İçeriğe geç

°_Oyun Bozan_°

Bölüm 16 · 5 dk okuma

°_Oyun Bozan_°

Bölüm 16

Dönüm Noktası Sözü

Bazı kişiler vardır ya, sanki tamamen ona bağlı yaşadığınız. O olmasa nasıl devam edeceğinizi bile bilmediğiniz. Gidecek diye korktuğunuz, her gün yanında olmak istediğiniz. İşte benim için o özel kişi Yazel'di.

Bu Lavinya'yı sevmediğim anlamına gelmezdi. İkisine de bağlıydım. Ama Yazel'in korunmaya, sevilmeye ihtiyacı vardı. Yazel'in güzel bir anneye ihtiyacı vardı. Ona iyi bakmaya çalışıyordum, onu hayatın gerçekleriyle yüzleştirmek istiyordum. O beni ne olarak görüyordu, bilmiyordum. Ama eminim ki ben onu büyütmem gereken bir çocuk gibi görüyordum.

O olmadan ne yapacağımı hiç düşünmemiştim. Belki de hep yanımda olacağını düşünmüştüm. Ama olmadı. Eli elimdeydi, tutuyordu elimi. Ama bırakmıştı işte. Ne yapacaktım ben? Elleri ellerimdeyken bırakmıştı beni. Nasıl olabilir demeyin, oluyordu işte.

Çünkü kanıyla ıslandı yüzüm. Ellerim ve kollarım. Tamamen kanıyla ıslandı. Silah sesi, beynini yarıp geçmişti.

O ses, benden "O olmadan ne yapacağım?" dediğim kişiyi almıştı.

O ses, Yazel'i benden almıştı.

Yazel ölmüştü.

İlk önce bir ses duyuldu. Çok uzaklardan bir ses. Belki de haykırış sesim, belki de doğanın isyanı. Ardından gözyaşlarımı hissettim boynumda. O, öldü...

Ardından cansız bedeni yere düştü. Bir kez daha haykırdım. Hızlıca dizlerimin üzerine çöktüm. Beyni parçalanmıştı, yüzü tamamen kan olmuş ve kan saçlarından akarak küçük bir birikinti oluşturmuştu. Elini tuttum.

Kanlı yüzüne baktıkça ağlamam şiddetleniyordu, o gitmişti! Kalbim sıkışmaya başladığında nefesim de kesilmeye başlamıştı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum, nasıl gidebilirdi?

Daha sonradan boğulmaya başladığımı hissettim. Nefes almaya çalıştım ama sanki kalbime bıçaklar saplanıyordu. Yazel'in kanından oluşan birikinti büyüyordu.

Ardından ben de yere yığıldım. Ellerimle kendimi dengede tutmaya çalışıyordum. Git gide zorlanıyordum, bileklerimdeki acı Yazel'in kanının oluşturduğu birikinti gibi git gide büyüyordu. "Yazel, gitme beni bırakıp." diye yalvarmaya başladım. Ama o çoktan gitmişti... Artık bir gülüşü olmayacak, makyajlı yüzünü göremeyecek, yeni elbiseler tasarlamayacak, şen şakrak olan Yazel olmayacaktı... Ve bu. benim canımı en çok yakandı.

Ardından kırkmızı mavi ışıklar gözlerimi kamaştırdığında bileklerim de derman kalmamıştı. Yere yığıldığımda gözlerim yarı açık ve nefes almakta zorlanır bir vaziyetteydim. Ardından bileklerimde bir soğukluk hissettim, sırtım yumuşak bir zemine değdi.

O andan itibaren ayaklarımın yerden kesildiğini ve gökyüzünde pamukların üstünde yürüdüğümü hissettim. Ardından gözlerimi açık tutmakta zorlandım ve en sonunda uykumun bedenimi ele geçirmesine izin verdim.

...

Uyandığımda zifiri karanlık beni karşılamıştı. Neredeydim, ne haldeydim ve yanımdaki nefes sesi kime aitti bilmiyordum. Ardından bir gerçekle gözlerim açıldı.

Ellerim titremeye başladı, zaten zor nefes alıyorken tekrardan boğulmaya başladığımı fark ettim. O gün de arkamdan nefes sesleri geliyordu. Şimdi de nefes sesleri kulağımı dolduruyordu. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Gözlerimden yaşlar akarken uyandığımı belli ettiğime emindim. Zaten öğrendi diye düşünerek ellerimle ağzımı kapattım ve hıçkırıklarıma engel olmaya çalıştım. Pek bir önemi yoktu ama en ufak bir seste yok olacakmış gibi hissediyordum.

Nerede olduğumu bilmiyordum, görmüyordum ki! Ayağa kalksam ne yapacaktım! Kahretsin, nefes alamıyorum... Ardından kalbime bir bıçak saplandığını hissettim. O kadar acıdı ki tüm bedenim uyuşmuştu. Can havliyle elimi kalbime götürdüğümde hiçbir şey yoktu. Ama bıçak hâlâ oradaydı ve git gide daha çok saplanıyordu.

Acıyla ne yaptığımı bilmezken aniden kendimi yerde buldum. Kafamı yere çarptığım için başımın döndüğünü hissettim. Neler oluyor bana?

Ardından bir el saçlarımı hızlıca kavramıştı. Saçlarımı var gücüyle çekiyor ve acımı umursamıyordu. Yoksa o sadist miydi bu? Kalbime aniden saplanan acı ve baş dönmesine eklenen karşı konulamaz saç acısı korkunç bir çığlık atmama sebep olmuştu.

Çığlığım birkaç saniye daha sürünce bilinmeyen kişi hızla kafamı yere çarpmıştı. Bir kez daha acıdan kıvranıyordum, ve bu sefer bedenimin ucuz kurtulabileceğini sanmıyordum. Neden yapıyordu bana bunu? Ne alıp veremediği vardı benimle? En yakın arkadaşımın beyni parçalanmıştı, üstüne bir de neden bunu ekliyordu?

Sahi, Yazel ölmüştü...

Ardında bıraktığı koca bir enkazı yok saymıştı hem de..

Tekrar dişlerimi sıktığımı fark ettim. Arkamda hâlâ varlığını hissediyordum. Yerde iki büklüm bir şekilde bacaklarımı karnıma çektim. Başımı da ellerimin arasına aldığımda isyan ediyordum. Ne hallere düştüm ben?

Ardından duyduğum kapı sesi ile çekip gittiğini mi yoksa başka birinin mi geldiğini anlayamamıştım. Aslında ben buraya neden geldiğimi anlayamamıştım. Veya nasıl geldiğimi. Ama en önemlisi bunların kim olduğuydu.

Birkaç dakika nefesimi düzene sokmak için yerde o şekilde kalmıştım. Ve bu dakikalarda en ufak bir ses gelmediği için gittiğini anlamış oldum.

Doğrusunu söylemek gerekirse gidip gitmediği önemli değildi, kirli ellerini hâlâ saçlarımda hissediyordum.

Ardından tekrardan korkunç bir gerçekle gözlerim açıldı. Kahretsin, bu nasıl bir gündü böyle!? O sadist karanlıktan çıkıp geldiğine göre arkamdaki nefes sesinin sahibi yatakta olmalıydı...

O an tekrar ağlamaya başlarsam kendime yabancı olacağımı biliyordum. Artık sürekli ağlayan bir mızmız gibiydim. Bu durumu ben yaratmıştım ve ben bozacaktım.

Hızlıca etrafıma baktım. Her ne kadar bir şey göremesem de gözlerim az çok alışmıştı karanlığa. Yerde hiçbir şey yoktu. Bu durumda aslında diğer tarafa dönüp yatağın altına bakmam lazım, diye düşündüm. Belki bir şey bulabilirdim. Ama korkuyordum.

Bir adım sesi geldi. Yatağın altına doğru inmem gerekiyordu belki de ama yapamazdım. Herkesin birtakım Korkuları olabilirdi ve ben şu an bu korkuma yüzleşmek istemiyordum.

Ardından birkaç adım sesi daha. Gözlerimi kapattım. Kapana kısılmış ve çaresiz hissediyordum. Adım sesi hızlandı ve tam karşımda durdu. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde sırtımı duvara yasladım. Kollarım ile kendimi savunmaya çalıştım.

O kişiden en ufak bir ses çıkmıyordu. Hatta bir ara halüsinasyon gördüğümü sandım. Gözlerimi yavaş yavaş açtığımda onu gördüm. O buradaydı. Ama o bırakmıştı beni, neden tekrar geldi? Beni mi özledi?

Ufak bir çığlık atacağım sırada Yazel hızlıca üstüme eğilip ağzımı kapattı. Elini elimden çekmeye çalışırken gözlerimi açtım. Gitmişti. Yerine başka biri gelmişti. "Sessiz ol, gideceğiz." dedi sessizce.

Kaşlarımı çattım. Yine geç kalmıştı. Koray beni hiçbir zaman tam vaktinde kurtaramayacaktı belki de. "Yine geç kaldın." dedim kırgınca. Bu sözüme ve ses tonuna şaşırmış olacak ki bir süre sadece bana baktı. Belki de ondan tam vaktinde kurtarılmayı beklemem şaşırtmıştı. Ama kendisi benim yerimde olsaydı o da beklerdi, biliyordum.

O sırada sesimin titrediğini fark ettim. Neden, diye düşündüm. Yazel, şiddet, katil, son zamanlar, annemin ihaneti, çaresizlik ve kalbimdeki sızı... Pek çok nedenim vardı. Ve olacaktı da. Olması sorun değildi, hep böyle sorunlarla uğraşmıştım. Ama beni asıl yoran, bu acıların sürekliliği değil, yoğunluğuydu.

Bunu son günlerde fark etmiştim. Çünkü son birkaç gün neredeyse işkenceydi. Tam anlamıyla yıkılmıştım. Beni tamamlayan tek kelime yıkılmaktı.

Çok fazla karanlığa bulanmıştım. Ellerim kan kokuyordu. Hayır, kokmuyordu. Benim için kokuyordu. Hatta tamamen kana bulanmıştı ellerim. Çok fazla ağladım. Belki sel olmadı gözyaşlarım, ama önceden ağlamazdım. Hatırlıyorum.

Ve söz verdim, uzun bir zamandan sonra kendi kendime bir yük daha yükledim omuzlarıma.

Artık ağlamak ve sızlanmak yok. Yepyeni bir Almina değil, eski Almina'ya dönme vakti geldi ve geçiyor.

SON

Yazdığım en garip bölüm olabilir, değil mi? :)

Nasıl olmuş??

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

17. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

3 yorum