İçeriğe geç

12 Dakika

Bölüm 6 · 5 dk okuma

12 Dakika

Bölüm 6

Bölüm 5:Gerçekler

5.Bölüm

“Uraz Atalay.” Gülümseyerek ekledi Anıl. “Hoşgeldin.”

Başıyla selam verdi savcı. Mekan kapatılmış, her yere korumalar yerleştirilmişti. Bugün burada hem bir pazarlık hem de bir güç gösterisi olacaktı. Zira, aralardaki arkadaşlıktan ziyade çıkar ilişkisiydi.

Anıl Akdeniz gibi sinsi ve sakin, Uraz Karadeniz gibi hırçındı. İkisinin ortası yoktu. Hazar da zaten deniz değildi.

Gözü kenarda duran bilardo masasına kaydı Uraz’ın, Anıl’ın da bu mekanı seçmesinin nedeni buydu zaten.

“Bilir misin oynamayı?”

Gülümsedi Uraz, hem de çok iyi bilirdi. Gençliğinde her stres atmak istediğinde bilardo oynardı. Zamanla alışkanlığa dönüşmüştü.

“Nesine?” O da gülümsedi.

“Öyle özel bir şey belirtmeye gerek var mı? Görünen o ki ikimizde de diğerine lazım olan bir şey var. Kazananın bir dileği gerçek olur diyelim.”

Onaylayarak masanın sağındaki duvara asılmış istekalara yöneldi Uraz. Anıl da bir şey demeden peşinden.

İkisi de tebeşirleri alarak istekalarının ucunu yukarı doğru kaldırdılar. Mavi tebeşiri boşluk kalmayacak şekilde sürerken birbirilerine iddialı bakışlar atıyorlardı.

Masanın başına yerleştiklerinde üçgen çoktan hazırdı. Bir tek siyah kalıp duruyordu. Uraz onu çıkartırken Anıl’a başlamasını işaret etti sessizce.

Beyaz topu düzeltti Anıl. Ardından gözüyle açıyı kontrol ederek elini yerleştirdi, istekayı konumlandırarak bir gözü kapalı şekilde eğildi. Elini en uçta tutarak bir kaç kez ileri geri oynattı istekayı, emin oldu düz gittiğinden. Ardından kendine doğru çekerek yavaşça ittirdi.

Beyaz top yuvarlanarak üçgenin en önündeki topun ortasına çarptı. Tüm toplar masanın farklı yerlerine dağılmışken giren top çizgiliydi.

Yüzünde memnun bir gülümsemeyle topların pozisyonunu incelemeye başladı. Geriye altı çizgili, yedi düz ve bir siyah kalmıştı.

Mavi çizgili top deliklerden birinin tam önünde durmuştu, kolay bir atıştı. Hedef almak için karşı tarafa gitti.

Uraz düşünceli ama rahat bir şekilde izliyordu onu. İyi rakipleri severdi, oyunu daha çekişmeli ve zevkli hale getirirdi.

Anıl ikinci topu atmayı başarmış ve üçüncüye geçmişti. Pozisyona bakarak “Girmez.” dedi kendi kendine.

Beklediği gibi de oldu. Top deliğin kenarına çarparak geri döndü. Yeterince güçlü vuramamıştı Anıl. Sıra ondaydı.

Geriye beş çizgili, yedi düz ve bir siyah kalmıştı. Turuncu olanı atmaya karar verdi. Ancak beyaz top kenara çok yakındı. Sol elinin işaret ve orta parmağını iki yana açarak diğerlerini avucuna doğru çekti. Parmaklarını hafif eğik şekilde en uca yerleştirerek istekayı aralarından geçirdi.

O açısını ayarlarken Anıl da tebeşiri yenileyerek izliyordu. Atışına göre karşısında nasıl bir rakip olduğunu anlayacaktı.

Uraz orta denebilecek bir hızda vurdu beyaz topa. Top deliğe girdi ve beyaz da düz toplardan birinin tam önünde durdu.

Yüzünü buruşturdu Anıl. Yeni başlamış biri için bile kolay bir ataştı, durum eşitlenecekti. Henüz kendisinden iyi olduğunu düşündürecek bir şey yapmamıştı. Zor bir pozisyonda kalırsa bir şey yapamaz diye düşünüyordu. Kolay bir zafer olacağa benziyordu.

İkinciyi attıktan sonra üçüncüyü de attı Uraz, dördüncü top deliği ıskaladığında geriye beş çizgili, dört düz ve bir siyah kalmıştı. Anıl artık o kadar da hafife almıyordu rakibini, sınırlarını zorlaması gerektiğini anlamıştı.

—§—

Delirecektim. Herif egonun vücut bulmuş hali gibiydi. Akın’a şükredecek duruma gelmiştim adeta.

Ancak o buradayken bile sanki bazı anlarda Anıl kendini gösteriyor gibiydi. Peki Anıl burada olduğunda Akın neden gelemiyordu.

Kapıyı açmamla beraber Giray ile göz göze geldik demek isterdim, fakat boyu iki metreye yakın olmalıydı ki ancak göğüs kısmıyla bakışabilmiştim.

“Konuşmamız gerekiyor. Herkes aşağıda ben de seni çağırmaya geldim.” Sonra düzeltir gibi ekledi. “Anıl hariç.”

Büyük ihtimal Anıl’ın olduğu bir yere gelmek istemeyeceğimi düşünmüştü. Ki biraz haklıydı da.

“Tek sebep bu mu?”

Sorduğum soruyla iç çekti. Buraya geldiğimden beri benim neredeyse hiç konuşmamıştı.

“Sandığımdan daha zekisin.” derken hafifçe gülümsedi. Bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra devam etti. “Özür dilerim. Sana o kadar kaba davranmam gerekiyordu. Sadece, bu sıralar çok fazla…”

Cümlesini yarıda bırakarak dudaklarını birbirine bastırdı.

“Tamam.” Dedim onu rahatlatmak için. “Nereye gidiyoruz?”

—§—

Seneler önce…

Duyduğu çığlarla koşarak odaya girdi henüz on iki yaşındaki Atlas. Neler olduğunu anlamak ister gibi etrafa bakındı. Gördüğü manzaraysa ömür boyu aklından silinmeyecek kadar korkunçtu.

Kardeşi Baran yerde kanlar içinde yatıyordu.

Midesinde büyük bir delik vardı. Büyük ihtimalle bir kaç saniye öncesine kadar kavradığı kılıç avucunun içineydi. Az önce sesini işittiği kız çocuğuna baktı sonra, onun da elinde bir kılıç vardı ancak ucu kanlıydı.

O an anladı. Tuttukları kılıçlar oyuncak değil gerçekti.

Öfkeyle yumruklarını sıkarken yüzünü incelmeye devam etti kızın. Annesinin arkadaşlarının kızıydı. Kardeşiyle yaşıttı ve bugün oyun oynamaya gelmişti.

Daha fazla düşünmeden kızın bileğinden tutarak çekiştirmeye başladı. Onu tuvalete götürüp kapıyı dışarıdan kilitledi.

Evde kimse olmadığını hatırlayınca kısa bir an duraksadı. Ambulansı araması gerektiğinden emin değildi. Hızlıca telefonunu çıkararak babasını aradı. İşin geri kalanını yetişkinlere bırakacak, doktor gelene kadar kardeşinin ölmemesini sağlamaya çalışacaktı.

—§—

Kapının aniden açılmasıyla hatıralardan sıyrıldı Atmaca. Sinirle doğruldu oturduğu yerde, kim bu şekilde girmeye cesaret edebilirdi ofisine?

“Akdoğan.” Dedi insanın kanını donduracak kadar soğuk bir sesle. “Terbiyeni vestiyerde unutup mu geldin?”

Dişlerini sıktı Akdoğan, gerçekten de telaştan unutuvermişti. Yapacak açıklaması da yoktu, en iyi seçeneğin doğrudan konuya girmek olduğunu düşündü.

“Kız Yener malikanesindeymiş.”

—§—

“Konuşacak mısın artık?” Diye homurdanarak sordu Eren. Saat geçti ve belliki onu zorla uyandırmışlardı. Giray ona aldırmadan anlatmaya başladı.

“Bildiğiniz gibi, Akın ve Anıl uzun zamandır kimin gerçek kişilik olduğunu anlamaya çalışıyor.” Bunu söylerken gözleriyle dördümüzü de süzüyordu. Ona sabırsızca baktığımızı farketmiş olacak ki devam etti. “Lafı fazla uzatmayacağım. İkisi de bedenin gerçek sahibi değilmiş.”

“Nasıl yani?” Diye laf atladı Mete.

“Yani…” dedi Yiğit. “Üçüncü ve gerçek bir kişilik daha var. Bedenin asıl sahibi.”

Sessiz kaldım. Hiçbir şey diyemedim. Akın gerçek değildi. O bedende kalamazdı. Ve bu onu bir daha göremeyeceğim anlamına geliyordu. Ben…

Sanırım ondan ayrılmak istemiyordum. Giray devam ederken sesi eskisi kadar net gelmiyordu artık.

“Aras Yener. Salih Yener’in oğlu. Kısaca o büyük yeraltı imparatorluğunun varisi. Birden fazla kişiliğinin oluşu yalnızca annesi, babası ve birkaç doktor tarafından biliniyor. Ailesi durumu fark edince üçüz olduklarını söyleyerek bunu herkesten gizlemiş.”

Aras. Ona yardım etmemiz gerekiyordu kendi bedenin kontrolünü ele alması gerekiyordu. Ancak bunun için Anıl ve Akın’ın ölmesi gerekiyordu.

“Uzun zamandır bedeninin kontrolünü alamamış. Belki beş belki on yıldır.”

Nasıl hissediyordu? Kendi bedenin kontrolü başkalarının elindeyken neden hiçbir şey yapmıyordu? Yoksa yapamıyor muydu?

“Umarım sandığım şey değildir ama eğer öyleyse,”

Sesler gittikçe boğuklaşıyordu fakat, Akın ile konuşmam gerekiyordu. Tüm bunların mantıklı bir açıklaması olması gerekiyordu.

“Defne.” Diyen Eren’in sesi beynimin içindeki düşünceleri bastırdı. “Bundan kimseye bahsedemezsin.” Bilincim kapanırken son duyduklarım bunlardı.

Misafirliğimin üçüncü gününün sonunda, merak ettiğim soruların cevabını alamadan kapatıyordum gözlerimi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.