Ses kaydı bittikten sonra sınıfta kimse konuşmadı.
Telefonun ekranı hâlâ açıktı.
“Derin’in babasına güvenmeyin.”
Cümle kafamın içinde dönüp duruyordu.
“Bu kayıt gerçek mi?” diye sordum.
Mert omuzlarını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
“Telefonunda nasıl duruyor?”
“Eski yedekten gelmiş.”
Ege kayda tekrar baktı.
“Bu ses Deniz’in.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Peki diğer ses?”
Ege başını salladı.
“Onu tanımıyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Tanımıyorum.”
“Ege.”
“Derin, gerçekten tanımıyorum.”
Tam o sırada Lara sınıfa girdi.
Bize baktı.
“Ne oldu?”
Kimse cevap vermedi.
Sonra Mert telefonu ona uzattı.
Lara kaydı dinledi.
Yüzü değişti.
“Bunu nereden buldunuz?”
“Telefonumdan.”
Lara birkaç saniye sessiz kaldı.
“Bunu daha önce duydum.”
Üçümüz aynı anda ona döndük.
“Ne?”
“Bu sesi.”
“Kim?”
Lara cevap vermedi.
“Lara.”
“Birinden.”
“Kimden?”
“Deniz’in eski arkadaşlarından birinden.”
Ege hemen ayağa kalktı.
“Kim?”
Lara çantasından eski bir defter çıkardı.
Defterin kapağında okulun eski logosu vardı.
“Adı Can.”
Mert kaşlarını kaldırdı.
“Can mı?”
“Evet.”
“Okuldan ne zaman ayrılmış?”
“2019’da.”
“Deniz’le arkadaş mıydı?”
“En yakın arkadaşlarından biriymiş.”
Ege deftere baktı.
“Onu nereden buldun?”
“Geçen hafta.”
“Niye bana söylemedin?”
Lara ona baktı.
“Çünkü bana da kimse anlatmadı.”
Ben defteri elime aldım.
İçinde eski isimler, telefon numaraları ve birkaç not vardı.
Son sayfada bir adres yazıyordu.
Can Yılmaz — Atatürk Mahallesi.
Altında kırmızı kalemle:
“Sorulacak kişi.”
“Bunu kim yazmış?”
Lara başını salladı.
“Bilmiyorum.”
“Peki bu defter nereden geldi?”
“Eski dolabın içinden.”
“Okulda mı?”
“Evet.”
Tam o sırada telefonum titredi.
Anonim hesap.
Yeni mesaj.
“Can’a gitmeyin.”
Ardından:
“O size gerçeği anlatmaz.”
Bir sonraki mesaj geldi.
“Çünkü o da oradaydı.”
Ege telefonu elimden aldı.
“Gitmemiz lazım.”
“Az önce gitmeyin dedi.”
“Tam da bu yüzden.”
Lara kaşlarını çattı.
“Ya bu bir tuzaksa?”
“Zaten her şey tuzak.”
Mert iç çekti.
“Hayatımda ilk defa okul çıkışı ders çalışmayı özledim.”
İstemeden güldüm.
Ama içimdeki gerginlik geçmedi.
Okul çıkışı dört kişi birlikte Can’ın adresine gittik.
Eski, üç katlı bir apartmandı.
Zile bastık.
Cevap yok.
Bir daha bastık.
Yine yok.
Tam geri dönecekken kapı açıldı.
Karşımızda yirmili yaşlarının başlarında bir çocuk vardı.
Bize baktı.
Sonra benim yüzüme.
Bir anda ifadesi değişti.
“Sen…”
“Can?”
Başını salladı.
“Sen Derin’sin.”
Kalbim hızlandı.
“Beni nereden biliyorsun?”
Can birkaç saniye sustu.
Sonra kapıyı biraz daha açtı.
“İçeri gel.”
Ege öne çıktı.
“Bizi tanıyor musun?”
Can ona baktı.
“Evet.”
“Nasıl?”
Can’ın gözleri Ege’de kaldı.
“Çünkü 2019’da hepinizin hayatını değiştiren şeyi gördüm.”
Odaya girdik.
Duvarlarda eski fotoğraflar vardı.
Bir tanesinde Deniz vardı.
Yanında Can.
Ve arkalarında…
Babam.
Fotoğrafı görünce durdum.
“Bu fotoğraf nerede çekildi?”
Can cevap vermedi.
Ben fotoğrafı elime aldım.
Arkasında tarih vardı.
16 Ekim 2019.
Bir gün önce.
“Babam burada ne yapıyor?”
Can derin bir nefes aldı.
“Baban Deniz’i susturmaya çalışıyordu.”
“Ne?”
Ege öne çıktı.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Can ona baktı.
“Çünkü o gece oradaydım.”
O anda telefonum titredi.
Anonim hesaptan yeni mesaj:
“Can’a güvenme.”
Sonra ikinci mesaj:
“Çünkü Deniz’in kaybolduğu gece…”
Bir süre yazıyor göründü.
Sonra:
“…Can onun yanındaydı.”
