İçeriğe geç

100Yedi (YY)

Bölüm 10 · 3 dk okuma

100Yedi (YY)

Bölüm 10

Fırtına Öncesi Sessizlik

BÖLÜM 10: Fırtına Öncesi Sessizlik

​Okul bahçesindeki kalabalığın ortasında Emir ve Ecem hâlâ el ele tutuşuyordu. Ecem’in parmakları titriyordu ama Emir’in elini öyle bir sıkmıştı ki, sanki bıraksa bu yalanlar denizinde boğulup gidecekti.

​Ateş, Mehmet’i yumruklamaktan kan içinde kalmış ellerini ceketinin cebine soktu. Adımlarını Emir ve Ecem’e doğru yöneltti. Tam önlerinde durduğunda, gözleri önce birleşik ellerine, sonra Emir’in dik duruşuna kaydı.

​"Her şeyi darmadağın ettin Ankaralı," dedi Ateş, sesi fırtınadan hemen önceki o uğursuz rüzgar gibiydi. "Müdürü aldılar. Ama unuttuğun bir şey var. Burak Karahan’ı o kadar kolay kelepçeleyemezler. O adam dışarıda olduğu sürece hiçbirimiz güvende değiliz."

​Emir, Ecem’in elini daha da sıkı kavradı. "Biliyorum. Ama o adamın da sırası gelecek Ateş. Kendi öz kızını ve... ve seni o bodrumda yakmaya kalkan bir adam hapishaneyi fazlasıyla hak ediyor."

​Ateş "öz kızını" kelimesini duyduğunda duraksadı. Emir yine dolaylı yoldan Ateş'in o aileye ait olmadığını ima etmişti ama Ateş’in zihni o kadar doluydu ki bu ince detayı yine kaçırdı. Arkasını dönüp giderken, Sıla’nın ona uzaktan, hayatında ilk defa nefretle değil, garip bir acımayla baktığını gördü.

​Sıla, Ateş’in dün çardakta söylediği o sözleri unutamıyordu: "Senin gözünden akan tek bir damla yaş için tüm dünyayı yakarım." Ateş sapık, zorba ve tehlikeliydi; ama Sıla içten içe onun ne kadar yalnız ve kırık bir çocuk olduğunu ilk kez hissetmişti. Yine de kalbi Emre için çarpıyordu ve bu durum canını yakıyordu.

​Aynı günün akşamı, Karahan villasında tam bir hayaletli ev havası vardı. Polisler evi basmış, Burak Karahan’ın şirket hesaplarını ve bilgisayarlarını incelemek üzere mühürlemişlerdi. Ancak Burak Karahan ortada yoktu; polislere yakalanmadan önce tüymeyi başarmıştı.

​Elif Karahan, salonun ortasında çılgınlar gibi dönüyor, viski bardağını duvara fırlatıp duruyordu. "Bittik... Her şey bitti!" diye çığlık attı.

​O sırada kapı açıldı ve içeri Ecem ile Ateş girdi. Elif, çocuklarını görür görmez adeta delirmiş gibi üzerlerine yürüdü. Özellikle Ateş’in yakasına yapıştı. "Hepsi o Ankara’dan gelen pislik yüzünden! Ve sen... Sen onu o bodrumdan kurtardın değil mi? Evlatlık dediysek besledik büyüttük, nankör köpek!"

​Ateş donakaldı. "Evlatlık mı?" dedi, sesi fısıltı gibi çıktı.

​Elif ağzından kaçırdığı şeyin şokuyla geri adım attı ama artık çok geçti. Ateş’in gözlerindeki o son parlaklık da söndü. Yıllardır babasından yediği dayaklar, o bodrum katı kilitleri, annesinin umursamazlığı... Her şey tek bir kelimeyle anlam kazanmıştı: Evlatlık.

​Ateş hiçbir şey söylemeden, arkasını dönüp evden fırladı. Ecem arkasından "Ateş! Dur!" diye bağırdı ama Ateş karanlığın içinde çoktan kaybolmuştu. Ecem gözyaşları içinde telefonuna sarıldı ve rehberden o ismi seçti: Emir.

​Gece yarısı, İstanbul’un soğuk dalgalarının dövdüğü ıssız bir kayalıkta Ateş tek başına oturuyordu. Elinde bir içki şişesi vardı, gözlerinden ilk defa yaşlar süzülüyordu. Hayatı koca bir yalandan ibaretti.

​Tam o sırada arkasından gelen ayak seslerini duydu. Gelen Miray değildi, ya da Sıla da değildi.

​Karanlığın içinden elinde parıldayan bir silahla Burak Karahan çıktı. Yüzü delirmis gibiydi, sakalları birbirine karışmıştı.

​"Baba?.." dedi Ateş, ayağa kalkarak.

​"Bana baba deme nankör!" diye kükredi Burak, silahı Ateş’in tam alnına doğrultarak. "Fatih her şeyi polise anlatmış. Şirketlerim, paralarım gitti! Hepsi senin o bodrumdan çıkıp gitmen yüzünden. Madem benim oğlum değilsin, o zaman bu gece bu kayalıklarda gebereceksin!"

​Burak tetiğe basmak üzereyken, gecenin karanlığında bir el uzandı ve Burak’ın silah tutan bileğini kavradı.

​Bu, Ecem’den haberi alır almaz şehri altüst edip Ateş’i bulmaya gelen Emir’di!

​"Bırak onu!" diye bağırdı Emir, Burak’la amansız bir boğuşmaya girerken. Silah havaya doğru ateş aldı. GÜMM!

​Ateş şok içinde iki adamın boğuşmasını izlerken, Burak Emir’i sertçe yere fırlattı. Silahı bu kez yerdeki Emir’e doğrulttu. "Önce seni bitireceğim Ankara faresi!" dedi.

​Ateş, Emir’in hayatının tehlikede olduğunu görünce içindeki o canavarı serbest bıraktı. Kayalıklardan kaptığı keskin bir taşla Burak’ın üzerine atıldı.

Bölüm sonu

5 yorum