Elimde tuttuğum çatalla tabağımdaki zeytinle oynarken gözlerim kapanıyordu. Aşırı uykum vardı. Dün gece mutfakta Poyraz'la yaşanan konuşmadan sonra yatağa girdiğimde gözlerimi kapatmıştım ama uyumak yerine salak gibi konuşmamızı düşünüp durmuştum.
İki saat boyunca bir sağa bir sola dönüp durduktan sonra en sonunda uyuyabilmiştim.
Şimdi de bunun acısını çekiyordum.
"Kızım biraz ye bari, aç gitme." diyen Sevgi Hanım'a döndüm.
"İştahım yok bu sabah. İlk teneffüs yerim."
Sevgi Hanım bu cevabıma üzülmüştü ama daha fazla üstelemedi. Ben de önümdeki zeytine bakmaya devam ettim.
Masada sadece okula giden tayfa ve Sevgi Hanım vardı. Kahvaltıyı evin hizmetçisi Ayşe abla hazırlamasına rağmen Sevgi Hanım bizi okula uğurlamak için sabahları erkenden kalkıyordu.
Ben olsam hayatta kalkmazdım.
Herhangi bir zorunluluğum olmadan saat yedide uyanmak benim için işkenceden farksız olurdu.
Yanımda oturan Ayaz aniden çatalını uzatıp yarım saattir oynadığım zeytinime batırıp yedi.
Kaşlarımı çatıp ona döndüm. "Benim zeytinimi niye yiyorsun?"
Ağzındaki zeytini gösterip gayet rahat bir şekilde konuştu. "Sen yemiyosun ki."
"Yicektim."
Ayaz gülmeye başladı. "On dakika oldu."
"Sus." dediğimde susarak önüne döndü.
Herkes kahvaltısını bitirdiğinde gitmek için son hazırlıkları yaptık. Çantamı omzuma geçirip kapıya doğru ilerledim.
Her sabah olduğu gibi evden çıkıp Barış'ın arabasına binmiştik. Arka koltukta hemen cam kenarını kaptığımda yanıma Ayaz oturdu. Diğer yana Efe geçerken önde de Miraç vardı.
Emniyet kemerimi takıp arkama yaslandım. Barış arabayı çalıştırdığında kafamı cama yasladım.
Bugün içimde bir heyecan vardı. Sinem ve Sinan bizim sınıfa nakil olmuştu. Bir haftadır bununla uğraşıyorlardı ve en sonunda bitmişti. Yeniden aynı sınıftaydık.
Ama hissettiğim heyecanın yanında başka bir şey daha vardı.
Tuğra.
Gerçekten bir karar vermem gerekiyordu sanırım.
Derin bir nefes verip gözlerimi kapattım. Okula gidene kadar uyumanın iyi bir fikir olduğunu düşünüyordum.
En azından birkaç dakika hiçbir şey düşünmezdim.
🍓
"İkiz kalk geldik."
Ayaz'ın sesiyle gözlerimi araladım. Esneyerek oturduğum yerde doğruldum.
"Offf!"
Ayaz güldü. "Noldu? Demir abimin yatağı rahat değil miydi? Neden bu kadar uykusuzsun?"
Arabadan inerken çantamı omzuma geçirdim.
"Uyku tutmadı bi türlü."
Ayaz hemen kolunu omzuma attı.
"Niye?"
"Bilmem."
"Bir şey mi düşünüyordun?"
"Yok."
"Kesin bir şey düşünüyordun."
Başımı omzundaki koluna yaslayıp gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım.
"Sabah sabah sorguya çekme beni."
Arkamızdan yetişen Efe kahkaha attı. "Derslerde uyursun. Nasıl olsa sen uyuyunca dersi daha iyi anlıyordun, di mi?"
Gözlerimi açmadan ona cevap verdim. "Efe sus bak kafam almıyo sabah sabah."
Ayaz güldü. "Bir şey olmuş belli."
Ona cevap vermediğimde Efe ile bir şeyler konuştular. Bense hâlâ düşünceler içindeydim. Bu aralar beynim fazla çalışıyordu.
Okulun kapısından içeri girip merdivenlere doğru ilerledik. Efe'yi ilk katta gönderip Ayaz ile iki kat daha çıkmak zorundaydık.
Keşke tüm okullar tek katlı olsaydı.
Sınıfa girdiğimde heyecanla etrafa bakındım. Gözlerim direkt sınıfın içinde tanıdık iki kişiyi aramaya başladı. Birkaç saniye sonra arka tarafta yan yana oturan Sinem ve Sinan'ı görünce yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Sinem! Sinan!"
İkisi de aynı anda kafasını kaldırıp bana baktı. Sinem beni görür görmez ayağa fırladı.
"Defne!"
Çantamı yanımdaki sıranın üstüne bırakıp direkt ona doğru koştum. Birbirimize sıkıca sarıldığımızda istemsizce gülmeye başladım.
"Sonunda aynı sınıftayız lan!"
"Sonunda!" dedi Sinem.
Sinan da yanımıza gelip kollarını iki yana açtı. "Beni de unutmayın."
Gülerek Sinan'a da sarıldım. "Sizi çok özlemişim."
"Biz de seni özledik." dedi Sinem. "Gerçi daha bir hafta oldu görüşeli ama."
Ayaz arkamızdan gelip sıraya yaslandı. "Hoş geldiniz lan."
Sinem Ayaz'ın gelmesiyle aniden boğazını temizlerken Sinan ona dönüp gülümsemişti. "Hoş bulduk."
Tam o sırada sınıfın diğer tarafındaki kuzen tayfasının bize baktığını fark ettim.
"Bu arada sizi diğerleriyle de tanıştırayım." diyip Sinem ve Sinan'ı yanıma alarak sınıfın diğer tarafına doğru ilerledim. Damla, Doruk ve Gökalp'in yanına geldiğimizde onları gösterdim.
"Bunlar da kuzenlerim. Damla, Doruk ve Gökalp."
Damla gülümseyerek ayağa kalktı. "Merhaba Damla ben."
"Merhaba." diyerek cevap verdiler aynı anda.
Doruk elini kaldırdı. "Merhaba ben de Doruk. Defne'nin en sevdiği kuzeniyim."
Kaşlarımı çattım. "Benim en sevdiğim kuzenim Damla bi kere."
Sahte bir hayal kırıklığıyla bana baktı. "Öyle olsun."
Herkes hiç konuşmayan Gökalp'e döndü. O ise beklemediği için önce şaşırdı ama hemen toparladı. "Gökalp." dedi kısaca.
Güldüm imalı bir şekilde. "Kendisi çok cana yakın bir insan değil boş verin."
Tam o sırada öğretmenin sınıfa girmesiyle herkes yerine geçmeye başladı. Sinem bana dönüp "Teneffüste konuşuruz." diye fısıldadı.
Başımı salladım. "Okeyy."
Çantamı tanımadığım bir şahısın sırasından alıp kendi yerine geçtim hızlıca. Hocanın komutuyla herkes yerine oturduğunda ders kitabımı çıkarmak için çantama doğru eğildim. O sırada bana bakan bir çift yeşil gözle göz göze geldim.
Bir saniye.
İki saniye.
Hemen önüme döndüm.
Bakışlarımı ondan çekmeme rağmen hâlâ bana baktığını hissederken derin bir nefes verdim.
Ona bu kadar yakın oturmak zorunda mıydım?
🍓
Teneffüs zilinin çalmasıyla birlikte sınıftaki sessizlik bir anda bozuldu. Herkes yerinden kalkıp kendi arasında konuşmaya başlarken ben de sandalye üzerinde gerindim. Daha kitabımın kapağını kapatamadan Sinem ve Sinan yanımıza geldi.
Sinem sıranın kenarına oturup etrafa baktı. "Bu okul da baya büyükmüş ha!"
"Alışırsın." dedim gülerek.
Sinan hemen araya girdi. "Ulan siz gelmeden önce bir tuvalete gidelim dedik, daha bulamadan zil çaldı anasını satayım. Sonra bir de yarım saat sınıfı aradık."
Ayaz kahkaha attı. "Okulun içinde kaybolmayı nasıl başardınız?"
"Ne biliyim lan, her yer aynı."
Ben de gülerek onlara bakıyordum ki bir anda gözüm bizi -daha doğrusu beni- izleyen Tuğra'ya kaydı. Tam bakışlarımı kaçıracaktım ki kaşlarını kaldırıp başıyla kapıyı işaret etti.
Sanırım bunu anlamı 'dışarı çık da konuşalım' demekti.
Hızla önüme döndüm. Ne yapacağımı düşünerek stresle etrafa bakınırken birden Sinem bana bakarak konuştu. "Defne iyi misin sen?"
Sinem konuşunca aklıma gelen şeyle hemen ayağa kalktım ve kolundan tutup onu da kaldırdım. "Ben Sinem'e okulu gezdircem, siz takılın."
Sinem'in yüzü bir anda şaşkınlıkla bana döndü. "Ne?"
Ayaz kaşlarını kaldırdı. "Ne alaka birden?"
"Okulu gezdircem işte."
Sinan da şaşkın şaşkın bana bakıyordu. "Daha yeni geldik zaten."
"Ben çok heyecanlıyım!" dedim hızlıca.
Sinem gözlerini kırpıştırdı. "Neye heyecanlısın?"
"Okulu gezdirmeye."
"Defne sen-"
Cümlesini bitirmesine izin vermeden kolundan çekmeye başladım. "Hadi hadi!"
Arkamızdan Sinan'ın sesi yükseldi. "Lan ben nolucam? Beni de gezdir!"
"Seni Ayaz gezdirsin!"
Ayaz hemen itiraz etti. "Niye ben?"
Ama artık dinlemiyordum. Sinem'i peşimden sürükleyerek sınıftan çıktım.
Koridora çıkar çıkmaz biraz daha hızlı yürümeye başladım. Sinem hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Defne yavaşla!"
"Yok."
"Niye yok?"
"Çünkü gezicez."
"Nereyi?"
"Okulu."
Merdivenlere vardığımızda Sinem bana şüpheli bir şekilde baktı. "Defne neyin var senin? İyi misin?"
Merdivenlerden aşağı inmeye devam ettim. Bir kat daha indikten sonra Sinem aniden kolumu tutup beni durdurdu.
"Tamam, yeter bu kadar. Anlat."
Durup ona baktım. "Neyi anlatayım?"
"Neden böyle davrandığını anlatana kadar bir yere gitmiyorum." dedi ciddi bir ifadeyle. "Az önce resmen sınıftan kaçtın."
"Kaçmadım."
Başını sol tarafına eğip sakince konuştu. "Defne."
Ofladım. Birkaç saniye etrafa baktıktan sonra sesimi biraz alçalttım. "Tamam anlatıcam ama önce gidelim burdan. İnsanlar geçiyor."
Bana başını salladığında beraber okul bahçesine çıkıp boş banklardan birine oturduk. Benim konuşmayacağımı anlayınca Sinem söze girdi. "Bekliyorum."
Ofladım. Nerden başlamam gerektiğini bilmiyordum.
"Hani geçen sene seni aldatan sevgilin vardı ya. Adını unuttum." dediğimde anlamazca suratıma baktı. Bunu beklemediği belliydi.
"O ne alaka? Konu onunla mı ilgili?" diye sordu şaşkınlıkla.
"Hayır alakası yok." dedim hemen. Ardından devam ettim. "Hani seni aldatınca o malı dövmek için parka gitmiştim, sonra yanlışıkla onun yerine başka birinin burnunu kırmıştım."
"Eee? Bu konu nereye gidecek merak ediyorum." dediğinde devam ettim.
"O çocuk geçen hafta bizim sınıfa nakil oldu. İsmi de Tuğra'ymış." dediğimde şok içinde ağzı açıldı.
"Ne oha!" diye bağırdığında etraftaki birkaç kişinin bakışları bize döndü. İkimiz de sesimizi alçalttık. "Ciddi misin sen?"
Dudaklarımı büzdüm maalesef der gibi. "Benim onu tanıdığım gibi o da beni tanıdı. Yanıma gelip sordu inkar ettim ama inanmadı. En sonunda kabul ettim evet benim dedim ve o bana ne dedi biliyor musun?" dediğimde istemsizce sesim yükselmişti.
"Ne dedi?" diye sordu merakla bana yaklaşarak.
"Ya sene sonuna kadar kölem olup ayak işlerimi yaparsın ya da seni dava ederim dedi!"
"Yok ebesinin nikahı!" diye bağırdığında az önce bize bakanlar tekrar bize baktı. Muhtemelen burda acayip bir dedikodu döndüğünü düşünüyorlardı.
Bir süre konuşmadığımızda bu sessizliği Sinem bozdu. "Ee sen ne dedin?"
"Daha bir şey söylemedim. Sorun da bu zaten! Bana pazartesiye kadar süre vermişti ve bugün pazartesi!"
"Ay haspama bak süre veriyor bir de!"
Ona üzgün bakışlar atarken tekrar söze girdi. "Aradan bir yıl geçmedi mi? Dava edebilir mi ki?"
"Darp raporu varmış." dedim çaresiz bir tonla.
"Yuh!"
Aramızda oluşan sessizliği tekrar bozdu. "E kızım sen zengin değil misin? 5 tane abin yok mu? Anlatsana onlara."
Ofladım. "Bunun ben de farkındayım tabii ki ama hâlâ onları gerçek ailem gibi görmüyorum. Zaten evlerine yeni gelmişim bir de yük olmak istemiyorum. Ön yargıları yeni yeni kırılmaya başladı. Ayrıca biraz Tuğra'ya da hak veriyorum. Ben olsam bana daha beterini yapardım."
Konuşmam bittiğinde bana aptal mısın sen bakışları atıyordu. Ne var dercesine kafamı iki yana salladığımda söze girdi. "Ya kızım sen mal mısın? Ailen onlar senin yük olmak ne demek?"
"Sadece bir haftadır beraberiz." diye mırıldandım. Yine bana sövecek gibi bakınca ondan önce ben konuştum.
"Ya aşkım tamam boş ver. Alışırım zaten birkaç haftaya. O zaman söylerim. Ya da birkaç gün o malın dediğini yaparım baktım salak salak her dakika iş yaptırıyor bana hemen söylerim söz."
Sinem ısrar etmenin işe yaramayacağını anlamış olsa gerek bana sen iflah olmazsın bakışlarını atmaya başladı. Ardından iki eliyle kafamı tutup hafifçe salladı. "Bazen bu kafanın içi boş mu diye düşünüyorum ama öyle olsaydı sınıf birincisi olmazdın." diyerek güldü.
Ben de kıkırdayarak ellerini itekledim. "Tamam tamam sus. Hadi zil çalacak birazdan sınıfa gidelim." dediğimde başını sallayıp ayağa kalkmıştı. Ben de kalktığımda koluna girdim ve beraber okul binasına doğru yürümeye başladık.
"Defne." dedi yürürken Sinem. "Efendim?" diyerek ona döndüm.
"Sen bana bunu ne zaman anlatmayı düşünüyordun?" diye sordu tehditkar bir sesle.
"Ehe şey..." dedim adımlarım yavaşlarken.
Kaşlarını çattı. "Yoksa bana anlatmayacak mıydın?!" diye sordu sahte bir sinirle. Aslında çok da sahte değil gibiydi ama neyse.
"İyi tarafından bak. Sonuçta anlattığım ilk kişi sensin." dedim sırıtırken. Tek kaşını kaldırıp suratıma baktığında önüne döndü. "İyi madem."
Ben de önüme döndüm. Merdivenlere ulaştığımızda koridorda teneffüsün bittiğini gösteren zil sesi yankılandı.
Ofladım. Üç kat merdiven çıkacaktık. Evdekiler yetmiyor bir de burda vardı. Dağ tırmanıcısı yetiştiriyorlardı sanki.
Klostrofobimden nefret ediyordum.
🍓
"Ya Sinem dur!" diye bağırdım gülmemeye çalışırken. Sabunlu ellerimi arkamdaki Sinem'in suratına yapıştırmamak için zor duruyordum.
"Yapmasana!" diye tekrar bağırdığımda en sonunda durmuştu. Şu an tuvaletteydik. Ellerimi yıkıyordum ve bundan çok huylandığımı bildiği için arkamdan belimi gıdıklayıp duruyordu.
En sonunda ellerimi yıkamayı bitirdiğimde arkamı dönüp ıslak elimi Sinem'in yüzüne doğru savurup ıslattım. Yüzüne gelen su damlalarını silerken bana öldürücü bakışlarından atıyordu.
Az önce beşinci dersten çıkmıştık. Her ders bitiminde teneffüs çaldığı gibi Sinem'le beraber dışarı fırlıyorduk. Canım arkadaşım, Tuğra'nın benimle konuşmasını engellemek için yardımcı oluyordu.
Her teneffüs kimseyle konuşmadan dışarı çıktığımız için Ayaz ve diğerleri ne olduğunu anlamamıştı. Sürekli soru sorup duruyorlardı, biz de kantine veya tuvalete gidiyoruz diyerek geçiştiriyorduk.
Bu daha ne kadar böyle devam edecekti bilmiyordum ama en sonunda vazgeçmemiz gerekeceğini ikimiz de biliyorduk.
İkimiz tuvaletten çıktığımızda uzun teneffüste olduğumuz için kantine gitmeye karar verdik. Kat sonundaki lanet merdivenlere doğru ilerlerken aniden önümüze çıkan davarın biriyle çarpıştık. Ben daha kafamı kaldıramadan çarptığım kişi beni duvarla arasına almıştı.
"Ay Defne!" diye çığıran Sinem'in sesiyle başımı kaldırdım. Tahmin ettiğim gibi karşımdaki kişi Tuğra'ydı.
Pusu kurmuş şerefsiz.
"Daha ne kadar kaçmayı düşünüyorsun çilek kız?" diye sordu yarı sırıtan ifadesiyle.
Kolunu ittirdim. "Çekil." dedim hemen. Bizimkilerden biri görebilirdi. Üstelik Barış bugün tam da bu katta nöbetçiydi. Şu an nerde olduğunu bilmiyordum ama her an ortaya çıkabilirdi.
Kolunu çekmeyince bu sefer göğsünden ittirdim. "Tamam konuşucaz ama böyle olmaz, çekil!" dedim hızla.
Okulda dedikodular hızlı yayılırdı. Biri görürse fena sıçardım.
Endişemi anlamış olacak ki en sonunda kolunu çekip benden uzaklaşmıştı. Rahat bir nefes verip bizi izleyen Sinem'e döndüm. "Kanka sen sınıfa git ben birazdan gelirim." dediğimde kararsızca bana baktı.
"Emin misin?" dediğinde başımı sallayıp onayladım. İkna olup bize son bir bakış attı ve arkasını dönüp sınıfa doğru ilerledi. Tekrar önümdeki anguta döndüm. O da zaten bana bakıyordu.
"Çabuk konuş ne konuşcaksan." dedim hemen.
Tuğra birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra ellerini cebine sokup arkasındaki duvara yaslandı. "Bugün pazartesi."
"Farkındayım."
"Kararını vermen gerekiyordu."
Ellerim kahküllerime uzandığında stresle oynamaya başladım. Bu cümleyi kurmak çok zordu.
Yaklaşık bir dakika boyunca karşımdaki gerizekalının yüzü hariç her yere baktım. En sonunda sıkılmış olacak ki o konuştu. "Hâlâ karar vermedin herhalde." diyerek sırıttı.
Ona dönüp kaşlarımı çattım. "Evet vermedim! Şimdi beni dava mı edeceksin?!" dedim sinirle.
Dudaklarını büzerek "Evet." dediğinde boğazına yapışmamak için kendimi zor tutuyordum. O sırada benden bir cevap beklemeden arkasını dönüp yavaş adımlarla yürümeye başladı. Noluyo be?
"Hey!" diye seslendim ama durmadı. Dudaklarımı dişledim. "Dursana!" diye tekrar bağırdığımda bu sefer durup bana döndü. Yüzündeki eğlenen ifade sinirlerimi bozuyordu.
Yanına doğru birkaç adım atıp ona yaklaştım. Yanımızdan geçen öğrencileri izliyormuş gibi yaparken konuştum. "Tamam."
Tek kaşını kaldırdı. "Neye tamam?"
Neyden bahsettiğimi gayet iyi bildiği hâlde sorması sinirimi artırmaktan başka bir işe yaramıyordu. "Tamam işte!" diye sesimi yükselttim.
Hafifçe kıkırdadı. "Daha açık konuşmalısın çilek kız."
Senin o çilek kız lafını bir yerlerine tıkmak vardı ama neyse.
Sinirle gözlerimi yumup tekrar söze girdim. Ses tonumdan patlamak üzere olduğum açıkça belli oluyordu. "Dedim ki, tamam. Kabul ediyorum. Ayak işlerini yapacağım."
Tane tane konuşmuştum. Belli ki beyninde algılama sorunu vardı çünkü.
Tuğra'dan adam akıllı bir cevap beklerken aniden kahkaha atmaya başladı. Bu sefer ki gülüşü cidden içten ve uzun zamandır kendini tutuyormuş gibi çıkmıştı.
"Ne gülüyorsun be herkes bize bakıyor!?" diye dişlerimin arasından konuştum. Gülmesi yavaş yavaş azaldığında söze girdi.
"Gerçekten dava açacağımı düşündün, değil mi?"
Kaşlarımı çattım anlamazca. "Başka ne düşünecektim?" diye sordum.
"Şaka yaptım." dediğinde gözlerimi kırpıştırarak yüzüne bakmaya başladım. Ciddi gibi duruyordu. Ayrıca verdiğim tepkileri iyice inceleyip eğleniyordu.
"N-ne şakası?" diye sordum ciddi olmamasını umarak. Bu dediğinin gerçek olması, sene sonuna kadar köle olmaktan daha çok koyardı.
Sessizce yüzüne baktım. "Gerçekten bir yıl boyunca senden intikam almak için mi bekledim sanıyorsun?"
"Yani?"
"Yani gerçekten dava açmak gibi bir niyetim yoktu. Ayrıca darp raporu da yalandı."
Beynim durdu.
"Ne?"
Tuğra omuz silkti. "Sadece seni biraz korkutmak istedim."
"Sen..."
Sinirle bir adım ona yaklaştım. "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?!" derken sesimin yükselmesine engel olamamıştım. Etrafımızdaki birkaç kişi bize bakarken sinirime hakim olmaya çalıştım.
"Yemin ederim senin o gözlerini oyup yerine çilek sokarım pislik seni!" diye öncekinden daha alçak bir sesle bağırmıştım.
"Bu yaptığın komik miydi ha!? Ben sürekli bunu düşünüp stresten kendimi yiyip bitirirken çok eğlendin mi bari!?"
Sinirden kafayı yicektim.
"Defne-" derken sözünü kestim.
"Hayır, konuşma!" diyip elimi havaya kaldırıp onu susturdum.
"Günlerdir kafamda bununla uğraşıyorum ben! Her gece 'Ne yapacağım, aileme söylersem ne olur' diye düşünüyorum! Doğru dürüst uyuyamadığım bile oldu!"
Tuğra'nın yüzündeki sırıtış tamamen kaybolmuştu.
"Ben sadece-"
"Sen sadece ne? Eğleniyordun işte!"
Kollarımı göğsümde birleştirip ona baktım.
"Bir de bana 'çilek kız' diye diye sinirimi bozuyorsun. Bir daha bana öyle seslenme. Hatta bir daha benimle konuşma bile."
Tuğra birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından tam dudaklarını aralamıştı ki başka bir ses araya girdi.
"Ne oluyor burada?" diyen ses Barış'ın sesiydi. Hızla o tarafa döndüğümde kaşları çatık şekilde bir bana bir Tuğra'ya bakan sinirli gözlerle karşılaştım.
Tuğra konuşup işi batırmasın diye ben söze girdim. "Arkadaş bana ödev sordu." diye bir bahane uydurdum hemen.
Barış inanmamış gibi kaşlarını kaldırdı. "Ve sen de ona sinirlenip bağırdın öyle mi?"
Gözlerimi devirdim. "Anlattığımı anlamadı bir türlü. Beyni kıt herhalde. Boş ver." diyerek yanından geçip yürümeye başladım hızla. Daha fazla üstelememişti. İnşallah evde de konusunu açmazdı.
Arkamdaki bakışları umursamadan sınıfa girdim hemen. Bizimkiler bana döndüğünde ifademi düzeltip sırama oturdum. Merak ve endişeyle bana bakan Sinem'e sonra anlatırım bakışı attığımda önüne dönmüştü.
Sinem benim hakkımda bir yalan uydurmuş olacak ki kimse soru sormadı ve sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Ben de teneffüsün kalanında uyumaya karar verdim ve başımı sıraya, kollarımın arasına yerleştirdim.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Tek istediğim biraz olsun kafamı susturabilmekti.
Ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım, aklıma gelen tek şey Tuğra'nın o sinir bozucu sırıtışı ve söylediği cümleler oluyordu.
Şimdilik tek yapabileceğim şey, bu günü mümkün olduğunca çabuk bitirmeyi ummaktı.