İçeriğe geç

100Yedi (YY)

Bölüm 15 · 3 dk okuma

100Yedi (YY)

Bölüm 15

Kardeş Kanı

BÖLÜM 15: Kardeş Kanı

​Villanın çalışma odasındaki beyaz halı, Emir’in karnından sızan kırmızı kanla hızla boyanıyordu. Emir, acıyla geriye doğru sendeleyip duvara yaslandı. Nefes almakta zorlanıyordu; dikişleri zaten yeni iyileşiyordu ve bu darbe her şeyi altüst etmişti.

​Ateş, elindeki kanlı sustalıya bakarken titremeye başladı. Gözleri dehşetle açılmıştı. Can düşmanı sandığı, ama onu her seferinde ölümün kıyısından çekip alan bu çocuğu kendi elleriyle bir kez daha bıçaklamıştı. Bıçak elinden düşüp yere kapaklanırken Ateş anında Emir’in yanına çöktü.

​"Hayır, hayır, hayır..." diye sayıkladı Ateş, elleriyle Emir’in yarasının üzerine bastırarak. "Ben istemedim... Yemin ederim istemedim. Neden araya girdin Ankaralı? Neden?!"

​Emir acıyla gülümsedi. Bilinci yavaş yavaş bulanıklaşırken, elini kaldırıp Ateş’in titreyen omzuna koydu. İçinden, Çünkü sen katil olma diye kardeşim... Çünkü seni canımdan çok seviyorum, demek geçti. Ama yine sustu. "Katil... olmayı hak etmeyecek bir kadın için... hayatını yakma istedim, Ateş," dedi zorlukla öksürerek.

​Tam o sırada dışarıdan araba sesleri geldi. Elif Karahan kaçarken çoktan polisi ve ambulansı aramıştı; suçu tamamen Ateş’in üzerine yıkmak istiyordu.

​Emir, Ateş’in gözlerinin içine baktı. "Kaç buradan... Ateş, git! Eğer seni burada benimle bulurlarsa, o belgelerle birlikte seni tamamen bitirecekler. Git!"

​Ateş ilk defa gözyaşlarını gizlemedi. "Seni burada bırakmam!"

​"Git diyorum sana!" diye kükredi Emir son gücüyle ve Ateş’i itti. "Ben iyiyim, bana bir şey olmaz. Kaç!"

​Ateş, dışarıdan yaklaşan siren seslerini duyunca çaresizlikle yerdeki bıçağını aldı ve odanın gizli bölmesindeki pencereden kendini karanlığın, yağmurlu İstanbul gecesinin içine bıraktı. Ambulans içeri daldığında, Emir halının üzerinde yarı baygın halde yatıyordu.

​Ertesi sabah Karahan Lisesi tam anlamıyla yıkılmıştı. Emir’in yeniden hastaneye kaldırıldığı, Ateş’in ise her yerde polis tarafından "adam yaralamaktan" arandığı haberi okula bomba gibi düşmüştü.

​12-A sınıfının kapısı açıldığında içeriye gözleri ağlamaktan şişmiş, perişan halde Ecem girdi. Emir ile son konuşmalarında ona "Bir daha sakın karşıma çıkma" dediği için vicdan azabıyla kavruluyordu. Sırasına oturdu, başını kollarına gömüp hıçkırıklara boğuldu.

​Sıla, yan sıradan kalkıp Ecem’in yanına geldi. Elini onun omzuna koydu. "Ecem... Ateş nerede, bir haber var mı?" diye sordu, sesinde derin bir korku vardı. Sıla, Ateş’in o karanlık ama sadık aşkını hissettiğinden beri onun için endişeleniyordu.

​Ecem başını kaldırdı. "Bilmiyorum Sıla... Annem her şeyi abimin üzerine yıktı. Emir’i bıçaklayan abimmiş güya. Ama ben inanmıyorum! Abim zorbadır ama katil değil!"

​O sırada yanlarında oturan Ada sakızını masaya bıraktı, yüzü ciddiydi. "O villada dün gece başka bir şey olmuş. Bence o Ankara’dan gelen çocuk her şeyi biliyor. Ecem, hastaneye gidip Emir'le konuşman lazım."

​Aynı günün akşamı, İstanbul’un arka sokaklarındaki terk edilmiş, paslı bir vagonun içinde Ateş tek başına saklanıyordu. Omzu, sırtı, ruhu acı içindeydi. Annesi onu feda etmişti, babası hapisteydi, sevdiği kız ona acıyordu ve o, kendisini koruyan tek insanı, Emir’i vurmuştu.

​Vagonun kapısı yavaşça aralandı. Ateş anında sustalısını çıkardı ama içeri giren kişi Sıla’ydı!

​Sıla, Ateş’in okul çıkışlarında bazen tek başına gelip oturduğu bu gizli yeri Ada sayesinde bulmuştu. Elinde küçük bir ilk yardım çantası vardı.

​"Senin ne işin var burada?" diye tısladı Ateş, sesini sert tutmaya çalışsa da gözleri parladı.

​Sıla yavaş adımlarla ona yaklaştı, elindeki çantayı yere bıraktı. "Seni polise ihbar etmeye gelmedim Ateş. Yaralı olduğunu biliyorum," dedi ve Ateş’in yanına çöktü. Ateş’in sargısı kanayan omzunu açıp pansuman yapmaya başladı.

​Ateş, Sıla’nın ona bu kadar yakın olmasına, yaralarını sarmasına inanamıyordu. "Benden korkmuyor musun? Ben bir canavarım Sıla. Herkesi bıçaklıyorum, babam beni bodrumlara kilitliyordu çünkü ben bir evlatlığım."

​Sıla, Ateş’in yanağına elini koydu. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. "Sen canavar değilsin Ateş. Sen sadece hiç sevilmemişsin... Ben senin yanındayım," dedi.

​Ateş daha fazla dayanamadı ve Sıla’yı kolları arasına alıp hıçkırıklarla ağlamaya başladı. İki genç vagonun içinde birbirine tutunurken, dışarıda onları izleyen bir çift göz vardı.

​Ankara’daki o gizemli üvey babanın tuttuğu tetikçi, elindeki telefonla onları kaydediyordu. Telefonu kulağına götürdü: "Efendim, Ateş burada. Sıla adındaki kızla birlikte. Emir ise hastanede uyandı."

​Telefondaki ses hastalıklı bir şekilde güldü: "Harika... Emir’e söyleyin, eğer o asıl belgeleri bu gece annesinin gizli kasasından alıp bana getirmezse, kardeşi Ateş ve aşık olduğu kız Sıla o vagonda kül olacak."

Bölüm sonu

6 yorum