Keyifli okumalar.
Fikilerinizi yorum yaparak benimle paylaşmayın unutmayın. Geri dönüşler benim için çok önemli.
Bugün YKS vardı. Umarım herkes için hayırlı sonuçlar olur. Bana mesaj atabilirsiniz konuşmak isterseniz. Ablanız olarak sizi her zaman dinlemeye çalışacağımı bilin.
************
“Kızım biz Osman amcanla hallettik evin işini. Temizlettik de bir güzel ilaçlamadan sonra. İlaçlamacılar da çok iyiydi. Senin de haberin olsun kızım. Tamam mı yavrum?”
“Tamam, ben bugün evde olacağım zaten. Bir sorun olursa ararım sizi zaten. İyi günler.”
“Ne sorun olacak güzel kızım. Hallettik biz zaten her şeyi. Hadi hayırlı günler.”
Telefonu kapattıktan sonra çantama atarak Avşin’e döndüm.
“Ben bu kadına uyuz oldum. Kesin bir haltları çıkacak yakında bak demedi deme.”
Bunalmış bir ifade ile göz devirdi.
“Normalde olsa güvenirim sana ama bu aralar senin tahminlerine çok güvenemiyorum nedense?”
Ondan bu cevabı beklemediğimden şaşırarak ona döndüm. Normalde ne hissettiysem birkaç gün içinde çıkardı ve Avşin’in de en emin olduğu özelliğim buydu.
Şimdi birden biri böyle demesi canımı sıksa da Ozan’ı görünce “Sana kolay gelsin. Yarın görüşürüz,” diyerek yanımdan ayrılınca kafamda bir şeyler oturdu.
Sırf Ozan onun arkadaşı ve ben ona bağırdım diye, ki bence bu hareketimi fazlasıyla hak etmişti, daha önceden arkadaşı olan bana soğuk mu yapıyordu?
“İstediğini yapsın.”
Sinirden adımlarımı hızlandırarak çıkışa doğru yürüdüm.
“İnanılır gibi değil! Ne yapsaydım teşekkür mü etseydim çocuğa. Beni takip ettiğin için teşekkürler. Şimdi peşimde bir de başkası olduğunu öğrendim. Evim de fare kaynıyor. Gel bir çayımı iç mi deseydim. Cidden inanamıyorum böyle bir şey yaptığına. Ben mi normal değilim, sorun o ikisinde mi anlamıyorum artık.”
Takipçi konusunu hatırlayınca tekrar gerildim. Korkudan arkamı da kollayarak restorana doğru koşar adım yürümeye başladım.
“Bir daha bir şey hissedersem anında polise gideceğim. Hemen gideceğim. Lütfen bir şey olmasın.”
**************
“Masa sekiz hazır.”
Elimdeki tepsiye hazırlanan yemeği alıp mutfaktan çıktım. Acaba eve gidince ne yesem diye düşünerek sekiz numaralı masanın siparişlerini bıraktım.
“Afiyet olsun.”
“Teşekkürler.”
Mutfağa doğru giderken boşalan bir masa olduğunu fark ettim. Yirmili yaşlarında olan bir çift kol kola masadan kalkarak çıkışa doğru ilerlediler. Kırmızı mini bir elbise giyen kıza sanki camdan bir nesneyi korur gibi nazik şekilde davranıyordu yanındaki çocuk.
Masalarındaki tabakları alırken hafifçe gülümsedim.
“İnsanlar nasıl bu kadar nazik, güzel kalabiliyor. Ben neredeyse elimde mızrak mamut avlayacağım. Bu açlıkla tekte yerim bir de onu.”
Çok yakınımdan birinin kahkaha attığını duyunca birden elimdeki tepsi düşer gibi oldu.
“Aman dikkat!” diyerek tepsiye doğru hamle yaptı biri. Dengemi sağlayıp doğrulduğum an bunun geçen gün masa altıya oturan kişi olduğunu anlayınca neye uğradığımı şaşırdım. Bir de tüm söylediklerimi durmuştu kesin.
“Kusura bakmayın. Hoş geldiniz. Hemen ilgileneceğim sizinle.”
Gülerek topladığım masaya oturdu. “Acele etmenize gerek yok. İlk olarak hafif bir kokteyl alacağım. Alkol menünüzü alabilir miyim?”
“Tabii, hemen.”
Ve gecenin geri kalanı tamamen sorunsuz geçti. Birkaç arkadaşı geldi. Gülerek, eğlenerek yemeklerini yediler. Onları bu kadar rahat ve keyifli görmek üzerinde düşünmem gereken hisler uyandırmıştı bende.
İyi hissettiren şey hayattan keyif almaları ve benim de onlarla aynı ortamda olduğum için kendimi keyifli hissetmemdi. Kötü olan nokta ise onların müşteri olarak geldiği yerde çalışıyor ve onlara hizmet ediyor olmamdı.
Aramızda çok yaş olmamasına rağmen onların şu an böyle bir noktada olmalarını, inkâr edemeyeceğim kadar, kıskanmıştım. Birkaç saat önce gördüğüm çift de aynı şekilde beynime kazınmıştı. Eve doğru yürürken elimde fotoğrafları varmış gibi netti görüntüleri gözümde.
Acaba çocuklukları nasıl geçti, kesin her yaz tatillere gidip bronz tenleriyle kolejlerine dönen o bakımlı kızlardandı hepsi. Erkekler ise annelerinin göz bebeği olarak büyümüş, zorluk çekmemiş tiplerdi.
Anahtarımı kapı deliğine sokarken kendi kıskanç halime güldüm. “Ben savaşçının ta kendisiyim.”
Eve girer girmez genzimi yakan ilaç kokusu yüzünden nefesimi tuttum. Elimdeki poşetleri kapı girişine atıp koşarak camları açtım.
“Normal mi ya bu koku?”
Camın önünde biraz soluklandıktan sonra kokunun hafiflediğini düşünerek canım önünden çıkıp ev sahibinin salona geri taşıdığı sehpayı parmağımı sürerek kontrol ettim. Gayet temiz görünüyordu ve ilaç kalıntısı yok gibiydi.
Telefonumu alıp arama motorunu açtım: ‘İlaçlama sonrası ilaç kokusu normal mi?’
Birkaç sayfayı gezdikten sonra evi yeterince havalandıramadıklarını düşünerek durumun normal olduğuna karar verip yemek yiyene kadar tüm evin camlarını açtım.
Tüm kıyafetlerimi ve çarşafları yıkadıktan sonra kafamda sonraki günün planını yaparken üzerime çöken ağırlıkla odama doğru yürüdüm. Açtığım tüm camları bir bir kapattım tabii yatmadan önce. Bir de hırsızla uğraşmak istemiyordum.
Odama gelip ışığını açınca evimde gezen fareleri hatırlayıp ürperdim. Kapının üzerine attığım tam kurumayan çarşafı alarak yatağa geçirdim.
“Kıskanma Asya. Kıskanma. Bu yaşadığın hayat da o fareler de oradaki insanların suçu değildi. Onların ailesi farklı seninki farklı.”
Yumuşatıcı kokan yatağın içine girip birkaç saniye tavana baktım.
“Onların ailesi farklı seninki farklı.”
Ne kadar düşünmemeye çalışsam da yine aklıma ailemin gelmesi uykumun tamamen kaybolmasına sebep olmuştu. Kafamın içinde dönüp duran tek şey neden bana bakmadıkları, neden kardeşin Biricik’in bir ailesi varken benim olmayışıydı. İkimiz de aynı evin kızıydık ama tüm ilgiyi her zaman o almıştı.
Küçük olan olduğu için diye düşündüm hep ama bu sıralar bu kadar zorlanırken babamın imkânı olmasına rağmen bana beş kuruş göndermemesini hazmedemiyordum.
Bugüne kadar her şeye fazla duygusal bakıp kendimi yordum ama artık bazı şeyleri kavrayabiliyorum. Sorun ben ya da benim ailem değildi. Konu annem, babam olan kişilerin tam olarak oldukları karakterdi. Benim yerimde kim olsa kim kendi ayakları üzerinde iki gün dursa, sen yetişkinsin bize gerek kalmadı diyeceklerdi.
“Hatta belki bir tık arttıracak param olsa ona bile göz koyardınız değil mi?”
***********
Ah Aysa’m benim.

