Vesta, yemek odasının ağır kapılarını itip içeri girdiğinde gümüş çatal bıçak sesleri bir anda kesildi. Oda mezar sessizliğine büründü. Babasının gözlerindeki o donuk bakışı gördüğü an kaderini anladı: 11. İmparatorluk Savaşı. . Gözü istemsizce üvey kardeşi Lina’ya kaydı. Lina, babasının gölgesinde korunmuş bir cam biblo gibiydi; bütün fırtınalar ise her zaman Vesta’nın omuzlarına bırakılmıştı. Lina’nın dudaklarındaki sinsi kıvrım ve abilerinin umursamaz bakışları, bu masada ne kadar yalnız olduğunu ona bir kez daha hatırlattı Kralın sesi taş duvarlarda yankılandı: — “Sen gideceksin Vesta. Lina çok narin, sense bir savaşçı gibi yetiştirildin. Şimdi git ve zindandaki o ayak takımıyla tanış. Yarın gün doğarken yola çıkıyorsunuz.”Vesta tek kelime etmedi. Eğilerek selam verdi ama başını kaldırdığında babasına attığı bakış bir veda değil, bir hesaptı. Gözlerinde anlık bir kızıl parıltı belirdi; içinde yanan intikam ateşinin sessiz bir kıvılcımıydı bu. Arkasına bakmadan o büyük demir kapıyı çarpıp çıktı. Babasının “Git ve o ayak takımıyla tanış” sözleri kulaklarında çınlıyordu ama zindana inmedi. Anlaşılan kader onları başka bir yerde, karanlık bir patikada birleştirecekti. Zindan ise kendi karanlığında yaşamaya devam ediyordu. Sarayın en soğuk, en nemli ve en unutulmuş yeri… Buraya düşenler ya içeride çürür ya da idam mangasını beklerdi. Ancak bu kez kralın fermanı, mahkûmlar için bir lütuf gibiydi. Zindanın derinliklerinde yankılanan ses sessizliği bıçak gibi kesti: “Kralın fermanıdır! Viltor T., Vena ve Cars ikizleri, Mira Solven ve Sera Luter… 11. İmparatorluk Savaşı’nda krallığı temsil etmek üzere seçildiniz. Hayatta kalırsanız özgürlüğünüzü ve yüklü bir serveti kazanacaksınız!”Muhafızın sesi kesildiğinde, zindanın en karanlık köşesinden Viltor ağır ağır ayağa kalktı. Zincirlerini sürüyerek parmaklıklara yaklaştı. Gözleri, sözde takım arkadaşlarının üzerinde gezindi. “ Korsan olduklarını iddia eden şu ikizler gerçekten savaşabilir mi?” diye düşündü. Bir yanda onu buraya sürükleyen on sekiz yaşındaki o genç kız, diğer yanda ise basit bir hırsız… “Gerçekten krallık çöküyor — “Hey! Ne dedin sen?”Ses, hücrelerin başındaki iri muhafızdan gelmişti. Elindeki mızrağı yere sertçe vurdu:— “Kralın çökmekte olduğunu mu söyledin? Haddini bil mahkûm!”Viltor bir an duraksadı. “Lanet olsun, bunu dışımdan mı söyledim?” diye geçirdi içinden. Ama geri adım atacak biri değildi. Dudaklarında o kan donduran gülümseme belirdi: — “Sadece,” dedi sakin ama buz gibi bir sesle, “böylesine nadir yetenekleri bir araya getiren bir kralın ne kadar yaratıcı olduğunu düşünüyordum. Yanlış anladın herhalde gardiyan.”Muhafız öfkeyle yaklaştı ama Viltor’un gözlerindeki vahşi bakışı görünce duraksadı. Viltor ise hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü. Uzun bir aradan sonra yeniden güneşi görecekti; bu fikir bile hoşuna gitmişti Güneş sarayın keskin kulelerinin ardından yükselirken Vesta çoktan hazırlanmıştı. Kılıcını kuşandı, hançerlerini son kez kontrol etti. Bir takımı vardı ama hepsi azılı suçlulardı. Saray kapısında atı onu bekliyordu; belki de bu sarayda onu gerçekten seven tek varlık oydu. Bakışları sırayla ekibin üzerinde dolaştı. Devasa siluetiyle Viltor… Siyah saçları ve gri gözleriyle tek başına bile tehditkâr duruyordu. Vesta içinden geçirdi: “İşte babamı öldürmeye kalkan adam.” İçinde küçümsemeyle karışık karanlık bir hayranlık kıpırdandı. “Keşke başarsaydın. ”İkizlerin sarı saçları güneşte parlıyordu, bu kadar güzel saçları olacağını düşünmemişti. Mira, yeşil saçları ve masum bakışlarıyla bir çocuk gibiydi. Sera ise hazine odasına girmeye çalışırken yakalanan o kadındı. Bu ya delilikti ya da büyük bir planın parçası…Vesta’nın soğuk sesi sessizliği böldü: --merhaba. ” Ve böylece kaderleri birbirine zincirlenmiş bu uyumsuz grup, Ölümün Şahani Ormanı’na doğru yola çıktı.
Bölüm 1
11 imparatorluk
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.