İçeriğe geç

17-Siyah Lale

Bölüm 2 · 26 dk okuma

17-Siyah Lale

Bölüm 2

2. BÖLÜM

Dimitri Vladimir

“AMINA KOYAYIM!”

Elimi masaya öyle sert vurdum ki üzerindeki dosyalar havaya savruldu. Bir sonraki saniye masayı bütün gücümle devirdim. Tahta zemine çarpan masanın sesi konağın içinde yankılandı. Kimse konuşmadı, kimse nefes bile almıyordu sanki. Göğsüm hızla inip kalkarken önüme saçılmış dosyalara baktım. Parmaklarımı yumruk yaptım. “On sekiz. On sekiz tane dosya.” Başımı kaldırdım.

Karşımda Bogdan, Vadim, Laurent ve Bruno duruyordu. Dördünün de gözleri üzerimdeydi. “On yedisini buluyorsunuz.” Bir adım attım onlara doğru. “On yedisini.” Bir adım daha attım. “Ve bana gelip on yedinci dosyayı bulamadık diyorsunuz.” sinirle kahkaha attım ardından. Bogdan hemen araya girdi.

“Vladimir.”

“Sus.” Tek kelimeyle onu durdurdum. Bakışlarımı odadaki herkesin üzerinde gezdirdim. “Ben sizden ne istedim?” diye sordum ama seslerini çıkaramadılar. “On sekiz dosyanın tamamını.” Sesimi yükselttim. “Tamamını!”

Konağın duvarları sesimle titrerken birkaç saniye boyunca kimse kıpırdamadı. Sonra Bogdan sakin bir sesle konuştu. “Bulacağız.”

Başımı ona çevirdim. “Ne zaman?” Bogdan sustuğunda kaşlarımı çattım. “Yarın mı? Gelecek hafta mı?” Bir adım daha yaklaştım. “Yoksa ben yaşlanıp bastonla gezerken mi getireceksiniz bana?”

Vadim bakışlarını yere indirdi. Bu hareket gözümden kaçmadı. “Vadim.”

Başını kaldırdı. “Efendim?”

“Bana bak. On yedinci dosyayı istiyorum.” Sesimi alçalttım. “Ve bu sefer bana bahane getirmeyin.” Masadaki dosyalardan birini yerden alıp elimde sıktım. “Yerini bulun.” Dosyayı masanın üzerine fırlattım. “Kimdeyse bulun.”

Derin bir nefes aldım ve aynı sinirle konuşmaya devam ettim. “Kim saklıyorsa bulun.” Bakışlarımı tek tek üzerlerinde gezdirdim. “Ve o dosya benim elime gelecek.”

Bogdan başını hafifçe eğdi. “Gelecek.”

Ben de ona baktım. “Umarım.” Arkamı döndüm. “Çünkü bir dosyanın peşinden ikinci kez adam toplamak zorunda kalmak istemiyorum.”

Masaya saçılmış dosyalardan gözlerimi çekip kenarda duran bardağa uzandım. Bardağı elime aldım ve içindeki viskiden bir yudum aldım. Yüzümdeki öfke zerre kadar dinmemişti. Bardağı birkaç saniye elimde tuttuktan sonra önümdeki duvara doğru fırlattım.

“Ебать!” (Siktir!)

Cam yere çarparak parçalandı fakat parçalardan biri beklemediğim şekilde elime denk geldi. Sol elimin avucundaki keskin sızıyı hissettim. Elimi kaldırdığım an kaşlarım çatıldı. “Сука.” (Orospu.)

Bogdan hemen bana doğru bir adım attı. “Vladimir, elin…”

“Bir şey yok.” Sesim sert çıktı. Elimi sıktığımda sızı biraz daha belirginleşti. “Buraları temizleyin.”

Laurent hemen başını salladı. “Tabii.”

“Camın tek parçası bile kalmasın.” Bakışlarımı yerdeki kırıklara çevirdim. “Ve kimse bana dokunmasın.”

Arkamı dönüp odadan çıktım. Koridorda ilerlerken sol elime baktım. Bugün herkesin başına bir şey geliyordu. Şimdi sıra bendeydi herhâlde.

Banyoya girip kapıyı kapattım ve lavabonun başına geçtim. Elimi dikkatlice temizledikten sonra temiz bir bezle kurulayıp küçük bir sargı çıkardım. Yarayı kapatıp sargıyı sabitledim. Elimi kaldırıp sargıyı inceledim.

“Harika.” Kendi kendime acı bir şekilde güldüm. Daha birkaç dakika önce konağın ortasında masayı deviren adam, şimdi banyoda elini sarıyordu. Başımı iki yana salladım. “On yedinci dosya.”

Bakışlarım aynadaki yansımama kaydı. “Bütün bunların sebebi bir dosya.” Sol elimi aşağı indirdim ve mırıldandım. “Onu bulacağım.”

Banyodan çıktığımda koridorun sonundaki kapının önünde Bogdan'ı gördüm. Beni görünce doğruldu. “Hazır.”

Başımı salladım. “Gidelim.” Yan yana ilerleyip konağın daha sessiz olan bölümüne geçtik. Kapının önüne geldiğimizde Bogdan kapıyı açtı. İçeri girdiğimde Dante sandalyede oturuyordu. Ellerini önünde birleştirmiş, başını hafifçe öne eğmişti. Fakat beni görünce başını kaldırdı. Bakışlarımız kesişti.

“Dimitri.”

Çenem gerildi. Herkes bana Vladimir derdi. Bir tek o, inatla Dimitri demeye devam ederdi. “Dante.” Karşısındaki sandalyeye geçip oturdum. Bogdan kapının yanında kaldı. Bir süre Dante'yi izledikten sonra fısıldadım. “On sekizinci dosya.”

Dante'nin yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. “Verdim.”

“Biliyorum.” Masaya doğru hafifçe eğildim. “Dosyayı aldım.”

Dante kaşını kaldırdı. “Öyleyse neden hâlâ buradayım?”

Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. “Çünkü senden başka bir şey istiyorum.”

Dante sessiz kaldı. Ben de ona doğru eğildim ve “On yedinci dosya.” dedim sinirle. Bakışları bir anlığına değişti ama gördüm. Sandalyeye yaslandım. “Demek doğru yere geldim.”

Dante başını iki yana salladı. “Ne hakkında konuştuğunu bilmiyorum.”

“Bunu bana yapma. On sekizinci dosyayı vermemek için saatlerce direndin.” Küçümseyerek güldüm. “Sonra verdin.” Masaya parmaklarımla hafifçe vurdum. “Diğer dosyaların sahipleri aynı şeyi yapmadı. İstedim, teslim ettiler. Onları serbest bıraktım.”

Dante'nin yüzündeki ifade değişmedi. “Sen ise direndin.” diye yüzüne bastım.

“Belki dosyayı vermek istemedim.”

“Hayır.” Başımı hafifçe yana eğdim. “Sen bir şeyi koruyordun.” Dante’nin kaşları çatılınca birşeyler çevirdiğini anladım. “Kim? On yedinci dosyanın sahibi mi?” diye fısıldadım.

Dante cevap vermedi. Bogdan arkamda sessizce duruyordu, ben ise gözlerimi Dante'den ayırmıyordum. “Adını söyle.”

Dante kısa bir kahkaha attı. “Bunu yapmayacağımı biliyorsun, Dimitri.”

İçimdeki öfkenin yeniden yükseldiğini hissettim ama belli etmedim. “Bana Dimitri deme.” diye homurdandım. Dante gülümsedi.

“Sen de bana soru sormayı bırak.”

Sandalye arkalığına yaslandım. “Demek arkadaşın.” Dante'nin gülümsemesi silindi. Artık bir şey biliyordum. On yedinci dosyanın sahibi yalnız değildi ve Dante onu tanıyordu. Belki de sandığımdan çok daha yakındı. Masaya doğru eğildim.

“Dante…” Gözlerimin içine baktı. “On yedinci dosyanın sahibini bulacağım. Sen söylemesen de.” Dante'nin yüzündeki ifadeye bakarak ayağa kalktım. “Ve onu bulduğumda senin neden bu kadar direndiğini de öğreneceğim.”

Dante dudaklarının kenarını küçümseyen bir ifade ile kıvırdı. “Git de cehennemde geber, seni-”

Cümlesinin devamını beklemedim. “Ne dedin sen?” diye söylendim ona. Dante başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı.

“Duymadın mı, Dimitri?”

Çenem gerildi. “Bir daha söyle.” diye dişlerimi sıktım, bir adım yaklaştım. “Haydi.” Sesimi yükselttim bir anda. “Bir daha söyle!” Dante'nin yüzündeki o alaycı ifade kaybolmadı.

“Dimitri-”

Elimdeki silahı kaldırıp kabzasıyla ona sertçe vurdum. Bogdan hemen araya girmek üzere hareketlendi ama elimi kaldırarak onu durdurdum. “Karışma.” diye patladım.

Dante başını toparlayıp yeniden bana baktı. Bu kez yüzündeki gülümseme tamamen silinmişti. Ben ise gözlerimi ondan ayırmadım. “Benimle konuşurken kelimelerini seç!” Dante nefesini düzenlemeye çalışırken kısa bir kahkaha attı.

“Demek hâlâ sinirleniyorsun.”

“Sinirlenmem için çok uğraşıyorsun.” Masaya doğru eğildim. “Ve başarısız olmuyorsun.”

Ben de doğrulup Bogdan'a baktım. “Bunu burada bırakmayacağız.” Sonra tekrar Dante'ye döndüm. “On yedinci dosyanın sahibini bulana kadar sen de hiçbir yere gitmiyorsun.”

Dante'nin bakışları sertleşti. “Bunu yapamazsın.”

Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. “Dimitri'nin yapamayacağı çok az şey var.” Dante'nin gözlerine bakarken son kelimemi özellikle vurguladım. “Çok az.” Kapıya doğru birkaç adım attım. Sonra durup arkamı döndüm.

“Vadim.”

Vadim kapının yanında bekliyordu. “Efendim?” diye dikleşti bir an. Bakışlarımı ona çevirdim.

“Çalışmaya git.”

Vadim başını salladı. “Tamam.”

“Sonra ringe çık.”

Vadim'in yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi ama hemen toparlandı. “Şimdi mi?”

“Şimdi.” Sesimi yükseltmedim çünkü Vadim’in beni ve planlarımı anlayacağını biliyordum. “Hazırlan. Ring seni bekliyor.”

Vadim başını eğdi. “Anlaşıldı.”

“Ve bugün kendini zorlama.”

Vadim duraksadı ve başını usulca salladı. “Anladım.” Sonra kapıdan çıkıp koridorda ilerlemeye başladı.

Katerina Makarov

Ringin kenarındaki kum torbasına son yumruğumu savurup birkaç adım geri çekildim. Nefesimi düzenlemeye çalışırken bileklerimdeki bandajları kontrol ettim. Bugün Valeria'yla çalışacağımızı düşünüyordum. Tam o sırada lacivert üniformalı hakem yanıma geldi.

“Bugün Valeria'yla çıkmıyorsun.”

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım. “Kim var?”

“Yeni biri. Vadim.” Hakem omzunu silkti. “Biraz daha sıkı çalışman gerekebilir.”

Başımı bir kez salladım. “Anladım.” Başka bir şey söylemeden tekrar kum torbasına döndüm. Tam ayağımı geri çektiğim sırada arkamdan tanıdık bir ses geldi.

“Yeni rakibin için şimdiden üzülmeye başladım.” Valeria’ydı. Başımı çevirmeden konuştum.

“Ne istiyorsun?”

Kıkırdadı. “Hiç. Sadece bugün biraz daha dikkatli olmanı söylemeye geldim. Sonuçta senin gibi serbest takılanların gerçek bir takım sporcusuyla karşılaşınca ne kadar dayanabildiğini merak ediyorum.”

Elimdeki bandajı düzelttim. “Bitti mi?”

“Daha başlamadım bile.”

Bu kez ona döndüm. Valeria kollarını göğsünde birleştirmiş, kendinden emin bir ifadeyle bana bakıyordu. “Biliyor musun Katerina, bazen gerçekten fazla özgüvenli olduğunu düşünüyorum.”

Gülümsedim. “Bazen mi?” Yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Tam gaz devak ettim. “Senin söylediğin bir şeydi bu, değil mi? Fazla özgüvenli olduğumu söylemiştin.”

“Evet. Çünkü öylesin.”

“Demek ki beni bu kadar iyi takip ediyorsun.”

Gözlerini devirdi. “Seninle uğraşmak bile zaman kaybı.”

Omuzlarımı kaldırdım. “Buna rağmen yanıma kadar gelip benimle konuşuyorsun.” Valeria'nın yüzündeki gülümseme kayboldu. Ben ise tekrar kum torbasına döndüm. “Bebek.”

Ayağımı geriye çekip bir an durdum. Sonra bütün ağırlığımı diğer bacağıma verip hızla döndüm. Tekmem hedefe çarptığı anda havada kendi etrafımda bir tur attım ve yere sağlamca indim. Gülmemi tutamadım. “İşte bu benim imzam!”

Sesim ringin içinde yankılandı. Bir kez daha pozisyon aldım. Sol ayağımı öne atıp kum torbasına art arda iki tekme savurdum. Sonra geri çekilip nefesimi toparladım. Tam o sırada Valeria'nın sesi yeniden duyuldu.

“Şuna bak… Kendini bir şey sanıyor.”

Duymamazlıktan geldim ve bir tekme daha attım.

“Gerçekten komik olduğunu mu düşünüyorsun?” diye devam etti. “Şu hareketlerinle ancak kendini rezil edersin, aptal.”

Çenem gerildi. Bir anlığına ayağımı indirdim ama sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar döndüm ve kum torbasına sert bir tekme savurdum. Valeria susmadı.

“Böyle devam edersen yeni rakibin seni ilk dakikada-”

Bir tekme daha attım.

“...ringden silip-”

Dişlerimi sıktım ve bir tekme daha attım.

“-atacak.”

Nefesimi burnumdan verip ona bakmadan konuştum. “Konuşmaya devam et.” Hafifçe gülümsedim ve bir tekme daha savurdum. “Çünkü sen konuştukça benim tekmelerim daha iyi oluyor.”

Valeria'nın yüzündeki sırıtış kayboldu. Ben ise tekrar kum torbasına döndüm ve sert tekmelerimi savurmaya devam ettim.

“Senin bileğin acımıyor muydu, gösteriş meraklısı?”

Tekmemi indirdim. Bileğimdeki sızı gerçekten de kendini hatırlatıyordu ama yüzüme yansıtmadım. Başımı hafifçe çevirip ona baktım. “Acıyor.”

Valeria kaşını kaldırdı ve aşağılayıcı bir şekilde “Öyle mi?” dedi. Saçıyla oynamaya başladı. Bir de ben oynasam o saçlarla, fena oynarım dedim içimden. Gülümsedim.

“Evet.” Sonra kum torbasına dönüp omzumu silktim. “Ama belli etmem.”

Valeria alaycı bir şekilde güldü. “Niye?” dedi ve saçını bıraktı. Ayağımı yeniden kaldırıp kum torbasına hafif bir tekme attım.

“Çünkü ben acılarımı içten yaşarım.” Başımı ona çevirdim. “Dışarıdan bakınca hiçbir şeyim yokmuş gibi görünür.” Dudaklarımın kenarı kıvrıldı. “Больше удовольствия.” (Daha eğlenceli.)

Bir tekme daha savurdum ve dengede kalıp Valeria’ya baktım. “Sonunda adil bir maç olacak.”

Valeria bana bakarak “Nasıl?” dedi ama sorusunu cevaplamadım. Tekmelerimle ritim buldum ve zinciri sallamaya başladım. Her vuruşumda çıkan o ses, kulaklarımı çınlatıyor ama zafere bir adım daha yaklaştırıyordu. Dudaklarımın kenarı kıvrıldı.

“Göreceğiz.”

Valeria kaşlarını çattı. “Neyi göreceğiz?”

Cevap vermeden bir yumruk daha savurdum. Sonra hızla dönüp tekmemi kum torbasına geçirdim. Örgüm omzumdan kayıp önüme düşünce tekmelerimi durdurdum. Uzun saçlarımın birkaç teli yüzüme yapışmıştı. Elimi uzatıp örgümü tekrar omzumun arkasına attım.

“Sen de bugün pek yardımcı olmuyorsun.” Örgüden bahsettiğimi fark edince kendi kendime güldüm. Valeria şaşkınlıkla baktı.

“Saçınla mı konuşuyorsun?”

“Evet.” Kaşımı kaldırdım ve kıkırdadım. “En azından beni dinliyor.”

Valeria arkamdan göz devirirken ben ise tekrar kum torbasına döndüm. Küçümseyen bir sesle konuştu.

“Beni yenebileceğini sanıyorsun.”

Elimi kaldırıp alnımdaki teri sildim. “Sanmıyorum.”

Valeria'nın yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık oluştu. Fakat yerini kendini bilmiş bir gülümseme de aldı. “En azından bunu kabul ediyorsun.”

Başımı ona çevirdim. “Yanlış anladın.” Bir adım ona doğru attım ve fısıldadım. “Seni zaten yendim.” Gülümsemem genişledi. “Ben sadece bir sonraki rakibime hazırlanıyorum.”

Valeria'nın yüzündeki ifade anında değişti. Ben ise arkamı dönüp kum torbasına son bir tekme savurdum. Ardından havlumu aldım ve onun omzuna elimle kısa bir tap yaptım. “Valeria.” Gülümsedim. “Kimseye arkanı dönme, tamam mı?”

“Neden?”

Bir adım daha ilerledim. “Sonra seni yerden kazımak zorunda kalırlar.”

Valeria'nın yüzündeki ifade bir anda sertleşti. “Sen gerçekten…” derken cümlesini tamamlamasını beklemeden kıkırdadım.

“Biliyorum.” Havluyu boynuma yerleştirdim ve fısıldadım. “Çok tatlıyım.” Ardından arkamı dönüp yürümeye başladım. Bugünkü işim bitmişti.

Havluyu omzumda düzelterek ringin kenarından uzaklaşmaya hazırlanırken arkamdan tanıdık bir ses geldi. “Katerina.”

Başımı çevirdim. Lacivertli hakem bana doğru yürüyordu. “Ne oldu?” diye kafamı salladım.

“Vadim geldi.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Vadim?”

“Evet.”

Kollarımı göğsümün üzerinde birleştirdim. “Görünüşünü bile bilmiyorum.”

Hakem kısa bir kahkaha attı. “Biliyorum.”

“E o zaman neden beni hiç tanımadığım biriyle ringe çıkarıyorsunuz?”

Hakem omuzlarını silkti ve bir elini omzuma koydu. “Çünkü bu maçı kendisi istedi.”

“Kendisi mi istedi?”

“Evet.”

Başımı hafifçe yana eğdim ve “İlginç.” diye mırıldandım. Hakem bir şey söyleyecekken salonun diğer tarafından gelen ayak sesleri duyuldu. İkimiz de o tarafa baktık.

Bir adam ringe doğru ilerliyordu. Siyah forması üzerinde, adımları sakindi. Etrafındaki kalabalığa aldırmıyor, kimseyle konuşmadan doğrudan ringe bakıyordu. Gözlerimi kıstım.

“Bu mu?”

Hakem başını salladı. “Vadim.”

Adam yaklaştıkça yüzünü daha net seçmeye başladım.

İlk dikkatimi çeken şey sakinliğiydi. Ne Valeria gibi alaycı bir bakış, ne de gereksiz bir gösteriş vardı. Sadece sessizdi ve bu, nedense daha fazla dikkatimi çekmişti.

Vadim ringin kenarında durdu. Bakışları önce hakeme, sonra bana kaydı. Kaşlarımı kaldırdım.

“Erkekle mi ringe çıkacağım?”

Lacivertli hakem derin bir nefes aldı. “Evet.” dedi ve elini omzundan cekti.

“Bu sefer mecbur kaldım.” Vadim'e tekrar baktım ve omzumdaki havluyu çıkardım. “Peki.” Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı ve mırıldandım. “Görelim bakalım.” Lacivertli hakeme baktım. “Beni neden bu adama karşı hazırladığınızı şimdi daha iyi anlıyorum.”

Hakem gülümsedi. “Ben de tam olarak bunu söylemeye çalışıyordum.”

Vadim hiçbir şey söylemeden ringe doğru ilerledi. Soğukkanlıydı. Fazlasıyla. Ve nedense bu fazlasıyla hoşuma gitmişti. En azından Valeria gibi ciyaklamazdı.

Hakeme baktım ve gözlerimi kıstım. “Bana bakın, bu bir yerlerimi ellerse bende bir yerlerini ona sokarım. Hiç acımam vallahi.”

Lacivertli hakem bana bakıp kahkaha attı ve ringi gösterdi. “Söylenmeyi bırak da ringe çık.”

Ringin iplerinin arasından geçip içeri girdim. Havlumu kenara bıraktım ve karşımdaki adama baktım. Göz göze geldik ama onun yüzünde en ufak bir ifade değişikliği yoktu. Ben ise hafifçe gülümsedim ve kollarımı esnetmeye başladım. Ardından bileklerimi birkaç kez çevirdim.

“Hazır mısın?” Vadim cevap vermeden bakmaya devam etti. Kaşımı kaldırdım. “Pek konuşkan değil.”

“Sakat mı çıkacaksın ringe?”

Gözleri doğrudan ayak bileğimdeki sargıdaydı. Umursamazca omuz silktim.

“Bu mu?” Eğilip sargının ucunu tuttum ve dikkatlice çıkardım. Ardından bileğimi birkaç kez hareket ettirdim. Hafif bir sızı vardı ama ayakta durabiliyordum. Sargıyı kenara bıraktım. “Bu hiçbir şey.”

Vadim elimdeki sargıyı gösterince istemsizce sargıya baktım. “Peki ya o?” dedi kalın sesiyle. Sol elimi kaldırıp sargıya baktım.

“Bunun sorumlusu…” Başımı hafifçe yana eğdim ve Valeria’yı işaret ettim. “Ringe çıktığım bir kız ama önemli değil.”

“Emin misin?”

“Eminim.” Elimi indirip parmaklarımı dikkatlice oynattım. “Sargıyı çıkarmıyorum. O kadar da aptal değilim.” Kısa bir kahkaha attım. “Ben sakat değilim.” Kollarımı kaldırıp gardımı aldım ve gülümsedim. “E hadi.” Ringin diğer tarafında Vadim de pozisyon aldı. Ellerimi silktim ve kıkırdadım.

“Görelim bakalım, ne kadar zormuşsun.” dedim ve beklemeye başladım. Hiçbir hareket olmayınca omuzlarım düştü. “Ciddi misin?” dedim hayal kırıklığı içinde. Hâlâ hareket yoktu. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve mırıldandım. “Peki.”

Sol ayağımı geriye çektim, bir anda ileri atıldım ve bacağına doğru sert bir tekme savurdum. Vadim son anda ağırlığını diğer tarafına vererek darbeyi karşıladı. Gözlerim büyüdü.

“Ha.” Geri çekildim. “Demek böyle.”

Vadim bu kez beklemedi. Üzerime doğru bir adım attı ve yumruğunu savurdu. Yumruk boşluğu sıyırıp geçti. Ben de fırsatı kaçırmadan karşılık verdim. Yumruk, ardından tekme derken Vadim geri çekildi. Ben peşinden gittim ve bir yumruk daha savurdum. Vadim kolunu kaldırıp savunmaya geçti. Ayağımı yere sağlam bastım ve tekrar tekme savurdum. Fakat bu tekmem sıyırmıştı.

“Fena değilsin.”

“Sen de.”

Gülümsedim. “Bunu iltifat kabul ediyorum.” Üzerime yeniden geldi ve bir yumruk savurdu. Ardından ayağımı kaldırıp bacağına doğru tekme attım. Vadim sendeledi ama dengesini hemen toparladı.

Onunla göz göze geldiğimde artık sadece ring vardı.

Vadim yeniden üzerime geldiğinde geri çekilmek yerine bir anda ileri atıldım. Ayağımı omuz hizasına getirip dengesini bozacak şekilde hamle yaptım. Diğer ayağımla da zeminden destek alıp kendimi döndürdüm. Uzun örgüm havada savrulurken bütün bedenim bir tur döndü. Dönüşün sonunda diğer ayağımı savurdum. Tekmem Vadim’in karın bölgesine denk geldi.

Vadim geriye doğru sendeledi. Ben ise yere sağlam bastığım anda dengesimi toparladım. Örgüm omzumdan kayıp sırtıma düştü. Nefesimi verdim. “Şimdi biraz daha eğlenceli oldu.”

Vadim bir anda mesafeyi kapattı. Ne olduğunu anlamama fırsat vermeden tekmesi karnıma geldi.

“Ah!” Nefesim bir anda kesilir gibi oldu. Yüzümü buruşturup birkaç adım geriye sendeledim. Elimi refleksle karnıma götürdüm. Dişliklerim ağzımın içinde rahatsız edici bir şekilde yer değiştirmişti. Başımı kaldırıp Vadim'e baktım. Dudaklarımın kenarı acıyla kıvrıldı.

“Güzel.” Gardımı yeniden kaldırdım. Vadim daha ne olduğunu anlamadan üzerine doğru atıldım. İlk yumruğumu savurdum. Vadim geri çekilirken peşinden gittim ve sert bir tekme savurdum. Bu kez geri çekilen ben değildim. “Şimdi sıra bende.” dedim acı içinde.

Karnımdaki sızı hâlâ geçmemişti ama umurumda değildi. Vadim yeniden üzerime geldiğinde bütün gücümü toparlayıp sert bir tekme savurdum. Vadim darbeyle birlikte dengesini kaybetti ve ringin zeminine düştü. Salonun içinden birkaç şaşkın ses yükseldi. Ben de hemen ardından ilerledim.

Vadim doğrulmaya çalışırken üzerine çıktım ve onu yeniden yere sabitledim. Ana hakemin sesi duyuldu.

“Bir!”

Vadim hareket etmeye çalıştı ama yüzüne eğildim ve fısıldadım. “Giren çıkan sana oldu, Vadim.”

“İki!”

Gardımı koruyarak gözlerimi ondan ayırmadım. Vadim yutkundu ve başını zemine bıraktı. Gözlerini kapatınca üzerine daha da yerleştim ve kıkırdadım.

“Üç!”

Hakem hemen araya girdi. “Tamam! Bitti!”

Ayağa kalkıp birkaç adım geri çekildim. Nefes nefese kalmıştım. Örgüm omzumdan kaymış, saçlarım yüzüme düşmüştü. Vadim'in hâlâ yerde olduğunu fark edince hafifçe gülümsedim. “Zormuşsun.” Örgümü yana salladım. “Beklediğim kadar değil.”

Dişliklerimi çıkarıp başımı hafifçe yana çevirdim ve yere tükürdüm. Nefesimi toparlamaya çalışırken bakışlarım sol elime kaydı. Sargının beyazlığı gitmiş, yerini kırmızı almıştı. Kaşlarım çatıldı. “Harika…”

Vadim’in gözleri önce yüzüme, sonra ayağımdaki sargıya ve en sonunda sol elime kaydı. “Sakat­sın zaten.”

Kaşımı kaldırdım. “Ne?”

“Bileğin.” Bakışları ayağıma indi. “Elin de öyle. Bu hâlde yarışamazsın.”

Kısa bir kahkaha attım. “Ben sakat değilim.” Cümlemi tamamlayamadan sargının kenarından küçük bir damla aşağı süzüldü ve ringin zeminine düştü. Gözlerimi ona çevirdim. “Bunu ringdeki bir kız yaptı.” dedim tekrardan. “Ve hâlâ ayaktayım.” Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. “Demek ki sorun yok.”

Vadim başını hafifçe yana eğdi. “Sen gerçekten böyle mi düşünüyorsun?”

“Evet.” Dişliklerimi yeniden elime sıkıştırdım ve doğruldum. “Ben düşersem…” Bakışlarımı onun gözlerine sabitledim. “…o zaman konuşuruz.”

Eski sargıyı çıkarıp kenara bıraktım. Çantamdan temiz bir sargı aldım ve sol elimin çevresine yeniden sardım. Son düğümü attığımda elime baktım ve gülümsedim. “Tamam.” Vadim hâlâ bana bakıyordu. Ona baktım ve göz kırptım. “Ne?”

“Dinlenmen gerekiyor.”

Gözlerimi devirdim. “Sen de çok konuşuyorsun.” Elimi hafifçe sıktım. Sargının üzerinde kısa sürede yeni izler oluşmaya başlasa da bunu görmezden geldim. Bakışlarımı kaldırıp Vadim'e baktım. “Hadi.” Bir adım öne çıktım. “Daha iki round var.”

Vadim'in kaşı hafifçe kalktı. “Gerçekten devam edecek misin?” dedi şaşkın bir sesle. Gülümsedim.

“Ben daha yeni ısınıyorum.”

Ringin etrafındaki sesler yeniden yükselirken derin bir nefes aldım. Ağzımdaki dişliği yerine taktım ve kollarımı kaldırdım. Vadim de karşıma geçti. Bu kez ikimiz de birbirimizin gözlerinin içine bakıyor ve düdüğün yeniden çalmasını bekliyorduk.

Düdük çalınca ilk adımı atan bu sefer Vadim oldu. Ne yaptığını anlamama fırsat vermeden mesafeyi kapattı ve sert bir tekme savurdu. Tekme karnıma geldiği anda ağzımdan istemsizce küçük bir çığlık çıktı, nefesim bir anda kesildi. Kollarımı refleksle karnıma sardım ve dizlerimin üzerine çöktüm. Birkaç saniye sonra dengemi tamamen kaybedip ringin zeminine kapaklandım.

Nefes almaya çalışırken Vadim'in üzerime doğru geldiğini gördüm. Beni yerde tutmaya çalışıyordu. Sol elimi kaldırıp ona doğru bir yumruk savurmak istedim ama elimdeki sızı yeniden kendini hatırlattı. Yüzümü buruşturdum.

“Lanet…” Yumruğum hedefini bulamadan hareketim yarıda kaldı. Vadim bunu fark etmiş olacak ki üzerimdeki baskıyı artırdı, dişlerimi sıktım.

“Bunu yapabileceğini mi sanıyorsun?” Kollarımı kurtarmaya çalışırken bacağımı kendime doğru çektim. Sonra dizimi hızla kaldırıp Vadim'in sırtına doğru savurdum. Dizim sırtına vurduğu anda Vadim'in dengesi bozuldu. İşte o küçücük boşluk yeterliydi. Hemen yana doğru dönüp altından sıyrılmaya çalıştım. Nefes nefese kalmıştım ama hâlâ gülümsüyordum.

“Şimdi…” Başımı kaldırıp ona baktım. “…sıra bende.”

Sol elimi karnımın üzerine bastırıp birkaç adım geriye çekildim. Nefesimi düzene sokmaya çalışırken gözlerimi Vadim'den ayırmadım. Vadim doğrulup üzerindeki formayı düzeltti. Çenesini sıkıp sinirle küfretti.

“Sürtük…”

Başımı hafifçe yana eğdim. Vadim kaşını kaldırıp “Zor muyum?” diye sordu. Dudaklarımın kenarı kıvrıldı.

“Biraz.” Vadim'in yüzündeki ifade değişti ama kısa sürdü. Çünkü ardından acıyla gülerek “Ama sandığım kadar değil.” diye mırıldandım.

Vadim'in bakışları üzerimdeyken kollarımı yeniden kaldırdım. Karnımdaki sızı hâlâ geçmemişti ama bunu ona göstermek gibi bir niyetim yoktu. Ona bir adım daha attığımda Vadim de aynı anda üzerime geldi. Bu kez beklemeden sağ yumruğumu hızla savurdum. Vadim geri çekilmeye çalışsa da yumruğum hedefine ulaştı. Dengesini toparlamasına fırsat vermeden ayağımı kaldırıp tekmemi savurdum. Tekmemle beraber ringin zeminine düştü.

Karnımdaki sızıyla birlikte istemsizce inledim ama durmadım. Üzerine doğru ilerleyip kucağına çömeldim ve onu yeniden ayağa kalkamayacağı şekilde sabitledim. Nefesim hızlanmıştı. Vadim’e bakarak dişliğimin ardından gülümsedim.

“Bu kadar mı?”

Ana hakem hemen yanımıza geldi ve saymaya başladı.

“Bir!”

Ringin etrafındaki sesler yükseldi. Bazıları “Hadi!” diye bağırırken diğerleri “Katerina, alt et şunu!” diye destek veriyordu.

“İki!”

Vadim hareket etmeye çalışınca bacaklarımı sıkılaştırdım ve beline sarıldım. Gözlerimi ondan ayırmaya niyetim yoktu.

“Üç!”

Hakemin sesiyle birlikte doğruldum. Karnımı tutup derin bir nefes aldım. Acıyordu. Hem de fena hâlde.

Acımasına rağmen yüzümde hâlâ küçük gülümseme vardı. Acıyla kendimi yere bıraktım ve sırtüstü ringe uzandım. Bir elimi alnıma koyarak tavana baktım.

Hakemlerden biri hemen yanıma geldi. “Katerina?” Cevap vermedim. Hareketsizce derin nefesler almaya devam ettim. Lacivertli hakem de hızla yanıma çömeldi.

“Katerina, iyi misin?”

Gözlerimi tavandan ayırmadan birkaç saniye daha sessiz kaldım. Etrafımda birkaç kişinin telaşlandığını duyabiliyordum. Sonunda başımı hafifçe yana çevirdim ve dişliklerimin arasından gülümsedim. Sonra hiçbir şey söylemeden sağ elimi kaldırıp başparmağımı havaya diktim.

Hakem bana bakarak kısa bir kahkaha attı. “Sen…”

Gülümsememi biraz daha genişlettim. Gayet iyiydim. En azından kendi standartlarıma göre. Ayağa kalktım ve Vadim’e doğru başımı kaldırdım.

Vadim de ringin diğer tarafında ayağa kalkmıştı. Formasının üzerindeki kırışıklıkları düzeltti ve gözlerini üzerime çevirdi. Bu kez bakışlarında küçümsemeden ziyade dikkat vardı. Kaşımı kaldırdım.

“Ne?” Cevap vermeyince gözümü kırptım. “Öyle bakınca korkmam mı gerekiyor?”

Vadim başını hafifçe iki yana salladı. “Hayır.”

“Güzel.” Karnımdaki sızıyı bastırmak istercesine omuzlarımı geriye attım ve kollarımı kaldırdım. Vadim de pozisyon aldı. Ringin etrafındaki uğultu yeniden yükselmeye başladı. Uğultuyla birlikte ana hakem ikimizin arasına baktı.

“Hazır mısınız?” Hakem geri çekildi. Düdüğün çalmasını beklerken karnımdaki ağrı bir kez daha kendini belli etti. Dişlerimi sıktım ve mırıldandım.

“Geçer.”

“Emin misin?” dedi Vadim bir anda. Ona baktım ve gülümsedim.

“Hayır.” Derin bir nefes aldım ve kıkırdadım. “Ama devam ediyorum.”

Düdük çaldı ve ikimiz aynı anda hareketlendik. Ne olduğunu anlamama fırsat bile kalmadan sert bir yumruk savurdu. Geri çekilmeye çalıştım ama geç kalmıştım. Darbenin etkisiyle dengem bozuldu ve birkaç adım geriye sendeledim. Ayağım zeminde kaydı ve kendimi yerde buldum.

“Bir!”

Gözlerimi kırpıştırdım ve ayağa kalkmaya çalıştım. Elimle karnıma sarıldım.

“İki!”

Tamam. Burada yatıp kalmak yoktu.

Ellerimi yere bastırıp hızla doğruldum. Hakem üçüncü sayıya geçemeden ayağa kalkmıştım bile. Vadim’in yüzündeki ifade düştü. Tatmin olmamış gibiydi. Ben de sırıttım ve mırıldandım.

“Üçü bekleyemedim.” Ayağa kalkar kalkmaz ona doğru ilerleyip sert bir tekmeyle karşılık verdim. Vadim geriye doğru sendeledi ama düşmedi.

“Bu kadar mı?”

“Hayır.”

Bir sonraki saniye yeniden üzerime geldi. Savunmaya geçmeye çalıştım ama saldırısını tamamen karşılayamadım. Darbenin etkisiyle yeniden geriye savruldum. Karnımdaki ağrı yeniden kendini hatırlattı, dudaklarımı birbirine bastırdım. Vadim birkaç adım önümde durmuş, gözlerini üzerimden ayırmıyordu. İlk kez gerçekten güçlü olduğunu hissediyordum ve nedense bu durum yüzümdeki gülümsemeyi daha da büyüttü.

“İşte şimdi,” diye mırıldandım. “Biraz eğlenceli olmaya başladı.”

Dişliklerimi dilimle yoklayıp yerinden biraz oynattım. Rahatsız ediyorlardı. Parmaklarımla kenarını düzelttim ve derin bir nefes aldım. Yeniden pozisyon aldım ve kollarımı kaldırdım.

Vadim hiç beklemeden üzerime geldi, geri çekildim ama bu kez hareketleri çok daha sert ve hızlıydı. Her karşılaşmamızda beni biraz daha geriye itiyordu.

Nefesimi toparlamaya çalıştım ama karnımdaki kasılma giderek arttı. Bir anda bütün bedenim gerildi. Elimi refleksle karnıma götürdüm. “Ah…” Başımı kaldırdığımda Vadim hâlâ karşımdaydı. Bir adım daha attı ama sendeleyerek geri çekildim. Karnımdaki ağrı bu kez öyle bir sıkıştı ki nefes almakta zorlandım. Dişliklerimin arasından kısa bir nefes çıktı. Elimi kaldırdım ve acıyla inledim. “Dur…”

Dizlerimin üzerine çöktüm. Bir kolumla yere dayanırken diğer kolumu da karnıma sardım. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. “Ben…” Devamını getiremedim. Karnımı daha sıkı tuttum ve birkaç kez derin nefes almaya çalıştım. Ringin etrafındaki uğultu kesilmişti. Az önce bağıran insanlar şimdi sessizce beni izliyordu.

Vadim bana bakıp “İyi misin?” dedi endişeyle. Başımı kaldırmaya çalıştım ama gözlerim yeniden doldu.

“Hayır…” diyerek çaresizce başımı iki yana salladım. Elimi titreyerek yeniden kaldırdım. “Maçı durdurun…” Ağlayarak zayıf bir sesle konuştum. Hakem hemen düdüğü çaldı. Vadim bana baktıktan sonra ellerini indirdi ve bantları çözmeye başladı.

“Ben…” Sözünü tamamlayamadı. Bantları aceleyle çıkardı ve ringin kenarına bıraktı. Sonra yanıma koştu. Ben hâlâ dizlerimin üzerindeydim. Bir elim karnımda, diğer elim yerdeydi. Gözyaşlarımı silmeye çalışıyordum ama ellerim titriyordu. Vadim önümde diz çöktü ve pişmanlıkla konuşmaya başladı.

“Özür dilerim.” Başını eğdi ve dudaklarını birbirine bastırdı. “Gerçekten özür dilerim. Fazla sert davrandım.”

Cevap veremedim. O da daha fazla yaklaşmadan etrafımda konumlandı. Hakemler ve ring görevlileri yanıma gelirken Vadim bir adım geri çekilip bana alan açtı. “Tamam,” dedi sakin bir sesle. “Maç bitti.”

Gözlerimi kapattım. O cümleyi duyunca omuzlarım biraz olsun gevşedi. Vadim başını eğdi ve tekrardan “Özür dilerim, Katerina.” dedi. Başımı salladım. İki elimi de karnıma sardıktan sonra sallanmaya başladım.

“Mmm…” Gözlerimi sımsıkı kapattım ve bir kez daha aynı sesi çıkardım. “Mmm…”

İnlememin dışarı çıkmasını istemiyordum. Dudaklarımı birbirine bastırıp nefesimi yavaşlatmaya çalıştım ama karnımdaki kasılma buna pek izin vermiyordu. Vadim beni izlerken elini yavaşça bana doğru uzattı. “Tutunabilirsin.”

Gözlerimi araladım ve eline baktım. Bir an tereddüt ettikten sonra elimi onun eline bıraktım. Vadim parmaklarını dikkatlice kavradı ve ayağa kalkmama yardım etti. Başını eğip yüzüme bakarken “İstersen oturalım.” diye kenarı gösterdi.

Başımı hafifçe salladım. “Olur…”

Ringin kenarına doğru ilerledik. Kendimi Vadim’in desteği ile yere bıraktım. Sırtımı kenara yasladım ve iki bacağımı da önüme doğru uzattım. Nefes almaya çalışıyordum ama her nefeste karnımdaki ağrı yeniden kendini hatırlatıyordu. Başımı aşağı eğdim. Tenime baktığımda karnımın belirgin şekilde kızardığını fark ettim. Bu kadar fazlasını beklemiyordum. Gözlerim yeniden dold, elimi yavaşça karnıma götürmek istedim ama parmaklarım daha değmeden geri çektim.

“Çok acıyor…” Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı. Bir kez daha dokunmayı denedim. Parmak uçlarım karnıma değdiği anda yüzümü buruşturdum ve elimi hemen geri çektim. Başımı iki yana salladım. “Dokunamıyorum…”

Vadim hemen yanıma çömeldi ve “Dokunma o zaman.” dedi. Gözlerimi kapatıp başımı dizlerime doğru eğdim.

“Ama…” Cümlemi tamamlayamadım. Karnımı tutmak istiyordum ama en ufak temas bile canımı daha fazla yakıyordu.

“Katerina, zorlama kendini.”

Burnumu çekip gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. “Ben… iyi olacağım.”

“Önce bir sakinleş.”

Başımı salladım ama gözyaşlarım durmuyordu. Karnımdaki kızarıklık ise giderek daha belirgin hâle geliyordu. Başımı kaldırıp Vadim'e baktım.

“Ben… acile gideyim.”

“Yanında birisi gelsin mi?”

Başımı hemen iki yana salladım. “Hayır.” Ayağa kalkmaya çalıştım, sendeledim ama kendimi toparladım. “Tek başıma giderim.”

Vadim bir şey söyleyecek gibi oldu fakat vazgeçti. Ben ise ringin kenarından uzaklaşıp odama doğru yürümeye başladım. Her adımda karnımdaki ağrı kendini belli ediyordu. Elimi karnıma götürmek istiyor ama dokunmaya korkuyordum. Gözlerimi kapatıp söylendim.

“Bir de acile çıkmışız… Harika.” Burnumu çektim. “Günün sonu da böyle olsun zaten.”

Odaya girer girmez kapıyı arkamdan kapattım. Üzerimdeki ring kıyafetlerini çıkarmak için fazla oyalanmadım. Altıma siyah, cepli şortumu giydim. Üzerime de bol tişörtümü geçirdim. Yüzüm hâlâ ağlamaktan kızarmıştı.

“Harika görünüyorsun Katerina…”

Kendi kendime mırıldanıp çantamı aldım. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Birkaç adım attıktan sonra durup cebimden bir sigara çıkardım. Çakmağı yakıp sigarayı dudaklarımın arasına götürdüm ve derin bir nefes çektim.

“Of…”

Sakinleşmeye çalışıyordum ama karnımdaki ağrı hâlâ aynıydı. Sigara hiçbir şeyi değiştirmiyordu, sadece birkaç dakikalığına başka bir şeye odaklanmamı sağlıyordu. Başımı kaldırıp yola bakarken aklıma Vadim geldi. Kaşlarımı çattım.

“Allah belanı versin Vadim.” Sigaradan bir nefes daha çektim. “Ne biçim dövüşüyorsun sen?” Çektiğim nefesi havaya doğru verdim. “Gücünü nereden buldun, manyak?” Karnımı biraz daha koruyarak yürümeye devam ettim. Sigarayı elimde çevirmeye başladım.“Bir de utanmadan ‘Özür dilerim, Katerina.’ diyor.” Sigarayı dudaklarımın arasına götürdüm ve derin bir nefes daha çektim. Biraz elimde döndürdükten sonra ise kenara fırlattım. “Özür dile tabii. Karnımı davula çevirdin.”

Acilin kapısından içeri girdiğim anda yüzüm düştü. Her yer tıklım tıklımdı. Bekleme alanındaki sandalyelerin neredeyse tamamı doluydu. Bir köşede ayakta bekleyenler, duvara yaslananlar, sırasını bekleyenler vardı. “Harika…” Elimi karnımdan çekmeden boş bir köşe bulup oraya geçtim. Çantamı ayağımın yanına bıraktım ve duvara yaslandım. Tam önümde, birkaç sandalye ileride bir kadın ve küçük bir çocuk oturuyordu. Kadının karnı belirgindi; yaklaşık altı ya da yedi aylık hamile olduğu belliydi. Bir eli belinde, diğeri karnının üzerindeydi. Yanındaki çocuk ise sürekli annesine bakıyordu. Bir süre sonra çocuk yerinden kalkıp yanıma geldi.

“Abla…” diye küçük bir sesle mırıldandı. Başını yana eğdi.

“Efendim?”

Çocuk, kendi oturduğu sandalyeyi gösterdi. “Sen benim yerime oturabilirsin.”

Şaşkınlıkla ona baktım. “Yok, gerek yok. Sen otur.” dedim gülerek.

“Ama sen yorulmuşsun.”

“Ben ayakta kalabilirim. Hem sen annenin yanında otur.”

Çocuk ciddi ciddi düşündü. “Ben zaten çok güçlüyüm.”

İstemsizce güldüm. “Sen mi çok güçlüsün?”

Başını büyük bir ciddiyetle salladı. “Evet. Çok.”

“Peki ben ne yapacağım?”

“Sen oturacaksın.”

Gülümsememi bastırmaya çalıştım. “Çok emrediyorsun ama.” dedim gülmemi tutamayarak. Çocuk bu kez gözlerini kısıp karnıma baktı ve heyecanla ellerini çırptı. “Sen hamilesin!”

Gözlerim büyüdü. “Ne?” diye kalakaldım. Çocuk hemen arkasındaki annesini gösterdi.

“Bak, benim annem de hamile!”

Annesine baktım. Kadın bir eli belinde, diğer eli karnının üzerindeydi. Yüzünde hafif bir yorgunluk vardı.

“Yok, ben hamile değilim.”

“Ama karnını tutuyorsun.”

“Çünkü…” Derin bir nefes aldım ve gülümsedim. “Çünkü canım acıyor.”

Çocuğun yüzündeki gülümseme kayboldu. “Acıyor mu?” dedi dudağını bükerek. Başımı hafifçe salladım.

“Biraz.”

Tam o sırada kadın çocuğunun yokluğunu fark edince etrafa bakındı ve seslendi. “Anastasia, gel buraya kızım.”

Anastasia hemen annesine döndü. “Geliyorum anne!” Koşmadan, küçük adımlarla annesinin yanına gitti.

Bende başımı duvara yasladım ve gülümsedim. “Çocuklar…” Kendi kendime mırıldandım. “İnsanların en acımasız hâliyle bile bu kadar tatlı olmayı nasıl başarıyorlar?”

Başımı duvardan kaldırdığım sırada koridorun biraz ilerisinde boş bir doktor odası gördüm. Kapısı açıktı. Çantamın sapını kavrayıp odaya doğru ilerledim. Sandalyeye oturdum ve çantamı yanıma bıraktım. Kimliğimi çıkarıp masanın üzerine koydum. Doktor kısa bir süre sonra içeri girdi ve kapıyı kapattı.

“Merhaba.”

“Merhaba.”

Doktor masadaki kimliğe baktı. “Katerina?”

“Evet.”

“Şikâyetiniz nedir?”

Karnımdaki elime baktım ve tişörtümü sıkıca kavradım. “Maç sırasında karnıma sert bir darbe aldım. Öncesinde de biraz ağrıyordu ama sonrasında çok arttı.”

Doktor kaşlarını hafifçe çattı. “Ne zamandır bu kadar şiddetli?” dedi kalemi çevirirken.

“Maçın sonlarına doğru başladı.” Tişörtümün altından görünen karnıma baktım. Kızarıklık belirginleşmişti; bazı yerlerde renk koyulaşmaya, morarmaya başlamıştı. Doktorun bakışları hemen oraya kaydı.

“Bunu hemen değerlendirelim.”

Başımı salladım. “Tamam.” Doğruldum ama hareket eder etmez karnım yeniden acıdı. Doktor bunu fark edince kalemini masaya bıraktı ve boynuna steteskobu geçirdi. “Yavaş hareket edin. Önce bir muayene edelim.”

Tişörtümün kenarını kavrayıp yavaşça yukarı kaldırdım. Doktorun bakışları karnıma kaydı. Tek kelime etmeyerek karnımı incelemeye başladı, kaşları çatıldı.

“Darbeyi tam olarak burada mı aldınız?”

“Elimle göstereyim mi?”

“Olur ama bastırmayın.”

Elimi karnımın üzerine yaklaştırdım. “Burada.”

Doktor başını salladı. Stetoskopuyla kontrolünü yaptıktan sonra yeniden karnıma baktı. “Şimdilik fazla hareket etmemeniz gerekiyor.”

“Ne kadar?”

“En az dört gün dinlenmenizi istiyorum.”

Gözlerimi büyüttüm. “Dört gün mü?”

“Evet. Aldığınız darbe nedeniyle çevre dokularda ve sinirlerde etkilenme olasılığı var. Şu an bunu kesinleştirmek için gerekli kontrolleri yapmamız gerekiyor.”

Dudaklarımı büzdüm. “Yani maça çıkmak yok?”

Doktor bana kısa bir bakış attı.

“Kesinlikle dinlenmeniz gerekiyor.”

Başımı geriye yasladım. “Harika…”

Doktor iç çekti ve eliyle masaya hafifçe vurdu. “Önce gerekli değerlendirmeleri yapalım. Sonuca göre ne kadar süre dinlenmeniz gerektiğini netleştiririz.”

Tişörtümü yeniden aşağı indirdim. “Tamam, ama ben dört gün değil dört saat bile yerimde duramam.”

“Belli oluyor.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Ne belli oluyor?”

“Yerinizde duramayacağınız.”

Dudaklarımı büzdüm. “Ben hareketli bir insanım.”

“Onu fark ettim.” Masasının başına geçip reçeteyi hazırlamaya başladı. “Size ağrı için bir ilaç yazacağım. Ayrıca bölgesel ağrıyı hafifletmek için kullanılacak bir jel de vereceğim.”

“Jel mi?”

“Evet. Nasıl ve ne sıklıkta kullanacağınızı eczacıya da danışabilirsiniz.”

Başımı salladım. “Tamam.”

Doktor reçeteyi yazıp kâğıdı bana uzattı. “Ve dinlenme kısmını unutmayın.”

Kâğıdı aldım ve mırıldandım. “Unutmam.”

“Gerçekten dinlenecek misiniz?”

Bakışlarımı doktordan yere doğru çevirdim ve sessiz kalma hakkımı kullandım. Sonuçta ben dört saat bile yerimde duramazdım.

“İşte.” dedi doktor hafifçe gülerek. Kâğıdı çantama koydum ve ayağa kalktım.

“Dört gün çok uzun ama.”

“Dört günün tamamını yatakta geçirmeniz gerektiğini söylemedim. Sadece kendinizi zorlamayın.”

“Anladım.”

Kapıya doğru ilerledim ve kendi kendime mırıldandım. “Önce eczane, sonra ümkünse biraz dinlenme.” Kapıyı açtım ve eklememi yaptım. “Belki.”

◈

Eve geldiğimde kapıyı arkamdan kapatıp uzunca olduğum yerde durdum. Bugün gerçekten bitmek bilmiyordu. Çantamı omzumdan çıkarıp doğrudan yere bıraktım. Ardından ise “Sonunda…” diye mırıldanıp elimi yine karnıma götürdüm. Salona geçmeden önce cebimden bir sigara çıkardım ve yakıp ilerledim. Bugün yaşadıklarımı düşünmemeye çalışırken diğer elimle tişörtümün kenarını tuttum. Tişörtümü üzerimden çıkarıp koltuğun üzerine bıraktıktan sonra aynanın karşısına geçtim.

Az önce acilde gördüğüm kızarıklık artık daha belirgindi, hatta morarmaya başlamıştı. Kaşlarımı çattım ve sigaradan uzun bir nefes çektim. “Bu kadar kötü müydü?”

Aynaya biraz daha yaklaştım. Elimi karnıma götürmek istedim ama doktorun söyledikleri aklıma gelince durdum. “Dokunma…” Elimi geri çektim ve bir süre sadece aynadaki hâlime baktım. Eşofmanımı biraz da aşağıya indirip damarlara baktım. Hepsi belirginleşmiş, morarmanın sebebi gibi duruyordu. Başımı iki yana salladım. “Dört gün… Ben bittim.” Sigaradan bir nefes daha çektim ve camdan dışarı savurdum.

Jeli elime alıp karnımdaki hassas bölgeye dikkatlice sürdüm. Dokunurken bile sanki bir traktör ile eziliyordum. İşim bitince tüpü masanın üzerine bıraktım ve karnıma baktım. Tişörtümü tekrar giymeye hiç uğraşamazdım, zaten evdeydim. Salona geçip koltuğa oturdum.

“Ben gerçekten dört gün boyunca böyle mi dolaşacağım?” Cevap gelmedi. Omuzlarımı silktim ve ofladım. “Tişört giymek zorunda değilim sonuçta. Karnıma küçük bir kasılma girince dişlerimi sıktım. “Bunun hesabını senden soracağım Vadim.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.