Seans odasından çıkıp koridorun soğukluğunda adımlarımı hızlandırdım. Kairus’un arkamda bıraktığı o yoğun, ağır atmosfer hâlâ üzerime yapışmış gibiydi. Kendi odama doğru ilerlerken köşeyi döner dönmez karşıma çıkan figürle adımlarımı yavaşlatmak zorunda kaldım.
Dr. Clara Moretti.
Sırtını benim odamın kapısına yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmiş beni bekliyordu. Yüzündeki o sinsi, üstenci tebessüm her zamanki gibi yerindeydi. Beni gördüğünde bakışları elindeki dosyama kaydı.
"Bakıyorum da tecrübesizliğin getirdiği o cesaret hâlâ üzerinde Elyza," dedi, sesi alaycı bir iğnelemeyle doluydu. "İçeride fazla kaldın. Yoksa Kairus Vane senin o süslü terapi teorilerini tek hamlede yuttu mu?"
Yanından geçip kapımın kilidini açarken ona doğru bakmadım bile. "Dışarıdan kulak kabartmak yerine kendi vakalarınla ilgilensen, kurumun başarı oranı belki birkaç basamak yükselirdi Clara."
Clara hafifçe kıkırdadı, peşimden içeri bir adım attı. "Bunu bir zafer sanma. Kairus gibi bir adam senin gibi birini sadece eğlence olarak görür. O adam bir sosyopat. Seni parmağında oynatmasına izin veriyorsun ve Başhekim Arthur bunu fark ettiğinde o dosyayı senin elinden alıp bana verecek."
Masama geçip dosyayı sertçe bıraktım. Bakışlarımı doğrudan onun gözlerine diktim. Sesimdeki soğukkanlılık, onun sınırlarını zorlayacak kadar pürüzsüzdü.
"O dosya benim masamda durduğu sürece, sen sadece kapımın dışından izlemekle yetineceksin. Şimdi odamdan çık, rapormu yazmam gerekiyor."
Clara öfkesini gizlemeye çalışan çirkin bir gülüşle arkasını dönüp gitti. Kapıyı arkasından kapatıp derin bir nefes verdim. O gece masamın başında Kairus’un analiz raporunu tamamladım ve koltuğumda sızıp kaldım.
Ertesi sabah gözlerimi açtığımda gün çoktan ağarmıştı. Hızla üzerimi düzeltip doğrudan Başhekim Arthur’un odasına yöneldim. Aklımdaki plan riskliydi ama Kairus’u o steril seans odasından çıkarıp kendi doğal ortamının dışında gözlemlemem gerekiyordu.
Arthur’un odasının kapısını çalıp içeri girdim. Başhekim gözlüğünün üstünden bana baktı.
"İstisnai bir izin istiyorum Arthur Bey," dedim, masasının önünde dik durarak. "Bugün Kairus Vane’i kahvaltı saatinde genel yemekhaneye çıkarmak istiyorum. Onu diğer mahkûmlarla olan sosyal dinamiği içinde gözlemlemem şart."
Arthur kaşlarını çattı, elindeki kalemi bıraktı. "Kairus Vane’i yemekhaneye mi? Elyza, o adam bir bomba. Orada çıkaracağı en ufak bir kriz tüm kurumu birbirine katar."
"Tüm sorumluluk bana ait," dedim geri adım atmadan. "Onun kontrol arzusunu ve sürü içindeki baskınlığını ancak bu şekilde kırabilirim."
Arthur koltuğunda geriye yaslandı. Masanın üzerindeki gözlüğünü yavaşça çıkarıp beziyle silmeye başladı. Yüzündeki ifade, talebimin ne kadar akıl dışı olduğunu uzun uzun anlatmak ister gibiydi.
"Sen çıldırdın mı Elyza?" dedi, sesi alçak ama tehditkâr bir vurgu taşıyordu. "Karşındaki adam bir kulüp teröristi ya da sıradan bir çete mensubu değil. Kairus Vane bu ülkenin gördüğü en stratejik zihinlerden biri. Yemekhaneye bir mahkûm girmesini istemiyorsun, yangına körükle gitmek istiyorsun."
"O steril odada zırhını asla delip geçemem," diyerek masanın üzerine doğru bir adım attım. Bakışlarımı bir an bile kaçırmadım. "Onu sadece benim kurduğum kontrollü alanda izlemek bana bir veri sunmuyor. Güç topladığı, insanları manipüle ettiği kalabalığın içine girmeli. Kriz anında nasıl hareket ettiğini görmem gerek."
"Olmaz," dedi Arthur kestirip atarak. "Daha iki gece önce odasını birbirine kattı. Gardiyanların canı burnunda. Clara da haklıymış, bu vakada kişisel hırslarına yenik düşüyorsun. Seni bu kadar çabuk köşeye sıkıştırmasına izin veremem."
Clara’nın adını duymak damarlarımdaki kanı tutuşturdu ama yüzümdeki o profesyonel maskeyi korudum. Sesimi daha da alçalttım, kelimeleri tane tane seçtim:
"Clara’nın korkaklığı beni ilgilendirmez. Eğer bu vakanın kontrolünü benden alırsanız, o adamın bu kurumda ne kadar büyük bir ayaklanma kurguladığını asla öğrenemezsiniz. Riski ben alıyorum. Bütün sorumluluk benim imzam altında olacak."
Arthur elindeki gözlüğü masaya bıraktı. Derin bir iç çekti. Odadaki ağır sessizlik birkaç saniye boyunca uzayıp gitti. Sonunda çekmecesini açıp kırmızı kapaklı Özel İzin Formu'nu çıkardı.
"Tamam," dedi, kalemle formu imzalarken gözlerini bana dikerek. "Ama şartlarım var. Yalnızca on beş dakika. Bileklerindeki ve ayaklarındaki kelepçeler açılmayacak. Arkasında iki silahlı gardiyan duracak ve sen ondan üç adım uzakta olacaksın. En ufak bir pürüzde onu hücreye kilitler, seni de bu vakadan tamamen çekerim. Anlaşıldı mı?"
Formu elinden çekip aldım. Yüzümde hafif, zafer kazanmış bir tebessüm belirdi.
"Anlaşıldı Arthur Bey. Şüpheniz olmasın."
İzin belgesini alıp odadan çıktım, kalbim göğsümde gümbür gümbür atıyordu.Ama bu heyecanını dışarı vurmadan Kairus'un kapısına gittim.Gardiyanlara kapıyı açtırdığımda, yatağın ayak kısmına yaslanmış yerde oturuyordu.Bacaklarını dikmiş, kollarını üzerine dayamıştı, yere doğru duran başını kaldırıp bana döndürdü.
"Ooo, kimleri görüyorum? Daha seans saati gelmemişti, Kırmızı. Beni mi özledin?"
O ukala sırıtışı yine yüzündeydi. Benim yüzümde de sırıtış oluştu.Elimdeki dosyayı kaldırıp hafif salladım.
"Kahvaltı için izin aldım, Kairus. Yemekhaneye çıkabiliriz."
Kairus başta şaşırmış sonra da sırıtışı yine oturmuştu yüzüne.
"Vay be, senin için bu kadar önemli bir hasta mi oldum, Kırmızı? Sasirtiyorsun beni."
Gözlerimi devirip kapıdaki gardiyanlara seni peşimden yemekhaneye çıkarmalarını söyledim.Yemekhaneye ilk girdiginde, herkesin bakışları bize dönmüştü. Herkes şaşırmıştı, çünkü Kairus tüm hastaneye korku salmış bir hastaydı, onu burada görmek cehenneme düşmek gibiydi.En tenha köşede masa seçtim ve Kairus da karşıma oturdu.Korumalar hemen arkasındaydı.
"Nasılmış buranın havası?"
Kairus yine sırıtıyordu.
"Benden bu kadar korkuyorlar demek ha? Bunu öğrenmem güzel oldu."
Kelepçeli ellerini masanın üzerine sakince koydu. Gözlerini mahkûmlardan çekip doğrudan bana kilitledi. Bakışlarındaki o yoğunluk, kalbimin ritmini bir kez daha hızlandırdı.
"Ama asıl büyüleyici olan şey bu insanların korkusu değil Kırmızı..." derken biraz daha öne eğildi. Zincirlerin masaya sürtünme sesi aramızdaki o elektrikli havayı daha da gerdi. "Asıl büyüleyici olan, senin bu tehlikeli oyunu oynarken gözlerinde çakan o ışık. Buraya gelmek için Arthur'u nasıl ikna ettiğini tahmin edebiliyorum. Söyle bakalım... Benimle bu kadar risk almak hoşuna gidiyor, değil mi?"
Sırıtışım genişledi.
"Buraya senin iyiliğin için gelmedik, Kairus.Aslinda ortam içerisindeki hallerini de görmek istiyorum.Yani amacım bu, seninle risk almakla alakası yok."
Kairus elleri benimkilerine yaklaştı.
"Kırmızı, bazen fazla açık sözlüsün, bu beni delirtiyor.Ama çok da zekisin bu da hoşuma gidiyor."
Önündeki kahvaltı tepsisine dönüp sessizce kahvaltımızı yaptık ve seans için odana döndük.Yavas yavaş açılıyor gibiydin, bu hoşuma gidiyordu.Ama aramızda bir duygu da yoğunlaşıyordu, ama bunu şimdilik görmezden gelecektim, hatta her zaman....



