İçeriğe geç

°_Oyun Bozan_°

Bölüm 2 · 7 dk okuma

°_Oyun Bozan_°

Bölüm 2

Oyun Arkadaşı

Bazen insan acıyı kaldıramaz ve gitmek ister. Çok uzaklara gitmek ister, kimsenin bulamayacağı yerlere. Kimsenin onu tanımasını istemez, kimseyle konuşmak istemez. Fakat öyle bir yer yok. Yani benim için. Kaçmak isteyenler intihar etti. Hep. Kimseyle konuşmak zorunda kalmayabilirdi belki o zaman. Kimse onu tanımazdı belki o zaman. Ama her şeyi bozan bir kelime, belki.

Tanrı oradaydı ve hepimizi bekliyordu. Hepimizi tanıyordu. Belki kaçmak tek çözüm değildi ama tek çözüm de kaçmamak değildi. Çözüm yoktu. Her şeyi kabullenebilirdim ama asla bunları kabullenemezdim. Hayır, çözüm olmamasını değil. Bir katilin çıkıp insanları öldürmesi ve intihar süsü verilmesi hatta bu caniliği çok vahşice yollara baş vurmasını. Kısaca, haklı düşüncelerimi, düşüncelerimizi.

Yazel'in ağzı sıfır şeklini aldı, Lavinya ise alışık olduğum bir şekilde hâlâ soğukkanlılığını koruyordu. Yutkundum. Hayır, tecavüz çok fazla...

Gözlerimin dolması için gayet yeterli bir sebepti ve bunu gizlememem için hiçbir sebep yoktu. Onlar yabancıydı. Başımı eğmedim, gözlerimi kapattım. Yazel'e baktığımda gözünden yaşlar akıyordu ama sanırım farkında değildi. Lavinya ise benim az önce yaptığımın aynısını yapmıştı. Gözleri kapalı, başı ve omuzları dik.

"Peki Ashley?" dedim. Bilmem gerekiyordu. "Bulduğumuzda, kafası yoktu." Hayır, hayır, hayır... Neden? Tekrar gözlerim doldu, kapatmadım. Çünkü benim gözyaşlarım hızlıca düşmeye alışkın değildi. Bir anda yağmur yağmaya başladı, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu yine. Ashley'in öldürüldüğü gün gibi. Ashley'in kafasının vahşice ondan alındığı gün gibi.

"Kaya, sus artık." dedi sürücü koltuğunda oturan dedektif. Artık biliyorduk, daha fazlası vardı. Sürücü koltuğunda ki dedektif her şeyi belli ediyordu, büyük acemilik. Ben bile daha deneyimliyim.

Ben hâlâ tecavüzü sindirememiştim. Nasıl olabilir? Vicdanını evlerinden çıkarken koltuğa koyup," Bekle beni belki sonra gelirim ben." mi demişler? Hiç kimse mi duymamış haykırışlarını? Umarım o haykırışlara sessiz kalanlar, vicdanıyla mahkemesi olsun. Üzülsünler, üzüldükçe tükensinler ve en sonunda vicdan mahkemesinden tuzla buz olmuş gibi çıksınlar. Zaten bu kirli işlere bulaşan ne diğer dünyada edebi yangından kurtulabilir ne bu dünyada huzur bulabilir.

Ashley... Cesur, iyi kalpli arkadaşım. Yüzü, gerçekten çok güzeldi. Kendisi çok güzeldi ama insanlardan saklardı güzelliğini. Cesur diyorum çünkü babasının karşısına çok geçmiş. Şirketin tam unutulmaya yüz tuttuğu zamanlarda çıkmış babasının karşısına. Şirketi kurtaracak ufak ayrıntıların hepsi ona ait, az yüz yüze gelmemiş o adamla. Şirketi batırmamaya çalışacak kadar zekiydi de. Eğer işler rast gitmezse babasının daha kötü olacağını biliyordu ve gerçekten küçük ama güzel detaylar yaratırdı o hep. Ah, Ashley...

Karakola değil, dedektif bürosuna gelince şaşırdım. Gerçi neden şaşırıyorum ki, o kadar bilgi verdikten sonra öylece normal bir karakola götüreceklerini düşünmemeliydim. Arabadan indiğimizde kapılar her iki yanda duran özel güvenlik ile açıldı. Koridor geniş ve ferahtı ama herkes farklı farklı işleri yüzünden gömüldüğü odalarından çıksaydı kimsenin buraya sığamayacağını fark ettim.

Birkaç kere sağa ve sola döndüğümüzde bizi ayırıp farklı sorgu odalarına aldılar. Oda karanlıktı. Gerektiğinden fazla karanlık. Bir anda görüşüm buğulandı.

"Almina, çok korkuyorum neredesin?" dedi Yazel. Sesi ağlamaklı ve uzaktan geliyordu, dokunsam ağlayacak gibiydi. Elim bir dolabın kapağına gitti ve zaten açık olduğunu gördüğümde içinde sadece kitap ve örümcek ağı olduğunu düşündüğüm için bıraktım. "Ne korkak çıktın sende, ağlama hemen." diye sesimi duyurmak için bağırdım. "Almina, Lavinya şaka yapmayın gerçekten çok korkuyorum." diye bağırıp bir anda ağlamaya başladı Yazel. "Ben konuşmadım bile, nasıl benim şaka yaptığımı düşünebilirsin?" diye sitem etti Lavinya.

"Tamam, ağlama Yazel geliyorum sana doğru." diye bağırdım, "Şarkı mırıldan." Yazel kısa bir saniye durdu. "Bir küçücük aslancık varmış..." diye zarifçe söylemeye başladı. Hâlâ ağlıyordu ama şarkı ile sesi çok güzel uyum sağlamıştı. "Çöllerde ko, ko, koşar oynarmış..." Bir damla yaş düştü gözümden. Hemen sildim. "Yazel, tuttum elini, hadi, gel gidelim. Üzülme. Korkma, gideceğiz eve zaten." dedim onu sakinleştirmek için.

Birkaç dakika önce bir anda hepimizin el fenerleri sönmüştü ve zifiri karanlıkta kalmıştık. Ne kadar korksakta bu terk edilmiş lise güzel bir maceraydı. "El fenerleri kapanmadan önce gelen sesi duydunuz mu?" dedi Lavinya merakla. Yazel ikimizin arasına girmiş ellerimizden tutmuş bizi birbirimize yaklaştırıyordu. Hiç ses gelmeyince Lavinya devam etti, "Bir kazana çatalla vurmuş gibi bir ses geldi." dedi. Daha biz tepki vermeden sağ taraftan, Lavinya'nın olduğu taraftan bir sandalye yere düştü. Yazel korkuyla çığlık attığında tüm okul inledi. "Yazel, sakin ol."diye güldüm. Okulu arkamızda bırakmıştık. Zifiri karanlıkta, el fenerlerine güvenip geldiğimiz yerden ayrılıyoruz. El fenersiz.

"Oyun bitti." dedi Lavinya. Yazel anlamayıp ona doğru döndü. "Kimsenin bağırmaması konusunda anlaşmıştık hatırlarsanız."

Yazel Alin, birinci oyun bozan.

İçeriye iri ve gözlerinden yorgunluk akan üç kişi geldi. Arabada soyadığını öğrendiğim Dedektif Kaya dahil. Dedektif Kaya sağ tarafa, diğerlerinden ise daha uzun olan karşıma ve diğeri geride kalacak şekilde sola oturdu. "Sorduğumuz soruları kısa ve doğru yanıtla ufaklık. Rahat rahat düşünebilirsin." dedi karşımda oturan dedektif. Yüzümü buruşturdum, Ufaklık mı dedi o bana? "Sizsiniz ufaklık bayım. Yirmi bir yaşındayım." dedim. Adam zoraki bir şekilde gülümsedi ve sorularını ard arda sıralamaya başladı.

"Ashley'i tanıyor musun?"

"Evet, arkadaşımdı."

"Kylie'yi tanıyor musun?"

"O benim en büyük düşmanlarımdandı."

"Peki, sence Ashley'e karşı iyi duygular beslemeyen kişiler var mıdır?"

"Çok fazlalar. Okulda zorbalık görürdü."

"Sen neden ona yardım etmedin? Bildiğimiz kadarıyla tek gerçek arkadaşı sensin."

"Denedim ama tek başına olmayı seven bir kızı kendime bağlayamadım."

"Cinayeti sen işledin." dedi adam birden kısık sesle. Tüylerim diken diken oldu.

"Ne diyorsunuz siz? Haddinizi bilin." Bana resmen sevdiğim bir kızın kafasını ondan zalimce aldığımı söylüyorlardı. Tanrım, düşüncesi bile korkunç. Ben ona yarası vardır, acır diye dokunamazken hemde.

20 Dakika Sonra

Artık bıkmıştım çünkü yarım saatten fazladır burada, karanlık bir odada sorgudaydım ve aynı soruları evirip çevirip tekrardan karşıma çıkartıyorlardı.

"Cinayeti sen işledin." Bir sorgulamada dördüncü kez katil damgasını yemiştim. Artık birincisi kadar koymuyordu.

"Değilim."

"Arkadaşını sen öldürdün."

Arkadaşını sen öldürdün.

"Yeter! Yeter artık ben katil değilim, sizden bıktım, sorgudan bıktım, aptal zihniyetinizden de bıktım! Ben arkadaşımı nasıl öldürebilirim?" diye bağırdım. O cümleyi söylemeyecekti.

"İzin verin gitsin artık." dedi Dedektif Kaya. Gözlerine baktığımda buz gibiydi." Tamam, gidebilirsin." dedi az önce karşımda oturan adam. Ne hakla bunu söyleyebilirdi ki? Bana ister sürtük, ister aptal isterse çalışkan olarak adlandırsınlar, katil olmaz, olamaz.

Hızlıca yürümeye başladım geniş koridorda. Çalışanlar bana birkaç saniyeliğine bakıp yine işlerine dönüyorlar, işlerine çok fazla odaklanıyorlardı. Kapıdan çıktığım an koşmaya başladım. Çünkü Yazel ve Lavinya, ne Ashley ile arkadaştı ne de Kylie ile, sorguları bu kadar uzun sürmezdi. Büro tam merkezde değildi ama merkeze yakındı, bizim evlerimiz ise daha çok orman taraflarında olduğu için yürüyerek gidemezdim. Bir taksiyi çevirdiğimde hızlıca evin adresini verdim, zaten çoğu kişi annem sayesinde tanıyordu beni. Annem hastanedeki en iyi doktorlardan biriydi.

Eve geldiğimde taksiye parayı verdim ve tekrar koşmaya başladım. Katil her an karşıma çıkabilir, hatta bizi izliyor olabilir. Ne kadar istersem isteyeyim, bu düşünceler aklımdan çıkmıyordu. Kapının kilidini açıp içeriye girdiğimde normal olarak annem yoktu, haftanın yedi gününün yedisinde de hastanedeydi. İçeriye girdiğimde birinci katta hızlıca bir şeyler atıştırdıktan sonra ikinci kata çıktım. Hızlıca telefonumu açtığımda kızların üçümüzün olduğu gruptan konuştuklarını gördüm.

Telefonu bırakıp siyah pijamalarımı giydim ve Spotifydan listemi açtım. İlk Happy Face çalmaya başladı. Gülümsedim çünkü bu şarkı bende çok güzel hisler yaratıyordu. Evi dağınık görünmemesi için topladım.

Grupta asosyal olan kişi ben değildim ama insanlardan uzak durmayı sevdiğim için dışarıdan bakanlar genelde popüler bir asosyal görüyordu. Telefon ise sadece ihtiyacım olduğunda kullanırdım, grupta Lavinya ve Yazel'in konuştuğu konulardan çok uzaktım. Telefonumdan gelen bildirimler yarım saat önce durmuştu. Mutfağa gidip kahve yaptım. Kitabımı elime aldığımda çok keyif alamıyordum kitaptan. Bir şey de anlamıyordum zaten. Bu yüzden gelen bildirim sesi, kitabımı elimden bırakmak için güzel bir nedendi.

Gizli Numara:

"Oyun arkadaşın güzelmiş, ama en iyi oyun benim."

Yutkundum. Hayır, bu bir şaka, iğrenç aptalca bir şaka. Ne olursun öyle olsun. Ben yapamam, katille yüz yüze gelemem. Hayır, yapabilirim aslında. Ama neden yapayım? Ölmek istemiyorum. Nefes al, nefes ver... Sakince düşün. Nefes al, nefes ver...

Tamam. Oyun arkadaşın, dedi. Benim bir oyun arkadaşım yok. Ama en iyi oyun benim, dedi ve bitti. Hayır, gecenin bir körü düşünemiyorum. Cevap vermeli miyim? Bildirimin üstüne tıkladığımda istesemde cevap veremeyeceğimi fark ettim. Ekran görüntüsü aldım, ne olur ne olmaz diye. Yatağa yattığımda korkuyordum, ama belli etmemeliydim. Fakat kime belli etmemeliydim işte onu bilmiyordum. Yorganı kafama kadar çektim. Birkaç dakika daha korkudan gözlerimi kapatmadım fakat daha sonradan sürekli kabuslar görerek uyanacağım rüyama dalmayı başardım.

SON

Bölüm sonu

15 yorum