İyi Okumalar 🦋
____________
~Seungmin~
Chan'ın ailesinin önünde, mühürlenmek için kendimden geçeli birkaç gün olmuştu. Hala utanıyordum. Bu olay ömrümün sonuna kadar benimle gelecekti sanırım, asla unutmayacağım.
Hala her dakika başı elimin içine bakıyor, solan çiçeklerimi kontrol ediyordum. Bir an onları orada göremeyeceğim diye o kadar çok korkuyorum ki anlatamam.
Sabah uyandığımda Chan kurdum ile konuştuklarını anlatmıştı. Benim gibi şanssız birisinin başına da bu gelir anca. Thita ile sevişmekten korkuyorken, onunla sevişmek zorunda kalmıştım.
Tüm şansımı ruh eşimi Chan seçerken kullanmışım sanırım. Keşke bugünlere de biraz şans bıraksaydım.
O günden beri her şey normaldi, benim utancım dışında. Hala bay ve bayan Bang'ın yüzüne bakamıyordum.
Ama ne yapabilirim ki tüm suç Thita'da! Gammam zaten zayıf ve kalkmış mühür için baskı yapıyor!
İyi tarafından bakacak olursak Chan etrafımda dolanıyor, her saniye iyi miyim diye kontrol ediyordu. Koskoca Thita'yı bu hale getirmiş olmak beni mutlu ediyordu.
Sanırım kafayı yiyordum. Her şeyin önce en kötü ihtimalini düşünüp sonra olumlu yere yormaya çalışıyordum.
Mühürlenme olayı beni tamamen altüst etmişti. En çok şaşırdığım şey ise içimde bir taraflarım o kadar heyecanlıydı ki, kalkıp Chan'a "ne zaman mühürleneceğiz" diye sormamak için kendimi zor tutuyordum.
Kalktım.
Uyuyamayacağımı anladığımda yataktan kalkarak terliklerimi giyindim ve yarım saattir debelendiğim için dağılan pijamalarımı düzelterek odadan çıktım.
Chan'ın işi olduğu için bana uyumamı söylemişti ama saatlerdir hala odasında çalışıyor olmalıydı. Ve açıkçası ilgiye çok alıştım sanırım beş dakika ilgi göremeyince yalandan ölü numarası yapan hemstrlara dönüşesim vardı.
Bizim odamızın birkaç oda ilerisinde Chan'ın çalışma odası vardı. İşte o odanın kapısının önünde dikildiğimde uzunca ne söyleyeceğimi düşündüm.
Seni özlediğim için geldim ya da bana ilgi ver, beni biraz sev diyemezdim. Böyle şeyleri söylersem ilk olarak heyecandan bayılırdım bu ihtimal olmasa da Thita delirerek beni öpücük manyağı falan yapardı.
Bu yüzden Seungmin özelliğimi kullanmaya karar verdim. İnsanlarla uğraşarak dikkati üzerime çekmek!
Kapıyı tıklatmadan azıcık aralık bir şekilde açtım ve başımı içeri uzatarak masada bir şeyler yazan Chan'a baktım.
Gözlüklü Chan.. çok çook fazla yakışmıştı gözlük ona. Ve özellikle bu kadar pür dikkat bir şeyler yapması. Tanrım ben ne zaman böyle şeyler düşünen birisi olmuştum?
C: "Güzelim?"
Beni farkettiğini anladığımda bakışlarımı hemen onun üzerinden çektim ve hemen kapının yanında olan ışığı kapatarak görevimi tamamladım ve kapıyı da kapatarak odadan çıktım.
Işığı kapatmak demek artık çalışma yeter demekti. Çalışma yeter demek de biraz benimle ilgilen demekti. Chan'ın Seungmin dili ve edebiyatını çok iyi bildiğine emindim.
Ki zaten ben daha kapıdan birkaç adım uzaklaşmadan kapı açılmıştı. Yüzümdeki zafer gülücüğü ile arkama döndüğümde Chan'ın koşmaya başladığını gördüğüm gibi gözlerim sonuna kadar açıldı.
Panikle durduğum yerde sendeleyerek koşmaya başladım. Arkamda beni kovalayan bir Thita vardı.
Hiç bu kadar hızlı koştuğumu daha önce hatırlamıyordum. Nefes nefese arkama baktığımda zaten adım seslerinden onun da koştuğunu biliyordum ama tam dibimde olduğunu gördüğümde dudaklarımdan tiz bir çığlık kaçtı.
Bana yetiştiği gibi kollarını arkadan belime sardı ve eforsuz bir şekilde beni havaya kaldırdı.
C: "Yaramaz bebeğim"
Ben kıkırdayarak güldüğümde o beni daha da yukarı kaldırmaya ve belime sarılı olan parmakları ile belimi gıdıklamaya devam ediyordu.
Çok mutluydum..
O kadar mutluydum ki gülmekten gözlerimden yaşlar geliyordu. Sevmek, sevilmek bu dünyadaki en güzel duyguymuş. Özellikle de Chan tarafından sevilmek. Bunca zaman boşuna korkmuşum...
S: "Nefes alamıyorum!"
Gülmekten yorulmuş bir şekilde zar zor bağırdım. Gerçekten karnıma ağrılar girmiş nefessiz kalmıştım.
Hemen beni yere indirdi ve belime sıkıca sarılarak başını arkamdan uzatıp omzuma yasladı. Bana sıkıca sarılırken mutlu bir şekilde vücudumuzu sağa sola oynatıyordu. Sarılmayı çok seven bir Thita'm olacağını hiç düşünmemiştim.
Başını daha çok boyun girintime yasladı ve burnunu boynuma sürterek kaskatı kesilmeme neden oldu.
İşte bu yüzden onunla sevişemezdim. Küçücük bir temas bile beni bu hale getiriyorken hem de.. onunla sadece öpüştüğümüzde bile ona ayak uyduramıyordım. Saatlerce öpüşürse bile asla nefessiz kalmayacak gibiydi ama ben birkaç dakikalık öpücükten sonra bile güçsüz bir şekilde onun kollarına düşüyordum.
Muhtemelen sevişirken birkaç kere bayılıp ayılmam falan gerekecekti.
C: "Ne düşünüyorsun öyle"
S: "Hiiiiiç"
Onunla nasıl sevişeceğimi düşündüğümü söyleyemezdim tabi ama bence o ne düşündüğümü çok iyi biliyordu.
S: "Uykun gelmedi mi senin?"
C: "Senin kokunu alana kadar gram uykum yoktu"
Biraz daha burnunu boynuma gömdüğünde alması için daha fazla feromon salgıladım. Resmen sarayın ortasında az önce koşuşturmaca oynadığımız yetmezmiş gibi, şimdi de sarmaş dolaş duruyorduk.
S: "Ben de.."
Böyle konuşamayacağımı bildiğim için ondan uzaklaşarak arkamı döndüm ve beni dikkatli dinleyen yüz ifadesine baktım. Onun tepkisini görmek istiyordum.
S: "Ben de senin kokunu almak istiyorum"
Bir anda ayaklarım tekrar yerden kesildiğinde bu sefer yüksek sesle çığlık atmıştım. Elini bacaklarıma geçirerek beni tek hamlede omzuna almış, sanki hiçbir şey taşımıyormuş gibi rahatça odaya doğru yürümüştü.
S: "Çuval mıyım ben ya?"
Sitem eder bir şekilde elimi sırtına vurdum. Aslında hoşuma gitmiyor değildi...
Çok geçmeden tekrar beni yatağa bıraktığında kendisi de yanıma sokularak beni kolları arasına çekti.
O yatakta düz bir şekilde uzanıp, tek kolunu benim başımın altından geçirerek bana sarılıyordu ben ise tek elimi onun beline sarmış başımı omzuna yaslayarak duruyordum.
Böyle bir pozisyonda olmak, rahat bir uyku çekmenin temel unsuruydu. İster inanın ister inanmayın. Günlerce denendi ve onaylandı.
C: "Feromon salgılamam için ruh eşimin beni öpmesi gerekiyormuş."
Kıkırdayarak çok beklemeden yanağına sesli bir öpücük bıraktım ve tekrar başımı omzuna geri yasladım.
Kokusunu almak için sabırsızlanıyordum. Delta kokusu kadar baskın ve kontrol edici bir koku muydu, yoksa daha ağır veya hafif miydi bilmiyordum.
Umrumda da değildi. Sadece Chan'ın nasıl koktuğunu bilmek istiyordum.
Beni sıkıca saran kollar sayesinde gözlerim huzurlu bir şekilde hafiften kapanmak üzereydi. Burnuma dolan tarçın kokusu ise gözlerimi kendi isteğim ile kapatmama neden oluyordu.
Tarçın kokuyordu.. boğazımı yakacak kadar ağır bir kokusu vardı ama aynı zamanda soğuk kış gününde sıcacık hissettirecek bir kokuydu.
S: "Çok güzel.."
Uyumak üzere olduğum için mırıldanarak konuştum. Tabi ki kokusu yüzünden mayışmamıştım sadece uykum geldi o kadar!
C: "Herkesi önümde diz çöktürecek kokum, güzelimi mayıştırıyor"
Özel hissediyordum, onun kokusu sadece bana iyi geliyordu ve ben kendimi dünyanın en şanslı kişisi ilan etmiştim bile bu yüzden.
İçgüdüsel olarak biraz daha sokuldum onun boynuna doğru ve derin bir nefes aldım. O kadar rahat ve huzurlu hissediyordum ki başımı kedi gibi Chan'ın göğsüne sürttüm.
Onun kokusu beni içgüdülerimle hareket etmeye zorluyordu resmen. Tüm suçu onun kokusuna atarak başımı hafif yana çevirdim ve göğsüne, ruh eşi çiçeğimiz olan tarafa sıcak ve uzun bir öpücük kondurdum.
Öpücüğüm, onun derin nefes alışını hissedecek kadar uzundu. İyi hissediyordum, iyi hissediyordu. Yalnız değildim en azından.. o da benim sadece bir öpücüğümle kaskatı kesilmişti.
C: "Ne yapıyorsun gammam?"
Gülümseyerek sorduğunda ben de istemsizce gülümseyerek yanağımı göğsüne bastırdım. Sadece o öpecek diye bir şey yok ya. Ben de eşimi istediğim gibi öpebilirdim.
S: "Şarj oluyorum Thitam"
______________
USB olanı var mı? İki powerbank seviştireceğim de ona lazım.
Yorum falan yapmıyorsunuz. 100 sene de olsa seviştirmem yorum yapmazsanız.
Tehdit değil teşvik.




