İçeriğe geç

A TAKIMI

Bölüm 6 · 23 dk okuma

A TAKIMI

Bölüm 6

5. BÖLÜM

Sabah güneşi perde aralığından sızıp Yeşim’in yüzüne nazlı, nazlı düşüyordu. Işık yeterince gözlerini rahatsız etmeye başladığında araladı, zihni hala uyku mahmurluğunu atamamışken yatakta yan döndü. Fatih hala derin uykusundayken sevecen bir gülümsemeyle seyrediyordu, gece boyunca kıpırdanmaktan saçları dağılmış, suratı aksine dünyanın en güzel uykusunu alıyormuşçasına sabitti. Yeşim, erkek arkadaşının sakince verdiği nefesleri dinledi bir süre daha.

Tanıştıklarından bu yana güzel ilerleme kaydettiklerini düşünüyordu, kaliteli kahve sohbetleri ve hakkında yeni şeyler keşfettikçe hayran olduğu insan yatıyordu. Gece başladıkları resme takıldı gözleri, elinden geldiğince poz vermeye çalıştığını düşünmüştü fakat gördüğü tablo beklentilerinin bile ötesindeydi. Beraberce vakit geçirip alkol aldıkları gecenin, sabahında burada olmayı hayal etmese de herhangi bir pişmanlık duymadan usulca doğruldu.

Gece ani bir kararla kalmaya karar verdiğinden üstüne atabildiği tek şey Fatih’in dolabından verdiği oversize tişörtüydü, dizlerinin birkaç karış üstünde elbise gibi göründüğünden aldırmadı. Bir bardak su içmek için ayaklanmıştı fakat burnuna buram, buram taze kahve kokuları geliyordu.

Odadan çıkıp kokuyu takip ettiğinde mutfakta işlenen iki kişiyi görebiliyordu artık, Fatih’in ev arkadaşları Mehmet ve Seda kapı eşiğinde yabancı kişiyi fark ettiklerinde kısa süreli bir şaşkınlık yaşadılar fakat kendini ilk toparlayan kişi Mehmet oldu. “Fatih bu saatlerde uyanmaz, bizle kahvaltı etmek istersen olay menemen var.”

Elindeki tavayı Yeşim’e gösterip masaya bıraktı fakat misafir istemiyorum anlamında kafasını sağa, sola sallamıştı. “Aralıklı oruç yapıyorum, öğle vaktine kadar katı gıdalar alamam, size afiyet olsun.” Seda, kendine koyduğu kahve bardağını Yeşim’e uzattı, teşekkür ederek aldıktan sonra masaya oturdu.

“Ben Seda, yanımda menemenle aşk yaşan da Mehmet. Fatih’in ev arkadaşlarıyız.” Ekmeği büyük lokmalara bölmüş, çatalsız saldırmıştı. Ağzına doldurduğu yetmezmiş gibi parmaklarıyla boğazına doğru ittirdiğinden; “Memnun oldum.” Lafı boğuk ve ağzından dışarı fırlayan kırıntılarla çıkmıştı.

“Yeşim bende, Fatih’in sevgilisi, memnun oldum.” Mehmet’e doğru iğrenirmiş gibi bakarken bir an kendini toparladı ne var ki Seda’da aynı şekilde ev arkadaşına bakıyordu. “Arkadaşımın kusuruna bakma, maymundan 2 gün sonra doğmuş gibi yemek yer ve asla gocunmaz.”

Seda’nın bu esprisi ikili arasında geçecek kaliteli muhabbetin fitilini ateşlemiş, kahvelerini içene dek sürmüştü. Yeşim’in müsaade istemesiyle ayrıldığı mutfaktan eşyalarını toplamış halde döndü, sevgilisinin ev arkadaşları gayet eğlenceli insanlardı ve tekrar görüşmek isteyeceğine karar verdi. “Bir ara sözleşelim kız kıza takılırız.”

Seda, kapıdan çıkan Yeşim’e ‘ara’ işareti yaptı, dış kapıyı açtıktan sonra tamam dercesine kafasını salladı. Misafiri geçirdikten sonra salona dönerken Mehmet’in bir şeyler aradığı gördü, küçük sehpanın üstünde duran bluetooth hoparlörü aldı ve telefonunu bağladı. “Sakın sesini çıkarma ve sadece bana uy, çok eğleneceğiz.”

Telefonuna birkaç şey yazıp oynat tuşuna bastı, ses bombasını köklediğinde eğlenerek Fatih’in odasına doğru baskın yaptı. ‘Unkapanı’nda 500 mangıra şoför de olmuş Feyzullah. Askere gitmiş sabun da bitmiş 30’da kalmış Feyzullah.’ Şarkının ne olduğunu anlayan Seda, kahkahalarına engel olamıyordu.

Ellerinin arasına aldığı hoparlör ile sağa, sola yalpalayarak Fatih’in odasına ulaştı. Büyük bir gürültüyle uyanan ev arkadaşları neler olduğunu idrak etmekte zorlanıyordu, bu yüzden gözlerini ovuşturup kafasını toparlamaya çalıştı.

“Ulan Mali! Yine mi lan?” Gözlerinden becerebilse alev çıkaracak kadar sinirliydi, Seda’nın varlığını unutmuşçasına yataktan kalktı. Sadece boxer giyindiği için yarı çıplak bir halde arkadaşının elindeki ses bombasını almaya çalışıyordu, bir yanda Mehmet gülerek şarkıya eşlik etmeye devam ediyordu.

“Motivasyon sabahı kardeşim. Bak şarkı ne diyor? Çek Feyzullah, Feyzullah.” Kafasını şarkının ritmine göre sallamaya çalışırken Fatih üstüne daha da çullanıyordu, Seda elindeki kahveyle ev arkadaşlarının rezilliklerini seyrederken giydiği çamaşırın absürtlüğüne takıldı.

“Fatih, gece boyunca terminatördük galiba.” Kahkahaları arasında kahvesini yudumlarken lafını gideceği yere ulaştırdı, bir an Seda’ya baktıktan sonra üstünü süzdü. “Hassiktir!” Dolabın aynasında siluetini gördü sonra da poposunda büyük ve kırmızı harflerle ‘terminatör’ yazısını.

Mehmet’i dahi unutmuş gibiydi o an, yatağındaki çarşafa saldırıp üstünü örtmeye çalıştı. “Ulan Mali! Ben, senin ses ayarını sikeyim. Sabah motivasyonunu da sikeyim.” Bir eliyle üstündeki çarşafı tutarken diğerine odanın kenarındaki ağırlığı aldı, Mehmet ve Seda’yı dışarı çıkardıktan sonra üstüne bulduğu ne varsa geçirdi.

“Bu iç çamaşırı benim bile değil, nasıl giydim? Kapat lan artık şunu!” Oda kapısından dışarı çıkarken hala Mehmet’e söyleniyordu. Karşısında hoparlör ile dans eden ve tekrara aldığı şarkıya eşlik eden ev arkadaşı ‘hayır’ anlamında birkaç kez omuz silkerek devam etti. “Ama Feyzocuğum ayıp ediyorsun, sayende boxer’ım ilk kez dişi gördü.”

“Mehmet, siktir git kardeşim. Elimden bir kaza çıkacak yoksa.” Odada ayağından çıkardığı terminatör yazılı çamaşırı Mali’ye geri fırlattı. “Al donunu da bir daha benim odamı karıştırırsan, yemin olsun seni iç çamaşırıyla boğarım.” Mehmet, tek eliyle yakaladığı donu parmağıyla çeviriyordu o sıra.

“Ne güzel sabah, sabah eğlendik. Bak Seda’ya.” Diğer ev arkadaşları karnını tutarak kahkaha atıyordu, bir süre gülmekten konuşamasa da toparlandı. “Gece boyunca kıza terminatördü, şimdi de evde terör estiriyor, ay hiç güleceğim yoktu.”

Seda’nın lafına Mehmet’te gülerek eşlik ettiğinde Fatih artık sinirden pancar gibi olmuştu, eline kaptığı kumandayla üstüne doğru yürüyordu. “Bak hala kapatmıyor şarkıyı, siktir git kimin evinde kalacaksan kal bundan sonra, umurumda değil! Git diyorum, yoksa odadaki her şeyi birazdan senin üzerinde kırarım.” Kumandayı sallamaya devam ederken Mehmet’in eğlenen bakışları düştü. “Abi ciddi misin?”

“Hiç bu kadar ciddi olmamıştım,” Mehmet, arkadaşının hiddetini dehşet dolu gözlerle seyrediyordu. Biraz eğlenmek pahasına bu sefer fazla ileri gittiğinin farkına varmıştı ama bu pişmanlık fazla uzun sürmedi. “Eşyalarını al, şu siktiğimin hoparlörünü de al. Hadi marş, marş.”

Okul çantası, salona attığı birkaç eşyası dâhil Mehmet’e ait kıyafetleri üstüne fırlattı. Gelişi güzel çantaya tıkıyor, kendi kendine söyleniyordu. “Tamam be abi, sende hemen sinirleniyorsun, sanat düşmanısın resmen.” Dış kapıyı açtı ve ayakkabılarını giydi tam kapatmak üzereyken içeriye doğru kafasını uzattı. “Akşam dönerim, özlersin beni.”

“Bir daha gelirsen kapının önünde mehterle karşılarım!” diye bağırdı Fatih, koşturmaca yüzünden tekini göremediği ev terliğini doğruca Mehmet’e fırlattı. Son dakika kapıyı kapattığından tok bir ses duyuldu. “Ulan Seda! Her şeyi kameraya mı çektiniz.”

---

Seda’nın sabahki yaşananları telefonuna göndermesiyle olan biteni tekrara alıp izliyordu, okul koridorunda iştahlı bir kahkaha patlatırken birkaç öğrenci ‘neye gülüyor bu geri zekâlı?’ Dercesine baksa da umurunda değildi.

Elinde ders notlarıyla sınıfına yetişmeye çalışan bir kıza çarptığında telefonu da kağıtlarla birlikte yere düştü. “Benim gibi önüne bakmayan bir kişi daha mı?” İkisi de yere eğilip dağılanları toplamaya çalışıyordu. “Özür dilerim, telefonun çatlamış.”

Kızın mahcup hallerini anlamlandıramadan telefonunu yerden aldı, daha önceden kırılmıştı bu yüzden üstelememeye karar verdi. “Senlik bir şey değil zaten kırıktı, pardon seni tanıyor muyum?” Geçen günlerde tanıştığına emin olduğu kıza dik bir bakış attı, kız utana sıkıla yüzüne baktıktan sonra başını yere indirdi. “Galiba sizi Adnan Bey’le olan toplantımızda görmüştüm, Mehmet?”

Mehmet, sonradan farkına varmışçasına bir aydınlanma yaşadı. Kalan kağıtları da toplamasına yardım ettikten sonra yazanlara baktı. “Aynı bölümde okuyormuşuz Nisa, tesadüfe bak sen.” Sanki kırk yıllık arkadaşıymışçasına kolunu Nisa’nın omzuna doladı, rahatsızlığını belli edercesine kendini kurtarmaya çalışma girişimi başarısız olmuştu çünkü daha sıkı tutuyordu artık.

“Anlatsana şu proje meselesini, ben bir bok anlamadım çünkü?” Derslerinin yapılacağı sınıfa geldiklerinde müsait bir sıra bulup oturdular. Dersliklerindeki arkadaşları farklı kişiliğe sahip iki kişiyi yan yana görmenin garipliğini yaşasalar da çabucak toparlanıp işlerine döndüler, Nisa bu sırada çantasındaki kalemliği sıraya çıkarmakla meşguldü.

“Türk sanat akımını, kendi tarzımızda dünyaya tanıtacakmışız. Projenin ucu açık bu yüzden istediğimiz materyali kullanabilirmişiz.” Çantasındaki dosyaları da sıranın üzerine koydu fakat Mehmet’in ilgisini çeken şeyler bambaşkaydı. Kalem kutusunun içini açıp karıştırmaya başladığında Nisa elinden almak istedi nitekim bir türlü başaramıyordu.

“Sayende kendimi hala ilkokul çocuğu gibi hissettim, bu kalem çok şirin.” Eline aldığı mor tüylü, ucundan sapına kadar peri kızı stickerları olan yumurtlayan kalemle oynamaya başladı. Sonunda ufak bir açık bulup elinden almayı başardı ve kalemliğine geri tıktı. “Ailen hiç terbiye vermedi mi? Sormadan eşyalarımı karıştıramazsın.”

Utangaç kişiliğinin arka planını bir anlık gösteren Nisa yüzünden Mehmet, kendini geri çekme durumunda kaldı. Özel alanına saygılı bir kişiliği olduğunu fark etse de kendi gibi çocuksu bir yapıda olduğunu da keşfetmişti, bu yüzden kendi çantasından araba şeklindeki kalemtıraşını çıkardı. “Bazen bizim için anlam ifade eden şeyleri saklamaya devam ederiz, bak bende de bu var, rahmetli dedem okula başlayınca hediye etmişti.”

Nisa’ya incelemesi için kibarca uzattığında dersi anlatacak profesör de gelmişti. Yoklama sırasında yerine tıktığı tüylü kalemi çıkarıp Mehmet’e geri uzattı. “İlk ve ortaokulu beraber okuduğum arkadaşımla bir örnek almıştık, başka okula transfer olduktan sonra anı kalması için saklıyorum.” Sonunda kendini açtığına sevinirken derste başladı.

Profesör ’ün; “Evet gençler, bir dahaki derse yenilikçi sanat akımları makalelerini araştırıp gelin.” Demesiyle bittiğini anladıkları ders sonrasında Nisa defterine geçirdiği notlarını toparlamaya çalışıyordu, Mehmet istemsizce derste tuttuğu notların renksiz fakat sonradan çıkardığını tahmin ettiği bütün yazıların renkli olduğunu fark etti.

“Bugün için başka dersimiz yok, işin var mıydı?” Elinde kalan kişisel dosyaları Nisa’ya geri uzatırken ders boyunca kafasını karıştıran proje işini düşünüyordu. Karşısındaki kızdan cevap beklerken telefonu çaldı, arayan dernek işlerine yardım eden Volkan abisiydi. “Efendim abi, Kadir’den bir haber mi var?”

Hattın ucundaki Volkan, kaçak hırsızı polislere teslim edip durumu açıkladığını bildiriyordu. Başlı başına bu haber bile moralinin yeniden düzelmesine yetmişti, bu yüzden; “Abi zabıtalarla konuş, dernek kapısındaki mührü kaldırtalım, mekanda buluşuruz.” Diyerek telefonu kapattı.

Nisa, neler döndüğünü anlamadığından Mehmet’e bakmaya devam ediyordu. “Nasıl bir dernek bu?” Bir an yanındaki kızı unutmuştu bu yüzden ana zihnini geri ışınladı. “Hala burada durduğuna göre başka işin yok demektir, benimle gel yolda anlatırım.”

Beraberce kampüsten ayrılıp otobüse bindiler, şehir merkezine varana kadar arabada olan biteni Nisa’ya anlattı. İndikleri duraktan 10 Dakikalık kısa yürüyüşün ardından, derneğin önüne vardılar, o sırada zabıtalar mührün çözülmesini içeren tebligatla birlikte kaldırıyorlardı. “Sonunda be yeğenim, aşevimiz eskiden olduğu gibi devam edecek.”

Anahtarı gediğine sokup içeri girdiler. Nisa, yeni bir yere adım atmanın utangaçlığını yaşarken, oturacağı koltuk gösterildi. Volkan ve Mehmet girişte ofis olarak ayarladıkları alana gidip olan biteni tartışırken etrafı incelemek için süzdü.

“Burası da bizim fakirhane işte, beğendin mi?” Bir duvar başlı başına kitaplarla doluydu, önünde masalar tozlu halde temizlenmeyi bekliyordu. Uzun, geniş bir mekandı. Eskiden bir restoran olduğu, yılların izlerini silememesinden anlaşılıyordu adeta.

Karşı bölgede paketlenip kolilerle istiflenmiş, eşyalar ve malzemeler duruyordu. Mekanın karşı ucundaki küçük yükseltilmiş alan sahneydi, yıllar önce canlı müzik ile misafirlerini eğlendiren yer şimdi ardiye olarak kullanılıyordu. Sol köşede ise küçük bir mutfak ve karşısına konumlandırılmış koltuklarla dinlenme alanına dönüştürülmüştü.

“Yardım edilebilecek her şeyi düşünmüşsünüz, yaşına rağmen başardığın işlerle gurur duymalısın.” Nisa, oturduğu yerden kalkıp hayran bakışlarıyla yeniden derneği turladı. Volkan, masaüstü bilgisayarın kurulu olduğu masaya oturup kasanın açma tuşuna bastı, bir yandan yeni misafirlerine göz teması kurmadan yaptıklarını anlatıyordu.

“Belediyeden yer aldık, hafta sonları semt pazarı kurulduğunda satışlarımız inanılmaz artıyor. Bu sayede hem dernek giderleri karşılanıyor hem de ihtiyaç sahiplerine daha çok yardım edebiliyoruz.” Sonrasında ortağına dönerek; “Yeğenim, arkadaşınla şu markete gidecekleri ve pazara gidecekleri ayırsanıza?”

Volkan, masa başında emekli muhasebeci kimliğiyle derneğin gelir-gider ’ini hesaplamaya koyulmuşken iki sınıf arkadaşı da verilen görev için istiflenmiş kolilerin başındaydı. “Sana da yardım et diye emrivaki yapmış gibi olduk, kusura bakmazsın değil mi?”

Nisa, onun için fazlasıyla hafif olan kıyafet kolilerinden birini teyit edip pazara gideceklere ayırırken dinliyordu. Eğer buraya yardım için gelmeseydi yurda gidecek ve ders çalışacaktı, bundan daha yararlı bir iş yapacak belki de en azından kaptanlık yapmasına yardım edecek bir müttefik kazanacaktı. “Yok aksine, böylesine hayırlı bir işe vesile olduğum için çok mutluyum.”

“Hayırdır Babaanne?” Elindeki koliyi yerine bırakırken alayla gülümsedi Mehmet. “Öyle bir şive yapıyorsun ki köyde büyüdün zannedeceğim.” Kendisi memur ailede büyüdüğü için öğretmen olmalarının getirdiği kibar bir diksiyona sahipti fakat karşısındaki kız, konuşurken bazı kelimeleri yutuyor ve belli bir bölgenin yöre ağızıyla konuşuyordu.

“Köyde büyüdüm zaten.” Normal bir şeymiş gibi söyleyip işine kaldığı yerden devam etmeyi seçti fakat Mehmet tarafında hala şaşkınlıkla karşılanıyordu. Sonunda verilen görevi bitiren ikili dinlenmek için mutfağın karşısındaki koltuklara oturdular, demlenmiş çaydan birer bardak ayarlayıp ilk yudumları mideye indirmişlerdi bile.

“Adnan Bey, benimle beraber 5 kişiye daha kaptanlık yapmanı istedi öyle mi?” Nisa’nın anlattıklarını az çok kafasında oturtmuş gibiydi, koltukların önündeki küçük sehpadan aldığı kişisel dosyaların ilk sayfalarını açtı. Her öğrencinin resmi ve diğer özlük bilgileri yer alıyordu. “O zaman dekan yardımcısın dediğini yaparak önce bir grup kuralım.”

Cebinden telefonunu bulup tuş kilidine bastığında hala duraklatılmış video görünüyordu ve Mehmet’in dikkati bir anda dağıldığından Nisa’ya uzattı. “Ortak projede yer alacaklardan biri ev arkadaşım, sabah bir şaka yapayım dedim yarılırsın gülmekten.”

Nisa, çocuğun elinden alıp oynat tuşuna bastı. Fatih’in yarı çıplak halini görmesiyle boşta kalan elini gözlerine kapattığı için Mehmet iştahlı bir kahkaha atıyordu. “Neyse Fatih’i ikna ederiz o kolay, önce zor karakterli katılımcılardan başlarsak daha çabuk ilerleriz.” Alp Ertekin yazan isimli dosyayı alıp Nisa’ya uzattı fakat kızın yüzünü buruşturması bir olmuştu.

“Dün tanıştım ve projeden bahsettim, ama şey… İkna edeceğim yerde bağırıp çağırdım, bir de üstüne kustum.” Nisa, utancından yüzünü kapattı. O anlar tekrar gözünde canlanırken yerin dibine girmek istedi fakat Mehmet, durumun komikliğine gülmeye devam ediyordu, bir şekilde bu utangaç kızla ortak yönleri olacağını keşfediyordu.

“Tamam Alp denen çocuğu şimdilik ikna edemeyeceğiz belli ki o zaman ondan biraz az, zor karakterli olanı seçelim. Beril denen kız saftirik gibi onu ikna etmek kolay olur, Arya’yı deneyelim.” Nisa hala utanırken Mehmet Ali, telefonunda birkaç tuşa bastı, grup sohbeti başlat ikonuna tıkladıktan sonra kaptanlarının numarasını ekledi ve yönetici yaptı.

Gruba isim verme kısmına geldiğindeyse birbirlerine bakıp durdular, ne yazacaklarına karar veremiyorlardı bir türlü. Nisa; “Adnan Bey toplantıda şey demişti; bu sene Türkiye’den iki takım seçildi ve en iyi proje adayı ülkemizi temsil edecek.” Dediğinde Mehmet’in beyninde şimşekler çaktı ve ‘A Takımı’ olarak yazıp ‘oluştur’ ikonuna bastı.

Telefonunu uzatıp Nisa’ya gösterdiğinde onaylarcasına başını sallayarak karşılık verdi, takım kaptanından bir hareket göremeyince ayaklanıp sabırsız tavırlar sergilemeye başladı. “Ortak proje teklifi sunmamıza tam 1 ay var daha ortada takım yok, hadi kalk ne duruyorsun?”

Küçük sehpadan kâğıtları toplayıp çantasına geri tıktı, kalkarken hala tam olarak ne yapacaklarını bilememenin garipliğini yaşıyordu. “Dur sakin olsana, nereye gidiyoruz?” Mehmet çantasını çevik hareketlerle tek omzuna asmış ve kapıya doğru hızlanmıştı bile, yerinde zıplayarak acele etmesini istercesine elinin biriyle ‘gel, gel’ yapıyordu. “Arya Bektaş’ı ikna etmeye tabi ki.”

---

Yolda telefonla arayıp çağırdığı yere gidebilmeleri için konum atmıştı, yolun karşısındaki iki takım arkadaşı girecekleri mağazaya karşı ilk izlenimlerini veriyorlardı. “Burada çalışıyor olmalı, çok vaktini almadan konuşuruz.” Mehmet, içindekini söylerken Nisa oldukça sessizdi. Toplantıdaki görüntüsü ve tavırlarını gözlemlediği kadar yargılayabiliyordu, mekânın sahibi gibi atfeden halleri katılmak konusunda büyük bir engel olabilirdi.

Nisa, cevap vermemeye yemin etmiş gibi karşıya geçmek için hareketlendiğine Mehmet’te peşine takıldı. Mağazanın otomatik kapısı onlar için açıldığında sakince adımladılar. Mehmet; “Buraya girmek için özel izin almam gerekiyormuş gibi hissediyorum.” Dediğinde Nisa, dirseğiyle dürttü. “Saçmalama. Arya burada çalışıyor, girebiliriz.”

Mağaza içerisinde hafif bir müzik tınısı dışında çıt yoktu. Bir, iki müşteri görevliler tarafından büyük bir titizlikle ilgileniliyordu. Gözleriyle aradıkları arkadaşlarını göremiyorlardı, biraz daha incelediler. Zincir mağazaların aksine buranın askı düzeni, parfüm kokusu ve kasadaki minik çiçeklerle ‘lüks butik’ olduğunu düşündüler. Mehmet şaşkınlıkla izlerken Nisa’ya döndü. “Bu kız varlıklı mıydı? Burası benim öğrenci evinin kira parası gibi kokuyor.”

Düşüncelerini sesli bir şekilde ifade ederken arkasında omzuna parmakla biri dokunuyordu, hamleyi beklemediğinden yerinde zıpladı. Bu hareketi Nisa’yı da korkuttuğundan aynı anda yön değiştirdiler. Arya kollarını kavuşturmuştu ve gayet sinir bozucu bir tavırla gelen müşterileri süzüyordu, üstlerindeki kıyafetlerinden anladığı kadarıyla orta gelirli veya fakir bir imaj çizdiklerinden emindi bu yüzden; “Mağazaya hoş geldiniz. Almayacaksanız dokunmamanızı özellikle rica ediyorum.” Dedi.

İmalı tavırlarını Nisa anlasa da Mehmet anlayamamış gibiydi, işaret parmağıyla cam vitrinindeki mankeni gösteriyordu. “Yemin ederim hiçbir şeye dokunmayacağım, camdaki manken bile bana pahalı baktı.” Nisa, arkadaşının yaptığı patavatsızlığı anlar anlamaz işaret eden parmağını indirmesini sağladı.

“Arkadaşımın kusuruna bakmayın, 1 saat önce sizle telefonda görüşmüştük, Adnan Bey’in hepimizi toplayıp bahsettiği proje hakkında konuşmaya geldik.” Arya gelen kişileri teşhis ettiğinde oturacakları yeri gösterdi, Nisa küçük ve hızlı adımlarla oturup çantasını kucağına bastırırken Mehmet üstündeki gerginliği atmışçasına laubali bir şekilde kurulmuştu fakat Arya’nın delici bakışları sayesinde ışık hızında kendini toparlayıp normal bir duruş sergiledi.

“Ne istiyordunuz? Grup… Evet. Kaderin bana kötü bir şakası olmalı.” Arya açıkça gözlerini devirip kollarını oturduğu yerde göğsüne kavuşturdu, Mehmet her zaman yaptığı gibi kişisel analizini kafasında oturtmuş ve kızın kişiliğini kafasında canlandırmıştı. Nisa’ya kısa bir bakış atıp dürttüğünde kaptanlarını yormadan bu işi tek başına çözeceğini belirtti.

“Biz de ilk başta öyle düşündük ama sonra dedik ki, ‘Kim bizi kurtarabilir?’ Ve cevap çok netti: Sert mizacıyla mağazasını yönettiği gibi takımızı organize edecek biri, yani siz Arya Hanım.” Mehmet’in övgü dolu sözlerini üstüne alındığı gibi göğsünü kabartı Arya, liderlik sıfatının ona bir gün yardım edeceğini içten içe biliyor ve bugün gün yüzüne çıkmış olmasına da ayrıca seviniyordu. Fakat bu sadece ikna etmek için taktığı bir maske de olabilir diyerek biraz daha sorgulamak istedi.

“Alt tarafı mağaza yönetiyorum, bu kadar abartılacak neyim var?” Kendi içinde küçük bir rekabet olarak gören Arya ’ya karşı Mehmet, hiç istifini bozmadan gayet samimi bir imaj çizerek ikna konuşmasına devam etmeyi seçti. “Tam da burası için var. Sadece mağazaya bakarak bile düzen ve uyumun ne kadar eşsiz olduğunu görebiliyorum, Akça giyimin bir kimliği var ve açıkça kaliteyim diye bağırıyor.”

Mehmet’in dürtmesiyle ondan aldığı gazı devam ettirmek adına Nisa ipleri eline aldı, gözleriyle tekrar mağazayı turladıktan sonra sahibine sabitledi. “Arkadaşım haklı Arya, projenin görsel tarafı için senden iyisini bulamayız. Düzen, uyum ve tasarımda sen olmazsan kesinlikle eksik kalırız.”

Arya kabul edip etmemek konusunda fazlaca kararsızdı, lise zamanlarında dâhil olduğu grup projeleri yüzünden fazlasıyla başı ağrımıştı bu yüzden hala sınırları bir hayli zorluyordu. “Grup projelerini sevmem. Genelde bütün işi ben yaparım ama grubun diğer üyeleri ‘biz de çok çalıştık’ yalanını söylerler.”

Arya şartları ne kadar zorlasa da Mehmet’te onun kadar inatçı tavırlarla ikna etme çabalarına devam etmeyi seçiyordu bu yüzden kendine hâkim olamayarak ayağa kalktı ve bir elini yumruk yaparak zafer kazanıyormuşçasına havada sabitledi. “Biz asla; ‘çok çalıştık’ yalanı söylemeyiz. Hatta mümkünse hiç çalışmayız…”

Nisa, arkadaşının saçma hareketlerinin etraflarındaki çalışanlar ve müşteriler tarafından garip tepkilerle karşılandığını gördüğünde rezil oluşunu sonlandırmak istedi. Ayağa kalkıp Mehmet’in havadaki elini indirdi önce, sonra omuzlarından oturduğu yere geri bastırdı. “Arkadaşımın kusuruna bakma demek istediği şu; adaletli bir sistem kuracağız.”

Arya; “Tamam her neyse işte, anlatın bakalım projeyi. Tam olarak neler yapmamız gerekiyor?” Demesiyle gergin suratlar teker teker yumuşadı, çalışanına işaret verdiğinde başını sallayarak oradan ayrıldı kısa süre sonra da filtre kahvelerle geri geldi, herkes payına düşeni aldıktan sonra bile Nisa anlatmaya devam ediyordu.

“Bu ayın sonuna kadar görsel olarak hayata geçireceğimiz projemizin detaylarını içeren yazılı dokümanı sunmamız gerekiyor, işin kötü tarafı başka bir üniversiteyle birlikte yarışacağız ve onlar çalışmalara başlamış bile.” Gün içinde telefonuna gelen bildirim yüzünden canı bir hayli sıkkındı, çünkü Adnan Bey tarafında açıkça çalışmalara başlamaları konusunda azarlanmıştı, derin bir iç çektiğini gören Mehmet; “Takımın kalanını en kısa sürede toplamaya çalışıyoruz bu yüzden whatsapp grubu kurduk, daha kolay haberleşebilelim.” Diyerek telefonunu Arya’ya uzattı.

İki parmağıyla cımbızlar gibi elinden aldıktan sonra telefon numarasını gruba ekledi, geri verirken hala kafasında cevaplanmayı bekleyen sorularını düşünüyordu. “Kaydoluyorum ama tek bir şartla; bu proje grubunda kimse bana mesaj atıp ‘nereye kayboldun?’ demeyecek. Ben online olurum, olmadığımda yokum.”

İki takım arkadaşı onaylarcasına kafa sallarken Mehmet, telefonunu Arya’da geri aldı. “Nisa, Arya resmen takıma katıldı.” Gözleri parlamış halde, saf heyecanla Nisa’ya döndüğünde ayran budalası sırıtışı korkuttuğundan çenesini tutup önüne döndürdü.

“Katılmadım. Sadece geçici olarak kabul ettim. Çalışma grubunu topladığınızda bana haber verirsiniz, şimdilik görüşmek üzere…” Arya ayaklandığında diğer takım arkadaşları da ayaklandı, Nisa kibarca kovulduğunu düşünürken Mehmet, zor kişilikli birini ikna edebilmenin mutluluğunu yaşıyordu.

Arya içeri döndü; “Şu rafların hizası bozulmuş! Ahmet, o askıyı düzelt! Çiğdem, mankenin boynuna neden atkı sardın? Ocak ayı değil!” Çalışanlara doğru emirler yağdırırken sınıf arkadaşları mağazadan çıkmaya çalışıyorlardı. Mehmet fısıltıyla Nisa’ya doğru eğildi. “Cidden patron gibi yönetiyor. Vallahi korktum biraz.”

Nisa gülerek arkadaşına eşlik ediyordu, sokağı adımlarken bundan sonra ne yapacaklarını düşünmekle meşguldü. “Akşama kadar vaktimiz var, bir kişiyle daha görüşebiliriz aslında.” Kafasındakileri sesli bir şekilde Mehmet’e aktarırken biraz daha yürüdüler, takım arkadaşı akşam eve nasıl gireceğini kafasında tartarken Nisa’nın fikriyle olduğu yerde durdu. Ne olduğunu anlamsa da Nisa da adım atmayı kesmişti.

“Aslında sen yanımda olsan Fatih beni evden kovamaz ve bu akşam derneğin koltuklarında uyumak zorunda kalmam.” Nisa ne olduğunu anlamayan gözlerle yanındaki takım arkadaşını süzerken bileğinden sürüklenmek suretiyle ileriye doğru adımlamaya başladı. “Dur nereye gidiyoruz?” Dese de çocukça sırıtışına engel olamayarak kısa bir anlığına kafasını arkaya döndürdü. “Fatih’i ikna etmeye tabi ki.”

---

Alelacele otobüse binip üstüne mahalle değiştirip, yılların yaşlandırdığı belli olan 8 katlı apartmanın önüne geldiler. Mehmet’in ev arkadaşlarıyla kaldığı apart, şehir merkezine yakın olsa da muhitin yaş ortalaması 50 ve üzeriydi. Vefat eden sahipleri sayesinde mirasçı evlatları, içindeki eşyalarla birlikte bekar ve öğrencilere kiraya veriyor böylelikle mahallenin yaş ortalaması dengeleniyordu.

Kabini eski olduğu halinden belli asansöre adım attıklarında Nisa kafasında düşmesi ve bir nevi münferit olayların provasını yaptığından içten içe korkuyordu, Mehmet onun yerine oldukça sakin olan tek kişiydi, birkaç kez kabinde mahsur kalmış olsa da çıkmayı başarmıştı. “Korkma kabini eski sadece bakımlarını yapıyorlar, yoksa binanın yaşlısı Mahmure teyze bastonuyla döver tamircileri.”

Mehmet, gayet rahat anlatsa da Nisa’nın içindeki endişe bitmek bilmiyordu bunu da zoraki, yapmacık bir gülümsemeyle toparlamaya çalıştı. Sonunda gelecekleri katta durduğunda, kabinden kendini atar atmaz derin bir nefes aldı, az daha dursa kapalı alan korkusunun tetikleneceğinden emindi çünkü.

Cebinden ev anahtarını çıkarıp gediğine taktı, kapı menteşesinin çıkardığı gıcırtılı sesle çelik kapı adeta geleni içeriye haber ediyordu. “Çekinme geç lütfen.” Önden Nisa’yı buyur ederken mehter marşının sesi duyuldu, eve yeni gelen arkadaş anlamaz bakışlarla birbirine bakarken Fatih, bir elinde hoparlör diğer elinde beysbol sopası alaycı bir sırıtışla karşıladı.

“Sana bir daha gelirsen mehterle karşılarım demedim mi ulan!” Gelen misafirle göz göze geldiğinden elindeki sopayı indirdi. “Kusura bakma, seni bizim Mali sandım. Çık lan kızın arkasından! Korkak herif.” Fatih, koridorda ne yöne adımlasa Mehmet, Nisa’nın arkasında o yönün tersine dönüyordu bu böyle bir süre devam etti.

“Abi mehterle sonra karşılarsın, Nisa bize geçen günkü projeyi anlatmaya geldi.” Korksa da yapacağından geri kalmayan çılgın arkadaşını bu seferlik affetmişti, yabancı biriyle gelmesi ilk izlenimi açısından hiç hoş olmayan görüntülere sahne olabilecek planlarını şimdilik rafa kaldırdı ve içeriyi gösterdi.

“Eve getirdiğin misafire dua et, senin yüzünden apartman grubuna ifşa olduk, sabahtan beri şikayet üstüne şikayet!” Nisa’ya oturacak yer gösterdikten sonra mutfağa yöneldi. “Taze çay demledim içer misin?” Sorusuna Nisa utana, sıkıla; “Zahmet olmazsa alırım.” Dediğinde içeri gitti. Mehmet özellikle Nisa’nın yanına oturmuştu ki en ufak bir sinir harbinde kendini koruyabilirdi.

“Sanatımı takdir etmediler yani.” Çok üzülmüş gibi yaparak yanında oturduğu arkadaşına doğru sitem ederken Fatih elinde çay bardaklarıyla geri döndü. “Hay senin yapacağın sanatın ben!” Söylenerek tepsiyi masaya bıraktı o sırada Mehmet 2 çay bardağından birine uzanacağı sırada Fatih, eline vurdu. “Git doldur kendine, ben hizmetçin miyim?”

Oflayarak oturduğu koltuktan kalkıp mutfağa yöneldi, sonra söyleyeceği aklına geldiği için üst bedenini geriye döndürdü. “Fatih bak abi, şimdi sabah yaşananlar tamamen bir sanat performansıydı. Adı da: Uyanışta Ulusal Bilinç!” Sabah tekini aradığı terliği oturduğu tekli koltuğun altına sıkışmış halde buldu, eline aldığı gibi Mehmet’e doğru fırlattı. “Senin bilincini birazdan ulusal arenada dağıtacağım.”

Çevik hareketlerle mermi gibi seken terlikten kurtulduktan sonra gözden kayboldu, Nisa da bu sıra dikkati toplamak adına seslice boğazını temizledi. “Konuyu barışçıl şekilde proje sunumuna çeksek mi? Grup görüşmesi için geldim de ben.” Tam olarak temizleyememesinin ceremesini hırıltılı çıkan kelimeleri çekmişti bu yüzden utanç içinde tekrar boğazını temizledi.

Fatih iki kaşını hayır anlamında kaldırırken Nisa neler olduğunu çözmeye çalışıyordu, içten içe; ‘işi zora sokmak isteyen biri daha mı?’ demekten kendini alamıyordu. “Ben bireysellikten yanayım grup işleri bana gelmez.” Bir an önce Mehmet’in gelip onu bu ikna çabalarından kurtarmasını istiyordu, çünkü kendisi ne yapıp edecek ve geçen seferki gibi işi batıracaktı.

Mehmet bir elinde çayla kahveci edasıyla savurgan halde gelip eski yerine oturdu, Nisa’nın utangaç tavırlarını fark eder etmez arkadaşını ikna çabalarına dahil olmaya karar verdi. “Çünkü sen zekisin, düzenlisin, hesap tutarsın, mantıklısın ve asla saçmalamazsın.” Arkadaşından aldığı cesaret kıvılcımıyla araya girip tamamladı. “Biz ise farklı alanlarda iyiyiz. Sen olmazsan eksik kalırız.”

Arkadaşının söylediklerini mantık çerçevesine oturtamasa da en ufak bir kıvılcıma dahi ihtiyacı vardı ve az önce çok az da olsa bunu görmeyi başarmıştı, çünkü Fatih şimdi iki arkadaşa gözlerini kocaman açmış ve söylenenleri mantık çerçevesine oturtmaya çalışıyordu. “Gerçekten ihtiyacınız var mı bana?”

Nasıl olduysa konu saçma sapan bir şekilde tatlıya bağlanmaya çalışıyordu bu yüzden Nisa, Mehmet’i yermek anlamına gelse bile lafını söylemeye karar verdi. “Açık konuşayım, evet. Projeye bir erkek beyni daha lazım. Mehmet tek başına yetmiyor gördüğün üzere.” Ev arkadaşları arasındaki dinamiği gözlemlediği kadarıyla Fatih’in egosunu biraz olsun tatmin etmek yeterli gelecekti nitekim Mehmet bu duruma biraz bozulsa da Nisa’ya ayak uyduruyordu. “Ben beynimi sabah kestirdim, o yüzden.”

Fatih bir süre düşündü, derin bir nefes alırken aklına gelen şeyle birlikte öne doğru atıldı “Tamam yalnız bir şartla. Kabul edersem bu manyak,” diyerek Mehmet’i başıyla işaret etti. “Bir daha Feyzullah açmayacak ama eğer…” Devamının küfür içerikli olacağını bildiğinden getiremedi, Mehmet onun yerine yemin edercesine bir elini kaldırıp diğerini de göğsüne bastırdı. “Söz! Feyzullah artık kalbimizde çalacak, hoparlörde değil.”

“Tamam ulan, bende varım o zaman.” Mehmet, ayakta zafer sarhoşu olmuş şekilde saçma hareketlerle dans etmeye çalışarak kendince kutlama yapıyordu, Nisa sanki kendi rezil olmuşçasına oturduğu koltuğa sinerken ellerinin arasına aldığı çayı yudumluyordu.

Kapının açılma gıcırtısı içeriye dolduğunda gelen kişi diğer ev arkadaşları olan Seda idi, elinde market poşetleriyle salonda görüldüğünde yorgunluğu yüzünden okunuyordu. “Tek başıma markete çıkıyorum yardım etmiyorsunuz, erkek değil mi hepsinin köküne kibrit suyu.” Seda kendi kendine söylenirken tüm gözler üstündeydi, ayakta zafer naraları atan Mehmet yardım eden ilk kişi oldu.

“Misafirimiz var galiba,” Mehmet market poşetlerini mutfağa götürürken Seda da kendine oturacak bir yer seçti olduğu yere yığıldıktan sonra yabancı misafire takıldı gözleri. “Seni tanıyor muyum?” Nisa’ya doğru baktığında elindeki çay bardağıyla aşk yaşamayı bırakıp cevap vermek için sahibine döndü. “Aynı yurttaydık Nisa ben.”

Seda ‘anladım’ anlamında kafa salladıktan sonra derin bir nefes çekti içine, poşetler elini kestiği için zonkluyordu kısa süre ovuşturarak bu histen kurtulmaya çalıştı bir yandan da kendince konuşuyordu. “Öf ya Eftelya’nın o halini görmeliydim, süper olurdu.” Seda, yurttaki anılarını anarken Nisa cebinden telefonunu çıkarıp muhatabına uzattı. “Aslında görebilirsin, fotoğraf çekmiştim.”

Kendi kendine oflarken aniden ana döndü Seda, Nisa’nın gösterdiği fotoğrafa daha yakından bakabilmek için telefonu eline aldı. “Of, süper görünüyor. Ellerime sağlık.” Merak ettiğinden Fatih’te dikkat kesildi yerinden kalkıp Seda’nın baktığı fotoğrafa bakarken şaşkınlığını gizleyemiyordu. “Kafasında tortu gibi duran şey boya mı?”

Düşüncelerini de hiç geciktirmeden verdiğinde Mehmet Ali, mutfaktan depar atarak tepkilerin sebebini öğrenmek için salona koştu, bir süre aynı fotoğrafa baktıktan sonra; “Kendime şakamatik derdim kız sen, benden de fenaymışsın.” Diyerek düşüncelerini belli etmişti, Seda oturduğu yerden Mehmet ile yumruklarını tokuşturdular.

“Bu manyaklarla aynı daireyi paylaştığıma inanamıyorum, telefonun.” Fatih ev arkadaşlarının elinden aldığı telefonu sahibine geri teslim etti Seda hala; “Bana at o fotoğrafı, anı saklayacağım.” Demeye devam ediyordu.

“Ağlayarak yemekhaneye indi, o halini görmeliydin. Sahi o duvar boyasını nereden buldun?” Nisa, detayları merak ettiğinden dahası oda arkadaşı Beste’ye anlatacak çok detayı olması için soruyordu, Seda hiç düşünmeden cevap verdi. “Yurdun deposundan arakladım, sırf bu intikamı alabilmek için bütün gece uyumadın biliyor musun?”

Seda, yurtta kaldığı zamanlardan Eftelya ile olan münakaşasını hatırladı. Eftelya ile aynı odayı paylaşan arkadaşının uğradığı zorbalıklar canına tak etmiş ve bir şeyler yapmak zorunda hissetmişti, kendini koruyamayan arkadaşı için oda değişikliğine kadar her şeyi denemiş ve çözüm bulamamıştı ta ki kavga çıkarıp yurttan atılma kararına kadar. Üstüne binen, yapmadığı iftiralar da işin içine girdiğinde yanına bırakmayacağının sözünü vermiş ve tutmuştu Seda, olanları detayları dinlemeye istekleri arkadaşlarına anlattıktan sonra derin bir iç çekti. “Öyle işte sırf Ayşegül’ü korumak için yurttan atıldım yani, sonrasını biliyorsunuz işte.”

“Vay be! Helal olsun toprağım.” Mehmet’le birlikte sırasıyla destekleyen cümlelerini Seda’ya yönelttiler. Konu başka yere dağılmışken Fatih evdeki misafirle göz göze geldi, anında durumu toparlak adına; “Konu dağıldı gitti projeyi unuttuk, toplantıdaki kişiler tamamladı mı plan yapalım?” dediğinde bütün gözler ona döndü.

Seda; “Ne projesi?” derken Mehmet de arkadaşını desteklercesine; “Gördün mü? Analist yeteneği falan ne dersen var bu çocuk kesin kaptan olurdu.” Diyerek ev arkadaşının omzunu arasından sıktı. Nisa’nın yüzü düşmüştü o sıra, içten içe dekan yardımcısının yanıldığını düşünmekte ısrar ediyordu. “Adnan Bey resmi olarak beni kaptan yapmakta hata etmiş olabilir ama Fatih kesinlikle motoru olur.”

Kaptan benzetmesinin üstüne Nisa’nın motor şakası yaptığını düşünen Mehmet sırıtarak arkadaşının yanındaki yerine oturdu, kendini hangi parçanın yerine koysa diye düşünürken pişkince sırıtıyordu. “Ben de bozuk fren olayım!” Ortam soğuk espriden buz keserken Fatih açıkça arkadaşına doğru homurdanıyordu. “Sen freni bırak, kapı mandalı bile olamazsın.”

Kızlar, Fatih’in kinayeli cevabına gülerek karşılık verirken Mehmet kendine yöneltilen imalardan ışık hızlıyla kaçınıyordu, bu yüzden konuyu dağıtmak adına Nisa’nın koluna omuz attı. “Tamam kaptan, sırada kim var?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.