı

Bölüm 4 · 13 dk okuma

Acemi Ocağı

Bölüm 4

Lahmacun ve Süt

Kolumun dürtüldüğünü hissetmemle gözlerimi açıp kulaklığımı kulağımdan çıkardım. Etrafta tek tük ışık vardı. Yanımda oturan Asena'nın toparlandığını fark ettiğimde kendime gelmek için birkaç saniye tanıdım.

Altıma aldığım ayaklarımı yere, ayakkabılarım üzerine indirirken bir yandan gözlerimi ovuşturuyordum. Otobüsteydik. Muhtemelen Bursa terminaline yaklaştığımız için uyandırmıştı Asena. Saat geç olduğundan arabanın ışıkları kapanmış kırmızı loş ışıklar açılmıştı. Bir de telefona bakan yolcuların ekranlarından çıkan ışıklar vardı.

Kendime biraz olsun geldiğimde ilk önce boynumda hala çalmakta olan kulaklığımı kapattım. Spor ayakkabılarımı tam giydiğimde hafifçe kalkıp üzerimdeki eteği düzelttim. Asena'ya baktığımda çantasını toparlamakta olduğunu gördüm. Yaklaşık üç saatlik bir yolcuktaydık ama ikimizin de gün içindeki yorgunluğu bizi uyutmuştu. Ters yattığımdan omzum hafiften ağrıyordu. Ama yay çekmekten oluşan ağrılar sayesinde alışıktım.

Sevgili arkadaşım. Yine bir dipnot geçmek istiyorum. Yay çekerken ki ağrılardan kastım yayı yanlış kullanımdan oluşan ağrılar. Eğitimimin ilk yıllarında sık sık yaşasam da bir süredir bu ağrıları hissetmiyorum. Yani evet çok saçma bir alışkanlık cümlesiydi. Hala kendime gelebilmiş değilim.

Telefonumun siyah ekranından eşarbım bozulmuş mu diye baktım. Tepemdeki kırmızı ışıktan ne kadar görülüyorsa o kadar düzeltebildim. Kulaklığımı çantama kaldırdığımda boğazım kuruduğundan yanımdaki şişeden birkaç yudum su içtim.

Cam kenarında oturuyordum. Asena da yan koltuğumda. Cama çektiğim, klasik kırmızı perdeyi çektiğimde terminale yaklaştığımızı net bir şekilde gördüm.

"Hazır mısın?" Asena'nın sesiyle ona döndüm. Başımı sallayıp cama yasladım ve ona o şekilde bakmaya devam ettim.

"Eymen'i ben mi arayım sen mi?" diye sordum hala uyku akan sesimle.

"Aman ben bugün yeterince onunla uğraştım. Lütfen sen ara Çağıl. Zaten bugünkü halinden sonra gitmesek mi diye düşünmüyor değilim," dediğinde gülmeme engel olamadım.

"Gül sen gül. Evde de ben güleceğim senin haline," deyip şahadet parmağını bana doğru salladı.

"Eymen bizi bir görsün, her şeyi unutur. Onun konuşmasını yarın çekeriz anca. Yarın da dersleri yoğunmuş. Yani canım arkadaşım," başımı yasladığım yerden kaldırım elimi omzuna koydum.

"Eymen bizimle konuşmaya vakit bulamayacak."

"Ben her türlü başımdan savdım zaten de. Senin için iyi olmuş," dediğinde hak verdim.

Sevgili arkadaşım, Eymen Allah'tan insaflıydı da bizimle sıra sıra uğraşıyordu. Benim yarışmam olduğundan tüm gün Asena ile uğraşmıştı. Yani bir sonraki boş vaktinde kesinlikle hedefi ben olacaktım.

Sırtımı koltuğuma yaslarken telefonumu açtım. Ama parlaklığı fazlaydı. Gözümü kısıp parlaklığı azaltmaya çalışırken yavaş yavaş ayıldığımı hissediyordum. En sonunda parlaklığı gözüme göre ayarladığımda mesajlardan Eymen ile olan konuşmamıza girdim. Benim otelde onu aramamdan sonra bir daha konuşmamıştık. Ama son görülmesi birkaç dakika öncesiydi. Hızlıca mesaj yazarak nasıl olduğunu sordum. Cevap bir dakika dolmadan geldi.

Sütüzüm😎: İyiyim, sen?

Siz (ÇÖ): İyi, uyuyacak mısın?

Sütüzüm😎: Hayır

Sütüzüm😎: Bir sorun mu var?

Siz (ÇÖ): Evet

Devamını yazacakken benden önce davrandı.

Sütüzüm😎: Ne oldu?

Siz (ÇÖ): Biz kapıda kaldık

Dedim ve gelecek olanı bekledim. Ama yaklaşık yarım dakika bir mesaj gelmedi. Asena ne olduğunu sorduğunda görebileceği şekilde telefonu ortaladım.

Sütüzüm😎: Nerenin kapısında?

Siz (ÇÖ): Terminalin kapsında

Eğer Eymen gelmezse kesinlikle kapıda kalmıştık. Hatta buna sokakta kaldık demeliyiz. Yine algılaması için bir yarım dakika geçti sanırsam. Ama bu sefer yazıyor yerine ekranda araması belirdi. Asena ile birbirimize baktığımızda sesin otobüstekileri rahatsız etmemesi için hızlıca açtım telefonu.

"Çağıl!"

"Efendim Eymen?" Sesimi Eymen’in duyacağı kadar yüksek ama başkalarını rahatsız etmeyecek kadar kısık tutmaya çalıştım. Ne kadar becerebildim, orası muamma.

"Bursa Terminalindesiniz değil mi?" Derken sesi fazla heyecanlı ama uzaktan geliyordu. Bir an ben de heyecanla başımı salladım. Sonra bunu görmeyeceği aklıma gelince cevap vererek onu onayladım.

"Evet. Birazdan ineceğiz."

"Niye daha önce haber vermedin kızım. Siz inmeden gelirdim."

"Sürpriz işte Eymen."

"Anladım, onu gelince konuşacağız. Şimdi çıkıyorum," derken sesi daha yakına gelmişti. Galiba hazırlanıyordu ve az önce hoparlörü kapatmıştı.

"Ben gelene kadar içeride bekleyin. Hava esiyor."

"Tamam, en düşünceli abi sensin Eymen Özgür. Bir şey demiyorsan kapatmam lazım."

"Tabikisi abisi. Ne zaman indiğinizi söyleyip kapatabilirsin."

Telefonu kulağımdan çekip saate baktım.

"7 dakika var herhalde," dediğimde telefondan bir ses yükseldi. Apartman kapısını kapatmış olmalıydı.

"Sen neden iyi kardeş olup zamanında aramıyorsun Çağıl!" Şimdi de Eymen’in sesi yükseklikle alçaklık arasında kalmıştı.

"Uyuyordum Eymen. Yeni kalktım," dedim her kelimenin üzerine basarak. Başka bir şey deme gereği duymadan yüzüne kapattım. Şu an aklında onlarca soru olduğuna emindim. Ve bundan eve gidene kadar kaçacaktım.

Otobüs terminalde durduğunda hızlı bir şekilde yukarıya yerleştirdiğim yayımı düzgünce aldım. Onu ne yanımda düzgün taşıyabilirdim ne de bagaja koydurabilirdim. Bıraktığım gibi düzgün halde aldığımda oyalanmadan Asena ile aşağıya inip valizleri beklemeye başladık.

“Sence kıyafetlerim lahmacun kokmuş mudur?” diye sordu Asena sıkıntıyla önündeki insanların valizlerini almasını beklerken.

“Abi iyice sarmıştı pakete. Poşete de koydurttuk. Bence kokmamıştır.”

“Babam evde lahmacun kokusu alır da onun yerine Eymen ile yediğimi öğrenirse çıldırır. Zaten Eymen’i sevmiyor.” Gözlerinin önüne o an gelmiş de yaşamış gibi olunca başını iki yana sallayarak bundan kurtulmaya çalıştı.

“Aycan amca Eymen’i bu yüzden sevmiyor olabilir mi?” dedim aklıma gelenle.

“Onsuz lahmacun yediğim için mi?” sorduğum soruyu anlamadığında gülerek kafamı iki yana salladım.

“Aycan amca ve Eymen’in birçok ortak özelliği var. Lahmacun yemek gibi. 101 oynamak gibi. Ya da alışverişe çıkmamak gibi. Sen bunları Aycan amcayla yaparken ona bir şekilde nazını geçirip erteleyebiliyorsun. Okulundan dolayı ya da zaten bunları yapabileceği arkadaşları olduğunda. Sonrasında da Aycan amca bunlardan herhangi birini Eymen ile yaptığını öğreniyor. Bence Eymen’i ona tercih ettiğini düşünüyor olabilir.”

“Ama sen de o zamanlarda bizimlesin. Seninle de aynı şeyleri yapıyorum. Seni niye seviyor,” derken valizlerimizi sonunda alabilmiştik. Muavine teşekkür edip hızlıca kalabalıktan ayrıldık ve içeri doğru yol aldık.

“Çünkü ben de Aycan amcayı seviyorum,” dediğinde saf olduğunu bildiğim arkadaşımın bana atmaya çalıştığı kötü bakışlarını görseniz korkmak yerine ne kadar tatlı gözüktüğünü fark edersiniz. Ama bunu söyleyerek Eymen gelene kadarki zamanda kendimi tehlikeye atmak istemiyorum.

“Bakma bana öyle katil ördek. Tamam şakaydı. Ama bence bunun cevabını kendin bulmalısın. Ya da Eymen’e sorabilirsin.” Bence nedeni Eymen’in erkek olmasıydı. Yani ben Asena’nın kız arkadaşıyım. Ama ya Eymen’in vasfının arkadaş olduğundan emin olamıyor ve onu bir tehlike olarak görüyor ya da sadece Eymen’i kıskanıyordu.

“Öyle diyorsun,” dedi gözlerini kısarak.

“Öyle diyorum,” derken başımı sallayarak ben de ona uydum.

“Aslında Eymen’i sorguya çekmek için güzel bir fırsat.” Aklına yatmış olmalı ki başını sallarken hızlıca oturmak için yer seçmiş ve oraya ilerlemişti. Tabi ki ben de peşinden ilerledim.

🏹🎯🏹

Eymen’in geldiğini belirten mesajdan başımı kaldırmamla girişte onu görmem art arda gerçekleşti. Asena’da fark etmiş olacak ki aynı anda kalkıp valizlerle girişe doğru ilerledik.

“Pijamalarla mı çıkmış o?” Asena kaşlarını çatmış Eymen’i görmek için gözlerini kısmıştı. Yayımı bu sefer elimde düzgün bir konumda tutmaya çalışırken dediği doğru mu diye ben de Eymen’in üzerine baktığımda altında evde giydiği mavi bir pijama altı üzerinde de mavi tişört ve siyah ceketi vardı. Yani sadece ceket almış olmalıydı üzerine. Telefondan gelen giyinme sesleriyse aksini iddia ediyordu.

“Bu kadar hızlı gelmesine şaşmamalı.” Eymen de bizi fark ettiğinde hızlıca yanımıza geldi.

“Hoş geldiniz Bursa gülleri.” Yüzünde kocaman diyebileceğim kahve gözlerine sıçrayan bir gülümseme vardı. Ceketinin cebindeki ellerini çıkarıp hızlıca bana sarıldı.

“Hoş geldin Süt Güzeli,” ben de kollarımı ona sardım.

“Hoş bulduk Süt Yiğidi,” dedim gülümserken. Benden ayrıldı, aynı şekilde Asena’ya sarıldı.

“Hoş geldin Yavru Kurt,” dedi ona da. Asena’da az önce benim yaptığım gibi gözlerini kapattığında yüzünde güzel gülümsemesi vardı.

Şimdi fark ediyorum da arkadaşım, ikisinin de gülümsemesi çok güzel. Beraber oldukları zamanda aralarında ne kadar çekişme olsa da ikisi de birbirine kocaman gülümsüyor. En güzel gülüşlerini en özel kişilere gösteriyorlar. Umarım sen de gülüşlerini en özele, en güzele, hak edene gösteriyorsundur…

“Hoş bulduk Aslan Parçası.”

Biz çocukluktan beridir beraber büyüdük arkadaşım. Asena benim çocukluk arkadaşım Eymen ise kardeşim. Ama Asena Eymen’in hayatına daha önce de var olsa da tam anlamıyla lise yıllarında girdi diyebilirim. O zamandan beridir devam eder bu birbirimize farklı seslenmişizdir. İslam’da lakap sevilmez ama bizim kullandıklarımız lakap değil güzel hitap;

Eymen benim süt kardeşim olduğu ve bunu belirtmeden duramadığı için bana Süt Güzeli diyor. Tabi ki tek hitabı bu değil. İçinde ‘süt’ kelimesi geçen tüm hitaplar banadır. Ben de ona uyarak Süt Yiğidi diyorum. Yiğit isminin özelliğinin de farklı bir zamanı var. Aynı şekilde Yavru Kurt ve Aslan parçasını da özelliklerini öğrenmenin başka zamanı olduğu gibi.

İkisi ayrıldığında Eymen hızlıca etrafa bir göz gezdirip biz daha ne olduğunu anlayamadan ikimizin valizini de almıştı. Ben takmadan Eymen’in peşinden gitsem de Asena valizi taşıyabileceğinden bahsediyordu. Eymen bir saniyelik durup cebinden anahtarı çıkardı ve Asena’ya doğru attı. Asena ona atılan anahtarı ona çarpmadan hemen önce fark edebildi.

“Çok istiyorsan bunu taşıyabilirsin Yavru Kurt.” Asena göz devirip önüne döndüğünde terminal binasından çıkmıştık.

“Beni ne kadar beklediniz?”

“10 dakika anca olmuştur,” diye cevap verdim Eymen’e.

“Trafik kurallarına uydun değil mi Eymen?”

“Aşk olsun Yavru Kurt. Ben sorumsuz bir vatandaş mıyım?”

“Ne münasebet canım. Seren teyze Çağıl ile bana senin cezalarını şikâyet etmiyor zaten. Biz bilmiyoruz diye çekinme.” Eymen onaylamak için bana döndü.

“Öyle mi yapıyor?” diye fısıldamasıyla Asena’da koluna bir şamar yemesi bir oldu. Ben daha cevap veremeden Asena’ya döndü.

“Bir de bana inanmıyor ya,” diye mırıldandı Asena.

“Ne fark eder,” derken tekrar bir göz devirdi.

“İkimizle birlikte konuştuğunda söylüyor Eymen.”

“Annem niye beni ispiyonluyor ya. Ben mi oğluyum siz mi kızlarısınız belli değil.”

“Bunu Seren anneme sorsan üvey çıkarsın Eymen,” dediğimde Asena bana hak vererek gülmeye başladı.

Arabanın yanına vardığımızda Asena kapıyı açtı. Eymen hızlı olabilmek için bulduğu ilk yere park etmiş, dolayısıyla biz terminalin dışına kadar yürümüştük. Eymen valizleri bagaja yerleştirirken ben ön koltuğa Asena da arkaya yerleşti. Yayımı da ona vermiştim arkaya düzgünce yerleştirsin diye. Eymen de hızlıca ön koltuğa yerleştiğinde terminalden çıktık.

“Asena seni bırakıyor muyuz, bende misiniz?”

“İkimiz de sendeyiz Eymen,” dediğinde Eymen başını sallayarak onayladı. Belli etmemeye çalışıyordu ama yaptığımız sürpriz onu çok mutlu etmişti. Yüzündeki solmayan tebessümü buna kanıttı.

“Peki ne yiyeceğiz hanımlar?” diye başka bir soru yöneltti Eymen artık terminalden tamamen çıktığımızda.

“O kadar misafirin olacağız Eymen Bey. Bizi aç mı bırakacaksın?” dedi Asena. Yemeğimiz vardı ama Eymen ile uğraşıyordu.

“Ben sizi aç bırakmam ama yumurta da yedirmek istemem Yavru Kurt.” Dikiz aynasından Asena’ya sonra da kısa bir an bana baktı.

“Bu saatte her yer kapalıdır. Önceden haber etseydiniz bir şeyler hazırlardım.” Alttan alttan iğnelediğinde göz devirdim.

“Uuuu. Sınavı geçtin Aslan Parçası. Merak etme biz yemeğimizi de getirdik. Boşuna iğneleme arkadaşımı.” Eymen bana döndüğünde kaşlarını kaldırmıştı. Aynı şekilde dikiz aynasından Asena’ya da baktı.

“Ne aldınız?”

“Lahmacuuun,” dedi Asena uzatarak. Eymen daha çok şaşırmıştı ama gözleri de ışıldamaya başladı.

“Ciddi misiniz?”

“Sana yalan borcu mu var Eymen?” dedim ona dönerken.

“Sen çok mu yoruldun Süt Güzeli? Kendinde değilsin. Gözler de gidici.” Onu sadece başımı sallayarak onayladım. Bugünün stresinden kendimi kasmış olmalıydım ki her yerim ağrıyordu.

Yolun geri kalanı Eymen ve Asena’nın konuşmalarıyla geçti. İstanbul trafiğinden, manzaralarından, denizinden bahsediyorlardı. Gözelerimi kapatmış bir şekilde onları dinliyordum. Bir ara uyuduğumu düşünüp seslerini kısmışlardı ama bozmadım. Evde bu bir haftada neler yaptığımızı anlatırken yeterince enerji harcayacaktım zaten.

Arabanın durduğunu hissettiğimde gözlerimi açıp yayıldığım koltukta kendimi topladım.

“Sen uyumuyor muydun?” Eymen’in şaşkın sesine başımı iki yana sallayarak cevap verdim.

“Gözlerimi dinlendiriyordum.” Başka bir şey demeden hepimiz aşağı indik. Eymen’in evine gelmiştik.

Bu ev eskiden Seren annem ve Akif babamın yaşadığı evdi. Eymen’in üniversiteye başlamasından 1 yıl sonra Akif babam vefat etti. Seren annem de bazı sebeplerden dolayı merkezde oturan ablasına yakın bir daireye taşındı. Ama Eymen üniversitesine yakın olduğundan burada kalıyordu.

Hem eve daha önceden aşina olduğumuzdan hem de ikimizin ailesine de yakın bir konumu olduğundan burada kalabiliyorduk. Bazen Eymen’i evden gönderip kız gecesi yapıyorduk. Bazen de üçümüz bir sabahlıyorduk. Bugün şükür ki o günlerden biri değildi.

Asena bu sefer valizler konusunda ısrar etmedi. Ben yayımı Asena da çantasını aldığında binaya girdik. Bu binanın en sevdiğim özelliği asansörünün olmasıydı. Bizim binamızda asansör yoktu.

Empati yapman gereken noktadayız yol arkadaşım. Gecenin bir vakti seni baldan tatlı uykundan sıcak yatağına gitmeni zorlayan nedir? Tatbikî de merdivenler! (Bazılarınız yatsı namazı da demiş olabilir tabi. Ama abdest alınca zaten ayıkıyorsunuz. Yani bu doğrudan bir zorluk sayılmaz.) Asansörlerin var olmasını tam da bu yüzden seviyorum işte.

Kapıya geldiğimizde Eymen’in açmasıyla uyuşuk adımlarla içeri girdim. Asena da yorulmuş olsa gerek sesi kesilmişti. Oturma odasına geçtiğimde Asena da yanıma gelip kendini bir koltuğa bıraktı. Ben de ilk iş olarak kendimi onun gibi koltuğa bırakmak isterdim ama önce yayımı yerleştirmem gerekti.

“Çok uykum geldi,” dedi Asena karşısındaki koltuğa oturduğumda.

“Yarın dersin var mı?” Şalımın düğümünü çözüp iğneyi çıkarttım.

“Öğleden sonra 2 dersim var. Sen kulübe geçecek misin?” Bonemi de çıkartıp kenara koydum.

“Hayır. Kendime 3 gün mola veriyorum.”

“Neden 3 gün?” diye soran odaya yeni giren Eymen’di. Valizleri misafir odasına yerleştirmiş olmalıydı.

“Allah’ın hakkı üçtür. Ondan sonra final maçı için çalışmaya başlamalıyım. Babam İstanbul’a gitmeden önce Ankara’ya gitmekten bahsetti de.”

“Seni de mi götürecek?” derin bir nefes verdim. Koltukta ayaklarımı altıma alarak ikisine doğru döndüm. Sol dirseğimi kanepenin başlığına yumruk yaptığım elimi de şakağıma dayadım.

“Tabi ki de hayır. Önümde final maçı varken beni kulüp dışına çıkaramayacağını biliyor.” Asena rahatlayarak arkasına yaslandı. Babam tüm akrabalarımız Ankara’da olduğundan belirli zamanlarda akraba ziyaretine giderdi. Çok sık gitmediğinden gittiği zamanda da bir süre orada kalırdı. İşi o olmadan da yürüdüğünden istediği kadar kalıyordu.

“Başka bir sorun mu var peki?” Eymen Asena kadar rahatlamış durmuyordu. Birbirimizden ayrı kalmaya alışık olmadığımızdan bu ziyaretleri en çok o sevmezdi.

“Gelince bir şey konuşacağız dedi. Ben gitmeden de kulüple alakalı bir şeyler ayarlamaya çalışıyordu ama o zamanlar maça odaklandığımdan dikkat etmemiştim.” Kısa süreli oluşan sessizliği ayağa kalkarken bozdum.

“Neyse onu boş verin de bir şeyler yiyelim.”

“Lahmacun nerede Yavru Kurt?”

“Valize koymuştuk,” Asena ile Eymen’i odada bırakıp lavaboya geçtim. İşlerimi hallettikten sonra takılarımı çıkardım. Saçımdaki tokayı çıkarıp yaptığım topuzu bozdum, bu sefer alttan bol bir şekilde topladım. Ayılmak için de yüzümü yıkadıktan sonra dışarı çıktım.

Asena ile Eymen’in mutfaktan sesleri geliyordu. Bir şeyler yiyelim deyip işi onlara kitlemiş gibi olmuştum. O yüzden şimdi gidip yardım etmem gerekiyordu. Mutfaktan girdiğimde Asena’nın lahmacunları ısınması için fırına koyduğunu gördüm. Eymen de sandalyeye oturmuştu. Yani iş yaptığı yoktu.

Buzdolabına yönelip kapağını açtım. Lahmacunun yanına en iyi ayran giderdi. O yüzden içecek almamıştım. Eymen’de de ev yoğurdu olduğunu düşünüyordum. Bir süre dolapla bakıştıktan sonra bulamadığım için kapatmadan başımı Eymen’e çevirdim.

“Yoğurdun yok mu?” Kaşlarını kaldırdı.

“Bitmiş mi?” Bitirip bitirmediğini bilmiyor musun Eymen!

“Bilmem Eymen. Üst komşuya soralım mı acaba bitti mi?”

“Dün bitmişti galiba,” dedi dalga geçtiğimi fark ederek. Kapağı kapattım. Gözlerimi kıstığım bakışlarımı ona doğrulttum.

“Annem ben gitmeden önce sana bir tencere göndermişti. Bir haftada mı bitirdin bir tencereyi?” dedim inanamayarak.

“Eymen göbeğin çıkmış diye laf edecektim. Bu saatten sonra edersem yediğin yoğurda küfretmek olur bu,” dedi Asena da şaşkınlıkla.

“Gelmeyin üzerime hanımlar,” dediğinde ikimiz de göz devirerek önümüze döndük. Asena çöpleri toplarken ben de lahmacunun yanına aldığımız salataları tabağa yerleştirdim. Eymen yine oturuyordu!

Elalemin kardeşi kimse yokken yardım eder. Birisi varsa ben iş yapmıyorum ayağına yatar. Benim kardeşim birisi varken yardım ediyor. Şimdi sen söyle canım arkadaşım. Bu çocuğun tersliğinde bir iş yok mu?

İkimizin de işine odaklandığı saniyelerde Eymen konuşmaya başladı.

“Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır demişler. Ne olmuş yani ben de yoğurdu bir haftada yiyorsam.” Asena ile göz göze geldiğimizde ikimizin de aynı anda yüzü buruştu. Aynı saniyelerde, aynı şekilde Eymen’e döndük.

“Türkçeyi katlettin Eymen,” dedi Asena.

“Atalarımız sözlerini kullandığın yerleri görselerdi senin Türk vatandaşı olduğunu sorgulardı,” dedim ben de. İkimiz de göz devirip işimize döndüğümüzde Eymen’in de sesi kesilmişti.

Fırından kapandığına dair zil çaldığında şükür ki ayağa kalkabilmişti Eymen paşamız(!) O fırından lahmacunları çıkardığında biz sofradaki yerimize kurulmuştuk bile. İlk lahmacunlar yenilirken hepimiz sessizdik. Sonrakilere geçtiğimizde Eymen içinde tuttuğu soruları sormaya ben ve Asena -genellikle ben- cevaplamaya devam ettik.

Yemek sonlarına doğru Eymen bizden önce bitirmiş ve kalkmıştı. Geri geldiğinde bizi yatmaya gönderdi. Kendisi mutfağı toplayacakmış. Asena ile birlikte yatacağımız odaya girdiğimizde Eymen’in yataklarımızı serdiğini gördük.

Sevgili yol arkadaşım. Eymen’in, hakkında az önceki söylediklerimi yalanlayan davranışlarda bulunduğunun farkındayım. Ama 22 yıllık hayatımda maalesef ki kardeşimin dengesizliğini çözemedim. Terazi burcu dengesizliği var benim kardeşimde.

İkimiz de valizimizden pijamalarımızı giyinip hemen yataklarımıza girdik. Daha uyku pozisyonuna geçemeden Eymen elinde iki bardakla geldi. İçinde sütle.

“Gece uykunuzu ben açtım. Bu da uykunuzu getirsin diye,” dedi Eymen ikimizin de şaşkın bakışlarını görünce. Lahmacun yediğimiz gece süt içmemiz ne kadar doğru bir karar?

🏹🎯🏹

by Yeşil 💚

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.