BÖLÜM 12: Tren Raylarındaki Tuzak
Siyah zarf sınıfın ortasında, çamurlu zemin üzerinde bir bomba gibi duruyordu. Emir zarfı yerden alırken ellerinin titremesini gizlemeye çalıştı. İçinden çıkan kağıtta sadece bir saat ve bir konum yazılıydı: Eski Haydarpaşa Garı, Rayların Sonu. 23:00.
Ecem, Emir’in koluna yapıştı. "Gitmiyorsun değil mi? Emir, bu bir tuzak! Ankara’daki o adam seni öldürmek istiyor!"
Emir, Ecem’in endişe dolu gözlerine baktı. Kalbi ona gitme dese de, ruhu kardeşini bulmak için kavruluyordu. "Gitmek zorundayım Ecem. Yıllardır bu anı bekledim ben. Kardeşimi o canavarların elinde bırakamam."
Ateş ise sırasından tüm bu olanları sessizce, keskin bakışlarla izliyordu. "Kardeş" kelimesi içini garip bir şekilde sızlatmıştı. Kendisinin evlatlık olduğunu yeni öğrenmiş bir çocuk olarak, birinin bir kardeşi bu kadar delice araması ona yabancı ama imrenilecek bir duygu gibi geliyordu.
O sırada Sıla, arka sırada sessizce Emir’i izleyen Ateş’e baktı. Ateş’in o her zamanki sert maskesinin ardındaki yıkılmışlığı görebiliyordu. Yavaşça Ateş’in yanına yaklaştı. "Ateş... İyi misin?" diye sordu kısık bir sesle.
Ateş başını kaldırdı, Sıla’nın masum gözlerine baktı. "İyiyim miyim? Hayatım koca bir yalanmış Sıla. Ama sen benim yanımda durursan, o yalanların hiçbir önemi kalmaz."
Sıla gözlerini kaçırdı. Kalbi hâlâ Emre için atıyordu ama Ateş’in bu çaresiz aşkı karşısında ne diyeceğini bilemedi. "Kendine dikkat et, Ateş," diyebildi sadece ve yerine döndü. Miray ise bu manzarayı uzaktan izlerken kıskançlıktan delirmek üzereydi. Sıla’yı tamamen yok etmek için aklına korkunç bir fikir gelmişti.
Gece yarısına doğru eski tren garının heybetli silueti, İstanbul’un sisli karanlığında belirdi. Emir, montunun ceplerine ellerini sokmuş, terk edilmiş paslı rayların arasında yürüyordu. Sisin içinden sadece kendi ayak sesleri ve uzaklardan gelen dalga sesleri yankılanıyordu.
"Geldin demek, Ankara bebesi."
Ses, rayların hemen yanındaki eski bir vagonun içinden gelmişti. Emir hızla o yöne döndü. Vagonun kapısında, gölgelerin arasında duran adam, Emir’in Ankara’daki o acımasız üvey babasının tuttuğu kiralık tetikçiydi.
"Kardeşim nerede?!" diye kükredi Emir, cebindeki sustalıya elini atarak.
Adam haince güldü. "Kardeşin sana çok yakın Emir. Ama sen onu göremeyecek kadar körsün. Ankara'daki babanın selamı var. 'Tek çocuk olarak kalması daha iyiydi' dedi."
Adam aniden ceketinin içinden susturuculu bir silah çıkardı ve Emir’e doğrulttu. Emir kaçacak yer ararken sisin içinden bir gölge fırladı.
Bu, gizlice Emir’i takip eden Ateş’ti!
"Emir, yat yere!" diye bağırdı Ateş.
PÜFF! PÜFF! Susturuculu silahtan çıkan kurşunlar paslı vagonun sacına çarpıp kıvılcımlar çıkardı. Ateş, adamın üzerine tam bir kaplan gibi atıldı. İki adam rayların üzerinde boğuşurken, adamın elindeki silah yere düştü.
Ateş adamı yumruklarken, adam cebinden bir bıçak çıkarıp Ateş’in omzuna sapladı! Ateş acıyla inleyerek geriledi. Adam kaçmak için hamle yapacakken, Emir yerdeki silahı kaptı ve havaya ateş etti. GÜMM!
"Dur dedim!" diye bağırdı Emir.
Adam arkasına bakmadan karanlık sisin içinde kayboldu. Emir hemen Ateş’in yanına koştu. Ateş omzunu tutuyordu, elinden kanlar sızıyordu. Emir, Ateş’in ceketini sıyırıp yaraya bakmak istediğinde, lambanın cılız ışığı altında Ateş’in omzunun hemen arkasındaki o eski, derin yara izini gördü.
Emir’in nefesi kesildi. Zihnine üvey babasının attığı o mesaj geldi: "Kardeşinin sırtındaki o yara izini hatırla... O izi ona üvey babası yaptı."
Emir, Ateş’in sırtındaki o ize bakarken gözyaşları sel oldu. Karşısında duran, onu defalarca bıçaklayan, can düşmanı sandığı bu çocuk... Yıllardır aradığı öz kardeşiydi! Gerçeği haykırmak, ona sarılmak istedi ama o gizemli adamın tehditleri zihninde yankılandı: "Eğer ona gerçeği söylersen, ikinizi de havaya uçururum." Final gününe kadar susmak zorundaydı.
"Sen..." dedi Emir, sesi titreyerek. "Sen neden geldin buraya Ateş?"
Ateş acıyla sırıttı, elini Emir’in omzuna koydu. "Bana iki can borcun vardı Ankaralı. Şimdi birini ödedim. Artık ödeştik."
Ertesi sabah okulda Miray, Sıla’yı okulun eski kimya laboratuvarına çekmek için Emre adından sahte bir mesaj atmıştı. Sıla, Emre’nin orada olduğunu sanarak laboratuvara girdiğinde kapı arkasından kilitlendi.
Miray elindeki kibriti çakıp laboratuvarın kapısının altından içeriye fırlattı. İçerideki yanıcı maddeler anında alev aldı. "Şimdi gör bakalım Ateş seni mi kurtaracak, yoksa o ezik Emre’yi mi!" diye bağırdı Miray delirmis gibi.
Aynı anda okul koridorunda yürüyen Emir ve omzu sargılı Ateş, laboratuvar yönünden gelen dumanları fark ettiler. Ecem de arkalarından koşuyordu.
"Sıla içeride!" diye bağırdı Ada, koridorda çılgınlar gibi koşarak. "Miray onu içeri kilitledi!"
Ateş, Sıla’nın adını duyunca yarasının acısını unutup alevlerin içine doğru fırladı. Emir de arkasından koştu. İki kardeş, alevler altındaki laboratuvar kapısına dayandılar.
Kapı alevler içindeydi ve içeriden Sıla’nın çığlıkları yükseliyordu: "Ateş! Kurtar beni!"




