A TAKIMI 2. BÖLÜM
“Pardon sormayı unuttum adınız neydi?” Evlerine misafir gelen kız, tatlı birine benziyordu dahası sarışındı. Fatih’in dayanamadığı bir şey varsa o da doğal sarışın kızlardı, biraz saf olanları her zaman tam karardı.
“Adım Seda, Seda Akar.” Seda, Fatih’in beklentilerinin tam tersi asi biriydi, 1 senedir kaldığı yurttan atılmıştı. Fazla fevriydi dahası çabuk sinirlenirdi, ‘sarışınlar saftır’ tabusunu yıkıp üstüne bir gökdelen dikebilecek potansiyele sahipti.
Mehmet ise olaydan tamamen bağımsız ağzının suları akarken Seda’yı seyrediyordu, hayran budalası gibi bakakalmışken onun ne kadar tatlı olduğunu düşünüyordu. Seda’nın üstüne düşen gözlerini gördüğünde açık ağzını toplayıp akan salyasını elinin tersiyle sildi.
“Arkadaşına söyle salyasını toplasın.” Seda, işaret parmağıyla kibarca Mehmet’i işaret ederek Fatih’e yönlendiren direktifle dikkatini toplamasını sağladı.
“Ulan it herif! Misafir gelmiş evimize senin yaptığına bak topla ağzını.” Fatih dirseğiyle Mali’nin karın boşluğuna çaktıktan sonra olduğu yerde kıvranıp ev arkadaşına küfürlerini mırıldanıyordu.
“Evet sadede gelelim, siz eski ilanı görmüşsünüz. Ben boş odayı 4 ay önce bu koltukta kıvranan çapkın sığıra verdim, yani size verecek bir odamız yok.”
“Ama Feyzocuğum ayıp ediyorsun ben sığır mıyım? Kızın yanında olmuyor böyle.” Mehmet koltukta kıvrıldığı yerden kalktı, düzgünce oturmaya çalıştı ama karın boşluğu hala sızlıyordu.
“Siz odada tepinirken evi biraz inceledim, yalan söyleme tabi ki boş odanız var Fatih mi adın her neyse işte. Bu eve ihtiyacım var, 1 senedir kaldığım yurttan atıldım ve bu zamanda ev veya yurt bulmak imkânsız. Kaldığınız daireden de anlaşılacağı üzere burada bir kadına ihtiyaç var, nerede yaşıyorsunuz siz ahırda mı?” Seda oturduğu yerde hiddetlenmiş, son cümlesini söylerken de koltuğun yanındaki gelişi güzel bağlanıp bırakılmış çöp poşetine ayağıyla vurmuştu.
Seda’nın eve iğrenir gibi baktığı yüz ifadesinden irrite olmuştu, nefesini dışarıya seslice verdi Fatih. Kız güzel olabilirdi, boş oda olabilir dahası evin çöplükten bir farkı olmayabilirdi ama bu kızın aniden ortaya çıkıp patronluk taslama emrini vermezdi.
“Bana bak çılgın sarışın, evin ahırdan bir farkı olmayabilir ama biz erkeğiz ve bundan gayet memnunuz.” Dışarıya sinirini yansıtmamaya çalışmak için oturduğu koltukta rahat bir pozisyon aldı.
“Feyzo? Ben memnun değilim kardeşim, bana öyle bakma doğruyu söylüyorum.” Fatih sinirle bakan yüzünü Seda’nın odağından alıp Mehmet’e çevirdi mesajı alan Mali çoktan koltuğa pısmıştı bile.
“Sende evsiz kalmak istemiyorsan sus ulan!” Seda oturduğu koltukta öne doğru uzanarak Fatih’in kolunu tuttu, odağını kendisine çevirdi fakat Fatih’in sinirli surat ifadesi değişmemişti.
“Bağırma çocuğa Fatih, gel seninle bir anlaşma yapalım.” Seda hiddetli tavırlarının çözüm olmayacağını anlamış yeni bir taktikle yaklaşmayı deniyordu, sinirli yüzünü gevşetmiş yerini sevecen bir gülüşe bırakmıştı.
“Tamam yapalım bakalım cadaloz, neymiş şartların dinliyorum.” İkisi de gergin hallerinden sıyrılmış olsalar da tehditkâr tutumlarını sergilemeye devam ediyorlardı, Mehmet ise 32 diş sırıtmış halde ikisinin birbirlerine attıkları bakışlar arasında mekik dokuyordu.
“Odayı bana verirsen sofra dışında pek pek görmeyeceksiniz, zaten ben yalnızlık yanlısıyımdır. Sonra ortalığı eskisi kadar batıramazsınız, eve çöp kutusu falan alacağım çünkü belli ki yok, artık poşet ve boşaltma işlerini yapabilirsiniz. Ha! Bir de birbirimize kırıcı sözler, takma adlar falan yok, adımla seslenilmesinden hoşlanırım yani sarışın, cadaloz gibi isimler yasak.”
Fatih, Seda’nın şartlarını dinlerken gayet sakindi hırçın olsa da kuralcı yapısı hoşuna gitmişti. “Tamam Seda ama benim de birkaç şartım var. 1.’si; evin kirası 15.000 TL kira kontratında en fazla 2 kişi izni var o yüzden ev sahibi geldiğinde sadece misafir olduğunu söyle, biz evde değilsek ve ev sahibiyse sakın kapıyı açma. 2.’si eve misafir getirmekten çekinmem sessiz olmak şartıyla tabi bu madde de getirdiğim misafire kaba davranamazsın. 3.’sü ise; herkes kendi yaptıklarından sorumludur, şimdilik bunları bilmen yeterli bence.”
Fatih, konuşması boyunca oturduğu koltuğa iyice kasılmış evin patronu benim dercesine Seda’ya bakmayı sürdürmüştü. “Tamam kabul ediyorum Fatih ben seninkilere uyarım ama sen de benim şartlarıma uyacaksın, kabul mü?”
“Kabul.” Derken Fatih’in telefonu çaldı, arka cebinden çıkarıp kulağına götürdü. “Alo?”
“Ben dekanlık sekreteri Nedim, dekan yardımcısı sizi ve Mehmet Ali Erdoğan’ı toplantı salonuna çağırıyor, acil olduğunu söyledi.”
“Tamamdır geliyoruz.”
---
“Bero! Yeter ama ağlama artık kendini öldürdün.” Beril, hala televizyonun karşısındaki köşeli koltukta depresyon pijaması olarak adlandırdığı tek parça pembe zıbını üstünde ağlamaktan bitap düşmüştü.
“O öldürmüş zaten beni, ben öldürsem kaç yazar.” Ebru, Beril’in bu haline gülse mi üzülse mi bilemiyordu. Aşırı flörtüz olarak tanımladığı arkadaşını çocukluğundan beri tanırdı, ilkokul, ortaokul ve liseyi beraber okuduktan sonra çalışıp aynı üniversitede farklı bölümleri kazanarak bekar evine çıkma hayallerini gerçekleştirmişlerdi.
Ebru, kollarını göğsünde kavuşturup Beril’e dik bir bakış attı. “Bana edebiyat yapma Beril Hanım kalk giyin dışarı çıkıyoruz ilk önce senin moralini düzelteceğiz sonrada okula geçeceğiz anlaştık mı?”
Beril, eline aldığı nutella kavanozuna daha çok gömüldü, dışarı çıkmak değil burada canı çıkana kadar ağlayıp acısından ölmek istiyordu. “Sen git giyin, beni benimle bırak!”
Ebru şimdi daha çok sinirlenmişti, en samimi dostunu bir erkek müsveddesi için kendini bu kadar hırpalamasına dayanamıyordu, Beril’in elindeki nutella kavanozunu alıp karşıdaki küçük sehpaya bıraktı.
“Bana manga alıntısı yapma küçük hanım, bütün gece uyumayıp sabahı sabah ettiğini duymadığımı sanma. Şimdi elini yüzünü yıkıyorsun sonra da şu zıbını üstünden atıp ılık bir duş alıyorsun, hemen!” Ebru, ellerini beline yerleştirmiş tam olarak annesinin ona karşı kullandığı hitap şeklinde uyarısını yapmasına rağmen Beril hala inatçılığını koruyordu.
Sehpanın üzerindeki nutella kavanozunu tekrar alıp kucağına koydu, küçük bir çocuk gibi inada bindirmişti. “İstemiyorum ben duş falan, kokacağım burada, rahat bırak beni.”
Ebru yine dayanamayıp tekrar kavanozu sehpaya bıraktı, Beril kavanozu almayı deneyeceği sırada kolunu yakaladığı gibi koltuktan kaldırıp banyoya doğru sürüklemeye başladı. “İster kız ister bağır umurumda bile değil.” Güçbela sürükleyerek banyoya ulaştıklarında Beril’i itip kapıyı üstüne kilitledi. “Bu senin iyiliğin için kardeşim, kapıya temiz çamaşır bırakacağım ve banyonu yapıp rahatlamadığın sürece de kapıyı açmayacağım.”
Beril içeriden kapıyı yumruklayıp bağırırken bir yandan Ebru’ya söyleniyordu, ev arkadaşı onu takmayarak Beril’in odasına girip temiz iç çamaşır ve birkaç parça kıyafetle banyo kapısının önüne geldi. “Kıyafetlerini kapının önüne bıraktım, banyonu yap ve giyin.”
Ebru, banyonun kapısından ayrılıp kendi odasına geçtiğinde Beril, kapının diğer ucuna ağlayarak çöktü, yaşadıkları yetmezmiş gibi bir de arkadaşı onu dışarı çıkmaya zorluyordu. Hala aklının bir köşesinde Cem ve yaşadıkları anılar vardı, onu öylece terk etmek içini kemiriyordu.
Kapının ardından kalkıp küvete ilerledi, ılık suyu ayarlarken gözlerinden akan sicim gibi yaşlara küfrediyordu, acaba şu an Cem ne yapıyordu? Küveti iyice doldurup kendini suyun içine bıraktı, dizlerini kendine çekerek kollarıyla kenetledi. Başlıktan üstüne dökülen su damlaları düşerken ne kadar aciz biri olduğunu düşünüyordu, oysa Cem’e her şeyi vermişti. “Beril telefonun çalıyor.”
“Duşa girdim bile sen bakıver.” Şu an arayanın Cem olmasını o kadar çok isterdi ki ama konuşabilecek hatta sesini duyabilecek kadar cesareti yoktu.
“Dekan sekreterliği aradı, toplantı salonuna çağırıyorlar acilmiş, çabuk ol Bero.”
---
“Ne iyi ettik de geldik değil mi? Sana buranın müthiş olduğunu söylemiştim.” Arkadaşının ne söylediği şu an pekte önemli değildi onun için çünkü içerideki parçalara göz gezdirmekle meşguldü. Arya, arkadaşı Ece’den önce davranarak içeri girip anında birkaç parça kıyafeti parasına bile bakmadan adeta kanatları altına aldı.
“Ay! Tatlım, şu bluz nasıl sence aşık oldum.” Ece’nin baktığı bluz tam bir faciaydı, güzel bir kız olmasına rağmen üstüne yakışanı bulmak konusunda tam bir beceriksiz olduğunu düşündü o an.
Yüzünü hafif buruştururken gerçek düşüncelerini kendine saklamaya karar verdi, onun yerine biraz daha yumuşatarak; “Tatlım bu bluz seni olduğundan daha kilolu gösterir ayrıca rengi senin rengin değil.” Diyerek Ece’nin askıdan uzattığı bluzu işaret etti.
“Ha! Anlandım tatlım.” Biraz morali bozulsa da arkadaşının zevkine güvendiğinden sesini çıkarmadı, onun yerine; “Şu nasıl?” Diyerek hemen diğer kıyafetlerin yanına uçarak ilerledi. Ece ona göre saf bir kızdı tabi bu da Arya’nın fazlaca işine geliyordu, yönlendirmesi kolay bir insandı o da elindekilerini denemek için kabine ilerleme kararı aldı.
Üstündeki sıfır kol bir tişörttü, modeli hafif dökümlüydü ve bu senenin en çok aranan kıyafetlerindendi, bunu kesin alacağım diye düşünüp üstündekini çıkarmaya yeltenmişken kabin dışından Ece’nin sesi duyuldu. “Üstündekini çok merak ettim tatlım.” Deyince Arya’nın içeriden; “Of!” Nidaları yükseldi ve üstünü değiştirmeden kabinden çıktı.
Ece’nin hayranlıkla dolu bakışlarına maruz kalsa da aldırmadı çünkü kendisi bir moda uzmanıydı. “Tek kelime ile; ba-yıl-dım! Senin için yaratılmış gibi.” Ece ağzını açarak baktığı bluzu çok beğenmişti. ‘Keşke ben görseydim,’ diye içinden geçirse de bunu Arya’ya çaktırmadı.
Arya; “Tabi ki benim için yaratılmış, vücuduma yakışanı 2 km öteden tanırım.” Diyerek kabine geri girdi, sonra kabine bıraktığı diğer kıyafetleri denedikten sonra 5 parça ile kasaya ilerledi. Elindekiler kasadan teker, teker geçerken bir yandan Ece’nin yanına gelmesini bekliyordu, sağ elini saçlarında gezdirirken Ece de sonunda gelmiş yan kasaya aldıklarını getiriyordu.
Ece; “Baksana Arya hepsi birbirinden güzel, bir de şuna baksana?” Derken Arya’nın da gözü Ece’nin aldıklarına çarptı, gerçekten güzel parçalar beğenmişti ama kendisininkiler kadar güzel değildi elbette.
“Bununla birlikte 15.949,90TL tutuyor bayan!” Arya, çantasını bir süre karıştırdı. Cüzdanını bulduktan sonra alışveriş için kullandığı kredi kartını çıkardı, kasadaki görevliye uzatmadan önce de “Yalnız bayan değil kadın! Biraz saygı, yine mi sen!” dedi fakat Burak ile göz göze geldiği an fal taşı gibi açıldı.
“Şey, selam Arya.” Burak, karşısında müşteri olarak bulunan Arya’yı gördüğünde şoke uğradı, buraya gelebileceğini tahmin etmemişti.
“Her yerde karşıma çıkmak zorunda mısın? Hayır tabi ki çıkmak zorundasın.” Arya, apaçık bir şekilde gözlerini devirdi. Burak artık eskisi gibi olmayacağına dair yemin etmişti, uzun süredir hoşlandığı kızın peşini bırakacak gittiği yerlere dahi uğramayacaktı ama şu an karşısında oluşu onun duygularına hakim olmakta zorlanmasına sebep oluyordu.
Duygularını zorlukla bastırıp dik bir bakışla sanki normal bir müşteriymiş gibi Arya’yı süzmeye devam etti, umursamaz bir görüntü sergilediğinden emin olduktan sonra; “Sizi takip ettiğim yok bayan ben burada çalışıyorum,” dedi.
Burak, adeta karşısında normal bir müşteri varmışçasına kasadan geçirdiği ürünleri paketlemeye devam ederken Arya, iyice sinirlenmeye başlamıştı “Bu çocuk kendini ne sanıyor,” demekten kendini alamadı fakat kendini sıktığı çok net anlaşılıyordu. “Hala bayan diyorsun ya, Kadın diyeceksin mağara ayısı.”
Poşetlenmiş kıyafetlerini ve ödeme yaptığı kartını alıp hızlı adımlarla çıkışa ilerledi, tam kapıdan geçmek üzereyken birden alarmlar öttü. Neler oluyor dercesine kapıyı süzüp tekrar geçmeye yeltendi fakat yeniden öttü. “Hanımefendi bir dakikanızı alabilir miyim?”
Mağazanın güvenlik görevlisi koşarak Arya’nın yanına ulaşırken bir sorun olduğunun farkındaydı fakat güvenlik görevlisinin bakışları daha da irkilmesine neden olmuştu kendince açıklama ihtiyacı hissediyordu. “Böyle rezalete şahit olmadım, kasadan geçmeyen bir kıyafet olmalı.”
Güvenliğe alışveriş torbalarını teslim etti, bir an önce kontrol ettirip cehennem gibi gördüğü bu durumdan çıkmak istiyordu. Mağaza güvenliği poşetleri aramayı bitirip Arya’ya doğru bakmaya başladı. “Üstünüzü de aramam gerek.”
Arya bir iki adım geri çekildi hiddetle; “Üstümü falan arayamazsın, sen beni ne sandın fahişe mi?” dediğinde güvenlik görevlisi de üzerine geliyordu.
“Lütfen zorluk çıkarmayın aksi halde AVM karakoluna bildirmem gerekecek.” Güvenlik görevlisi olacaklar konusunda bilgilendirerek karşısındaki kızın zorluk çıkarmamasını sağlamaya çalışırken Arya sinirden dört köşe olmuştu bile ‘ne bu şaka mı?’ diye geçirdi içinden.
Kendisi varlıklı bir aileden geliyordu bırakın hırsızlık yapmayı sırf istediği için babası onun üstüne mağaza satın almıştı. “Yok artık daha neler! Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? Ben Ayça Giyim’in sahibiyim, bırakın hırsızlığı kendi mağazamdan bile giyinmiyorum. Müdürünüzü çağırın hemen.”
Güvenlik görevlisi, Arya’nın ışık hızıyla sıraladığı laflardan bunalmıştı, kendisi de işini yapmaya çalışmasına rağmen karşısındaki Kadın’ın onu engellediğini düşünüyordu, iç çekerek telefonunu çıkardı ve mağaza müdürüne durumdan bahsetti birkaç dakika sonrasında mağaza müdürü Arya ile güvenliğin yanındaydı.
“Arya Hanım hoş geldiniz, bir sorun mu var acaba?” Mağaza müdürü çok geçmeden Arya’yı tanımıştı, babası Orhan Bektaş ile aileleri uzun süredir dostlardı, birbirlerine her konuda yardımcı olmuşlardı bugün de kayıtsız kalmayacaktı.
“Necip Bey, lütfen güvenlik ile konuşabilir misiniz üstümü aramaya çalışıyor.” Mağaza müdürü Necip, güvenlik görevlisine öldürücü bakışlarını gönderirken sert bir ses tonuyla; “Sorun ne Ali?” dedi.
İşini gerektirdiği gibi yapmak ve patronunun gözüne batmamak için elinden geleni yapmaya çalışıyordu, köşeye sıkıştırıldığını iliklerine kadar hisseden güvenlik görevlisi Arya’yı göstererek; “Necip Bey, Hanımefendi mağazadan çıkarken alarmlar öttü benim de işimi yapmam gerekiyordu efendim.” Dedi.
“Arya Hanım saygın bir müşterimdir, kasadan geçmemiş bir kıyafet olabilir ben halledeceğim sen işine dönebilirsin.” Mağaza müdürü Necip, güvenliğe emrini verdiğinde ikisine de göz gezdirdikten sonra oradan uzaklaştı.
“Size borçlandım Necip Bey, eğer siz burada olmasaydınız hırsız damgası yiyecektim.” Alışveriş poşetlerini mağaza müdürüne teslim etti, kısa bir incelemenin sonrasında alarmın ötmesine neden olan plastik emniyeti bluzun üstündeydi.
“Ne borcu Arya Hanım, görüyorsunuz ki sizin bir suçunuz yok.” Necip plastik emniyet aparatını Arya’ya gösterdiğinde kasada duran Burak’a pis bir bakış attı, düşündüğü şey yanlış olsa da umurunda değildi ona katlanamıyordu. “Sizden bir şey isteyebilir miyim?”
“Tabi buyurun Arya Hanım.” Kasada duran Burak’a tekrar baktı, yapacağı şeyi hiç istemese de deli gibi intikam ateşiyle tutuşuyordu.
“Hepsi şuradaki kasiyerin suçu benimle konuşarak kıyafeti atladı.” Göz ucuyla Burak’ın olduğu kasayı gösterdiğinde Necip de aynı yöne baktı. “Peki niyetinizi anladım, gereğini yapacağım.” Dedikten sonra Arya’nın yanından ayrıldı.
Ece nerelerde diye etrafına bakındığında çoktan gitmiş olduğunu gördü. ‘Ah olamaz!’ diye geçirdi içinden çünkü herkese yalan yanlış anlatacağından adı kadar emindi. Mağazadan tekrar çıkmaya niyetlendiğinde telefonu çaldı, çantasının içerisinde büyük uğraşlar vererek bulduğu telefonu açıp kulağına götürdü. “Efendim.”
“Arya Hanım iyi günler Dekanlık sekreteri ben, Rektörlüğe toplantı için bekleniyorsunuz acil olduğunu iletmemi istediler.”
Dersi olmadığı için bugünlük kendini şımartmaya karar verişi zaten fiyaskoyla sonuçlanmışken üstüne okula çağırmaları hayra alamet değildi yine de merakına yenik düşerek; “Peki orada olacağım.” Diyerek telefonu kapattı.
---
Alp, çaldıkları barda sahnenin kenarına oturmuş elektro gitarıyla ilgileniyordu. Zihninde hala dün akşamın izlerini barındırsa da boş ortama yayılan hafif müzik tınısıyla dışarıya en ufak iz dahi yansıtmamaya çalışıyordu.
“Akşamdan beri yoksun ortada.” Sercan, sahnenin arka kapısından içeri girdi, kenarda oturup gitarıyla ilgilenen arkadaşının yanına bas gitarını alıp oturdu.
“Eve gittim, peder çağırdı.” Çaldığı melodiyi bıraktı ve gitarının akordunu düzeltmeye başladı.
“Sayın milletvekilimiz ve onun kuralları değil mi?” Sercan, Alp’in yarım bıraktığı melodiyi kendi gitarıyla çalmak için devralarak sessizliğe gömülmüş ortama yeniden ses oldu.
“Aynen öyle kardeşim.” Sercan ve Alp tesadüf eseri tanışmış olsalar da artık birbirlerini en iyi tanıyan insanlar olmuşlardı pek tabi aynı öğrenci evini paylaşmaları da bunu körüklüyordu. Birbirlerinin tam tersi kişilikleri olsa da bu yönleri arkadaş olabilmelerine mani olmamıştı.
“Takılma be kardeşim bunlar olağan şeyler, bak bana? Benim pederi ne zaman dikkate aldığımı gördün, ha bu arada okulda çıtır bi’ kız denk getirdim inanamazsın koklanmamış nadir bi’ çiçek gibi.” Alp, Sercan’a doğru öyle bir bakış attı ki devamını getirecek iken yarıda kesmek zorunda kaldı.
“Bilader senin de bu karı-kız muhabbetin,” dediği gibi bıkmış surat ifadesini Sercan’ın gözüne sokarak sahnenin kenarından kalktı, gitarını dikkatlice yerine koyduktan sonra arkadaşına döndü. “Boş işlerle uğraşmayı bırak da son besteni bitir.”
Sercan’ı orada öylece bırakıp Bar’ın dışına çıktı, kapıdaki korumaya kısaca selam verdikten sonra cebinden Malbora paketini çıkardı içerisinden bir dal alıp ateşe verdikten sonra kısa bir duman çekti içine. Lise yıllarından kalma babasına karşı en büyük baş kaldırışlarından biri olmuş ve hala dertlerinin en büyük eşlikçisi olmaya devam ediyordu ne o bu meretten vazgeçiyor ne de meret onun peşini bırakıyordu.
“Alp, nasılsın kardeşim?” Kendi kendine düşüncelerin derin uçurumlarında gezinirken mekan sahibin yanına kadar ulaştığını o seslenene kadar fark etmemişti, yarıya gelen sigarasını yere atıp ayağıyla ezdi her ne kadar içtiğini bilse de saygıda kusur etmek istemiyordu.
“İyidir Faruk Abi sen nasılsın?” Faruk, mekandan içeri girmeden önce Alp’in omzuna dokunarak onu içeri doğru yönlendirdi. “Benim ofiste biraz konuşalım.” Demesiyle beraber içeri geçtiler, sahneye doğru gözü kaydığında Sercan’ın ortalarda olmadığını fark etti, beraberce dar koridora doğru geçtiler.
Mavi-kırmızı loş bir ışığın aydınlattığı koridoru bitirip kapının önüne geldiklerinde Faruk ahşap görünümlü üstü deri kaplı kapıyı sert bir şekilde açtı, kendisi koltuğuna otururken Alp de önündeki karşılıklı koltuklardan birine attı kendini. “Ee Faruk Abi, konuşmak istediğin konu nedir?”
Konuyu bilse de sorma gereği duydu, babasına olan nefreti daha da hararetlenirken bu nefretin sevdiği her şeyi baltalıyor olmasının verdiği nedenlerden sadece birkaçı olduğuna kanaat getirdi.
“Seninle açık konuşacağım evlat, burada çalışmaya devam etmenize izin verirsem mekanımı kapatmakla tehdit edildim ve bu konuşma hiç nazik değildi.” Faruk sıkıntıyla iç geçirirken ellerini masada kenetledi, mekanına para kazandıran birini kaybedemezdi ayrıca artık bir nevi grubun manevi abisi gibi hissediyordu. “Bu mekan grubunuzun sayesinde haftada 3 gün tıklım, tıklım. Ne yapabiliriz diye biraz düşündüm ama işin içinden çıkamadım, sizi kaybetmeye niyetim yok o yüzden biraz sahne programınıza ara verelim diyorum.”
Alp bir an çaldıkları mekandan kovulacaklarının korkusuyla irkilse de Faruk’un söyledikleri yatıştırmaya yetmişti, babasının daha ne kadar ileri gidebileceğini düşünürken göze batmamanın iyi bir fikir olduğuna kanaat getirdi tabi hala en büyük sorun prova konusuydu.
“Abi, sahne almaya ara verebiliriz grubun itiraz edeceğini sanmıyorum fakat provalar konusunda gidecek yer bulmamız zor en azından bu konuda yardımcı olamaz mısın?” Alp, bir şekilde çıkar yol aramaya çalışıyordu. Faruk’un çıkmaz sokakta kalmış gibi görünen ruh hali yatıştığında memnun olur bir duruş sergiledi.
“Sorman hata koçum, buranın kapısı no:15 grubuna her zaman açık biliyorsun.”
Alp, sonunda oturduğu yerinden kalktı, ikisi için de konuşma bitmiş gibi görünüyordu. Gruba nasıl açıklayacağını düşünürken daha fazla şehir içine sığamadığının farkına vardı, 15 dakika sonra dersi olmasına rağmen bu sefer de umursamayacaktı yine her zaman ki gibi arabasına atlayıp uçuruma çıkacaktı.
Kimsenin bilmediği, bilenin uğramadığı tüm şehri ayaklarına seren bir yerdi ve ne zaman huzur arasa oraya giderdi. İnsanların saçma koşturmacalarından uzak doğa ile iç içeydi, gidene huzur aşılardı üstelik sessizdi ve hiçbir yer onun için orası kadar sessiz olmamıştı, kafasının içi bile…
Mekandan bir hışımla çıkarken ani bir müzik sesi yükseldi, telefonunu koyduğu arka cebine uzanıp kulağına götürdü. “Alo, Alp Ertekin ile mi görüşüyorum?”
“Evet benim.”
“Ben rektörlük sekreteri Nedim, dekan yardımcısı Adnan Bey tarafından toplantıya çağrılıyorsunuz, acil olduğunu iletmemi istedi.”
Ani gelişenler yüzünden sinirlerine hakim olmakta zorlanıyordu, “Bi’ siz eksiktiniz, günümü daha da bok edin hadi.” Dediğinde hala telefonun ucundaki hattın açık olduğunu unutmuştu.
Telefondaki sekreter; “Pardon Alp Bey bir şey mi dediniz?” dediğinde farkına vardı ve bozuntuya vermeden; “Size demedim, geliyorum.” Diyerek telefonu arka cebine geri tıktı.
---
Yurttaki odamda volta atmadan duramıyordum. Saatlerdir didik, didik ederek karmaşa içinde bıraktığım oda artık kendi bağımsızlığını ilan etmiş gibiydi.
“Az otur be kızım, başım döndü.” Ha, o mu? benim tekmelediğim çantayı önümden alırken çemkiren kişiydi ve yurttaki tek arkadaşım, Beste.
“Hayır Beste oturamam, kesin notlarımı isteyen grup bana sataşırken oldu, başka türlü kaybolmaları mümkün değil.” Kendisiyle şu an yaşadığımız yurda kayıt olduğumuz sırada tanışmıştık, tabi bendeniz her zaman yaptığım gibi sakarlığımı konuşturmuş ve kızın üstüne düşmeyi başarmıştım. Sağ olsun anlayışla karşılamış ve beni arkadaşı ilan etmişti.
Bakın, sessiz ve asosyal insanlar arkadaş edinemeyebilirler ama onların tam tersi sosyal olan insanlar onları resmen evlatlık edinirler bizimki de tamda böyle bir durumdu, resmen atama arkadaşlık olmasına rağmen birbirimize kanımız çok çabuk ısınmış ve artık içimi biraz olsun açabileceğim biri haline gelmişti.
Benim gergin hallerimin aksine aşırı relax davranarak; “Tamam işte gider isteriz notlarını.” Dediğinde Beste’ye ‘sen geri zekâlı mısın?’ bakışı atmaktan kendimi alamadım, ben ve o gruptan notlarımın kalanını istemek, imkansıza en yakın cümleyi kurduğunun farkında bile değildi.
“Olmaz! Sen o grubu görmedin galiba, ızbandut gibi çocuk var aralarında, ters yatırır çayır aşağı kaydırırlar beni.”
Beste için dediklerim güldürmüş olmalıydı ki kahkaha atıyordu, “Çayır aşağı kaydırmak mı? Yuh!” Kahkahalarının arasından cümlelerini toparlayamıyordu bile, karşımda yatağının üstünde oradan oraya yuvarlanıyordu, arkadaşıma karşı kızgın ifademi takınarak kendi yatağıma oturdum ve kollarımı göğsümde kavuşturdum. ‘Şuna bak hala gülüyor.’
“Sende de ne mizah var be kızım, git kitap falan yaz buralarda sürünüyorsun.” Beste’nin kahkahaları sona ermiş olsa da hala hafif kıkırdamalar eşliğinde gözlerine gülmekten dolan yaşları siliyordu.
“Aşk olsun Beste, ben sana ne diyorum sen ne anlıyorsun?” Yatağında tepinip durmayı kesti ve bana doğru dönerek bağdaş kurdu.
“Neyse notları boş ver de dün bir çocuktan bahsediyordun, hani seni popüler gruptan kurtaran?” Geceden beri aklımı kurcalayan soruya bir de Beste çomak sokmuştu işte, anlatsam bir dert anlatmasam başka bir dertti, çenesinden kurtulamayacağım ise kesindi.
“Evet kurtardı ama bi’ kerelik şeydi. Defterime not yazıp numarasını bırakmış.” Dememle Beste hızla yatağından kalkıp yanıma adeta uçtu, hayır anlamıyorum neden kız milleti karşı cins muhabbetine bu kadar ilgi gösteriyor? Resmen hemcinslerime savaş açabilirim.
“Hangi defterine yazmış? Hayır anlamıyorum, bu niye bana daha önce söylenmedi?” Meraklı yüz ifadesi yerini somurtmaya bırakmıştı, kendisi bana neredeyse her şeyini söylediğini düşünüyordu ben söylemiyormuşum gibi hissettiğinden emindim gerçi Beste’nin ani ruh hali değişimlerine anlam veremiyordum aslında Beste tamamen tuhaf bir kişiliğe sahipti.
“Gereksiz bir konu olduğu için olabilir mi, bi’ de numarasını bırakmış sanki arayacağım?” Hemcinslerim her ne kadar meraklı olsalar da erkekler pekte umurumda değildi, hayatım zaten yeterince hareketli iken başka bir baş belası istemediğime ikna etmiştim kendimi.
“Tabi ki arayacaksın, araman lazım!” Beste dikkatimi daha da çekmek için yanımdan kalkıp önüme çöktü, Ah! Çok güzel, yalvaracak mıydı yani?
“Nedenmiş o?” Nedene dahi gerek yoktu aslında kararsızlığım genelde olumsuz sonuçlanır bende kendi düzenimde giderdim her zaman ama Beste ısrar ettikçe o an gözümün önüne geliyordu, her ne olduysa çocuk aklıma girmeyi başarmıştı.
“Nisa anlamadın mı? Apaçık çıkma teklifi bu.” Kendi hayallerimde sürüklenirken Beste’nin lafıyla aniden gerçek ana çekildim, benden hoşlanan biri mi? “Yok artık abartıyorsun Beste! Benimle biri çıkmak istiyor öyle mi?”
Benim gerçek olduğuna inanamayacağım şekilde konuştuğunun farkında değildi, allak bullak ifademi takındığımda işaret parmağını bana doğru sallayarak uyarıcı bir anne edası ile ilişki koçu Adil Yıldırım karşımı bir tavır takınarak konuşmaya başladı. “Sen bu erkek milletini bilmezsin kızım, sana yaklaşmak ve kahramanlık oynamak için tam fırsatını yakalamış böylece ödlek dahi olsa dikkatini çekebilmek için, uzun lafın kısası numarasını bırakmış çünkü aramanı istiyor.”
Yaşanan o andan itibaren aklımı kurcalıyor beni rahatsız ediyordu, rahatsızca yerimde kıpırdandım. Beste’nin sabırsız bakışlarının üzerimde hakimiyet kurmasını izlerken ayağa kalkıp ortak çalışma masasının üstünde duran defterimi aldım, yerime oturamadan defteri elimden çekti.
Sayfalar arasına göz ucuyla gezerken fark etmiş olacak ki dikkatlice biraz zaman geçirdi sonra defterden ayrılan gözleri beni buldu. “Oha! Yemin ederim bu çocuğu aramazsan seninle konuşmam.” Bir bana bir deftere bakarak kurduğu cümlelere itimat etmedim çünkü öyle bir şey yapmazdı, telefonumu cebimden çıkardım, hala arayıp aramamak konusunda kararsızdım.
Defterimi geri verdi ve kollarını göğsünde kavuşturdu. “Çevir numarayı ne duruyorsun?” Beste’nin sabırsız bakışları arasına telefonumun zil sesi karıştı, Rektörlük yazıyordu. “Alo.”
“Nisa Hanım merhabalar, ben dekanlık sekreteriyim. Adnan Bey tarafından toplantı için haber vermem istendi ve acil olduğunu iletmemi istedi.”
“Beni mi?” Verdiğim cevabın saçmalığını sorgularken ne için olduğunu merak eden yanımı bastıramıyordum, o sırada telefondaki sekreter; “Evet Nisa Hanım,” dediğinde yerin dibine girmek istediğimden emindim.
“Tamam orada olacağım, iyi günler.” Diyerek telefonu kapattım, neden çağırıyorlardı ki?
---
Toplantı salonuna girememiş kapıda öylece bekliyordum, niye çağırdılar acaba? Sorusu beynimi kemirirken yanlış bir şey yapmadım diyen iç sesimi bastırarak kapıyı iki kez tıklattım. Komut beklemeden içeri atıldığımda benim gibi daha 5 kişinin de orada olduğunu yeni fark ediyordum.
“Gel Nisa sende söyle otur, başlayalım artık.” Adnan Bey oturacağım yeri gösterirken tüm bakışlar üzerime çevrildi, ilgi odağı olmaktan hoşlanmamakla birlikte aynı anda çevrilen gözler iyice rahatsız olmamı sağlıyordu.
“Evet gençler, hepinizi buraya apar topar çağırdığım için kusura bakmayın.” Adnan Bey, kendi içinde cümlelerini toparlamaya çalışırken kızın biri; “Biraz çabuk anlatamaz mısınız Adnan Bey, nem yüzünden saçlarım kabarmaya başladı.” Diyerek bir elinde saçlarında gezdirdi, doğallıktan tamamen uzak olan kıpkırmızı saçları vardı.
“Sabırlı ol Arya, konuşmayı fazla uzatmayacağım zaten.” Adnan Bey adının Arya olduğunu öğrendiğim kıza kibarca bilgilendirmesini yaptıktan sonra boğazını temizledi ve ayağa kalktı, mavi ekran veren projeksiyon masadaki laptopa bağlandığında slayt açıldı, bilseydim kağıt kalem getirirdim bunun not tutacağımız bir şey olmadığını düşünerek aptallık etmişim. “Hepiniz bir proje için seçildiniz, yarışmanın Türkiye ayağında sene içerisinde oylama ile 2 üniversite seçildi bunlardan biri okulumuz, projenin başında yer alıyorum ve bu uluslararası.”
“Nasıl bir proje bu, üstümüzde deneyler mi yapacaksınız?” Cümleyi söyleyen kıza göz ucuyla baktığımda korku dolu bakışlarını üzerimizde gezdirerek ona hak verecek birini arıyordu, sanırım ben dışında projeksiyondaki slayta dikkat eden de olmamıştı.
“Saçmalama sarışın, sen burayı laboratuvar mı sandın?” Az önce cümleyi kuran kızın karşısında oturduğu halde yargılar bakışlarıyla baştan aşağı süzüyordu, gotik tarzı olduğunu düşünürken elektro gitarı gözüme çarptığında tahminlerim güçlük kazandı.
“Beril, Alp. Atışmanız bittiyse devam ediyorum.” Sonunda adının Beril olduğunu öğrendiğim kız oturduğu koltuğa mahcup bir yüz ifadesiyle sinerken Alp denen çocuk ortaya umursamaz bakışlarını atmaya devam ediyordu.
“Projenin adı; Sounds Of City yani Şehrin Sesleri. Birleşik Krallıkta bulunan en iyi sanat üniversitesi Royal College of Art öncülüğünde birçok Avrupa ülkesiyle beraber iki yıldır Türkiye’de katılım sağlıyor fakat herhangi bir derece alamamaktan şikayetçiler, bu sene değişikliğe gidilerek 2 okul arasından en iyi proje seçilerek yarışmaya katılım sağlayacaklar, projenin amacı kültürel farklılıklarımızı sanata aktararak milletlere yansıtmak.”
Adnan Bey, sakince anlatırken bende bu projedeki yerimi saptamaya çalışıyordum fakat bazılarımızın içinden düşünmeye niyeti yok gibiydi. “Güzel kızlar varsa bende varım hocam.”
“Sus ulan! Sırası mı şimdi?” Yan yana konuşan iki çocuğa baktığımda ister istemez gülesim gelmişti, arkadaşının boş boğazlık ettiğini anlamış olacak ki ağızını kapatıyordu.
“Projenin ciddiyetinin farkına varamıyor musunuz, gençler bu yarışma ülkemizi sanat dalında en iyi şekilde temsil şansı, lakayıt davranışlar istemiyorum.” Adnan Bey’in ani çıkışı tüm toplantı salonunu sessizliğe gömmüştü, bunu devam etmek için bir araç olarak görerek konuşmasına devam etmeyi seçti. “İlerleyen günlerde proje için gerekli materyallerin sağlanması için bilgilendirme yapacağım, numaramı da eklediğiniz bir grup açarsınız, şimdilik toplantımızı burada bitirelim.”
Herkes yerlerinden kalkarken bende yerimden kalkmak için ayaklandım, tam kapıya yönelirken Adnan Bey’in ismimi söylemesiyle durdum. “Efendim.”
“Sen biraz daha kal.” Sorgularcasına baktığımdan emin olarak yerime geri oturdum, diğer herkes çıktıktan sonra kapı kapandı. “Seninle özel konuşmak istiyorum.”
“Sizi dinliyorum.” Bu işten vakit geçtikçe rahatsız olduğumu hissediyordum, ben yerimde kıpırdanırken Adnan Bey projeksiyonu kapattı ve yerine oturdu.
“Özgeçmişini okudum, ortaokul ve lise dönemlerinde çokça yarışma derecelerin var seni özellikle seçmemin nedeni de buydu.” Adnan Bey, yerinden kalkarak odanın köşesinde duran dolabın içinden birkaç dosya çıkarıp geri yerine oturdu, dosyaları masaya bıraktı. “Buradaki her dosyada projede yer alacak öğrencinin özgeçmişinin bir kopyası var, bunlar sende dursun işine yarayabilir.”
İşlerin iyice karıştığını hissediyordum, merakıma yenik düşerek dosyalardan birini alarak incelemeye başladım. “Özür dileyerek sormak istiyorum, neden ben?”
“Sen yarışmalar konusunda hepsinden daha tecrübelisin ayrıca sende gözlemlemişsindir diğerlerine bu kadar güvenebileceğimi sanmıyorum, içine kapanıksın gözlemlemelerime göre sana yardım etmesi için içlerinden birine sorabilirsin, bu senin için çok iyi bir fırsat derinlere gömdüğün lider ruha güveniyorum.”
Lider ruh mu? Adnan Bey’in bir anlıkta olsa benle dalga çektiğini bile düşünmüştüm. Herhangi bir grup çalışması olduğunda sadece belge işlerine bakardım o kadar, lider ruhluluk kim ben kimdim. Karşımda cevap bekleyen bir çift göz ile karşılaştığımda sıkıntıdan ter basan yüzümü sildim. “Hocam, bana olan güveniniz için gerçekten teşekkür ederim ama ben hiç böyle şeylerin başında olmadım, liderlik işini başkasına veremez misiniz?”
“Sanırım okulumuzda burslu öğrenci olarak bulunuyorsun, yıllık ücretimizden de haberdarsındır muhtemelen, elindekini kaybetmemeni ve daha iyisi başka bir kurumdan da burs almanı sağlayabilirim. Ricada bulunmuyorum anlayacağın dahası yapmak zorunda olduğunu söylüyorum.” Dediğinde afalladım, bursumu kaybedersem aileme ne diyecektim? Bir proje yüzünden okulumdan olduğumu mu? Hayır, hayır! Mümkün değil söyleyemezdim.
“Böyle can sıkıcı konulara girmeyeceğim, projenin kaptanı sen olacaksın diğerlerini sürekli toplamadan sadece seninle irtibat kuracağım, o whatsapp grubunu da kurmayı unutmayın.”
“Peki efendim.” Yerimden kalkıp kapıdan çıkarken huzursuzluk bedenimi tamamen ele geçirmişti, uluslararası bir proje için liderlik etmek mi? O kılıfın içinde kendimi hayal edemezken insanların bana nasıl yakıştırdığını görmek tuhaf geliyordu, koridoru öylece aşarken başıma gelecek belaların ayak seslerini duyabiliyordum, zaman neler olacağını gösterecek…