
Arkamdan işittiğim ses kardeşim Selin Parlar ve Utku'nun kardeşi Nehir Kırmızı'ya aitti. On iki yaşında iki kız evden Alaçatı'ya kadar nasıl bizi takip etmiş olabilirdi? Utku hafifçe yutkundu:"Siz nasıl geldiniz?"
"Murat dayım getirdi." dedi Nehir. Utku'nun dayısı Ankara'da yaşıyordu ve yıllardır İzmir'e gelmiyordu. Utku'nun şokla birlikte açılmış gözleri beni biraz korkutmaya başlamıştı.
Yavaşça mırıldandım, "Geri mi döndü?" dedim gülerek. "Evet, geri döndü ve artık birkaç yıl bizimle!" dedi Nehir.
"Evet!" dedi Utku
O anda aklıma domatesçi kızlar aklıma geldi.Kafamı döndüğüm an gittiklerini farkettim. Yavaşça mırıldanmaya başladık:
"Kızların sesi ve sözleri mükemmel. "
"Aynen, bizim böyle sözlere ihtiyacımız var."
"Aslında olabilir. Kızların güvenini kazanırsak ve bir grup olursak, herkes bizi tanır ama hiçbir zaman bizimle arkadaş olmak istemezler.Nâmını söyle güven kazan ve güvenini asla kırma.Bitti .
Ortam derin sessizliğe gömüldü.
Yavaş bir tempoyla yürümeye başladık. Utku kulağıma doğru eğildi ve "Oğlum bak bu kızlar mükemmel. Hemen grup olalım, lütfen!"
"Utku, sakin." dedim sırıtarak.
"Ama..."
"Bak, yarın gideceğim. Söz." Selin ve Nehir bizim önümüzden: "Hadi abi, oyalanmayın!"
Mavi bir karavan bizi karşıladı. Cam açıldığı an simsiyah saçları, gecenin bir vakti, saçma bir saatte olmamıza rağmen onu havalı kılan kahverengi güneş gözlğü ile Utku 'nun dayısını gördüm. "N' aber gençler? Biraz burada misafirim. Haydi, atlayın karavana!"
Yavaşça karavana bindik ve yola çıktık.
" E nasılsanız gençler?"
" İyiyiz ." dedim gülerek.
" Sen büyümüşsün. "
" Kaç yaşındasın sen?"
" On beş efendim. " dedim kafamı salayarak.
" O zaman Utku yirmi beş yaşında..."O anda Utku sözünü kesti:
" Dayı ,ben yirmi beş yaşında falan değilim! On dört yaşındayım. "
" Pardon yeğen ben biraz unutkanım. "
" Bir şey olamaz dayı ." deyip hafifçe sırıttı.
...
Bir saat sorna eve varmıştık.Kendimi hemen yer yatağa attım ve uymaya başladım.
...
( Sabah 05.30)
" Ateş!"diye bir bağırma yankılandı evin içinde bu sefer bu çığlık Selin 'e ait değildi.Ses Utku'dan geliyordu.
"Hani kızlara söyleyecektin? Uyan! Allah aşkına uyan!" Utku sallamaya devam ettikçe ben de gözlerimi yavaşça araladım. "Of, tamam. Allah'ım, sabahın köründe; Selin bitti, sen başladın. Bir dakika, senin benim evimde ne işin var?"
"Vallahi sende kalayım, dedim; değişiklik olur. Bu arada senin pijamalarını çok sevdiğimi biliyorsun..." O anda sözünü kestim.
Yavaşça yatağımdan kalktığım an mutfaktan bir ses yükseldi: "Abi!"
"Sus Selin!" diye bağırdım.
" Hayır onu giymemiş ol."
" Evet ,nasıl olmuş?"O anda tüm İzmir'in duyacağı bir sesle bir kahkaha patlattım.
" Hadi Utku gidelim artık. "
" Bu halimle mi gideyim ? "
" Tamam sen üzerini değiştir .Ben çıkacağım sorna gelirsin ."
"Ateş..." Anında kapıyı yüzüne kapattım ve yola koyuldum. Tezgaha geldiğimde kızıl saçlı kızın oturduğunu gördüm. Yanına yavaşça yanaştım. "Selamınâleyküm kardeş!" diye bağırdım. Evet Ateş, sen bir aptalsın,diyordu beynim. Kız kafasını defterden hiç kaldırmadan, "Aleykümselam." dedi soğuk bir ses tonuyla. "Şey, ben..." Bir anda sözümü kesti.
–"Evet efendim, ne istersiniz? Domat dışında bir şey yok zaten. Kaç kilo alacaksınız?"
–"Domat nedir?"
–"Bir dakika domatesi bilmiyor musunuz? Yoksa İzmirli değil misiniz ?"
" Şey evet .Ben İstanbul doğumluyum."
Evet İstanbul doğumluyum.Kalabalıkların çocuğuyum. Sultan Ahmet Meydanı gibiyim kısacası...
...
" Tamamdır. " Artık konuya girmeliyidim. Ama nasıl girmeliydim ? Sonunda aklımdan geçenleri söylemeye karar verdim.
" Şey benim bir teklifim var..."
" Tanımadığım insanlara güvenmem."deyip sözü patlattı. Ben sözleri ile döven insanların sadece kitaplarda olduğunu düşünenlerdendim. Ama bu kız ciddi anlamda bir kelimesi ile insanı dövülmüş gibi hissetiyordu.
" Ben tanımadık mıyım?" Evet Dünya üzerindeki en aptal insan ! diye haykırıyordu beynim.Biraz sanki fazla flörtöze kaçmıştı.
" Efendim ?" deyip kafasını kaldırdığı an kızınca zift benzeri bir renk alan gözleri normal ela formuna dönmüştü.
" Çok pardon ,sizden özür dileceğime kızdığım için özür dilerim. Alaçatı 'da sizi gördüm çok yeteneklisiniz. Sizi uzun zamandır adınızı duyordum. Sonunda buldum. Sizi ilk gördüğümde tanıyamamıştım. Ama Alaçatı'da görünce tanıdım."
"Yok ne sıkıntısı olacak canım. Buarada sizde iyidiniz."
" E teklif demiştin."deyip konuyu başka bir yöne doğru çekti.
" Şey bir müzik gurubu olalım mı ? "diyerek şak diye soruyu yüzüne yapıştırdım.
" Olur ! " diye bağırdı.Bu derecede hızlı cevap vereceğini pek düşünmemiştim açıkçası.Ben kabaca reddedeceğini düşünüyordum.
Ama Utku'nun tahmini doğruydu. Kızlar bizi en başından beri tanıyordu.
O anda iki tane ses duyuldu.
" Merhaba!"
" Merhaba!"
Bu sesler Utku ile kahverengi saçlı kıza aitti.
O anda kızıl saçlı kız eliyle gelen kahverengi saçlı kızı gösterek
" İşte Asya Sezen !"
" E artık grup muyuz ?" diye söze atladı Utku .
" Ne acalecisin ?" diye mırıldanarak sırıtım.
Asya denen kız bize garip bakışlar atmaya başlayınca ,Utku kendini tanıtma ihtiyacı duydu.
" Utku Kırmızı ."dedi Utku.
" Biliyoruz !" diye haykırdı kızlar.
"Sizin adınız nedir ? " dedi Utku , Kızıl Tilki 'ye doğru .
" Nevra Günöz. " dedi gülerek.
O gün benim mucizem olacaktı belki ama bir şeyler ters gitmişti.Hikaye daha yeni başlamıştı.İŞTE BİR DENGE HİKAYESİ 🎼
Lütfen alta kaydırınız.Hikayenin bölümü bitmemiştir . Sadece giriş bölümü bitmiştir. 💕
(NEVRA ANLATIMIYLA ) (1998 )
Tanışalı sekiz olmuş. Gideli tam iki yıl olmuştu.
Bir kaset uğruna değer miydi? Sevdiklerini bırakıp kilometrelerce uzağa gitmek .O neysede sesiz sedasız bir şekilde gitmesi .Bu benim kalbimi daha çok etkiliyordu. Ama ben Nevra Günöz 'düm.
Bir köstebek gibi saklanmayı seçen bir insanı çıldırtacak güce sahiptim. Bir Tilki ,bir köstebeğe yenilir miyidi hiç ?Bir intikam ateşine kavruluyordum resmen ve bunu asla bırakmazdım.Tek sorunum bu değilmiş gibi birde babama en çok ihtiyacım olduğu zaman onu kaybetmiştim. Annemin bizi terk ettiği vakitten beri babam hayatımın merkezindeydi...
Ben bunları düşünürken kapı zili çaldı .
" Merhaba aşkım !" diye bağırdı Deniz.
Evet benim hayatımda biri vardı.Adı Deniz Yüksel'di.Geçenlerde ettiği evlilik teklifini hala düşünmekteydim.Hayatın bazen yeni kapılara açık olduğunu inanırdım ve bunun kanıtı bu son yaşadığım iki yıldı.
" E aşkım kararın belli mi ?"
" Düşünmem lazım."yavaşça kafamı indirdim.
" Sen iyi misin?Yüzün asık gibi,yoksa ateşin mi var?"
" Yok hasta değilim. "
" O zaman neyin var?"
" Babam öldü. Onun için bugün misafirler gelecek.Helva kavuracağım."
" A çok başın sağolsun. İstersen evlilik işini kapatalım şimdilik. "
" Tamam. " dedim hüzünlü bir sesle.
Onu içeri aldım ve sornasında üzerimdeki simsiyah kendi ördüğüm elbisem ile helva kavurumaya başladım. Misafirlerin gelmesine birkaç saat vardı.Bu saatler içerisinde helvayı yetiştirebilirdim.
( ATEŞ ANLATIMIYLA) ( 1998 )
Saat bilmem kaçtı, hırsıma yenilmiştim. İki küsür yıl öncesiydi.Londra 'daki dondurucu soğukluğu unutmak mümkün değildi,neyseki ingiliz bir genç beni evine almıştı. Benle ilgilenip ,dilini öğretmişti. Elimde ses kaydetme cihazım ile kaset şirketine gittiğimde kaset şirketi diğerlerinin canlı sesini duymak istemişti. Ne bir kaset ? Ne bir şarkı ? İşte bunun utancılyla İzmir'e ayak bastım .İşte şimdi utancımdan kaskatı kalabilirdim.Ben ne diyecektim ?
...
İzmir'in o yıllardır içime çekmediğim deniz havasını içime çektim ve yavaşça yürümeye başladım.Her adımım onlarla yaşadığımız anıları hatırlatıyordu.Bir defne ağacı ,bir apartman, bir asfalt...Bir insana bu kadar acı çeltirebilirdi.Şu son iki yıl benim için son derece garipti bunları düşünürken kalbim çarpmaya başladı. Bir tansiyon hastası olarak tansiyonum yavaşça yükseliyordu.Ama bir şey değişmedi .Ne yükselirse yükselsin ,ne çarparsa çarpsın ?
Hayat o gün benim için sıfırlanmıştı.
♥️ BÖLÜM FİNALİ ❤️
Evet arkadaşlar karakterlerimiz artık büyüdüler .
Düşünceleriniz? ❤️❤️❤️❤️















