Atlas, yaşadığı dehşetin etkisiyle panik içinde odadan fırladı. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarparken koridordaki asansörün düğmesine defalarca bastı. İçeri atladığı gibi zemin kat tuşuna yüklendi. Asansör aşağı inerken gördüğü o kaza fotoğrafı ve kendi cansız bedeni zihninde tekraren dönüp duruyordu.
Binadan adeta kaçarcasına dışarı çıktı. Otoparktaki siyah arabasına bindiğinde elleri direksiyonda titriyordu. Bir an önce insan içine karışmak, o lanetli atmosferden uzaklaşmak istiyordu. Hızla mahalledeki her zamanki kafelerine sürdü.
Kafeye vardığında yakın arkadaşları masada oturmuş sohbet ediyorlardı. Atlas nefes nefese masaya çöktü. Yüzü kireç gibiydi. Arkadaşlarından biri "Ne oldu sana, hayalet görmüş gibisin?" diye sorunca Atlas duraksamadan anlatmaya başladı: On üçüncü katı, koridordaki ölüm tarihlerini, kendi adına açılan kapıyı ve duvarda gördüğü o yarınki kaza fotoğrafını...
Ancak arkadaşları anlattıklarını ciddiye almadı.
"Dostum sen yeni eve taşınma stresiyle iyice kafayı yemişsin," dedi biri gülerek. Diğeri ise omuz silkip ekledi: "Ağır bir karabasan ya da rüya görmüşsün işte. Olmayan kattan bahsediyorsun, mantıklı geliyor mu sana?"
Atlas ne kadar ısrar etse de onları inandıramayacağını anladı. Arkadaşlarının kahkahaları ve rahat tavırları karşısında daha fazla üstelemedi ama zihnini kurcalayan şüphe bir türlü gitmiyordu.
Gözlerini masadaki bardağa dikmişken, 13. kattaki o koridorda gördüğü kapılardan biri zihninde şimşek gibi çaktı. Kendi kapısına ulaşmadan önce gördüğü, üzerinde isim ve doğum tarihi yazılı olan o ilk pirinç levhayı hatırladı.
Cebinden telefonunu çıkardı. Titreyen parmaklarıyla sosyal medya uygulamalarını açtı.
Duvarda gördüğü o ismi ve hemen yanındaki doğum tarihini arama çubuğuna yazdı. Amacı basit bir tesadüf olup olmadığını kanıtlamaktı. Ekran yüklenirken nefesini tuttu ve arama sonuçlarında beliren ilk profile tıkladı.