İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 4 · 13 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 4

4🍓

🍓

"Hasiktir!"

Karşımda Poyraz vardı ve üst kısmı çıplaktı. İki elindeki halterleri kaldırıp indirirken göz göze geldik.

Kaşlarını çatıp öfkeyle bana baktığında hızla ellerimle gözlerimi kapattım. "Ben hiçbir şey görmedim!" diye telaşla bağırarak kapıyı kapatıp koşar adımlarla yürümeye başladım.

Siktir siktir siktir!

Az önce bir seri katilin odasının içini görmüştüm. Kesin beni öldürecek!

Sanırım Sevgi Hanım'ı bulmaya kendimi o kadar kaptırmıştım ki Poyraz'ın odasının da bu katta olduğunu tamamen unutmuştum.

Tam merdivenlere ulaşmıştım ki arkamda bıraktığım kapı sert bir şekilde açıldığında korkuyla o tarafa döndüm. Ananı! Kaşları çatık Poyraz üzerime doğru yürüyordu. Üzerine siyah bir tişört giymişti.

Gözlerim şokla açılırken merdivenlere yönelmiştim ancak kocaman adımlarıyla bana yetişip kolumdan sıkıca tutmuştu. Korku ve panikle ona bakarken yüzüme doğru yüksek sesle ama bağırmadan konuşmaya başladı.

"Ne işin vardı benim odamda!? Ne arıyorsun bu katta?!"

Kolumu sertçe sıktığı için acıyla inledim. Ama o bunu umursamamıştı. "Cevap versene bana!" diye bağırmasıyla gerçekten korkudan altıma işemek üzereydim.

Harbi katil olabilir miydi?

"B-ben..." demiştim ki sustum. Bana bu şekilde bağıramazdı. Sikerim korkunu da katilini de bana böyle bağırmaya hakkı yoktu!

"Kolumu bırak." diye dişlerimin arasından tıslarcasına konuştum. Tabii ki bırakmamıştı. "Bana cevap ver dedim sana!" diye tekrar bağırmıştı.

"Sana kolumu bırak dedim!" diye bağırdım yüzüne doğru. Çenesi öfkeyle kasıldığında göt korkusu yine ortaya çıkmıştı ama bir ezik gibi cevap vermeyecektim. Adam gibi soracaktı sorusunu.

"Kolumu bırak!" diye son ses bağırıp boştaki elimle omuzundan var gücümle ittirdim. Bir iki adım arkaya doğru sendeleyerek bırakmıştı.

"Ne oluyor burada?!" diyerek asansörden inen Kadir Bey'i gördüğümde bakışlarımı Poyraz malından yavaşça çekip ona döndüm. O ise sorarcasına ikimize bakıyordu.

"Ne oluyor Defne? Neden bağırıyorsunuz?" diye sordu sakin bir sesle. Tam cevap vereceğim sırada Poyraz gerizekalısı konuştu. "Bu kız gizlice odama girdi! Benim orada olduğumu görünce ise kaçmaya çalıştı!"

Minik bir kahkaha attım. Ne diyor bu be?

"Gizlice odana mı girmişim? Neye dayanarak söylüyorsun bunu? Götünden mi uydurdun?" evet kahvaltıda yürek yemiştim.

Bana öfkeyle bakıp bağırdı. "Benimle düzgün konuş seni or-"

"Poyraz!" diye bağıran Kadir Bey'in sesiyle susmak zorunda kalmıştı. Bana ne diyordu o salak?

"Ben ne olduğunu Defne'ye sordum. Sana değil." diye bastıra bastıra konuştu ve ardından bana döndü. "Dinliyorum Defnecim."

"Kadir Bey şimdi şöyle oldu. Ben arkadaşlarımla yarım saate buluşma kararı aldım ve bunu Sevgi Hanım'a sormak için odasını arıyordum. Bu katta olduğunu biliyordum ama hangi oda olduğunu bilmediğim için hepsine tek tek bakmaya başladım. Odalardan biri de Poyraz'ın odasıymış sanırım açınca onunla karşılaştım, o da gizlice girmeye çalıştığımı düşündü. Niye gizlice gireceksem zaten mal mıyım ben ne arıyım senin odanda?" son cümleyi ona bakarak söylemiştim.

Sinirle bana bakarken resmen gözleri seğiriyordu. Mal amk naptık sanki.

"Annen bahçede kızım. Odasından çıkalı 10 dk oldu." dediğinde Kadir Bey'e teşekkür ederek merdivenlere doğru ilerledim. Arkamdan sesini duymuştum. "Poyraz hemen odama. Yürü!"

Sırıtarak merdivenlere yöneldim. Sıçmıştı sanırım.

Merdivenlerden inerek zemin kata ulaştım ve evden çıktım. Bahçe kapısından geçerek yumuşacık çimlerle dolu bir zemine bastım. Bahçeye ilk defa giriyordum. Çok güzeldi.

Her taraf rengarenk çiçeklerle doluydu. Bahçenin iki tarafında da sırayla dizilmiş bembeyaz banklar vardı. Biraz ilerlediğimde kulağıma konuşma sesleri dolmaya başladı. Sanırım Sevgi Hanım tek başına değildi. Bu kötü olmuştu. O abi müsveddeleriyle karşılaşmak istemiyordum.

Biraz daha ilerlediğimde çiçeklerle süslenmiş bir çardak karşıladı beni. Baya büyüktü. 30 kişi net sığardı. Ve çardakta oturan kişiler tam olarak şunlardı: Sevgi Hanım, Barış ve Doğan ya da Doğan ve Barış çünkü hangisi hangisiydi unuttum, bu da sanırım Miraç'tı, Efe veledi ve Demir. Kısacası Kadir Bey, Poyraz ve Ayaz hariç herkes buradaydı.

Bakışlar bana döndüğünde hepsi sustu. Sevgi Hanım da oğullarının arkasına baktığını görünce susup bana döndü ve beni görünce gülümsedi. "Defnecim istersen sen de gel. Tanışırsın abilerinle." göz devirmemek için zor durdum. Kadın takmıştı resmen tanış da tanış, tanış da tanış!

"Yok Sevgi Hanım ben aslında size bir şey soracaktım." dediğimde merakla bana baktı. "Tabii sor kızım."

"Arkadaşlarımla buluşabilir miyim? Onları uzun süre habersiz bıraktığım için merak etmişler." diyerek ondan bir cevap beklediğim sırada abi takımından bir ses geldi. "Sevgilimle buluşacam demiyor da."

Kimdi bu? Heh hatırladım, Barış.

"Bana bak istediğim kişiyle buluşurum, senden izin alan yok ben Sevgi Hanım ile konuşuyorum! Ayrıca sevgilim falan da yok olsa da sanane?"

Bana inanmazca baktığında tekrar konuştu. "O zaman Efe de seninle gelsin. Bakalım götürecek misin." alayla gülerek gözlerimi devirdim.

"Ben onun kardeşi değilim diye zırlamayacaksa gelsin."

İşte bu kez şaşırmıştı.

"Bir yere giderken izin mi alıyorsun?"

Soran kişiye baktım. Efe'ydi.

"Bir zahmet yani. Haber vermeden neden gideyim?"

Şaşırdığı bakışlarından belliydi. "Ayza hiçbirimize haber vermeden giderdi de."

"Ya Rabbim sen bana sabır ver! Oğlum ben Ayza mıyım?!" diye sesimi yükselttim dayanamayarak. Bakışlarını kaçırdığında Demir konuştu. "Yeter bu kadar, rahat bırakın kızı." bana döndü. "Defne sen de kimseyi yanında götürmek zorunda değilsin. İstediğin gibi buluş arkadaşlarınla ama bize konumunu at ki başına bir şey gelirse hemen gelelim."

"Numaranız yok." dediğimde masada duran minik kare kağıtlardan bir tane aldı ve yanında oturan Miraç'ın cebinden bir kalem çıkarıp bir şeyler yazdı. "Kendi numaramı yazdım. Kaydet hemen." diyerek kağıdı bana uzattı.

Ona başımı sallayıp kağıdı cebime sıkıştırdığımda Sevgi Hanım'a döndüm sorarcasına. O da gülümseyerek başını salladığında tam gidecektim ki masada duran çekirdek paketlerini fark ettim. Gülerek ileri uzandım ve iki tane paketi kaptım. Diğerlerine döndüm. "Ben bunları alıyorum, agalarla çekirdek kola yapıcaz da."

Arkamdan gelen bir iki gülme sesi dışında kimse bir şey dememişti. Umursamadan bahçenin çıkışına doğru ilerledim. Hava henüz kararmamıştı neyse ki.

Eve girdiğimde hızla odama çıktım ve şarjda bıraktığım telefonumu alıp cebime attım. Ardından cüzdanımı da aldığımda üzerimi değiştirme gereksinimi duymadan odadan çıktım. Sabahki kıyafetler vardı hâlâ üzerimde.

Benim odamdan çıkmamla eş zamanlı olarak yanımdaki odanın kapısı da açılmıştı. İçeriden çıkan Ayaz ile göz göze geldiğimde birbirimize gülümsedik. Ben merdivenlere doğru ilerlerken yanımda yürümeye başladı.

"Nereye?" diye sorduğunda düşünmeden cevapladım. "Eski evimin yakınlarındaki parkta arkadaşlarımla buluşacağım. İstersen sen de gel."

Şaşırmıştı bu dediğime. Ama hemen toparlayıp gülümsedi. "Çok sevinirim."

Beraber merdivenleri indiğimizde "Neyle gideceğiz?" diye sordu. Burası eski evime pek uzak değildi ama yorgun olduğum için yürüyebileceğimi pek sanmıyordum. Aklıma gelen şeyle hevesle ona döndüm.

"Senin bir bisikletin vardı hani beni okuluma bırakmıştın." dediğimde güldü. "Tamamdır."

Evden çıktığımızda bahçe kapısına yaslı olan bisikletini alıp dışarı çıktı. Ben de arkasından çıktığımda kaskını takarak bisikletine bindi ve benim de binmemi bekledi. Hızlı ama dikkatli bir şekilde arkasına oturduğumda kollarımı beline sararak kafamı sırtına yasladım.

"Nereye gidiyoruz bakalım?" diye sordu. Başımı sırtından kaldırmadan cevap verdim. "Sabah bana çarptığın sokağa sür, ordan sonrasını tarif ederim."

"Sıkı tutun o zaman." dedikten hemen sonra bisikleti süper bir hızda sürmeye başlayınca küfür ederek kollarımı sıkılaştırdım. "Yavaş ol lan ne bu hız!?"

Kahkaha atarak biraz yavaşladı.

Bu çocuğu sevmeye başlıyorum.

🍓

"Nasıl yani kanka ev 4 katlı mı yani?" diye soran Sinan'a baygın bir bakış gönderdim. Sabahtan beri ne kadar zengin olduğumla ilgili bir sürü beyin yakıcı şey söylemişti.

"Aynen." dedim sırıtarak. "Villa."

O da sırıttı. "Ee o zaman biz de bi ara uğrarız. Di mi ikiz?" diyerek Sinem'in kolunu dürttü. Sinem ise o sırada tıkınmakla meşgul olduğu için ağzı dolu bir şekilde başını sallamıştı.

"Lan, oğlum!" diyerek Sinan'ın ense köküne yapıştırdım bi tane. "Göz dikmeyin lan onların parasına. Zaten tek kuruş kullanmayı düşünmüyorum."

"Enayi bu kız." diyerek en sonunda yuttuğu lokmanın ardından konuşabildi Sinem. Ona ters bir bakış attım. Tabii ikisine de canım abilerimin(!) davranışlarını ve önyargılarını anlatmamıştım. Çünkü anlatsam evi ateşe falan verirdi bu manyaklar. İkisi bir arada olunca çok ciddi kaos çıkardı.

Sinan homurdanarak ensesini ovalarken konuştu. "Kızım harbi salak mısın ya, öz ailen onlar senin."

Sinirli bir bakış attım. "Bana bak burun deliklerine çilek sokarım senin! Salakmış!" diye yükseldiğimde hepsi gülmüştü.

"Orası senin de evin Defne. İstediğin kadar para kullanabilirsin, bizden çekinme. Gerçek aileniz biz senin." diyen Ayaz'a baktım. Çok üzgün bakıyordu.

"Ben pek öyle hissetmiyorum ama." diye mırıldandım. Sadece o duymuştu.

Birkaç saniye sessizlik olduğunda bu sessizliği Sinan böldü. "Bu arada ilkokuldan beri zırlıyodun keşke benim de sizin gibi ikizim olsa diye. Al bak artık ikizi- ahh niye çimdikliyosun yaa!?"

Oldukça sinirli bir ifadeyle sırıtarak Sinan'a baktığımda susmuştu.

Ne zırlaması ya sadece azıcık ağlamıştım! Ayrıca ilkokuldaydım bi zahmet olsun öyle şeyler!

Diğer yanımdan bir gülme sesi geldi. "Öyle mi? Demek zırlıyod-"

"Sus Ayaz!" diyerek sözünü kestim. Sırıtmasını kesmedi ama susmuştu.

Sinem'e dönerek konuştum. "Sinem azıcık sen de sohbete dahil ol ya, bu ne böyle kıtlıktan mı çıktın?"

Eli uzandığı börekte, yediği lokma ise boğazında kalınca bir anda öksürük krizine girdi. Telaşla masadaki şişeyi alıp ona uzattığımda hızla elimden alıp kafasına dikmişti. Sözde sadece çekirdek kola yapacaktık ama ikizler evde ne bulurlarsa getirmişler. Dün evlerine misafir gelince onlar için hazırladıkları yemeklerin çoğu artmış. Ayaz ile parka vardığımızda masanın her köşesi yiyeceklerle doluydu.

Biz geleli en az iki saat olmuştu ve hava kararmıştı. Aslında bu kadar uzun kalmayı düşünmüyorduk ama ikizler çok ısrar etmişlerdi. Ayaz ile de tanışmış ve iyi anlaşmışlardı.

Sinem'in öksürük krizi geçince bu kez gülme krizi başladı. Neden güldüğüne anlam veremedim ama onu öyle görünce ben de gülmeye başladım. Biz ikimiz deliler gibi gülerken Ayaz ile Sinan mal mal bize bakıyorlardı. Sanırım gerçekten delirdiğimizi falan düşündüler.

Vallahi psikolojim bozuldu.

Kısa süre sonra gülmemiz durduğunda söze girdim. "Biz artık kalkalım bari. Zaten eve geç kaldık hava karardı." ayağa kalktığımda Ayaz da benimle birlikte kalktı. Ardından beraber masadaki yiyecekleri toplamaya başladık. Hiçbir şey unutmadığımızdan emin olduğumuzda vedalaşmak için Sinem'e yaklaşıp kocaman sarıldım. "Pazartesi görüşürüz Sinoş."

"Görüşürüz çilek." deyip benden ayrıldığında Ayaz'a döndü. "Sana da görüşürüz Defne'nin yeni ikizi. Gerçi eskisi yok ki yenisi olsun. Her neyse görüşürüz ikinize de!" ona gülerken bu sefer Sinan'a döndüm. Ona da sarıldığımda kulağına doğru söyleniyordum. "Benim sütlerimi içmenin hesabını pazartesi günü okulda sorucam sana, kurtuldum sanma."

Ayrıldığımızda güldü. "Sen iste ben sana tekrar alırım çilekli süt." diyerek yanaklarımı sıktı. "Ya yapma şunu!" deyip ellerini itekledim. Yapma dedikçe yapıyordu.

"Görüşürüz o zaman çilekli süt." dedi uzaklaşırken. "Görüşürüz Sinem'in gıcık ikizi." ben ona arkamı dönerken bu sefer Ayaz ile vedalaştılar ve yolumuz ayrıldı. Biz yan yana Ayaz'ın bisikletine doğru ilerlerken konuştu. "Güzel arkadaşların varmış. Benim fazla yok, okulda genelde kuzenlerimle takılırım. Yani senin de kuzenlerinle."

"Bizim okula gel o zaman." dedim ona dönerek.

"Aslında annem ve babam seni bizim okula aldırmak istiyordu. Kuzenlerinle de tanışmanı istediler."

"O zaman ben bu konuyu ikizlerle konuşurum. Onlar kabul ederse hepimiz sizin okula gidebiliriz."

Bana gülümseyerek kafasını salladı. Bu sırada bisikletin yanına varmıştık. İlk o bindi, hemen ardından ise ben arkasına oturdum. Kollarımı yine beline dolayıp başımı sırtına yaslayarak hareket etmesini bekledim.

Kısa bir süre ilerlemenin ardından yoldaki dondurmacıyı gördüm ve Ayaz'ı dürttüm hızla. "Ayaz baksana dondurmacı var. Alalım mı ikişer top?"

Canım çok pis çilekli dondurma çekmişti.

O da benim gösterdiğim tarafa baktığında biraz yavaşladı. "Alalım." deyip durduğunda ikimiz de bisikletten indik. Dondurmacının yanına doğru ilerlerken yandaki ara sokaktan gelen seslerle durdum. Ayaz bana 'ne oldu' der gibi bakarken ben sesin geldiği yöne doğru baktım.

Gördüğüm manzarayla sırıttım. "Aha kavga var Ayaz koş!" diyerek kolundan tuttuğum gibi kavganın olduğu tarafa sürükledim. 3 kişi bi çocuğu sıkıştırmış dövüyordu.

"Defne saçmalama napıyosun?! Bırak işimize bakalım!" diyerek ayaklarını yere sürterek beni durdurmaya çalıştı. Ancak ben durmaya niyetli değildim. "İşimize bakalım da öldürsünler çocuğu di mi? Allah'ın ergenleri ya!"

"Defne onun yerine polisi arasak daha mantıklı değil mi sence de?"

Bıkmış bir bakış attım ona. "Polis gelene kadar ohooo! Gel işte bir iki dayak yiyip kurtuluruz ilk kavgam değil."

"Of Defne vallahi belasın!" diye söylenerek direnmeyi bıraktığında zaferle gülümsedim. İkimiz de hızlı adımlarla kavgaya doğru ilerlerken birkaç adım kala durduk. "3'e karşı 1 mi!? Bize bu kavgada biraz adaletsizlik var gibi geldi!" diye seslendim kavga edenlere doğru.

"Siz karışmayın, yürüyün işinize!" diyerek içlerinden biri bize doğru bağırmıştı.

"Öyle mi?" diyerek çocuğa birkaç adım daha yaklaşıp tam önünde durdum ve beklemediği bir anda kafamı yüzüne gömdüm.

"Lan! Burnumu kırdın sürtü- ahh!" cümlesini tamamlamasına izin vermeden o burnunu tutarken karnına tekmeyi geçirmiştim. Diğer iki serseri de bana doğru gelmeye başlayınca bu sefer işe Ayaz da dahil oldu ve üzerime yürüyen çocuklardan birinin yakasından tuttuğu gibi en sertinden bir yumruk geçirdi.

Aniden yüzüme bir darbe alınca bir iki adım geri sendeledim. Ayaz'a bakarken diğerini unutmuştum! Başımı kaldırıp bana vuran mala döndüğümde tam tekrar vuracaktı ki kafamı eğip yumruğundan kurtuldum. Birkaç kere daha kafamı süpersonik hareketlerle sağa sola kaçırdığımdan çocuğun attığı 5 yumruktan 5'i de isabet edememişti.

"Lan bir yerinde dur artık!" diye bağırdığı sırada ben de bundan sıkıldığım için çevik bir hareketle arkasına geçtim ve onun dönmesine fırsat vermeden bacaklarına arkadan tekme atıp diz çöktürdüm. Ardından saçlarından tuttuğum gibi yere yatırıp üstüne çıktım ve art arda yumruklamaya başladım.

Çocuk ayağa kalkamayacak hâle geldiğinde üstünden kalktım ve başımı çevirip Ayaz'ın ne durumda olduğuna baktım. Aha! Yardıma ihtiyacı vardı. İki kişiyle birden dövüşmeye çalışıyordu garibim.

Hızla o yöne ilerledim ve yumruğunu kaldırmış, Ayaz'a vurmak üzere olan bi gorilin yumruğunu tuttuğum gibi hafifçe büküp acıyla inlemesine sebep oldum. Ardından var gücümle ittirip sırt üstü yere düşürdüm.

Ayaz'a baktığımda o da diğerini yumrukluyordu. Ta ki polis siren seslerini duyana kadar..

🍓

"Düştüm mapus damlarına öğüt vere-" diye sabahtan beri söylediğim türküyü karşı hücredeki ağzını yüzünü kırdığımın çilek beyinlilerinden biri anırarak durdurmuştu.

"Yeteeerr!"

Ona baktım ters ters. "Sanane lan tırrek! Önüne dön o yüzünü tekrar dağıtmayım senin!" dediğimde oturduğu yere sinerek önüne dönmüştü.

Böyle götün tutuşur işte!

Birinin kolumu kavramasıyla o yöne döndüm. Ayaz bana bakıyordu. "Muhatap olma şu salaklarla Defne. Kavga edip ortalığı tekrar karıştırırsan sabaha kadar çıkamayız buradan."

"Karışmasın o zaman türküme." diye ters bir bakış attım yandan o çilek beyinliye. Şu surata bak ya çarpılmış gibi ağzıyla yüzü yer değiştirmiş resmen. Yalnız harbiden burnunu kırmışım ben bunun he.

"Ama gerçekten Defne, sen de iki saattir burdaki herkesin başını şişirdin. Hadi türkünün tamamını söylesen yine iyi de... Bildiğin tek yer iki cümle." deyip hayvani bir kahkaha atmıştı.

Sen de mi brütüs der gibi bir ifade kuşandım. Ancak o gülmeye devam etmişti. Somurtarak kafasına geçirdim bi tane. İnadına söyleyecektim.

"Düştüm mapus damlarına öğüt veren ço-"

"Yeteeeeerrr!" diye bir sürü hücreden aynı anda ses gelince bu sefer tırsıp susmak zorunda kalmıştım. Sonuçta suçlu bunlar, Allah korusun tenha bi yerde yakalayıp 15 yerimden bıçaklarlar falan.

"Ay iyi be sustuk."

Birkaç dakika kafamı duvarlara sürte sürte pişman olmakla geçti. Niye bu kadar uzun sürdü ki bu ya!?

"Bu arada bizim yardım etmeye çalıştığımız çocuğa ne oldu lan?" diyerek ortaya sorduğum soruya Ayaz cevap verdi. Zaten karşı hücre bizimle muhatap olmamak için götünü yırtıyordu. Bu tarafa bakamıyorlardı bile.

"Kavga başladığı an kaçtığını gördüm ama umursamadım." dediğinde başımı salladım.

Bir süre daha beklemenin ardından içeri bir polis memuru girdi. Heyecanla ayağa kalktığım sırada bu polis memurunun Doğan olduğunu görünce gülümsemem yüzümde solmuştu. Gergin bir ifadeyle hâlâ yerde oturan Ayaz'a baktım.

Bu hâlime güldüğünde uzattığı ayağına tekmeyi bastım. Hafifçe inlediği sırada tekrar bana baktı. "Doğan abim polis."

Nasıl ya bu salaktan polis mi olur?! Bunun neresinde lan adalet!?

Doğan bizim hücrenin önüne gelip delici bakışlarını bize, ama en çok da bana çevirdiğinde bi tırsmadım değil. Ayaz'ı çıkarıp beni burada bırakma ihtimali oldukça yüksekti sonuçta.

Ama onun sinirli bakışlarına rağmen şirince gülümsemeyi ihmal etmedim. Bana bakıp ya sabır der gibi kafasını sağ tarafına çevirdiğinde kapıya doğru ilerleyip açtı. "Birazdan görüşecez sizinle. Yürüyün eve gidiyoruz."

Hücreden çıktığımızda bakışları hâlâ bendeydi. Ama ben onunla göz göze gelmemeye çalışarak yanımda yürüyen Ayaz'ın koluna girmiştim. Ayaz ise bu hareketime karşı yandan bana sevimli bir gülümsemeyle baktığında sırıtarak yanağını sıktım.

Doğan bu hâlimizi gördüğünde sanki minnacık, miniminnacık, ufacık, küçücük bir yumuşar gibi olmuştu ama hayal görmüş olma ihtimalim aşırı yüksekti.

Polis merkezinin çıkışına geldiğimizde Doğan bize dönüp "Beni burada bekleyin beş dakikaya geliyorum." demişti. Ayaz ona "Tamam abi." diyerek cevap verdiğinde bize, en çok da bana son bir bakış atıp tekrar içeri girdi.

"Eve gittiğimizde ikimizin de ağzına sıçacaklar biliyorsun değil mi?" diyen Ayaz'a döndüm. Hayır bilmiyordum. Hak edene hak ettiğini vermenin nesi yanlıştı?

"Bıraksaydık çocuğu orada öldürebilirlerdi ama. Ayrıca o piç bana sürtük dedi ne yapmamı bekliyordun!?"

"Ha demeseydi dövmeyecektik yani?" diye alayla sorduğunda göz devirdim. "Sus konuşma."

Birkaç dakika sonra Doğan geldiğinde polis üniformasını çıkartmıştı. Hâlâ ters ters bakıyordu ama hiçbir şey demeden yanımızdan geçtiğinde Ayaz benim kolumu tutup yürütmeye başladı. Biraz yürüdükten sonra bir arabanın önünde durmuştuk. Sanırım Doğan'ın arabasıydı.

Doğan sürücü koltuğuna geçtiğinde Ayaz ile ben de arka koltuğa oturmuştuk. Eve gidince harbiden ağzımıza sıçacaklardı.

Özellikle de o Poyraz denen seri katil..

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.