Arabanın kolunu sıkıca tutup kenetlediğim parmaklarım sayesinde sertçe ittirerek sisli havaya adım attım. Ayaklarım sert zemine bastığında vücuduma bir rahatlık dalgası yayıldı. Yolculuk Los Angeles trafiğinden dolayı haddinden fazla uzun sürmüştü. Bu uzun yolculuk her tarafımı ağrıtmaya yetti de artmıştı bile. Elimi enseme uzatıp, tutulmuş boynumu ovuşturdum. Tüm vücudumu kütletip rahatlattıktan sonra derin bir nefes aldım. Annem arabanın bagajını açıp içinde ne olduğu belirsiz bez çantaları bana uzattı. “Kim bilir yine ne aldın anne.” diye düşündüm. Ne zaman uzun bir yolculuk yapsak yanına sanki mağazalarda yapılan Black Friday indirim günü gelmişçesine yiyecek stokluyordu. Çantaları elime aldığım an kolum isyan edercesine yer çekime meydan okudu. “Anne ne koydun sen bunların içine?” diye sızlandım. Sanki taş taşıyordum çantalar o derece ağırdı. “Burada kalmayacağız bile farkındasın değil mi?” “Sus ve taşı şunları Ashley birde genç olacaksın!” Ne alakası vardı şimdi? Gençlerde yorulamaz mıydı? Oflamamak için kendimi zor tuttum. Kendimi hala sarhoş gibi hissediyordum. Başım zonkluyordu resmen. Ne uykumu alabilmiştim ne de dün geceden sonra ayılabilmiştim. Burada olmaktan pişman değildim fakat Ivan’ın kolları arasında güzel bir sabaha uyanmak kulağa çok daha cazip geliyordu. Babam elindeki araba anahtarını salladı. “Hadi, gidelim!” Ağır adımlarla büyük bahçe kapısına doğru ilerledim. Kilidi açarak büyük bahçeye göz gezdirdim. Son geldiğimden beri hiçbir değişiklik yoktu. Büyükannem çiçeklere gayet iyi bakmıştı. Hepsi rengarenk, çimler ise yemyeşildi. Evin dış cephesi sıcak kahve tonlarındaydı. San Fransisco da ki evlerin aksine burası daha sakin ve teknolojiden uzaktı. Annem kapıyı iki kere tıklattı. “Mollyler de buradaymış.” demesine kalmadan kapı açıldı ve kıvırcık saçlı sevecen Molly teyzem bize sıcacık bir gülümseme eşliğinde kollarını açtı. “Hoş geldiniz!” Hemen öne atılıp uzun zamandır görmediğim Molly teyzemin kollarının arasına girdim. “Hoş bulduk teyze!” Renkli gözleriyle beni süzdü tıpatıp annemin aynısıydı. “Görmeyeli büyümüşsün!” Sıcak bir aile sarılmasından sonra içeri geçip herkesle selamlaştık. Ben her gören ne kadar büyüdüğümü söylüyordu. Her aile buluşmasında bu kaçınılmaz bir gerçekti. Neyse ki ailenin en küçüğü ben değildim. Molly teyzemin kızı Gracie aynı kıvırcık saçlarıyla buradaydı. “Gelmene çok sevindim Ashley.” dedi neşeli bir sesle. Sesi o kadar neşeliydi ki enerjisi tüm balkonu sarmıştı. Yetişkinlerin sıkıcı sohbetlerinden kurtulabileceğimiz tek yer şu muhteşem balkonlardı. Tabii orayı ilk önce biz kapabilirsek. “Al benden de o kadar.” diye karşılık verdi Jake. Jake Gracie’nin abisi ailenin en büyük kuzeniydi. Arada Ivan gibi hokey oyunculuğu da yapıyordu fakat daha sonra bırakma kararı almıştı. Şimdi bir ekonomi şirketinde finansal uzmanlık yapıyordu. “Ben de sizi gördüğüme çok sevindim.” dedim dürüstçe. “Keşke eskisi gibi biraz daha yakın olabilseydik.” İlk Lise yıllarında neredeyse her günümüz birlikte geçiyordu fakat Los Angeles’tan San Fransisco’ya taşınmaları yüzünden birbirimizin yüzünü göremez olmuştuk. Gracie önündeki limonatadan bir yudum aldı. “Eee, aşk hayatı nasıl gidiyor?” Gracie her zaman çöpçatanlık yapma peşindeydi fakat bunu kötü bir niyetle yapmıyordu. “Olması gerektiği gibi.” “Derken?” “İyi, güzel, muhteşem. Ne diyebilirim ki?” Omuzlarımı silktim. “Çok mutluyum işte.” “Keşke senin ki gibi mutlu bir ilişkim olsa.” diye mırıldandı. Aslında çok güzel bir kızdı. Ama bu taraflarda işi pek rast gitmiyordu. Jake bıkkınlıkla iç çekti. “Buraya sıkıcı aşk hikayeleri dinlemek için gelmedim.” Gracie abisine öldürücü bakışlar atıyordu. “Madem istemiyorsan gidebilirsin abiciğim. Sanki senin aşk hayatını bilmiyoruz.” “Ben o defteri yıllar önce kapadım Gracie o konuyu açmaya gerek yok.” Bence de eski konuları açmaya gerek yoktu, yıllar önce geçmiş gitmiş bir meseleydi. Ama Gracie ısrarla konuşmaya devam etti. “Onu özlediğini inkar etmemelisin.” Onu diye bahsettikleri kişi Hannah dı. Evet, en yakın arkadaşım Hannah. Çok saçma gelebilir ama Jake ve Hannah bir zamanlar sevgiliydi. Seneler geçmişti. İkisi de birbirinin ilk aşkıydı. O zamanlar çocuktular, kayda değer pek bir şey olmamıştı. Jake taşındığı için ayrılmak zorunda kalmış, bir daha da görüşememişlerdi. Zaten Hannah bir süre sonra Justin ile tanışmış hayatının aşkını bulmuştu. “Yaşadığımız şeylerin hiçbirinden pişman değilim.” dedi Jake. “O zamanlar küçüktük. Hannah’ı hala sevip ona saygı duyuyorum. İkimizin de artık yeni hayatları var. Eski şeylerin tekrarlanma imkanı söz konusu bile olamaz.” “Ayrıldığınızda depresyona girmiştin!” diye üstelemeye devam etti Gracie. Ama bu konu şimdi hemen burada kapanmalıydı çünkü Jake’in içten içe rahatsız olduğunu hissedebiliyordum. Gracie’ye imalı bir bakış attım. “Bence de bu konuyu kapatalım.” Derken telefonumun ekranına birkaç bildirim düşüverdi. “İyi insan lafın üstüne gelir.” diye düşündüm. Çünkü mesajlar Hannah’dan gelmişti. Hannah: Ash San Fransisco’ya vardın mı? Hannah: Sabahtan beri Justin’e ulaşamıyorum. Telefonu kapalı. Hannah: Ivan ile konuştun mu? Belki onunladır. Ben: Evet, vardım buradayım. Ben: Dün gece birlikte kalacağınızı düşünüyordum. Ben: Ivan ile de hiç konuşmadım. Birazdan mesaj yazacaktım. Hemen cevap yazdı. Hannah: Kalmamı söyledi ama bugün sınavım vardı. Eve geri döndüm. Hannah: Ivan’a ulaşşşş!!!! Hannah: Eğer ona da ulaşamazsak ikisi bir bok yiyor demektir! Ben: Tamam, sakin ol. Ben sana haber vereceğim. Ivan asla ama asla telefonunu kapalı tutmazdı. Müsait olmasa bile telefonlarımı her halikarda açar, mesajlarıma cevap verirdi. Ben: Ivannnn Justin seninle miiii? Ben: San Fransiscodayım. Hannah merak etmiş Justin telefonunu açmıyormuş. Korktuğum başıma gelmişti mesajların iki tik olmasını bekledim fakat gitmemişti. Telefonu kapalıydı. Masadan kalktım. “Hemen geliyorum.” Gracie endişe ile baktı. “Bir sorun mu var?” “Hayır.” dedim. “Hiçbir sorun yok.” Gerginliğimi bastırmak için sesim istediğimden daha neşeli çıkmıştı. Balkondan çıkıp koridorun bir köşesine çekildim. Ivan’ın numarasına tıklayıp, telefonun çalmasını bekledim. Sinirli değildim aksine üstümde hafif bir panik vardı. Çünkü telefonunu da açmıyordu. Birkaç kere çaldırmaya devam ettim fakat telefonu tamamen kapalıydı. Ben: Acil Durum! Ben: Ivan’ın da telefonu kapalı ve açmıyorrrr!!! Hannah: Artık ikisinin de bir bok yediği doğrulandı desene! Hannah: Justin’i mahvedeceğim. Bir süre daha telefonu açmamakla kendi sağlığı için iyi bir hamle yapmış olur! Hannah’ın dediğini yapmaması gibi bir şüphem kesinlikle yoktu. En ufak olayı bile büyütüp, Justin’in burnundan getirmeyi iyi biliyordu. Ben: Bir de ben şansımı deneyeyim. Arama rehberinden bu sefer Justin’in numarasına tıkladım. Pek bir umudum yoktu ama denemeye değerdi. Telefon mucizevi bir şekilde kapalı değildi ve birkaç çalışın ardından açıldı. “Hey, Justin neredesiniz siz?” Duyulmasın diye neredeyse fısıldayarak konuşmuştum. “Kimle neredeyiz?” “Sence?” Ses tonu gergindi. “Ivan ile olduğumu nereden çıkardın? En son dün gece gördüm.” Justin bu dünyada gördüğüm en kötü yalancıydı. “O yüzden mi ikinizin de telefonu kapalı Justin?” Sertçe yutkundu. Kaçış yolu kalmamıştı konuşmak zorundaydı. “Tamam, her şeyi anlatacağım ama benim bir suçum yok! Ivan çok ısrar etti. Mecbur kaldım.” “Evet, dinliyorum ve mantıklı bir açıklama bekliyorum.” Ivan’ın çok ısrar edebileceği, aklıma tek bir şey geliyordu. “Buzdayız.” derken sesi endişeliydi. Tahmin ettiğim başıma gelmişti. Ivan’ın bir hafta buzdan uzak kalmayacağına adım gibi emindim. Bu yüzden hiç şaşırmamıştım. “Ona gelmemesini söyledim. Ama bir türlü dinletemedim. Telefonlar çantanın içindeydi. Şarjımız bitmiş. Soyunma odasına döndüğüm de fark ettim. Bıkkın bir nefes verdim. “Tahmin etmiştim.” dedim kabullenircesine. “Ben Ivan ile konuşurum da bence sen bir süre Hannah’ın gözüne gözükme.” “Yapma.” diyerek ofladı. “Her şey Ivan’ın başının altından çıktı! Benim bir suçum yok ki!” Kıkırdadım. “Bu sefer bir çantayla kurtaramayacaksın gibi duruyor.” “Ama bu haksızlık!” “Arkamızdan iş çevirmeye kalkmasaydınız bunlar olmazdı.” Telefonu kapatıp, balkona geri döndüm. Ne yaparlarsa yapsınlar asla bizden kaçamazlardı. Ivan’a kızgın değildim. Yalnızca sağlığı için endişeleniyordum. Ve kendini düşünmemesi canımı sıkıyordu. Gracie oturduğu sandalye de kıpırdandı. “Kimmiş?” “Abinin eski sevgilisinin yeni sevgilisi.” diyemeyeceğime göre omuz silkip, “Bir arkadaş.” dedim. Böylesi fazla görgüsüzce olurdu değil mi? Aramızdaki sessizlik artınca Jake ortaya bir fikir attı. “Hadi, Fisherman’s Wharf’a gidelim.” Gracie ellerini çırptı. “Evet, hadi gidelim.” Fisherman’s Wharf San Francisco da gidilebilecek en iyi yerlerdendi. Bir sürü mağaza ve restorantın bulunduğu ve genelde turistlerin bulunduğu bir mekandı. Ne kadar itiraz etsem de beni ikna etmeyi başarmışlardı. Şimdi ise Jake’in arabasına binmiş Fisherman’s Wharf’ a gidiyorduk. Başımı arabanın camına yaslayıp İnstagram’a girdim. Hannah birkaç gönderi paylaşmıştı. Bugün Zedy’nin maçı vardı! Hannah basketbol maçından karelere onu da etiketlediği için bir tebrik mesajı gönderdim. Tam telefonumu kapamıştım ki mesaj kutuma birkaç bildirim doldu. Ivan: Ashhh neredesinnn? Ivan: Telefonun şarjı bitmiş, aramalarını görmedim. Justin şarj getireceğini söylemişti. Unutmuş geri zekalı çocuk! Ben: Fisherman’s Wharf’a gidiyorum. Ben: Sonra konuşuruz. Ben: Ayrıca yediğiniz haltlardan haberim var. Ivan: Biliyorum. Ama umarım kızmamışsındır! Ben: Kızıp kızmama konusunda kararsız olduğum söylenebilir. Şu an emindim ki büyük bir endişe içerisindeydi. Ama onunla daha sonra da konuşabilirdim. Dışarıyı izlemeye koyulduğumda etrafta araba çok fazla araba olmayışı beni şaşırtmıştı. Los Angeles trafiğini hesaba katarsak burada asla öyle bir şey yoktu. Normal arabalardan ziyade uberler daha fazlaydı. Burası Los Angeles’a kıyasla teknolojik bir yerdi. “Burası huzurlu bir yer Ashley.” diye mırıldandı Jake sürücü koltuğunda araba kullanırken. “Ve trafik yok!” Tam da benim düşündüklerimi dile getirmişti. “Aynen öyle!” diye atıldı Gracie arka koltukta telefonuyla oynarken. “Hem belki sizde buraya taşınırsınız? Bu fikre ne dersin” Bu fikre evet demek isterdim. Ama kesinlikle hayır derdim çünkü buraya alışmak çok uzun sürerdi. En önemlisi okulum, arkadaşlarım ve sevgilimi asla geride bırakamazdım. “İsterdim Gracie ama maalesef her şeyimi geride bırakmamam. O yüzden teklifini reddetmek zorunda kalıyorum” Jake arabayı sahil kenarına park ettiğinde geldiğimizi anladım. Arabadan indiğimizde güneş yavaş yavaş batıyordu. Bir süre bu manzarayı izledim ve anı ölümsüzleştirmek için birkaç fotoğraf çektim. Bugün gerçekten çok eğlenmiştim. Wisherman’s Wharf da uzun süre takılmış, yemek yemiş ve çeşitli şeyler almıştık. Ama biliyordum ki yarın eski maratonuma geri dönmeliydim. Beni bekleyen yeni maceralar vardı.
Bölüm 4
4. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.