İçeriğe geç

100Yedi (YY)

Bölüm 22 · 3 dk okuma

100Yedi (YY)

Bölüm 22

FİNAL KÜLLERİNDEN DOĞANLAR

​BÖLÜM 22: Küllerinden Doğanlar (BÜYÜK FİNAL)

​Karanlık koridorda kapanmak üzere olan servis asansörünün içinden gelen o ağır darbe sesiyle zaman bir kez daha asılı kaldı. Ecem’in feryadı duvarlarda yankılanırken, asansörün çelik kapısı tamamen kapandı ve kabin mekanik bir gürültüyle aşağı doğru hareket etti.

​Ateş, Sıla’nın elini bırakmadan karanlık koridorda son gücüyle doğruldu. Elindeki susturuculu silahla, köşeden ateş etmeye devam eden son tetikçiyi de tam omzundan vurarak etkisiz hale getirdi. Koridor anında ölümcül bir sessizliğe büründü.

​"Emir içeride kaldı!" diye çığlık attı Ecem, merdivenlere doğru koşarak. "Aşağı indi asansör!"

​Ateş, sargılarından sızan kanlara ve bitmiş tükenmiş bedenine aldırmadan Ecem ve Sıla’nın önünden merdivenlere atladı. Üç genç, otelin yeraltı otoparkına ve servis çıkışına çıkan merdivenleri dörder dörder indiler. Kalpleri göğüs kafeslerini patlatacak gibi çarpıyordu.

​Otopark katına indiklerinde, servis asansörünün kapısı yavaşça iki yana açıldı.

​İçeride, asansörün aynasına yaslanmış halde duran Mustafa’ydı. Elindeki döner bıçağı yere düştü, ardından kendisi de dizlerinin üzerine yığıldı. Emir, sol omzundaki kurşun yarasına ve koptu kopacak olan dikişlerine rağmen, Mustafa’yı alt etmeyi başarmıştı. Ancak Emir de asansörün kapısına tutunarak dışarı adım attığında yığılmak üzereydi.

​"Abii!" diye bağırdı Ateş. İlk defa içindeki o sert zorba tamamen yok olmuştu; sadece kardeşini kaybetmekten korkan bir çocuktu. Koşup Emir’i düşmeden yakaladı.

​Ecem ağlayarak Emir’in yüzünü ellerinin arasına aldı. "Buradasın... Buradasın, bitti," dedi. Emir, halsizce Ecem’e bakıp gülümsedi. "Söz vermiştim... Gitmeyeceğim."

​O sırada otoparkın girişinde onlarca polis arabasının sirenleri ve mavi-kırmızı ışıkları yankılandı. Ankara’daki baronun adamları ve otoparka inmeye çalışan tetikçiler, polislerin alanı kuşatmasıyla tek tek kıskıvrak yakalanıyordu. Yukarıdaki locada bacağı bükülen üvey baba da dahil, tüm şebeke çökertilmişti. Kabus nihayet bitmişti.

​Altı Ay Sonra...

​İstanbul, sıcak bir yaz akşamının esintisiyle boğulurken, Karahan Lisesi artık sadece hafızalarda kalan acı bir hatıraydı. Okulun adı değiştirilmiş, eski yönetim ve karanlık bağlar tamamen temizlenmişti.

​Boğaz’a nazır küçük, sakin bir çay bahçesinde dört genç bir araya gelmişti.

​Sıla, üzerindeki yazlık beyaz elbisesiyle parıldıyordu. Hemen yanında oturan Ateş’in omzundaki yaralar iyileşmişti ama gözlerindeki o eski hırçın bakış yerini derin bir huzura bırakmıştı. Ateş, Sıla’nın elini sımsıkı tutuyordu. Sıla ona bakıp gülümsedi. "Yeni hayatımız çok güzel olacak, değil mi?"

​Ateş, sevdiği kızın saçlarını öptü. "Sen yanımdaysan, her gün yeni bir hayat Sıla."

​Masanın diğer tarafında ise Emir ve Ecem oturuyordu. Emir, Ankara’daki tüm bağlarını koparmış, İstanbul’a tamamen yerleşmişti. Sol omzunu hafifçe oynatıp Ateş’e baktı. İki kardeş, altı ay boyunca birbirlerinin eksik kalan yanlarını tamamlamış, o karanlık geçmişin izlerini beraber silmişlerdi.

​Emir, cebinden iki tane tren bileti çıkardı ve masaya, Ateş’in önüne bıraktı.

​Ateş kaşlarını çatarak biletlere baktı. "Bu ne abi?"

​Emir gülümsedi, Ecem’in elini tuttu. "Ankara’ya gidiyoruz. Öz annemizin mezarını ziyarete. Gerçek geçmişimizle yüzleşmeye... Beraber."

​Ateş’in gözleri doldu. Yıllarca bir evlatlık, bir canavar olduğunu düşünerek büyüyen o çocuk, masadaki biletlere ve hemen karşısında duran öz abisine baktı. Artık yalnız değildi. Arkasında onun için canını verecek bir abisi, yanında onu her haliyle seven bir kız vardı.

​"Gidelim abi," dedi Ateş, biletleri cebine koyarak. "Gidelim ve o sayfayı tamamen kapatalım."

​Dört genç, İstanbul’un batan güneşine ve Boğaz’ın serin sularına bakarak kadehlerini kaldırdılar. Karahan Lisesi’nin küllerinden, yalanların ve yangınların içinden yepyeni, tertemiz bir gelecek doğmuştu.

​Gecenin karanlığı bu kez korku değil, huzur getiriyordu.

​SON.

Bölüm sonu

16 yorum