İçeriğe geç

3391 kilometre

Bölüm 1 · 7 dk okuma

3391 kilometre

Bölüm 1

1. Bölüm Yere DüĢen Yıldızlar

Kimse, hiçbir yeri geri dönmek üzere terk etmez.

Ayaklarıma baktım. Ayaklarımdaki siyah Vans

ayakkabılarıma, kenarlarındaki beyaz çizgilere. Ġkisinin

zıtlığına, zıtlığının güzelliğine. Kocaman sırt çantamı ağır

ağır çekerek bacaklarımın arasına aldım, aklımda bana

kurduğu son cümle, aklımda telefonda duyduğum o ses...“Belki de ben gerçekten gelmemeye gittim. O kadar çok

gittim ki artık hiçbir yerdeyim. Ama Ģunu bil ki bu

dünyada olmayı seçebileceğim tek bir yer olsaydı senin

yanını seçerdim. Çünkü ben seni, ben seni... ”

Tamamlanamayan cümle, duyduğum tek silah sesi.

Çığlıklarım, adını haykırıĢlarım, telefonun kapanıĢı, bip

seslerinin kulaklarıma saplanıĢı. SakinleĢmem, telefonu

kulağımdan belki açar umudumu yitirmemle indirmem

saatlerimi aldı. Kendimi birkaç saat sonra burada buldum.

Kimseye haber vermeden, gizlice çıktım odamdan

mahvolmuĢ bir halde.

“Dikkat! Bu bir kapı değiĢikliği anonsudur! Türk Hava

Yolları IstanbulParis uçuĢu, 14 numaralı kapıya

taĢınmıĢtır. Yolcuların dikkatine. ” Çantamı aldığım gibi

hızla yürümeye baĢladım. Kocaman sırt çantamla ona

giden o uçağın kapısına doğru yürüyordum. Kimsesiz,

habersiz, tek baĢıma... Ben Ġzmir. Ġsmimi doğduğum

Ģehirden aldım. Ülkemin en güzide Ģehrinden... Oysa ben

Ģimdi bu ülkeyi bırakıp gidiyorum. Onun için, onu

bulmak için, onu kurtarmak için. Ona yarım kalan

cümlesinin cevabını vermek için. “Ben de seni... ben de

seni... "demek için. Ben izmir ve bu Ġzmir'in Ege'sine

kavuĢma hikayesi.

(ġubat 2016)

Tanıdık geliyor mu Ģimdi söyleyeceklerim, iyi

dinleyin. Her sabah okula gidiyorsunuz, bir köĢede

sessizce oturuyorsunuz, birileriyle konuĢtuğunuzda,

güldüğünüzde, eğlendiğinizde bile içinizin bir köĢesinde

ruhunuz sessizce oturuyor herkesten uzakta. AkĢam eve

dönüyorsunuz ve yine, bir kez daha gecelerinizi bir

köĢede öylece otururken geçiriyorsunuz. Geçip gitmesini

istemiyorsunuz bugünlerin, çünkü bir köĢede oturmaktanbaĢka hiçbir Ģey gelmiyorsa da elinizden öyle

yorgunsunuz ki bugünlerden kurtulmak ve o köĢeden

sıyrılmak bile istemiyorsunuz. Ama bazen öyle günler

oluyor ki ruhunuz içinizdeki o köĢeden sıyrılıp çıkmak

istiyor. Sabah uyanmak istemiyorsunuz, evden çıkmak

istemiyorsunuz, her Ģeye rağmen evden çıkıyorsunuz,

akĢam eve dönmek istemiyorsunuz. Sonra öyle bir an

geliyor ki dönecek bir eviniz kalmıyor. Ve insan doğası

öyle ki, insan her daim eve dönmek istiyor. Ġnsan bazen

evdeyken bile eve dönmek istiyor... ĠĢte bu benim gerçek

evimi bulup ruhumu o eve götürme hikayem.

Saat 03.26. Sabah 7‟de kalkacak olmam umurumda

değilmiĢ gibi bilgisayarın baĢında oturmuĢ Tumblr‟da

geziniyorum. Ve yalnız değilim, sadece 150 bloğu takip

ediyorum ve yarın okul olmasına rağmen gecenin bu

vaktinde bile yalnız değilim. Birkaç kiĢi daha var ve

eğleniyoruz. Birbirimizle konuĢmasak da kendi

kendimize bir Ģeyler paylaĢsak da yalnız değiliz, birlikte

eğleniyoruz. Biliyorum. Ve onların da böyle hissettiğine

eminim.

Fonda Cem Adrian “Ben seni çok sevdim... "diye

bağırıyordu, “Ben seni çok sevdim. Oku kelimeleri

gözlerimden. " Kendi kendime dertlenerek derin bir nefes

aldım. Hayatımda hiç aĢık olmadım. 18 yaĢındayım ve

daha önce hiç sevgilim olmadı. Kimseden hoĢlanmadım

bile. KarĢıma doğru insan çıkmadı belki de evet, ama

konumuz Ģu ki, tüm bunlara rağmen ne zaman bir aĢk

Ģarkısı dinlesem hüzünleniyorum. Bazen kendimden gizli

sevgilim mi var diye düĢünmüyor değilim. Çünkü Ģarkı

ayrılığı anlatıyor ve ben ağlayacak gibi oluyorum. ġarkı

özlemi anlatıyor baĢımı sallıyorum. Evet diyorum ya,

evet! Özlemden öleceğim diyorum. Ama kimiözlüyorum? Yok. Kimse yok. Benden giden kimse

olmadı. Çünkü bana gelen kimse olmadı. Ben de

kimseden gitmedim. Çünkü ben de kimseye gitmedim.

Yani sevgili Cem Adrian, haklısın, ben onu çok sevdim.

Ama kimi?

Masanın üstünde duran yarılanmıĢ yeĢil çayımdan bir

yudum alıp sayfada yukarı çıktım. Her zamanki gibi bir

görüntü beklerken birden kaĢlarım çatıldı. Mesaj

kutusunun üstünde hayatımda ilk defa “ 1 ” yazıyordu. O

mesaj kutusunun üstü ilk kez kırmızıydı. Elimi laptop

faresinin üstüne götürdüm ve ağır ağır mesaj kutusuna

doğru ilerledim, içimden bir ses tıklama diyordu. Ya da

tıkla ama mesajı okumadan sil. Çünkü bilirsiniz,

Tumblr‟ın anonimleri bazen can sıkıcı olabiliyor. Ve

hayatımda ilk kez alacağım anonim mesaj kötü olursa

hayata küsebilirim. Ciddi ciddi küserim, bunalıma girmek

için bahane arayan bir adet Ġzmir ki evet bu benim ismim

bu kadar ufak bir olayla bile hayata küsebilir. Neyse ki

cesaretimi topladım, iç sesim her ne kadar okuma diye

fısıldasa da mesajı açtım. Ve gözlerimi satırlara çevirdim.

Birincisi, bu bir anonim mesajı değildi. Kimden geldiği

belliydi. Kullanıcı adı, gelmemeyegidenadarndı.

Kullanıcı adının güzelliğiyle içimde garip bir kuĢ belirdi.

Nereye gitmiĢti? Neden gelmeyecekti? Tamam Ġzmir, bir

dur da mesajı oku.

Kimden: gelmemeyegidenadam

Kime: benegeninincisi

“Artık uyu. ”

Gözlerim iyice kısılarak okudum yazılmıĢ iki kelimeyi.

“Artık uyu...”

Evet, durum Ģu, açıklıyorum. Biz Tumblr kullanıcıları

gece gündüz demeden sürekli Tumblr‟dayızdır.Bağımlılık gibi, nefes almak gibi ya da basitleĢtirelim, su

içmek gibi dolaĢır dururuz bu mavi sitenin güzel tonunda.

Ve tümümüzün tek bir isteği vardır çoğu zaman, bir

mesaj. Herkes ilk mesajlarının ne olacağını merakla

bekler, bazıları dayanamaz ve anonim olarak kendilerine

mesaj atarlar. Ben dayandım, ilk mesajım benden bana

olmayacak dedim, ilk mesajım değerli olacak dedim. Ve

ilk mesajım saat 4‟e doğru ilerlerken gelen iki kelimelik

anlamsız bir mesaj, artık uyu. Sinirle cevap yazma

butonuna tıkladım.

“TeĢekkür ederim.” Yazdım ve sildim. Bu kadar

sinirlenip neden teĢekkür eder bir insan? Tamam, düĢün.

Bu çocuk bu saatte bana bunu niye yazdı? Neden ilk

mesajımı böyle basit bir mesajla çaldı?

Kime: gelmemeyegidenadam

Kimden: benegeninincisi

“Bunu söylemene ihtiyacım yoktu. Uykum geldiğinde

yapacağım ilk iĢ uyumak olacaktı zaten.”

Mesajı yolladım, trip atar gibi ekrana doğru omuz

silktim ve yeĢil çayımdan bir yudum daha aldım.

Farkında mıydım bilmiyorum ama stres yapmıĢtım.

Acaba öyle yazmasa mıydım? TeĢekkür etmek daha iyi

olurdu sanki. Mesaj butonuna takılı kaldı gözlerim.

Neden cevap yazmadı? Gerçi daha üç saniye oldu

yollayalı. Acaba mesajı gördü mü? Acaba baĢkasına da

mesaj attı mı? Bundan bana ne. Ah, bu mesaj alma iĢi ne

zormuĢ. Titrediğini yeni fark ettiğim elimle mesaj

kutusuna bir kez daha tıklayıp mesaj atan namı diğer

gelmemeyegidenadam‟ın linkine tıkladım ve bloğuna

girdim. Gözlerim anında fotoğrafına kaydı. Tamam...

Terslememeliydim. Çocuk Francisco Lachowski‟ye

benziyor. Tumblr kızlarının en büyük hayali. Bak...Anlamıyorum... Ffayır yani ne diye Francisco

Lachowski‟ye benzeyen bir çocuğu terslersin Ġzmir!?

Sinirle biyografisine göz attım.

Ömer Ege Zorlu 19Fransa. Kimse hiçbir yeri geri

dönmek üzere terk etmez...

Yutkundum. Kullanıcı adını düĢündüm önce,

gelmemeye giden adam. Ardından biyografisinde yazan o

cümle, kimse hiçbir yeri geri dönmek üzere terk etmez.

Ve bulunduğu yer, Fransa. Bu çocuk Türkiye‟yi terk edip

Fransa‟ya mı gitmiĢ? Ben bir yeri terk edecek olsam

imkanlarım ancak odamı terk edip mutfağa gitmeme

elverir. Bloğunu nedense takip etmek yerine sık

kullanılanlar sekmeme ekleyip oradan çıktım ve tekrar

Tumblr‟a girdim. Mesaj kutumda yazan “1” sayısıyla

birlikte resmen sırıttım. Bana neler oluyor? Çocuğu

terslediğimin farkında mı değilim? Çocuğu tersledin sen

Ġzmir, Ģimdi neyi görmek için sırıtıyorsun? Muhtemelen

küfür etti. Asaletimi bozmadan mesaj kutusunun üstüne

tıkladım ve mesajı açtım. Kimden: gelmemeyegidenadam

Kime: benegeninincisi

“Uyumazsan uyanamazsın diye söyledim Ege‟nin

incisi Ġzmir. Ben Ege. TanıĢtığımıza memnun oldum.

Yarın bana yazacaksın. İyi geceler.”

Yutkundum. Hani bazı anlar vardır. Saf gibi kalırsınız

ve güçlü bir tepki vermek istersiniz. Ama bunun yerine

yapabileceğiniz tek şey yutkunmak olur. Bu, “Söylediğin

şey boğazımdan geçmedi. Geçsin diye yutkundum.”

demektir. Kimse bunu itiraf edemez, ama karşı taraf her

zaman bilir. O zaman hep beraber yutkunalım... Çünkü

çocuk bana yarın ne yapacağımı emreder gibi iletti ve

benim ona verecek afili bir cevabım yok. Boş

bırakamam, üç yanlıĢ bir doğruyu götürmüyorsa boşbırakmak anlamsız. Yazmak zorundayım. Ama aklım

çocuğun ismi ve benim kullanıcı adımın garip uyumunda.

O Ege, ben Ege‟nin incisi. O Ege, ben Ġzmir. Derin bir

nefes aldım ve cevap verme butonuna tıkladım. Hadi

kızım, onu olduğu yere çivileyecek bir cevap yazabilirsin.

Sertçe tuĢlara tıklamaya hazırlandım.

Kime: gelmemeyegidenadam

Kimden: benegeninincisi

“Yarın sana yazmayacağım. Ġyi geceler.”

Harika! Eminim olduğu yere çivilenecektir. Aptal

Ġzmir. Verebilecek en iyi cevabın bu muydu? Küfür etsen

daha Ģok edici olurdu. Çocuk Ģimdi bunu okuyacak,

rahatlıkla uyumaya gidecek. Acaba bir mesaj daha

yollayıp ekleme yapsam mı? “Ve senin ağzına sı...”

Neyse. Yazmayacağım.

Mesaj kutusundan çıktım ve öylece ekrana bakmaya

baĢladım. YeĢil çayımdan ağır ağır yudumlar alarak

sadece ve sadece ekrana baktım yarım saat boyunca.

Mesaj gelmedi. Gelmesini de beklemiyordum zaten.

Hayır, gerçekten beklemiyordum. Son kez sayfayı

yeniledim ne olur ne olmaz diye ve ani bir kararla

bilgisayarımı kapattım. Burnumdan soluyarak yatağıma

girdim ve gözlerimi kapattım.

Aklımdan çıkarsa uyuyacaktım...

Garip bir şekilde gözlerimi kapattığım an göz

kapaklarımın önüne, “Artık uyu...” yazısı geldi. Sanki

söylenmiş de kulağıma tekrarlanıyormuş gibi. Rahatsız

olarak gözlerimi açtım ve bir kez daha kapattım. Artık

uyu. ġaka bu değil mi? Bir kez daha gözlerimi açtım ve

bir kez daha kapattım. Artık uyu. Cidden mi? Bedenim

benimle dalga geçiyor. BaĢka açıklaması olamaz.

Gözlerimi sımsıkı kapattım ve o karıncalanmış karanlığın oluĢması için iyice sıktım. Gözlerim artık acımaya

baĢladığında yazı kalmamıĢtı, yerine göz altlarımın acısı

kalmıştı. ġimdi uğraĢması gereken ben değildim,

bedenimdi. Hadi bakalım. İyi geceler. Ben izmir. Ege'nin

incisi... Bak yine yapıyor!

Yol uzun, güneş sıcak, ay uzakmış...

BaĢını kaldırmış şövalye, “Ne garip,” demiş, “aradığım

yıldız, yolumu aydınlatan güneş... Ne garip, gece olacak.

Aradığım hala yıldız, yolumu aydınlatan ay. ”İçini

çekmiş.

“Ey güneş” demiş, “ey ay... Sen olsaydın aradığım,

düĢer miydin yedi dağ öteye? Yoksa kavuĢmak olur

muydu senin gökyüzünde doğuĢun. Söyle bana,

kavuĢmak dokunmadan olur mu?

Her dokunan kavuşur mu?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.