🕯🕯🕯
Ailemin izinden gitmekte akıllılık etmiş gibiydim.
~~~~~
Tabancayı sıkıca kavrayıp odadan çıktım. Dış kapının arkasından gelen tıkırtı sesleri adımlarımı durdurdu. Kapının hemen arkasından gelen çığlık ve hırıltı sesleri kulağıma dolduğunda yutkundum.
Yavaş adımlarla kapıya yaklaştım. Kapı deliğinden dışarıya baktığımda bir kadının arkası dönük bir şekilde öylece dikildiğini gördüm. Hırıltı sesleri arttığında kadın yavaşça arkasına döndü. Gördüğüm yüz ile hızla kenara çekildim.
Kadının bütün yüzü parçalanmıştı!
Derin bir nefes aldım. Bunlar eski zamandaki insanların, sadece filmlerde gösterildiği zombi denen insansı yaratıklara benziyordu. Yutkunup delikten tekrar baktım. Zeminde oluşan kan gölünden başka bir şey yoktu.
Geri çekilip deliği kapatacaktım ki kulağıma bir kadın çığlığı daha geldi. Yukarıdan geldiğini düşündüğüm çığlık ile koşma sesi duydum. Kaşlarım çatıldığında zombilerin merdivenlerden yarışırcasına yukarı koştuklarını gördüm.
Çok iyi duyuyor olmalılar.
Deliğin kapağını kapatıp odama adımladım. Masanın üzerinde kullanmaya vaktim olmadığı not defterini aldım. Defterin ilk sayfasını açıp kırmızı bir kalemle not aldım.
01/01/2540
'İnsansı yaratıklar yani zombiler, Duyabiliyorlar. Ne kadar iyi duyabildiklerini öğrenmem gerekiyor.'
Deftere notu yazıp, içeriye geçtim. Kapının önünden geçerken duyduğum çığlık ve hırıltı seslerini umursamadım. Salona geldiğimde yavaşça koltuğa oturdum.
Masanın üzerinde hala sıcak olan kahveyi elime aldım. Evde kalın dediler. Bu yüzden evdeki yemeklerim bitene kadar kalabilirdim.
Ya da yardım gelene kadar.
İç geçirdim. Yeni yıl dakikasında bize bir felaket getirmişti. 2540 yılına bir felaketle girmiştik. Bakışlarım koltuğun üzerine bıraktığım telefona kaydı. Ceren iyiydi ama babam. O nasıldı? Kaşlarımı yavaşça çattım. Telefonu elime alıp son yazışmalara girdim.
Babam neden evde olduğumdan emin olmak istemişti?
Daha önceden bir şeyleri öğrenmişler ama durduramamışlar mıydı?
Kafamı iki yana sallayıp düşüncelerimi bir kenara ittim. O sıra da gözlerime yere düşürdüğüm anahtarlık ilişti. Eğilip anahtarlığı aldım. Anahtarlığı ters çevirip arkasına baktım.
'Alev Balaban'
Yazan yazı dudaklarının kıvrılmasına sebep olurken dışarıdan yükselen korna sesleri ile irkildim. Ayağa kalkıp cama yaklaştım.
Perdeyi hafif aralayıp dışarı baktım. Karanlıktan bir şey gözükmese de arabaların yanıp sönen farlarından az da olsa gözüküyordu. Zombilerin insanlara saldırmalarını ve yırtıcı bir hayvan gibi etini kopardıklarını görebiliyordum.
Bakışlarımı kaçırıp perdeyi kapattım. Masanın üzerine bıraktığım tabancayı alıp, koltuğa tekrar oturdum. Kahveden son yudumu da aldığım da, asla uyumamak üzere geriye yaslandım.
Kahve beni ayakta tutacaktır.
☆
08:00
Çığlık sesleri yavaş yavaş kesilmiş, güneş doğmuştu. Bu sefer güneş güzel bir güne doğmamıştı.
Saatlerdir aynı pozisyonda durduğum için tutulan sırtımla ayağa kalktım. Cama adımlayıp perdeyi sıyırdım. Dışarısı vahşet tablosu gibiydi.
Kanlar içinde olan bedenler, parçalanmış unzuvlar, araba camlarına ve yere akan kanlar. Her yerde kan vardı. Etrafa iyice bakındım. Zombiler etrafta gözükmüyordu.
Gündüzleri dışarıya çıkamıyor olabilirler miydi?
Perdeyi kapayıp deftere not aldım.
08:15
'Zombiler gündüzleri dışarı çıkamıyorlar.'
Notu yazdıktan sonra bir süre dışarıdaki sesleri dinledim. Yürüme ya da adım sesleri bile duymuyordum.
Tabancayı, telefonu alıp odaya adımladım. Odanın kapısını kilitledim. Zombiler gündüzleri ortalıkta gezinmiyorlarsa benim için bir sorun teşkil etmiyorlardı. Tabancayı yastığın altına koydum, telefonu da titreşime alıp yanıma koydum ve yatağa uzandım.
Bu felaketin ne zaman biteceğini bilmiyordum. Bu yüzden sabahları zombiler ortada yokken uyumaktan bir zarar gelmezdi. Gözlüğümü çıkarıp komidinin üzerine koydum ve gözlerimi kapadım.
Yorgunluğumu atsam yeterdi.
☆
15:30
Gözlerimi tıkırtı sesleri ile yavaşça araladım. Esneyip yatakta oturup pozisyona geldim. Aynı tıkırtı sesi tekrar kulaklarıma iliştiğinde bunun evin içinden geldiğini anladım. Elim yastığın altındaki tabancaya gitti.
Tabancayı sıkıca kavrayıp ayağa kalktım. Kulağımı kapıya yaklaştırıp sesi dinledim. Tıkırtı sesleri dış kapı tarafından geliyordu. Kapının kilidini yavaşça açıp, araladım.
Görüş açıma giren kanlı ayak izleri ile odadan çıktım. Tıkırtı sesleri mutfaktan geliyordu. Yavaşça adımlayıp duvara sırtımı yasladım.
Mutfak dış kapının hemen önünde olduğu için ilk mutfağa girmiş olmalıydı.
Tıkırtı sesleri yaklaştığında silahın emniyetini açtım. Ardından hızla dönüp silahı karşımdakine tuttum. Tetiği çekmek üzereydim ama gördüğüm kişi panikle elinde tuttuklarını yere düşürüp ellerini iki yana kaldırdı. Kaşlarım çatıldı.
" Sen de kimsin!?" Fısıltı bağırışım karşımdaki sarışın oğlana ulaştığında hızla konuştu.
" Yemin ederim sana saldırmayacağım! Ben onlardan değilim!" Bağırışı bütün evi doldurduğunda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hızla kapıya dönüp kontrol ettim.
Kapı kolunu aşağı indirdim. Kapı açıldığında sessizce küfür edip geri kapattım ve tekrar kilitledim.
Bakışlarım tekrar sarışın oğlana döndü." Evime nasıl girdin?" Sessizce bağırmıştım.
" Sadece yiyecek almak için girmişti-" Tekrar aynı şekilde bağırmaya başladığında hızla ağzını kapadım. Sarışın oğlanın gözleri büyüdüğünde silahı kapıya çevirdim. Buraya yaklaşan hırıltı sesleri kulağıma ilişmişti. Sesleri oğlanda duymuş olacak ki nefesini tutmuştu.
Hırıltı sesleri durduğunda bu sefer kapıya vurma sesi doldurdu evi. Kalbim hızlanmaya başlamıştı.
Bir süre sonra kapıya vurmayı bıraktılar. Gittiklerinden emin olmak için aynı şekilde duruyordum.
" Mhmmmhmm." Oğlan debelenmeye başladığında sinirle ağzındaki elimi bastırdım. Tekrar kapıya vurmaya başladıklarında öfkeli bakışlarımı sarışın oğlana gönderdim. Oğlan tekrar nefesini tuttuğunda kapıya vurma sesleri kulaklarımı tırmalamaya başladı.
Ne sinir bozucu bir ses!
Bir süre sonra kapıya vurmayı bıraktıklarında, oğlana döndüm. İşaret parmağımı dudaklarıma götürüp sus işareti yaptım. Sarışın oğlan hızla kafasıyla beni onayladı.
Elimi yavaşça ağzından çektim. Yavaş adımlarla kapıya yaklaştım. Kapı deliğinin kapağını kaldırıp baktım. Gitmiş olduklarını gördüğümde derin bir nefes alıp geri kapadım.
Yavaşça arkama dönüp sarışın oğlana adımladım.
" Birincisi bağırarak konuşursan beynine delik açmaktan çekinmem. İkincisi evime nasıl girdin!?" Yine sessizce bağırmıştım. Sarışın oğlan yine ellerini teslim olur gibi iki yana kaldırdı.
" Babam eskiden çilingirçiydi." Söyledikleri ile kaşlarımı çattım.
" Dalga mı geçiyorsun? Bu devirde ne çilingirçisi!?" Sessizce bağırdığımda bir adım geriledi.
" Biliyorum teknoloji oldukça ileride ama absürt bir binada oturup, üstüne bir de hala anahtarla kilitlenen bir dairede oturan sensin! Buraya girmek benim için bir çocuk oyuncağıydı."
Söyledikleri beni daha da öfkelendirdiğinde boynumu esnettim.
" Evime neden girdin?" Sabrımın son damlalarını kullanmıştım.
" Acıkmıştım."
Duyduklarımla oğlanın yakasından tutup yaklaştım.
" Banane ulan senin acıkmandan! Çık evimden." Oğlanı kapıya doğru ittiğimde yüzünde ağlamaklı bir ifade belirdi, dudaklarını büzdü.
Kaşlarımı çattım." Bu ifade de ne?" Yüzümü ekşitip sormuşum.
" Beni o vahşi insanlara mı salıyorsun? Beni parçalasınlar mı istiyorsun? Onlar dışarıdayken gidemem." Kendini acındararak konuşması dudaklarımdan "Hah!" sesi çıkmasına neden olmuştu.
" Dışarıda zombiler varken buraya nasıl girdiysen, onlar dışarıdayken de çıkabilirsin!" Konuşmam bittiğinde kaşlarını çattı.
" Zombi?" Anlamaz bir şekilde bana baktı.
" Dışarıda vahşice insanları yiyen insanımsı yaratıklar." Konuşmam ile derin nefes aldı.
"Bak ablacım, ben bu binaya yeni taşındım. Evimde su bile yoktu. O yüzden girdim evine yoksa bu kadar tehlikeli bir durumda neden evine gireyim!?" Sessiz bağırışına kafamı iki yana salladım.
" Onlardan biriyle karşılaşmadın mı?"
Konuşmam ile yutkundu.
" Karşılaşsaydım kesinlikle ölmüştüm. Kendimi koruyacak bir silâhım bile yok!" Hiçbir şey demeden yüzüne bakındım.
" Neden öyle bakıyorsun?" Gözlerini kısıp sorduğunda ona doğru bir adım attım.
"İçeri geç, bir şeyler getireceğim." Konuşmam biter bitmez hızla içeriye adımladı.
" Ve mümkünse ben gelene kadar bir şeylere dokunma! Ayrıca ayakkabılarını temizle her yeri kan yapıyorsun!" Salona girmeden önce konuştuğumda elini kaldırıp onaylar gibi salladı.
İç geçirip odaya gittim. Komidinin üzerindeki gözlüğümü alıp, taktım. Telefonu da alıp odadan çıkacaktım ki gizli bölgedeki diğer tabancaya ilişti gözüm.
Son teknoloji üretilmiş lazer silahı.
Şu anlık orda olması daha iyi. Odadan çıkıp kapısını kilitledim. Ardından mutfağa gidip yere düşen paketleri topladım. Bir tane su şişesi ve bir kaç tane kahvaltılık şeyler alıp salona geçtim.
Elimdekileri koltukta oturan sarışın oğlanın önünde bulunan masaya bıraktım. Oğlanın gözleri parladığında yemeğe başladı. Bende ondan uzak olcak şekilde oturup bir kaç şey yedim.
Sarışın oğlan yemeği bırakıp su şişesini kafasına diklediğinde masanın kenarına bıraktığım telefonum titremeye başladı. Hızla elime alıp aramayı açtım.
" Ceren."
Ayağa kalkıp odada dolanmaya başladım.
"Alev."
"Güvendesin?"
Sorum üzerine bir sessizlik oluştu.
"Evet, güvendeyim. Evdeyim."
Beni cevapladığında gülümsedim. O sırada sarışın oğlanın sesini duydum.
" Telefonlar çekiyor mu?" Onu umursamayıp telefona odaklandım.
" Bende evdeyim. Evde kaldığımız sürece güvendeyiz." Ceren'e cevap verdiğimde cızırtı sesi geldi kulağıma.
"Orada mısın Ceren?"
"Alev televizyonu aç."
Ceren'in söyledikleri ile eğer uyurken elektirikler gelirde ses yapar diye kapattığım televizyonu açtım. Beyaz ekran odaya yansıdığında ekranda yazan yazıyı okudum.
ACİL DURUM
Dünyayı saran bir virüsle karşı karşıyağız. Eğer bunu okuyor iseniz bugünden itibaren kimseye güvenemez ya da yardım isteyemezsiniz. Dünyanın yarısı bu virüse yakalandı ve saldırganlaşmaya başladı. Sizden istediğimiz sadece hayatta kalmanız.
Okuduklarım ile derin bir nefes alıp koltukta tedirgince oturan sarışın oğlana döndüm. Oğlanla gözlerimiz kesiştiğinde kafasını iki yana salladı.
Gözlerimi devirip telefona odaklandım.
" Kimseye güvenemeyiz." Diyen Ceren'in fısıldayışını duydum.
" Hayatta kalmalıyız." Bende ona fısıldadım.
" Şarjım bitiyor Alev. Eğer telefonu şarj edemezsem sana bir daha ulaşamayacağım." Ceren'in endişeli sesini duyduğumda düşündüm.
" Ceren evde sana yetecek yemek var mı?"
"Şimdilik evet."
"Kaç gün dayanabilirsin?"
"İki gün."
"İki gün sonra seni almaya geleceğim."
"Ne? Hayır. Bu çok tehlikeli."
"Ceren hep evde duramayız. Bir şeyler yapmanız gerekiyor. Eninde sonunda yiyeceklerimiz tükenicek evden çıkmak zorunda kalacağız. Beni anlıyor musun? Bu yüzden birlikte olmamız daha güvenli." Konuşmam bittiğinde aramanın kapandığına dair sesi duydum.
Gözlerimi sıkıca yumdum. Elimdeki telefonu sertçe masaya bırakıp, kendimi tekli koltuğa attım.
" Ailene ulaşabiliyor musun?" Sarışın oğlana yönelttiğim soru ile kafasını iki yana salladı.
" Arkadaşlarıma ulaşamıyorum." O da telefonunu masaya bıraktı.
" Umarım iyilerdir." Onu umutlandırmak istemesemde en azından morali düzelirdi.
Bir süre öylece sessiz kaldık. Taki sarışın oğlan sessizliği bozana kadar." Adım Kuzey." Yere sabitlediğim bakışlarımı sarışın oğlana çevirdim.
"Alev."
"Alev gibi kızsın." Kuzey bana göz kırptığında ona 'ciddi misin sen?' bakışı attım.
" Ah, pardon. Ateş di o. O zaman düzeltiyorum. Ateş gibi kızsı-"
"Kuzey, konuşmayı çok seviyorsun dimi?" Sorum üzerine Kuzey hızla kafasıyla onayladı beni. Yüzünde de kocaman bir gülümseme vardı. Ancak gülümsemesi, bakışları elimdeki tabancaya kayınca soldu. Boğazını temizleyip söze girdi.
" Aslında ben konuşmayı sevmem. Asla hemde. Nefret ederim. Bakma öyle heyecanlı heyecanlı konuşmama, sevmiyorum." Hızla sıraladığı cümleler ile sessizce güldüm.
"Peki konuşmayı sevmeyen Kuzey, sana kurallardan bahsetmeme izin ver." Konuşmam ile ayağa kalkıp masanın önünde durdum. Kollarımı göğsümde bağlayıp otoriter bir anneye dönüşdüm." Kural mı?" Kuzey tek kaşını kaldırıp sordu.
" Evet. Benimle kalacağın süre boyunca asla zorlanmayacağın kurallar."
Yüzüme yapmacık bir gülümseme yerleştirdim. Kuzey ağır ağır yutkundu. Bir parmağımı kaldırıp konuştum.
"Birinci kural, bağırarak konuşmak yok. Özelliklede karanlık çöktüğünde." Cümlem bittiğinde beni onaylamasını bekledim. İsteksizce kafasıyla beni onayladı.
Diğer parmağımı kaldırıp söze girdim.
" İkinci kural, bir sakarlık yapıp eşyaları düşürmek gibi bir hataya düşme. Aşırı ses ve tıkırtı çıkarma." Cümlem bittiğinde kafasıyla onayladı.
Diğer parmağımı da kaldırdım.
" Üçünçü kural, odamın kapısını dahi açma." Cümlem bittiğinde onaylamasını bekledim.
" Odanda adam falan mı kesiyorsun?" Cümlesi üzerine tek kaşımı kaldırdım.
" Ah, tamam girmeyeceğim."
Bunun üzerine dördüncü parmağımı kaldırdım.
" Dördüncü ve sonuncu kural, yemekleri bölüşerek, aynı saatte, birlikte yiyeceğiz." Kuzey bıkkınca beni onayladığında gülümsedim.
" Bunları bir kâğıda yazıp yatağının önüne yapıştırırım." Masanın önünden çıkıp tekli koltuğa tekrar oturdum.
" Nerede yatacağım ki?" Sorusu üzerine ona baktım.
Cidden bunu soruyor muydu?
Kuzey yüzüne öylece baktığımı gördüğünde jeton düşmüş gibi yapmacık bir şekilde güldü.
" Ah, galiba burada yatacağım." Bende ona yapmacık bir şekilde gülümsedim.
"Çabuk kavrıyorsun." Bunun üzerine Kuzey'in yapmacık gülümsemesi dahada büyüdü.
" Ama bir süre sanırım uyuyamayacağım." Tedirginlikle söylediklerine yanlışlıkla kahkaha attım.
Elimi hızla ağzıma götürdüm. Kuzey'de gülmeye başladığında ona yastık fırlattım. Yastığı havada tutup durdu." Sesini kes ve uyu Kuzey!?" Sessizce bağırmam ile yastığı kalkan gibi önüne tuttu.
" Öldürmeyeceğine söz ver uyuyayım." Söyledikleri ile kaşlarımı çattım.
"Uyu Kuzey!"
♧
Bölüm sonu..
Yorum yapmayı unutmayınnnn! 🖤