İçeriğe geç

12 Dakika

Bölüm 4 · 6 dk okuma

12 Dakika

Bölüm 4

Bölüm 3:Yalanlar ve yanlışlar

3.Bölüm

Eren eşliğinde “odama” döndüğümde kapıdaki nöbetçilerin değiştiğini fark ettim. Sanki daha, insancıl duruyorlardı. Üstelik masada duran kutular da gitmişti. Bir şey sormak için Eren’e döndüğümde çoktan çıkıp kapıyı kapatmış olduğunu fark ettim. Bir haftamı bu odada mı geçirecektim yani?

İç çekerek koltuğa uzandım. En azından telefonumu almayı başarmıştım. Tek sorun o beşi dışında kimseyle iletişim kuramamamdı. Nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde telefonun kodlarıyla oynamış olmalılardı. İçlerinden biri hacker olabilir miydi?

Nedensizce gözlerim kapıdaki adamlara kaydı. Kapının sağında duran başını çevirerek diğerine baktı o an. Adam onay verircesine kafa sallayınca kısa bir an bana bakarak yanıma doğru gelmeye başladı.

Aramızda iki adımlık bir mesafe kaldığında ağzını açtı yavaşça, ardından nedense geri kapadı. Cebine uzanarak telefonunu çıkardı. Ardından bi kaç yere tıkladıktan sonra bana doğru çevirdi. Birini aramıştı. İsim kısmında “Пик” yazıyordu ve Rus alfabesini andırıyordu. Ancak Rusça bilmediğim için bir anlam ifade etmiyordu.

Telefon açıldı o esnada, ben yazana odaklanmışken adam hoparlöre almış olmalıydı.

“Miran?” Bu, abimin sesiydi. Alışkın olmadığım kadar soğuktu ama yine de onun sesiydi.

Anne ve babamın yokluğunda benimle ilgilenen, kendi acısını susturup benimkini dindirmeye çalışan abimin sesiydi bu.

“Abi.” Bu üç harf istemsiz dökülmüştü ağzımdan. Sanki sessiz bir çığlık gibi. Yardıma ihtiyacım olmamasına rağmen.

“Defne. İyi misin?” Sesindeki soğukluk gitmiş yerini alışık olduğum o yumuşak tınıya bırakmıştı.

“İyiyim.” dedim ve yaşadıklarımı kafede gelen mesajdan, masada yaptığımız konuşmaya kadar tüm detaylarıyla anlattım.

Nefesini verdiğini işittim. “Kalacak mısın sahiden? Bir hafta boyunca.”

“Bilmiyorum. Ama o kadar da tehlikede hissetmiyorum.” Aslında garip bir şekilde o masada oturup onlarla konuşmak bana huzur vermişti. Ama bunu söylemedim.

“Biri geliyor.”

Kapının önünde bekleyen adamdan gelmişti bu uyarı. Büyük ihtimalle odanın dışında da onlardan biri bekliyordu. Artık onlar her kimse.

“Görüşürüz.” Dememle telefonun kapanması bir olmuştu. Adının Miran olduğunu tahmin ettiğim adam da hızlıca kapının önününde yerini aldı. Çok kısa sürmüştü. Abimin bu işlerle bağlantısı neydi, içeri köstebek mi sokmuştu yoksa farklı bir şey mi vardı? Onları ya da sadece birini tanıyor olabilir miydi? Mesleği hakkında tek bildiğim başarılı bir savcı olduğuydu.

Kapı açılınca karşımda Eren’i göreceğimi düşünüyordum. Ancak gelen Akın’dı.

“Odan hazır. Beni takip et.” Sanki emir verir gibi konuşuyordu. Neden gelmişti ki? Diğerleri onun gözünün içine bakıyor gibiydi, eminim tek kelimesi yeterdi. Hem neden şimdi? O adamlardan biraz daha şey öğrenebilirdim.

Boş boş baktığımı görünce devam etti. “Bir hafta boyunca burada kalmayı mı düşünüyordun? Yürüsene.”

“Gıcığın tekisin biliyor musun? Ve nasılsa dördü de sana çok sadık görünüyor. Beyinlerini yıkamış falan olabilir misin?”

“Kesinlikle.” dedi derin bir imayla ve başka hiçbir şey söylemedi.

Bir müddet daha yürüdükten sonra bir odanın önünde durduk. Bahsettiği odanın orası olduğunu düşünerek kapıyı yavaşça açtım. İçerisi gerçekten harikaydı. O kadar harikaydı ki oraya kadın eli değmiş olmaması imkansızdı. Hatta belki de benim yaşlarımda. Pinterestteki o meşhur odalar gibiydi. Veya k-dramalardaki gibi. Buna rağmen garip bir şeklinde hiç kullanılmış durmuyordu.

Teşekkür etmek için Akın’a döndüğüm sırada ise çoktan gitmiş olduğunu gördüm. İki saniye dursa ölürdü sanki.

—§—

Beş Kandemir yuvarlak bir masanın etrafına dizilmişti. Levent, Selim, Cihan, Atlas ve Baran Kandemir. Hayatta kalmayı başaran son beş Kandemir. Her toplantıda bu sırayla otururlardı. Bu öylesine bir sıralama değil, aynı zamanda aralarındaki hiyerarşiydi. Şirketin kurucusu ve en büyüklerinden başlayan halka en küçükleriyle son bulurdu. İkisinin yan yana olması o en küçüğün bile bir gün ailenin en büyüğü olacağına dair sessiz bir göndermeydi aslında.

Selim’in masayı tarayan bakışları Atlas’ta durdu. Biliyordu Selim, büyük oğlunun omuzlarındaki yükü ve aklındakileri kolay kolay anlatmama huyunu. Onda kendisini görüyor gibi oluyordu bazen. Vazgeçiyordu sonra. Bilmediği şeyler olduğunun farkındaydı. Anlatsa, her şey çözülecekti ama anlatmıyordu oğlu. Ona babalık yapamıyor gibi hissediyordu ancak elinden bir şey de gelmiyordu.

Kardeşi Cihan’a kaydı gözü bir an. O da Baran ve Atlas’a bakıyordu ama daha düşünceli ve hüzünlü bir ifadeyle.

İki kardeşin de haberi yoktu Cihan’ın onları izlerken kaybettiği eşi ve iki çocuğunu düşündüğünden. Onlar için bekar bir amcadan fazlası olmamıştı hiç, ne geçmişindeki kadından haberleri vardı ne de anne karnında kaybettikleri kuzenlerinden.

Oysa o, yıllarca tüm bu acıya mahkum edilmişti. Yıllarca silinmemişti o gün gördüğü manzara zihninden. Yıllarca bu iki kardeşe her baktığında kendi evlatlarını hatırlamaktan kendini alamamıştı. Bir kere bile göremediği evlatlarını.

Karısının ölümüyle koca cihan dar gelmişti ona. Yalandan bir gülümsemenin arkasına sığınmak, yaşananlar hiç yaşanmamış gibi davranmak zorunda bırakılmıştı. Tüm olanlardan sonra Atlas’ın doğumuyla kendi kendine bir söz vermiş, Baran’ın doğumuyla bu söze onu da katmıştı.

Kendisinin yaşayamadığı tüm hayatı onlara yaşatacaktı.

Ve bu söz, yıllarca onu yaşama bağlayan tek neden olmuştu.

Selim ise bunun her bir dakikasına şahit olmuştu. Ancak elinden bir şey gelmemişti. Tıpkı şimdi olduğu gibi.

“Kız yaşıyor.” diyerekten sert bir giriş yaptı Atmaca büyük bir ciddiyetle. Odadaki ölüm sessizliğin ortasına bomba misali düşen bu iki kelime herkesin düşüncelerinden ayılmasına yetmişti. Bunu daha önceden bilen Bülbül ifadesiz kalırken diğerlerinin gözleri faldaşı gibi açılmıştı.

“Nasıl, kurtulması imkansızdı?” Cihan yani Condor’du bunu soran.

“Biri onu uyarmış olmalı.” dedi Sungur ama kardeşine değil babasına dönüp söylemişti bunu.

Sessizdi Larus. Söyleyecek bir şeyi olmadığından değildi, ihtimalleri tartıyordu. İçlerinde bir hain olduğu açıktı. Ancak asıl soru ne kadar içlerinde olduğuydu. Ya bu masadaki diğer dört kişiden biriyse. Canına kıyabilir miydi onların? İkisi oğluydu diğer ikisi torunu. Yapabilir miydi böyle bir şey?

—§—

‘Akın sizi 6Y1X gurubuna ekledi.’

Gurup ismini görünce hafifçe sırıttım. Ancak sonradan fark ettiğim bir detay kaşlarımın çatılmasına neden oldu. Gurupta toplam altı kişiydik. Yedinci bir kişi olması gerekiyordu.

Eren: Hoşgeldin Defne bu arada ben Eren gerçi sanırım kaydetmiştik neyse.

Yiğit: Balık hafızalı mısın lan?

Telefonumu aldıklarında yalnızca hacklememişlerdi demek ki. Üstüne bir de numaralarını kaydetmişlerdi. Yiğit zaten kayıtlıydı, Akın’ı da telefonumu geri aldıktan sonra kaydetmiştim. Geriye Eren ve adını bilmediğim iki kişi kalıyordu.

Mete: Abi neden yeni gurup kurdun bizim guruba alsaydık ya?

Akın: Aynen, hatta rakı sofrasına da çağıralım.

Giray: Akın, Anıl ile konuşmam gerekiyor.

Akın: Bir iki saate yazar özelden.

Anıl o altıncıları olmalıydı. İyi de neden gurupta yoktu? Akın denen adam neden onun adına konuşuyordu? Ve madem yoktu o zaman neden gurup ismi 6Y’ydi?

Başka mesaj gelmediğini görünce oradan çıkıp Yiğit ile mesajlaşmamıza girdim. Olanlardan sonra aynı hissettirmese de.

‘Sana bir şey sormam lazım. Ama aramızda kalacağına söz ver.’

‘Defne, olanlardan sonra bana eskisi kadar güvenmemen normal ama ben sandığının aksine insanlığımdan bir şey kaybetmedim.’

‘Anıl kim?’

Cevabın hemen geleceğini sanıyordum ancak yazmıyordu bile. Çevrimiçi. Bu kadar. Bana bir ay gibi gelen bir dakikanın sonunda yazıyor kelimesi ekranda belirdi.

‘Bir şey söylemem doğru olmaz. Ama seni yüz yüze tanıştırabilirim.’

‘Olur, saat kaçta?’

‘Bir dakika sorup söyleyeyim.’

Onaylamadan ekranın sol üstüne baktım. 20.19’u gösteriyordu. Uygulamadan çıkmadan önce abimi aramak istedim ama bunu yapamayacağımı hatırladım.

Bu kadar kolay mıydı bir insanın haberleşmesine engel olmak, iki satır koda mı bakıyordu gerçekten?

İç çekerek Spotify’a girerek uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı açtım.

Hani ağlamak gelir içinden ama akmaz yaş

Hani çığlığın kalır içinde, ölür yavaş yavaş

‘22.20’de odanın önünde olurum beraber gideriz.’

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.