İçeriğe geç

32. Gün

Bölüm 1 · 2 dk okuma

32. Gün

Bölüm 1

Yağmurun Altında, Zamanın Kenarında

Dünyanın en doğru insanıyla, hayatınızın en yanlış anında karşılaştığınızda, kalbiniz size teşekkür mü etmelidir yoksa küfretmeli mi? Deniz, o akşam tren istasyonunun kahvesinde, avuçlarını ısıtan karton bardağa bakarken bu sorunun cevabını henüz bilmiyordu.

Gitmesine tam otuz iki gün vardı. Bavulları zihninde çoktan toplanmıştı, pasaportu çantasının ön gözünde bir bilet gibi değil, geri dönüşü olmayan bir vaat gibi duruyordu. Hayatını kurmak için yıllarca didindiği o büyük bursu, o uzak ülkedeki akademiyi kazanmıştı. Tam her şey bitti, hayatım düzene giriyor dediği an, saat tam 19.14’te, içeriye o girdi.

Umut, saçlarından damlayan yağmur damlalarını umursamadan, montunun önünü açıp Deniz’in tam karşısındaki masaya oturdu. Aralarında sadece iki metrelik bir ahşap zemin ve upuzun bir sessizlik vardı. Ama bakışları çarpıştığında, Deniz ilk kez gitmek istemediğini hissetti. Bu, mantığın bittiği, sadece ruhun konuştuğu o tehlikeli anlardan biriydi.

Umut, elindeki kalın kitabı masaya bırakıp Deniz’e gülümsedi. "Eğer bir kitabı bitirmek üzereyseniz ve sonunu okumaya korkuyorsanız, o kitap iyi bir kitap mıdır?" diye sordu aniden. Hiç tanımadığı bir kadına sorulacak en tuhaf soruydu belki de.

Deniz, şaşkınlığını gizlemeye çalışarak gülümsedi. "Bence o kitap artık bir kitap değildir," dedi sesi hafifçe titreyerek. "Sizin hayatınız olmuştur. Ve insan kendi sonunu okumaktan korkar."

Umut yavaşça ayağa kalktı, kahve bardağını alıp Deniz’in masasına doğru bir adım attı. "O zaman hayatımın en güzel hikayesine başlamak için izninizi isteyebilir miyim?"

O gece, dışarıda fırtına koparken, trenler kalkıp otobüsler geçerken, iki yabancı birbirlerinin gözlerinde kayboldular. Konuştukça anladılar ki; sanki çocukluklarından beri aynı dili konuşuyor ama dünyayı ayrı ayrı geziyorlardı. Deniz’in yarım bıraktığı cümleleri Umut tamamlıyor, Umut’un içindeki o dinmek bilmeyen fırtınayı Deniz’in sakinliği yatıştırıyordu.

Gece yarısı istasyon kapanırken, Umut usulca Deniz’in elini tuttu. Teninin sıcaklığı, Deniz’in kalbine bir mühür gibi basıldı.

Ancak tam o anda, Deniz’in telefonuna bir bildirim düştü: Uçuş kartınız onaylandı. 32 gün kaldı.

Deniz elini yavaşça çekti. Gözlerinde beliren o ani gölgeyi Umut da görmüştü. "Bir sorun mu var?" diye sordu Umut, sesinde samimi bir endişeyle.

Deniz, boğazındaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştı. Karşısında hayatı boyunca aradığı, ruhunun diğer yarısı duruyordu. Ama zaman, arsız bir saat gibi arkalarında tıkırdıyordu.

"Ben," dedi Deniz, gözlerini kaçırarak. "Ben gidiyorum Umut. Çok yakında, çok uzağa gidiyorum."

Umut’un yüzündeki gülümseme dondu, ama gözlerindeki o derin bağ kopmadı. Zamanın onlara oynadığı bu acımasız oyun, tam o istasyon ışıklarının altında başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.