Güneş ışıkları, Müdür Arthur'un masasının üzerindeki kalın, kırmızı şeritli dosyaya vuruyordu. Kapıyı tıklatıp içeri girdim.
"Müdür Arthur, girebilir miyim?"
Müdür Arthur, bana içeri gel demesiyle, Kapıyı açıp içeri girdim. Müdür Arthur'un masasının yanında duran koltuklardan birine oturdum. Müdür Arthur, hiç beklemeden konuşmaya başladı. Çünkü benim de bu hastanın ne kadar ciddi bir vaka olduğunu anlamamı istiyor ve bekliyordu.
"Seni bu mesleğe ben kazandırdım Elyza. Zekana da soğukkanlılığına da kendi kızıma güvendiğim gibi güveniyorum..."
Müdür Arthur Pendelton, ağır meşe masasının arkasındaki deri koltuğunda öne doğru eğildi. Parlatılmış ahşap masanın tam ortasında, üzerinde kırmızı harflerle 'YÜKSEK RİSK' damgası vurulmuş kalın bir dosya duruyordu.
Arthur bakışlarını sertleştirdi, sesindeki o babacan ton bir anda yerini buz gibi bir otoriteye bıraktı.
"Ama Kairus Vane bir vaka değil. O adam çalışan bir saatli bomba. Yönetim tepemde, basın en ufak bir skandal için kapıda yatıyor. Eğer bu adamı dizginleyemezsen, sadece kendi kariyerini değil, benim bu hastaneye gömdüğüm kırk yılı da yakarsın. Beni hayal kırıklığına uğratma hakkın yok."
Masadaki dosyaya baktım. Koyu kızıl saçlarımı ensemde sıkıca toplamış, duruşumdan en ufak bir tereddüt bile dışarı sızdırmıyordum. Dosyanın kapağında Kairus’un vesikalık fotoğrafı ve altında yazan o ifade vardı: Eski Yeraltı Lideri - Manipülatif Eğilim / Saldırgan.
"Sizi hayal kırıklığına ugratmayacagim, Müdür Arthur.Bundan emin olabilirsiniz."
Dosyayı alıp odadan çıktım.Kairus'un odasına ilerlerken, sarışın doktor Clara önümü kesti.
"Ah Elyza, bu kendine güvenen hallerin beni çok güldürüyor.Ama emin ol, onunla ben başa çıkamadıysam, sen asla çıkamazsın."
Clara güldü, Ben ise ela gözlerini devirdi.Bu kadın hemcinsini ezerek ne zevk alıyordu? Yaptığı sadece komikti.
"Clara, eğer senin kadar korkak ve hastalarımı hafife alsaydım, emin ol ki bu vaka dosyasına bakmazdım bile."
Clara yeşil gözlerini devirdi.
"Göreceğiz, Elyza."
Clara sinirle yanından geçip gitti. Ben onu hiç umursamadan, Kairus'un odasına yürümeye devam ettim.Bu kadınla ilk geldiğim gün, sohbet etmeye çalışmış, konuşmaya çalışmıştım, ama o sadece egosunu tatmin etmeye çalışmış, benim yüzüne bakmamıştı.Sonunda o kapıya gelmiştim: '97. Oda' Kapının önünde derin bir nefes alıp içeri girdim. Anında o koyu bakışlar bana döndü.Yoğun ve karanlıktı gözleri.
"Kairus, ben yeni doktorun Elyza. Umarım iyi anlaşır, ve güzel günler geçiririz."
Kairus sadece sırıttı. Bileklerinde kelepçe vardı, ve yerdeki siyah ağır top ile de onu çıkarmanı zorlaştırıyordu. Yanağındaki yara izine baktım, sonra tekrar gözlerine baktım.
"Nasılsınız?"
Kairus arkasina yaslandi, oldukça geniş omuzlu, ve kaslı bir bedene sahipti.
"Bu soru için kaç yıl tıp okudun Kırmızı? 'Nasılsın' mı? Bir sonrakinde hava durumunu mu soracaksın?"
Gülümsedim, ama bu masum bir gülümseme değil alaycıydı.
"Bir hastanın ilk soruya saldırıyla yanıt vermesi, zırhının düşündüğünden daha ince olduğunu gösterir Kairus. Ben senin hatrını sormuyorum; bu duvarların zihnini ne kadar kilitlediğini ölçüyorum. Şimdi tekrar soruyorum: Nasılsın?"
Kairus sırıttı.
"O ince dediğin zırhı kırmak için kaç doktor harcandı, biliyor musun Kırmızı? Sen de onlar gibi kurallarının arkasına saklanıyorsun."
Karşına oturdum. Kairus’un bu örtülü tehdidi ve "Kırmızı" hitabı karşısında gözümü bile kırpmadım. Yüzümde en ufak bir şaşırma veya korku belirtisi oluşturmadan, önündeki siyah deri kaplı dosyayı açtım. Kalemimi elime alıp sakince dosyanın üzerine bir not düştüm:
“Vaka, otoritesini kaybettiği alanlarda tehdit ve kişisel yakıştırmalar üzerinden üstünlük kurmaya çalışıyor. Manipülasyon eğilimi yüksek.”
Kalemin kağıttaki hışırtısı bittiğinde başımı yavaşça kaldırdım. Doğrudan Kairus’un karanlık bakışlarına kilitlendim.
Güvenlik, benim ilgilendiğim bir his değil Kairus," der, sesi buz gibi ve profesyoneldir. "Beni ilgilendiren tek şey, senin o yıkılmaz sandığın zihninin arkasında sakladığın gerçekler. Bana çocukluk masalları anlatmayı bırak. Sokaklardaki gücün bu odanın eşiğinde bitti. Şimdi dosyandaki ilk kriz krizine gelelim..."
Sandalyesinde hafifçe öne eğilir ve Kairus'un en hassas noktalarından birine vuracak o soruyu sorar:
"Seni buraya tıkan şey dışarıdaki düşmanların değildi, değil mi? En yakınının ihanetiydi. O gün ne hissettin?"
Kairus'un çenesinde bir damar oynadı, ama sırıtışı daha da genişledi. Kelepçelerini hafifçe şakırdatarak masaya biraz daha yaklaştı ve fısıltı kadar kısık, ama odayı dolduran bir sesle devam etti:
"Dersine çalışmışsın Kırmızı... Ama ben kâğıt üzerindeki cümlelerden ibaret değilim. Zayıf noktamı bulduğunu sanıyorsun ama sadece gösterdiğim kapıdan içeri girdin."
Gözlerini bir an bile ayırmadan benim göz bebeklerime baktı.
"İhanet beni buraya tıkmadı, beni özgürleştirdi. Çünkü beni satan adam ertesi gün nefes almıyordu. Şimdi söyle bakalım Doktor... O çok güvendiğin teorilerin, gerçeğin kan kokusuyla yüzleştiğinde de seni koruyabilecek mi?"
Sırıttım
"O teoriler seni şu an bu sandalyede tutuyor, beni ise karşında. Kan kokusu beni korkutmaz, sadece karşımdakinin ne kadar çaresizleştiğini gösterir. Gerçekten özgür olsaydın, şu an bileklerindeki metalle bana bakıyor olmazdın."
Elimdeki kalemin kapağını yavaşça kapattım. Çıkan tık sesi, odadaki gergin havayı bir bıçak gibi kesti.
"Açılış oyunun bittiyse Kairus, artık seansa başlayalım," dedim. Bacak bacak üstüne atıp dosyayı dizime yerleştirdim. "Liderliğini kaybettiğin ve buraya getirildiğin ilk gece... Uyuyamadın. Dosyandaki nabız ve uyku grafiklerin bunu doğruluyor. O gece zihninde dönüp duran şey yakalanma korkusu değildi. Neydi?"
Kairus sırıttı.
"Korku asla değildi, ben hiç bir şeyden korkmam, Kırmızı.O özgürlüktü, intikamın başlangıcıydı.Bunu bana yapan adam sa, kemikleri bile yoktur."
Kairus soğuk bir kahkaha attı.
"Ama ben ise burada bir odada kalıyor, ve ihanetimi nasıl yapabileceğimi düşünüyordum.Evet, beni buraya tıkan piç şuan ölüydü ama adamları ve işleri yaşıyordu."
Kolunu dizine yaslayip ellerini birleştirdi.
"Yani Kırmızı, o korku değil özgürlüktü."
Önümdeki dosyaya not aldım.
'Hala öfkeli, çıktıktan sonra yine cinayet planlıyor.'
Dosyanı kapatıp, sana baktım.
"Bugünlük bu kadar yeter, görüşmek üzere..."
Kapıdan çıkmadan hemen önce durdum.
"Kahvaltı salonuna çıkma iznin yokmuş, çıkmak istiyor musun?"
Kairus'un bakışları bana döndü.
"Bana bu güveniniz ne?"
Gülümsedim, alayla.
"Eğer orada birşey yapmaya kalkarsan, gardiyanlar orada. Ve tek hareketinle odanın değişeceğini de biliyorsun."
Kairus sırıttı.
"Zekanı sevdim, Kırmızı.Geleceğim, ama müdürden izin almak zor olacak.Sabah beni almaya gel, benim çıkmama izin vermezler."
Baş sallayıp gülümsedim, ve odadan çıktım.Dosyayı odama bırakıp, müdür Arthur'un odasına gittim.Sanırım 1 buçuk saat boyunca Kairus'un kahvaltıya çıkması için izin almaya çalışmıştım ve sonunda başarmıştım. Ve sonunda odama döndüm, ve dosyanı incelemeye başladım, saat 19:30'a doğru dosyayı kapattım.Kapıma görevliler yemeğimi bırakmıştı, alıp yedim ve biraz telefonumla ilgilenip uyudum. Gece bağırış sesleri ve eşya kırılma sesleri ile uyudum.Kairus'un odasıydı bu....
Guyss, selammm..bu ilk bölümümdü ve umarım beğenirsiniz. Lütfen yorum ve beğeni atmayı unutmayin..sizleri seviyorumm💕💕






