BÖLÜM 13: Yangın Yeri
Kimya laboratuvarının kapısından sızan siyah dumanlar koridoru kaplarken, 12-A sınıfı tamamen birbirine girmişti. Ada, kapının önünde çaresizce ağlıyor; Miray ise koridorun köşesinde, elindeki kibrit kutusunu sıkarak yaptığı deliliğin şokuyla titriyordu.
Ateş, sargılı omzundan sızan kana aldırmadan alev alev yanan ahşap kapıya omuz attı. GÜM! Kapı milim oynamadı. İçeriden Sıla’nın öksürükleri ve soluk feryatları geliyordu.
"Sıla! Çekil kapının önünden!" diye kükredi Ateş. Sesi koridorda yankılanırken, içindeki Sıla aşkı onu korkusuz bir canavara dönüştürmüştü.
Emir, Ateş’in omzundaki yarayı daha fazla zorlamaması için onu arkaya doğru çekti. Dün gece öğrendiği o büyük sır kalbini yakıyordu. Karşısındaki bu çocuk onun öz kardeşiyken, onu tehlikeye atamazdı. "Ateş geri dur, dikişlerin patlayacak! Birlikte vuracağız!"
İki kardeş, aralarındaki o gizli bağın gücüyle aynı anda kapıya yüklendiler. ÇAAAT! Kilit kırıldı ve kapı içeriye doğru yıkıldı. İçeriden yüzlerine vuran yoğun sıcaklıkla ikisi birden geriledi.
Ateş, dumanların arasına hiç düşünmeden daldı. Laboratuvar tezgahının dibine baygın halde yığılmış olan Sıla’yı gördü. Koşup kızı kucağına aldı. Sıla’nın yüzü kurum içindeydi, halsizce gözlerini aralayıp Ateş’in yüzüne baktı. "Geldin..." diye fısıldadı Sıla, bilincini kaybetmeden hemen önce.
Ateş, Sıla'yı kucağında dışarı çıkarırken, Emir de içeride patlamak üzere olan kimyasal şişelerinden birini montuyla söndürüp arkalarından çıktı. Ecem, Emir’in dışarı çıktığını görünce boynuna atıldı. "Ödüm koptu, sana bir şey olacak diye ödüm koptu!" dedi ağlayarak. Emir, Ecem’in saçlarını okşadı. Bu cehennemin içinde tek sığınağı bu kızdı.
Sıla, okulun revirinde gözlerini açtığında başında Ada ve... Ateş bekliyordu. Ada, Sıla’nın uyandığını görünce derin bir nefes aldı. "Ben bir hemşireyi çağırayım," diyerek Ateş ve Sıla’yı yalnız bırakmak için odadan çıktı.
Sıla yatağında doğruldu, pencerenin kenarında elleri arkasında duran Ateş’e baktı. "Beni sen çıkardın oradan, değil mi?"
Ateş arkasını döndü. Gözleri nemliydi. "Sana söyledim Sıla... Senin gözünden akan bir damla yaş için dünyayı yakarım dedim. O yangından seni canım pahasına çıkaracağımı biliyordun."
Sıla’nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Kalbi hâlâ Emre için sızlasa da, Ateş’in bu sarsılmaz, ölümüne sadakati içindeki bir duvarı yıkmıştı. "Neden Ateş? Ben sana hep kötü davrandım, neden ben?"
"Çünkü benim bu yalan hayatta tutunduğum tek gerçek sensin," dedi Ateş ve odadan çıktı.
Koridora çıktığında, onu bekleyen şer odaklarıyla karşılaştı. Miray, suçluluk psikolojisiyle Ateş’in önüne atıldı. "Ateş, yemin ederim ben öyle olsun istemedim! Sadece korkutmak istemiştim!"
Ateş, Miray’ın yüzüne öyle bir tiksintiyle baktı ki, Miray korkudan bir adım geri attı. "Polisler yolda Miray," dedi Ateş, sesi buz gibiydi. "Seni bu okuldan kelepçeyle çıkaracaklar. Hayatımdan tamamen defolup gittin."
Okul çıkışında gri İstanbul gökyüzü yerini tekinsiz bir karanlığa bırakmıştı. Emir, okulun arkasındaki eski futbol sahasının tellerine yaslanmış, telefonundaki o gizemli numarayı arıyordu. Ankara'daki üvey babası her kimse, artık onunla yüzleşmenin vakti gelmişti.
Telefon üç kez çaldıktan sonra açıldı. Karşı taraftaki ses, o hastalıklı, derinden gelen gülüşüyle konuştu:
"Tebrikler Emir... Kardeşinin sırtındaki izi gördün demek. Gerçeği öğrendin."
Emir dişlerini sıktı, telleri yumrukladı. "Ne istiyorsun lan bizden?! Ateş’i de beni de öldürmeye çalıştın! Ama o benim kardeşim, onu senden alacağım!"
"Alamazsın Emir..." dedi adam, sesi ciddileşerek. "Çünkü şu an öz anneniz Elif’in elinde çok büyük bir koz var. Burak Karahan hapiste olabilir ama Elif, Ateş’in evlatlık belgelerinin asıllarını saklıyor. Eğer o belgeler polise giderse, Ateş’in geçmişteki tüm o zorbalık ve yaralama dosyaları yeniden açılır ve kardeşin ömrünü hapiste geçirir. Eğer kardeşini korumak istiyorsan, Elif’in o belgeleri yok etmesini sağlamalısın. Yoksa finali ikiniz için de ben yazarım."
Telefon kapandı. Emir şok içinde kalakaldı. Öz anneleri Elif, Ateş’i hapse tıkmakla tehdit ediyordu.
Emir arkasını döndüğünde, karanlığın içinden ona doğru yürüyen Ecem’i gördü. Ecem’in gözleri şüpheyle doluydu. "Emir... Sen az önce kiminle konuşuyordun? Annem ve abim hakkında ne belgesinden bahsediyorsun?"
Emir yutkundu. Ecem’e gerçeği söyleyemezdi, çünkü Ecem hâlâ o kadını annesi sanıyordu. Ama aşkı ve kardeşinin hayatı arasında sıkışmıştı.



