Kimse, hiçbir yeri geri dönmek üzere terk etmez.
Ayaklarıma baktım. Ayaklarımdaki siyah Vans
ayakkabılarıma, kenarlarındaki beyaz çizgilere. Ġkisinin
zıtlığına, zıtlığının güzelliğine. Kocaman sırt çantamı ağır
ağır çekerek bacaklarımın arasına aldım, aklımda bana
kurduğu son cümle, aklımda telefonda duyduğum o ses...“Belki de ben gerçekten gelmemeye gittim. O kadar çok
gittim ki artık hiçbir yerdeyim. Ama Ģunu bil ki bu
dünyada olmayı seçebileceğim tek bir yer olsaydı senin
yanını seçerdim. Çünkü ben seni, ben seni... ”
Tamamlanamayan cümle, duyduğum tek silah sesi.
Çığlıklarım, adını haykırıĢlarım, telefonun kapanıĢı, bip
seslerinin kulaklarıma saplanıĢı. SakinleĢmem, telefonu
kulağımdan belki açar umudumu yitirmemle indirmem
saatlerimi aldı. Kendimi birkaç saat sonra burada buldum.
Kimseye haber vermeden, gizlice çıktım odamdan
mahvolmuĢ bir halde.
“Dikkat! Bu bir kapı değiĢikliği anonsudur! Türk Hava
Yolları IstanbulParis uçuĢu, 14 numaralı kapıya
taĢınmıĢtır. Yolcuların dikkatine. ” Çantamı aldığım gibi
hızla yürümeye baĢladım. Kocaman sırt çantamla ona
giden o uçağın kapısına doğru yürüyordum. Kimsesiz,
habersiz, tek baĢıma... Ben Ġzmir. Ġsmimi doğduğum
Ģehirden aldım. Ülkemin en güzide Ģehrinden... Oysa ben
Ģimdi bu ülkeyi bırakıp gidiyorum. Onun için, onu
bulmak için, onu kurtarmak için. Ona yarım kalan
cümlesinin cevabını vermek için. “Ben de seni... ben de
seni... "demek için. Ben izmir ve bu Ġzmir'in Ege'sine
kavuĢma hikayesi.
(ġubat 2016)
Tanıdık geliyor mu Ģimdi söyleyeceklerim, iyi
dinleyin. Her sabah okula gidiyorsunuz, bir köĢede
sessizce oturuyorsunuz, birileriyle konuĢtuğunuzda,
güldüğünüzde, eğlendiğinizde bile içinizin bir köĢesinde
ruhunuz sessizce oturuyor herkesten uzakta. AkĢam eve
dönüyorsunuz ve yine, bir kez daha gecelerinizi bir
köĢede öylece otururken geçiriyorsunuz. Geçip gitmesini
istemiyorsunuz bugünlerin, çünkü bir köĢede oturmaktanbaĢka hiçbir Ģey gelmiyorsa da elinizden öyle
yorgunsunuz ki bugünlerden kurtulmak ve o köĢeden
sıyrılmak bile istemiyorsunuz. Ama bazen öyle günler
oluyor ki ruhunuz içinizdeki o köĢeden sıyrılıp çıkmak
istiyor. Sabah uyanmak istemiyorsunuz, evden çıkmak
istemiyorsunuz, her Ģeye rağmen evden çıkıyorsunuz,
akĢam eve dönmek istemiyorsunuz. Sonra öyle bir an
geliyor ki dönecek bir eviniz kalmıyor. Ve insan doğası
öyle ki, insan her daim eve dönmek istiyor. Ġnsan bazen
evdeyken bile eve dönmek istiyor... ĠĢte bu benim gerçek
evimi bulup ruhumu o eve götürme hikayem.
Saat 03.26. Sabah 7‟de kalkacak olmam umurumda
değilmiĢ gibi bilgisayarın baĢında oturmuĢ Tumblr‟da
geziniyorum. Ve yalnız değilim, sadece 150 bloğu takip
ediyorum ve yarın okul olmasına rağmen gecenin bu
vaktinde bile yalnız değilim. Birkaç kiĢi daha var ve
eğleniyoruz. Birbirimizle konuĢmasak da kendi
kendimize bir Ģeyler paylaĢsak da yalnız değiliz, birlikte
eğleniyoruz. Biliyorum. Ve onların da böyle hissettiğine
eminim.
Fonda Cem Adrian “Ben seni çok sevdim... "diye
bağırıyordu, “Ben seni çok sevdim. Oku kelimeleri
gözlerimden. " Kendi kendime dertlenerek derin bir nefes
aldım. Hayatımda hiç aĢık olmadım. 18 yaĢındayım ve
daha önce hiç sevgilim olmadı. Kimseden hoĢlanmadım
bile. KarĢıma doğru insan çıkmadı belki de evet, ama
konumuz Ģu ki, tüm bunlara rağmen ne zaman bir aĢk
Ģarkısı dinlesem hüzünleniyorum. Bazen kendimden gizli
sevgilim mi var diye düĢünmüyor değilim. Çünkü Ģarkı
ayrılığı anlatıyor ve ben ağlayacak gibi oluyorum. ġarkı
özlemi anlatıyor baĢımı sallıyorum. Evet diyorum ya,
evet! Özlemden öleceğim diyorum. Ama kimiözlüyorum? Yok. Kimse yok. Benden giden kimse
olmadı. Çünkü bana gelen kimse olmadı. Ben de
kimseden gitmedim. Çünkü ben de kimseye gitmedim.
Yani sevgili Cem Adrian, haklısın, ben onu çok sevdim.
Ama kimi?
Masanın üstünde duran yarılanmıĢ yeĢil çayımdan bir
yudum alıp sayfada yukarı çıktım. Her zamanki gibi bir
görüntü beklerken birden kaĢlarım çatıldı. Mesaj
kutusunun üstünde hayatımda ilk defa “ 1 ” yazıyordu. O
mesaj kutusunun üstü ilk kez kırmızıydı. Elimi laptop
faresinin üstüne götürdüm ve ağır ağır mesaj kutusuna
doğru ilerledim, içimden bir ses tıklama diyordu. Ya da
tıkla ama mesajı okumadan sil. Çünkü bilirsiniz,
Tumblr‟ın anonimleri bazen can sıkıcı olabiliyor. Ve
hayatımda ilk kez alacağım anonim mesaj kötü olursa
hayata küsebilirim. Ciddi ciddi küserim, bunalıma girmek
için bahane arayan bir adet Ġzmir ki evet bu benim ismim
bu kadar ufak bir olayla bile hayata küsebilir. Neyse ki
cesaretimi topladım, iç sesim her ne kadar okuma diye
fısıldasa da mesajı açtım. Ve gözlerimi satırlara çevirdim.
Birincisi, bu bir anonim mesajı değildi. Kimden geldiği
belliydi. Kullanıcı adı, gelmemeyegidenadarndı.
Kullanıcı adının güzelliğiyle içimde garip bir kuĢ belirdi.
Nereye gitmiĢti? Neden gelmeyecekti? Tamam Ġzmir, bir
dur da mesajı oku.
Kimden: gelmemeyegidenadam
Kime: benegeninincisi
“Artık uyu. ”
Gözlerim iyice kısılarak okudum yazılmıĢ iki kelimeyi.
“Artık uyu...”
Evet, durum Ģu, açıklıyorum. Biz Tumblr kullanıcıları
gece gündüz demeden sürekli Tumblr‟dayızdır.Bağımlılık gibi, nefes almak gibi ya da basitleĢtirelim, su
içmek gibi dolaĢır dururuz bu mavi sitenin güzel tonunda.
Ve tümümüzün tek bir isteği vardır çoğu zaman, bir
mesaj. Herkes ilk mesajlarının ne olacağını merakla
bekler, bazıları dayanamaz ve anonim olarak kendilerine
mesaj atarlar. Ben dayandım, ilk mesajım benden bana
olmayacak dedim, ilk mesajım değerli olacak dedim. Ve
ilk mesajım saat 4‟e doğru ilerlerken gelen iki kelimelik
anlamsız bir mesaj, artık uyu. Sinirle cevap yazma
butonuna tıkladım.
“TeĢekkür ederim.” Yazdım ve sildim. Bu kadar
sinirlenip neden teĢekkür eder bir insan? Tamam, düĢün.
Bu çocuk bu saatte bana bunu niye yazdı? Neden ilk
mesajımı böyle basit bir mesajla çaldı?
Kime: gelmemeyegidenadam
Kimden: benegeninincisi
“Bunu söylemene ihtiyacım yoktu. Uykum geldiğinde
yapacağım ilk iĢ uyumak olacaktı zaten.”
Mesajı yolladım, trip atar gibi ekrana doğru omuz
silktim ve yeĢil çayımdan bir yudum daha aldım.
Farkında mıydım bilmiyorum ama stres yapmıĢtım.
Acaba öyle yazmasa mıydım? TeĢekkür etmek daha iyi
olurdu sanki. Mesaj butonuna takılı kaldı gözlerim.
Neden cevap yazmadı? Gerçi daha üç saniye oldu
yollayalı. Acaba mesajı gördü mü? Acaba baĢkasına da
mesaj attı mı? Bundan bana ne. Ah, bu mesaj alma iĢi ne
zormuĢ. Titrediğini yeni fark ettiğim elimle mesaj
kutusuna bir kez daha tıklayıp mesaj atan namı diğer
gelmemeyegidenadam‟ın linkine tıkladım ve bloğuna
girdim. Gözlerim anında fotoğrafına kaydı. Tamam...
Terslememeliydim. Çocuk Francisco Lachowski‟ye
benziyor. Tumblr kızlarının en büyük hayali. Bak...Anlamıyorum... Ffayır yani ne diye Francisco
Lachowski‟ye benzeyen bir çocuğu terslersin Ġzmir!?
Sinirle biyografisine göz attım.
Ömer Ege Zorlu 19Fransa. Kimse hiçbir yeri geri
dönmek üzere terk etmez...
Yutkundum. Kullanıcı adını düĢündüm önce,
gelmemeye giden adam. Ardından biyografisinde yazan o
cümle, kimse hiçbir yeri geri dönmek üzere terk etmez.
Ve bulunduğu yer, Fransa. Bu çocuk Türkiye‟yi terk edip
Fransa‟ya mı gitmiĢ? Ben bir yeri terk edecek olsam
imkanlarım ancak odamı terk edip mutfağa gitmeme
elverir. Bloğunu nedense takip etmek yerine sık
kullanılanlar sekmeme ekleyip oradan çıktım ve tekrar
Tumblr‟a girdim. Mesaj kutumda yazan “1” sayısıyla
birlikte resmen sırıttım. Bana neler oluyor? Çocuğu
terslediğimin farkında mı değilim? Çocuğu tersledin sen
Ġzmir, Ģimdi neyi görmek için sırıtıyorsun? Muhtemelen
küfür etti. Asaletimi bozmadan mesaj kutusunun üstüne
tıkladım ve mesajı açtım. Kimden: gelmemeyegidenadam
Kime: benegeninincisi
“Uyumazsan uyanamazsın diye söyledim Ege‟nin
incisi Ġzmir. Ben Ege. TanıĢtığımıza memnun oldum.
Yarın bana yazacaksın. İyi geceler.”
Yutkundum. Hani bazı anlar vardır. Saf gibi kalırsınız
ve güçlü bir tepki vermek istersiniz. Ama bunun yerine
yapabileceğiniz tek şey yutkunmak olur. Bu, “Söylediğin
şey boğazımdan geçmedi. Geçsin diye yutkundum.”
demektir. Kimse bunu itiraf edemez, ama karşı taraf her
zaman bilir. O zaman hep beraber yutkunalım... Çünkü
çocuk bana yarın ne yapacağımı emreder gibi iletti ve
benim ona verecek afili bir cevabım yok. Boş
bırakamam, üç yanlıĢ bir doğruyu götürmüyorsa boşbırakmak anlamsız. Yazmak zorundayım. Ama aklım
çocuğun ismi ve benim kullanıcı adımın garip uyumunda.
O Ege, ben Ege‟nin incisi. O Ege, ben Ġzmir. Derin bir
nefes aldım ve cevap verme butonuna tıkladım. Hadi
kızım, onu olduğu yere çivileyecek bir cevap yazabilirsin.
Sertçe tuĢlara tıklamaya hazırlandım.
Kime: gelmemeyegidenadam
Kimden: benegeninincisi
“Yarın sana yazmayacağım. Ġyi geceler.”
Harika! Eminim olduğu yere çivilenecektir. Aptal
Ġzmir. Verebilecek en iyi cevabın bu muydu? Küfür etsen
daha Ģok edici olurdu. Çocuk Ģimdi bunu okuyacak,
rahatlıkla uyumaya gidecek. Acaba bir mesaj daha
yollayıp ekleme yapsam mı? “Ve senin ağzına sı...”
Neyse. Yazmayacağım.
Mesaj kutusundan çıktım ve öylece ekrana bakmaya
baĢladım. YeĢil çayımdan ağır ağır yudumlar alarak
sadece ve sadece ekrana baktım yarım saat boyunca.
Mesaj gelmedi. Gelmesini de beklemiyordum zaten.
Hayır, gerçekten beklemiyordum. Son kez sayfayı
yeniledim ne olur ne olmaz diye ve ani bir kararla
bilgisayarımı kapattım. Burnumdan soluyarak yatağıma
girdim ve gözlerimi kapattım.
Aklımdan çıkarsa uyuyacaktım...
Garip bir şekilde gözlerimi kapattığım an göz
kapaklarımın önüne, “Artık uyu...” yazısı geldi. Sanki
söylenmiş de kulağıma tekrarlanıyormuş gibi. Rahatsız
olarak gözlerimi açtım ve bir kez daha kapattım. Artık
uyu. ġaka bu değil mi? Bir kez daha gözlerimi açtım ve
bir kez daha kapattım. Artık uyu. Cidden mi? Bedenim
benimle dalga geçiyor. BaĢka açıklaması olamaz.
Gözlerimi sımsıkı kapattım ve o karıncalanmış karanlığın oluĢması için iyice sıktım. Gözlerim artık acımaya
baĢladığında yazı kalmamıĢtı, yerine göz altlarımın acısı
kalmıştı. ġimdi uğraĢması gereken ben değildim,
bedenimdi. Hadi bakalım. İyi geceler. Ben izmir. Ege'nin
incisi... Bak yine yapıyor!
Yol uzun, güneş sıcak, ay uzakmış...
BaĢını kaldırmış şövalye, “Ne garip,” demiş, “aradığım
yıldız, yolumu aydınlatan güneş... Ne garip, gece olacak.
Aradığım hala yıldız, yolumu aydınlatan ay. ”İçini
çekmiş.
“Ey güneş” demiş, “ey ay... Sen olsaydın aradığım,
düĢer miydin yedi dağ öteye? Yoksa kavuĢmak olur
muydu senin gökyüzünde doğuĢun. Söyle bana,
kavuĢmak dokunmadan olur mu?
Her dokunan kavuşur mu?”