İçeriğe geç

6 Friends, 4 Lives.

Bölüm 2 · 4 dk okuma

6 Friends, 4 Lives.

Bölüm 2

Bölüm 0 - Son bir Şans: Felix Ael.

...Gözlerimi yavaşça araladım. Sersem gibi hissediyordum. Etrafım karanlıktı. Zifiri karanlık. Ve ben...Hiçbir şeyin üzerinde duruyordum. Evet, bildiğiniz havada sırt üstü süzülür gibi duruyordum. Ama bir yere de gitmiyordum. Üzerimdeki denek giysisi hala üzerimdeydi.

"...Merhaba!" dedim bir umutla. Sesim boşlukta yankılandı. Korkmaya başlamıştım, "hey!" diye seslendim tekrar. Yine bi cevap gelmeyince doğrulmaya çalıştım ama bacaklarım, hatta tüm bedenim karıncalanmış gibiydi, oynatamıyordum.

"...Felix..." diye fısıldadı sakin, yumuşak bi ses. Nereden geldiğini tam kestiremiyordum ancak o kadar güzel bi sesti ki...En azından laboratuvardaki o aptalların sesine benzemiyordu. Uzaktan yakından ilgisi yoktu. Bi saniye lan, Felix mi dedi o? Bu ad...Tanıdık...Ama...

"M-merhaba?" dedim, sesimin titremesine engel olamamıştım.

"Felix Ael...Adın bu, öyle değil mi?"

"Ha- Ne??" şaşırmıştım. Durup bir süre düşündükten sonra jeton düştü. Felix Ael...Benim ismimdi bu! Ah, ismim...Duymayalı ne uzun zaman olmuştu, kendim bile unutmuşum...

"E-evet, öyle...Herkes Denek 091 diyor ama..."

"Onlara bakma, Felix..." diye yanıtladı ses. "Sen Felix Ael'sin. Günahsız, saf...Tertemiz bir ruhsun..." dedi o ses. Sesi beni hem rahatlatıyor hemde nedenini tam kestiremediğim bir şekilde ürpertiyordu.

"Saf..? Günahsız..?" diye tekrarladım. Bir yandan sesin kaynağını belki görürüm diye etrafa bakınıyordum.

"Evet..." diye yanıtladı ses küçük, nazik bir kıkırtıyla, "başına gelen hiçbir şey senin hatan değildi, Felix...Sen o zalim dünya için fazla masumdun...Onlarda bundan yararlandı..."

"..." dinledikçe sinirlendiğimi hissedebiliyordum. Kanatlarım yine seğirmeye başlamıştı, "Eee, yani? Öldüm işte. Bitti herşey."

Ses bu kez kahkahasını bastıramadı, "o halde niye buradasın, Felix? Niye benimle konuşuyorsun, Felix?"

...

NE BİLEYİM LAN BEN???

"..." cevap veremedim. Sesi göremesem bile gülümsediğine yemin edebilirdim, "kimsin sen..?" diye sordum, titreyen ellerime rağmen sesimi olabildiğince cesur çıkartmaya çalışarak.

"Madem merak ettin..." diye mırıldandı, "peki."

Ve birden etrafı menekşe renkli parlak bir ışık sardı. O kadar parlaktı ki refleksle gözlerimi yumdum. Yeniden açınca karşımdaki şeyi tarif etmek...zordu? Başının üstünde mor bir hale ve inci beyazı kanatları vardı ama meleğe benzemiyordu. Daha çok eflatun bir ışık hüzmesi gibiydi. Ona bakakalmıştım, gözlerimi kırpıştırdım.

"Evet Felix..." dedi ışık, "ne oldu? Hayal ettiğin gibi değil miyim?" diye ekledi bir şey demediğimi fark edince.

"...Yok, ondan değil..." diye mırıldandım. "Sadece...nesin sen?"

"Belli değil mi?" diye sordu, "bir melek. Adım Aetherius. Memnun oldum."

Gözlerimi kırpıştırdım, "bi...Melek?"

Aetherius ne düşündüğümü biliyormuş gibi kanatlarını oynattı. "Ne? Meleklerin insan suretinde varlıklar olduğunu sanmıyordun herhalde?"

Yüzümün kızardığını hissettim. Küçük bir iç çektim, "birazcık öyle oldu..." diye mırıldandım.

Aetherius kıkırdadı, "önemli değil." dedi, mor halesi hafifçe titreyip parladı. "Ee, Felix? Niye burada olduğunu öğrenmek ister misin?" diye sordu. Sesi buz gibi bir kış gecesi bir anda esen ılık bi meltem gibiydi. Derin bi nefes alıp başımı salladım.

"Evet, lütfen..."

Aetherius kanatlarını indirdi, "pek güzel..." diye mırıldandı, "sen ne cennete ne de cehenneme girmek için fazla temizsin, Felix..." dedi usulca.

"Huh?" diye mırıldanarak başımı eğdim, kafam karışmıştı. Aetherius de anlamış olacak ki sözü biraz daha açtı.

"Demek istediğim...Sana fani dünya için 2. bir şans verildi. Son bir şans."

Nefesim kesildi. Hayatım gözlerimin önünden geçti; babam olacak adamın annemi öldürüşü, kanlı ellerimle babamın cesedinin başında titreyişim, laboratuvarın o ilaç kokan beyaz duvarları, o odada tek başıma acıdan kafayı yiyişim...

"HAYIR!" diye bağırdım gözlerimden yaşlar akarken. Oraya dönmek istemiyordum! Tekrar acı çekmek istemiyordum! Tek istediğim şey olan huzura ulaşmam niye bu kadar zor?!

"Ssh...Sakin ol...Sakin..." diye fısıldadı Aetherius, aklımdan geçenleri biliyormuşcasına. Sesi nazik ve endişeliydi, "seni oraya geri yollamayacağız. Çok daha iyi bir yerde olacaksın, kendini savunabileceksin, arkadaşların olacak...Güven bize, Felix..."

"..." durdum. Yalan mı söylüyordu? Aetherius'a baktım, mor ışık hüzmesinin ardında parlayan inci gibi gözlerinde samimi bi pırıltı vardı. Nedensizce ona güvenebileceğimi hissettim.

Tam o sırada "Korkma," dedi Aetherius, "eğer istemezsen kimse seni zorlamaz." diye ekledi.

Bir süre düşündüm. İğrenç bir hayat yaşamıştım. Kendimden hep nefret etmiştim. Yeni bir Felix olarak, başka bir dünyada, daha iyi bir hayat fikri kulağa oldukça cazip geliyordu. Derin bir nefes aldım, "İstiyorum." dedim kararlı ama biraz ürkerek.

"Çok güzel..." dedi Aetherius. Bana yaklaşıp başını eğdi. Halesi yakından daha parlaktı, gözlerimi hafifçe kıstım.

Aetherius "Dokun." dedi.

"..." Elimi çekinerek haleye uzattım. Parmak uçlarım dokunur dokunmaz uyuşmaya başladı, hafif bi titreme hissi gelsede elimi çekmedim -daha doğrusu çekemedim-. Halenin parlaklığından gözlerimi kıstım.

"Şimdi gözlerini kapat." dedi Aetherius.

Dediğini yaptım.

"Kafanı tamamen boşalt. Sadece dediklerimi tekrarla." dedi yeniden konuşmadan önce, "Geçmiş geçmişte kalmıştır."

"...Geçmiş geçmişte kalmıştır."

"1 şansım kalmıştır."

"1 şansım kalmıştır..."

"Son bir umuttur bu şans."

"Son bir umuttur bu şans..."

"...Kendimi iyi bilmem için."

"Kendimi iyi bilmem için..."

...

Bölüm sonu

3 yorum