İçeriğe geç

2540 DEĞİŞİM

Bölüm 1 · 8 dk okuma

2540 DEĞİŞİM

Bölüm 1

1.Bölüm

Başlama Tarihi ; 03/08/2023

🕯🕯

31 Aralık 2539

Arabaların hızla geçtiği, insanların her adımında çıkardığı su sesi ve yağmurdan ıslanmamak için koşuşturan insanların olduğu caddeden hızla sıyrıldım. Kendimi sıcak bir kafeye atıp oturdum. Yağmur damlalarının ıslattığı gözlüğümü çıkarıp sildim. Sabah istanbul halkı sağanak yağmur ile uyanmıştı. İnsanlar işlerine yetişmek için koşuşturuyorlardı. Benim ise bir işim bile yoktu.

Derin bir nefes alıp yanıma gelen garsondan bir tane kahve istedim. Yeni yıla girmeye sadece 24 saat vardı. Yeni yıl yeni şeyler getirir derler. Tabiki de buna inanmıyordum. Benim düşüncem, her yeni bir yıl farklı felaketler getirir. Peşinden de o felaketlerin doğurduğu, alışmak zorunda bırakıldığımız acılar gelir.

İşte bu sonsuz döngüdür.

Buna da yaşamak diyorlar. İşsizsen ve geçinmek için çok az paran kalmış ise o saatten sonra yaşamak istemezsin. Benim durumumda tam olarak buydu. Babamın izinden gitmek isteyen ben, yine babam yüzünden asla işe alınamadım.

Bu kendi isteğiydi.

Bu yüzden küçük bir dairede iş bulup, yaşamaya çalışıyorum. Yine gariptir ki hiç kimse beni kabul etmiyordu.

Peki şu an geçinmek için para nereden geliyordu?

Annemin ölmeden önce yaptığı birikiminden. Onun parasını yemek içimi acıtsa da elimden başka bir şey gelmiyordu.

Önüme konulan sıcak kahveyle garsona teşekkür ettim. Ellerimi kahve bardağına sarıp, bakışlarımı yağmur damlaları süzülen cama çevirdim.

Eninde sonunda o da bitecekti. Eğer bu şekilde işsiz kalmaya devam edersem tamamen parasız kalacaktım. Bakışlarımı camdan çekip, kahveden bir yudum alım. Kahve içimi ısıtmıştı. Yüzümde hafif bir tebessüm oluştu. O sırada camdan gelen tıklatma sesi ile cama döndüm. Gördüğüm tanıdık yüz ile tebessümüm büyüdü.

Ona içeri gelmesini işaret ettim. Beni kafasıyla onaylayıp koşar adımlarla kafenin kapısına adımladı. Kahvemden bir yudum daha aldım. O da hızla önümdeki koltuğa kuruldu.

"Seni bulmamı melekler istemiş gibi." Yüzünde büyük gülümse ile konuştuğun da ben de ona güldüm.

"Beni mi arıyordun?" Sorum ile kafasıyla beni onayladı ve garsondan bir tane kahve istedi." Seni arayacaktım ama bir baktım kafenin içinde biri oturuyor. Sonra dedim bu tanıdık kişi de kim? Sen olduğunu anladığım da, koştur koştur ofise gidip geri geldim." Yine o heyecanlı konuşması ile arkama yaslandım.

" Bu kadar koştur koştur gittiğine göre önemli bir şey olmalı?" Sorum ile hızla kafasıyla beni onayladı.

"Biliyorsun bugün yılbaşı. Bu yüzden sana hediye aldım. Beğeneceğine eminim!" Yerinde durmadan konuşması beni güldürürken bir şey söyleyecekmiş gibi öne doğru eğildim. O da heyecanla öne doğru eğildi.

" Ama ben almadım!" Yüzümde ki sahte gülümseme ile söylediğimde güldü.

" Bilmediğim bir şey mi canım? Senin yeni yıl için kimseye hediye almadığını biliyorum. Ama biliyorsun ben hediye almaya bayılırım." Konuşması ile geri çekilip kahveden bir yudum daha aldım.

Onun da kahvesi geldiğinde benim telefonumun titremesi ile odağımı telefona verdim. Babamdan gelen bir bildirimdi. Kaşlarım hayretle havalandı. Bildirime basıp ne yazdığına baktım.

Babam;

Bugün buluşalım mı?

(09:30)

Görüldü.

Mesajı doğru okuduğumdan emin olduğum da cevap vermeyip telefonu kapattım.

Bugün güzel bir gün geçirmek istiyordum.

" Bu aralar fazla yoğun gibisin Ceren." Konuşmam ile gelen kahvesine odaklanmış Ceren bana döndü.

" Ahh, ofiste işler çok yoğun. Geçen gün evrakları bitirmek için ofiste kaldım. Her yerim tutulmuştu." Onu kafamla onayladım.

" Kendini fazla yorma. Bilmediğimi sanıyorsun ama izin günlerini aksattığını biliyorum." Konuşmam bittiğinde kahveden bir yudum daha aldım.

" Özür dilerim efendim! Bundan sonra bütün izin günlerimin hepsini kullanacağım!" Kafasını eğip konuşması ile güldüm.

" Affedildin!"

Ceren bir anda kahkaha patlattığın da bende kendimi tutamayıp kahkaha atmaya başladım.

" Tamam tamam! Gülme artık yoksa kovacaklar bizi." Gözümden gelen yaşı silerken konuştum. Ceren derin nefesler alıp kendini toparladı.

" O değil de bugün yağmur duracak gibi değil." Ceren eline telefonu alıp konuştuğunda onu onayladım.

" Öyle gözüküyor." Bakışlarım tekrar cama gittiğinde telefonum tekrar titredi. Telefonu elime alıp bildirime girdim.

Babam;

Alev bugün buluşmamız gerekiyor. Sana önemli bir şey anlatacağım.

(09:50)

Görüldü.

Kaşlarım istemsizce çatıldığında Ceren konuşmuştu.

"Daha önce yılbaşını tatil yapıyorlarmış. Günümüzde neden böyle bir şey yok?" Ceren hayretle telefona bakarak söylemişti.

"Seneler önceydi o. Günümüz insanları boş yere tatil yapılmasını sevmiyor. "Kahvenin son yudumunu da aldığım da Ceren dudaklarını büzdü.

" Keşke bugün tatil olsaydı! Yeni yıla girerken sevdiklerimle girmek çok istiyorum ama malesef ofiste evrakları düzenliyorum! Adelet mi bu hayat!" Ceren'in yakınmalarına sadece gülmekle yetindim.

Ardından tekrar telefona döndüm. Bir cevap yazmak istemiyordum. Telefonu tekrar kapatmak üzereydim ki ekrana bir bildirim daha düştü. Bildirimi ekranda okuyup telefonu geri kapadım. Sertçe yutkundum.

Babam bana bu kadar önemli ne anlatacaktı?

Kulağıma dolan müzik sesiyle Ceren'e baktım. Ceren'in eli ayağa birbirine dolanırken hızla telefonu açtı.

" E-efendim saygı değer patronum?" Ceren'in bu hâline sesli bir şekilde güldüğümde bana susmamı işaret etti.

" Nerede miyim? Ee ofisteyim efendim. Başka nerede olacağım." Ceren hızla kahvesini kafasına dikleyip ayağa kalktı. Ayağa kalktığı gibi telefonu kulağından uzaklaştırdı. Telefondan dışarıya çıkan aslan kükremesi gibi bir ses kulaklarıma ulştığında tekrar sesli güldüm.

" Benim gitmem gerek Alev." Dedi ve hızla çantasını açıp içinden bir hediye paketi çıkardı.

" Bunu yeni yıla saniyeler kala aç. Hadi görüşürüz!" Ceren'in elindeki paketi alır almaz iki yanağıma hızla öpücük kondurdu ve kapıya adımladı.

"Evet efendim hemen odanıza bir tane kahve gönderiyorum." Kapıdan çıkmadan önce bana el sallarken konuşması kulaklarıma gelince gülümseyip el salladım. Kafeden çıktığın da camdan gidişini izledim.

Ceren hayatımda beni mutlu edebilcek tek kişiydi. Beni güldürme konusunda oldukça iyiydi.

Derin bir nefes alıp önüme döndüm. O sırada garsonun başımda dikildiğini gördüm.

" Sanırım hanımefendinin siparişini de siz ödeyeceksiniz?" Garsonun sorusu ile gözlerimi kırpıştırdım. Tabii jeton şimdi düşüyordu.

" Ah, evet ben ödeyeceğim." Yüzüme sahte bir gülümseme takınıp çantamdan cüzdanımı çıkardım.

Neden hep senin yediklerini ben ödüyorum Ceren!

~~~~~~~~~~~~~~

Saatler birbirini kovalarken çoktan akşam olmuş, güneş batmıştı. Bu koca günde ise telefonum asla susmamıştı. Babam sürekli buluşmamız hakkında yazıyor ve cevap vermemi bekliyordu. Ardı ardına gelen bildirimlerden o kadar bıkmıştım ki en sonunda ona cevap vermiştim.

Sen;

Bu saatten sonra buluşamayız. Bana ne olduğunu buradan anlat.

(22:30)

Bunu yazdıktan sonra bir geri dönüş alamamıştım. Şimdi de evde öylece oturuyordum. Derin bir nefes alıp televizyonu açtım. Sıradan haber kanallarından başka bir şey yoktu. Gözüm duvardaki saate kaydı.

Saatler sonra yeni yıla girecektik. Oturduğum yerden doğrulup odama adımladım. Dolaptan temiz kıyafetler alıp banyoya geçtim. Madem yeni yıla giriyorduk, temiz girelim.

Üstümdeki kıyafetlerden kurtulup sıcak suya girdim. Sıcak su bugünün yorgunluğunu üzerimden alıyordu.

23:20;

Islak saçımı elimdeki havluyla kurularken banyodan çıktım. Kendimi bebek gibi hissederken mutfağa doğru adımladım. Güzel bir kahve hazırlayıp salona geri döndüm.

Kahve bardağını masaya koyup, koltuğa oturdum. Televizyon hala açıktı. Biraz haberlere baktıktan sonra masanın üzerindeki telefonun titremesiyle odağımı telefona verdim. Telefonu alıp gelen bildirime girdim.

Babam;

Lütfen bana evde olduğunu söyle.

(23:50)

Kaşlarım çatıldığında ayağa kalkıp, cama yaklaştım. Perdeyi araladım. Dışarıyı süzdükten sonra geri koltuğa döndüm.

Sen;

Evet evdeyim. Umarım evime gelmemişsindir.

(23:52)

Görüldü.

Bir cevap alamadığımda tekrar yazmak istedim ama yazmadan telefonu geri kapattım. Eve geldiğimde odama götürdüğüm hediye paketi aklıma geldiğinde ayağa kalkıp odaya adımladım.

Ceren'in verdiği kırmızı renkteki hediye paketini alıp içeriye geri döndüm. O sırada televizyonda yeni yıla girmek için geri sayımı yapmayı beklediklerini gördüm. Koltuğa tekrar kurulup geri sayımın başlamasını bekledim. Dakikalar sonra geri sayım başladığında hediye paketini özenle açtım.

Paketin içinden çıkan anahtarlık ile yüzüme bir gülümseme yayıldı. Anahtarlık ilk bakışta pusula gibi görünüyordu ama değildi. Pusulayı andıran bu anahtarlığın sol tarafında ay diğer tarafında ise güneş vardı. Diğer kalan kısımlarda ise tarihler yazıyordu.

Ceren ve benim için anlamlı olan tarihler.

Yüzümdeki gülüş tamamen büyüdüğünde kulaklarımda oldukça büyük bir çınlama oluştu. Elimdeki anahtarlık düştüğünde ellerimi kulağıma götürdüm. Kulaklarım patlayacakmış gibi hissediyordum. Eğdiğim başımı kaldırıp televizyona baktım.

Haberdeki son dakika yazısı beni karşıladığında, kulağımdaki çınlama da yavaş yavaş etkisini yitirmeye başladı. Son dakika haberin altında geçen yazıyı okumaya çalıştım.

İstanbul'da büyük patlama.

Okuduklarım ile hızla ayağa kalktım. Kulağımdaki çınlama tamamen gittiğinde televizyonun sesini açtım.

"Geri sayımın bitmesi ile istanbul'da gerçekleşen büyük patlamayı bütün istanbul halkı hissetmiş bulunmakta." Sunucunun konuşması durakladığında kaşlarım çatıldı.

" Yeni gelişmeler ile bu patlamanın Türkiye genelinde yapıldığı öğrenildi. Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleşen patlama oldukça sarsıtıcıydı."

Duyduklarım ile elime hızla telefonu aldım. Direkt arama yerine girip Ceren yazısına tıkladım. Odada volta atmaya başladım. Telefonum açılmadığında tekrar aradım.

Tekrar tekrar, ancak telefonumu açan kimse olmadı. Odada volta atmayı bırakıp durdum.

Sakin olmalıyım. Sakin olmalıydım.

Derin bir nefes alıp verdim. O sırada telefonum çalmaya başladığında anında açtım.

"Ceren!"

"Efendim."

"Ah, şükürler olsun bir şey olmamış. İyisin değil mi?"

"Alev, neler oluyor? Az önce kulağım çok kötü çınladı."

"Haberleri görmedin mi? Türkiye'nin geleninde patlama olmuş-"

Konuşmam oldukça büyük bir sesin kulaklarıma ilişmesi ile kesildi. Siren sesi olduğunu düşündüğüm ses kafamın içinde yankılanmaya başladığında heberdeki yazıyı okudum.

"Siyah Alarm verildi!"

Gözlerim yazıda sabitli kaldığında ekrana gelen görüntü bir adım geri gitmeme sebep oldu.

Kara dumanların içinden çıkan, her yeri parçalanmış ve kan içinde kalmış insanlar kameraya doğru koşuyorlardı. Siren sesinden duyabildiğim kadarıyla çığlık sesleri duyuluyordu.

Kameraya doğru koşan insanlar ile birlikte ekran gittiğinde bu sefer ekranda bir sürü ekran belirdi. İstanbul hariç bütün illeri gösteren ekranda az öncekiyle aynı görüntüler vardı.

Etrafta kan içinde olan insanlar koşuşturuyordu. Ne olduğunu anlamadığım için öylece kaldığım da, gece olduğu için net gözükmese de ekranda kan içindeki bir adamın bir kadına koşup saldırdığını gördüm.

Elimdeki telefon yeri boyladığında adamın kadını nasıl parçalara ayırdığını izledim. Sanki duymadığımı hissediyordum.

" Bu bir salgındır. Lütfen evlerinizden ayrılmayın! Dışarısı güvenli değil! Evlerinizde kalı-" Birden karanlığa gömülen oda ile televizyon kapandı. Sadece dışarıdan siren sesleri geliyordu. Olduğum yerde geriye gittim.

Onlar kesinlikle insan değildi.

Kendime gelip yere düşürdüğüm telefonu aldım.

"Ceren! Ceren orada mısın!?" Telefondan derin derin nefesler alma sesi duyuyordum.

" Alev! Alev ben eve gidiyorum. Güvende olacağım sende evde kal! Sakın evden çıkma! Şimdi kapatmam gerekiyor!" Telefon kapandığında siren sesleri eşliğinde karanlık odada öylece kaldım.

Bir süre yerde öylece oturdum taki siren sesi kesilip yerine tiz çığlıklara bırakana kadar. Olduğum yerden hızla kalkıp dış kapıya adımladım.

Kapıyı tamamamen kapatıp kilitledim. Ardından odaya gidip, dolabın önünde durdum. Dolabı yana doğru ittirip arkasındaki bölgeyi açtım. Karşıma çıkan tabancayı alıp mermisini kontrol ettim.

Ailemin izinden gitmekte akıllılık etmiş gibiydim.

♧

Bölüm sonu..

Kitap hakkında yorum yazmayı unutmayın!

Yıldızlarınızı bekliyorum 😊

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.