BÖLÜM 10: Fırtına Öncesi Sessizlik
Okul bahçesindeki kalabalığın ortasında Emir ve Ecem hâlâ el ele tutuşuyordu. Ecem’in parmakları titriyordu ama Emir’in elini öyle bir sıkmıştı ki, sanki bıraksa bu yalanlar denizinde boğulup gidecekti.
Ateş, Mehmet’i yumruklamaktan kan içinde kalmış ellerini ceketinin cebine soktu. Adımlarını Emir ve Ecem’e doğru yöneltti. Tam önlerinde durduğunda, gözleri önce birleşik ellerine, sonra Emir’in dik duruşuna kaydı.
"Her şeyi darmadağın ettin Ankaralı," dedi Ateş, sesi fırtınadan hemen önceki o uğursuz rüzgar gibiydi. "Müdürü aldılar. Ama unuttuğun bir şey var. Burak Karahan’ı o kadar kolay kelepçeleyemezler. O adam dışarıda olduğu sürece hiçbirimiz güvende değiliz."
Emir, Ecem’in elini daha da sıkı kavradı. "Biliyorum. Ama o adamın da sırası gelecek Ateş. Kendi öz kızını ve... ve seni o bodrumda yakmaya kalkan bir adam hapishaneyi fazlasıyla hak ediyor."
Ateş "öz kızını" kelimesini duyduğunda duraksadı. Emir yine dolaylı yoldan Ateş'in o aileye ait olmadığını ima etmişti ama Ateş’in zihni o kadar doluydu ki bu ince detayı yine kaçırdı. Arkasını dönüp giderken, Sıla’nın ona uzaktan, hayatında ilk defa nefretle değil, garip bir acımayla baktığını gördü.
Sıla, Ateş’in dün çardakta söylediği o sözleri unutamıyordu: "Senin gözünden akan tek bir damla yaş için tüm dünyayı yakarım." Ateş sapık, zorba ve tehlikeliydi; ama Sıla içten içe onun ne kadar yalnız ve kırık bir çocuk olduğunu ilk kez hissetmişti. Yine de kalbi Emre için çarpıyordu ve bu durum canını yakıyordu.
Aynı günün akşamı, Karahan villasında tam bir hayaletli ev havası vardı. Polisler evi basmış, Burak Karahan’ın şirket hesaplarını ve bilgisayarlarını incelemek üzere mühürlemişlerdi. Ancak Burak Karahan ortada yoktu; polislere yakalanmadan önce tüymeyi başarmıştı.
Elif Karahan, salonun ortasında çılgınlar gibi dönüyor, viski bardağını duvara fırlatıp duruyordu. "Bittik... Her şey bitti!" diye çığlık attı.
O sırada kapı açıldı ve içeri Ecem ile Ateş girdi. Elif, çocuklarını görür görmez adeta delirmiş gibi üzerlerine yürüdü. Özellikle Ateş’in yakasına yapıştı. "Hepsi o Ankara’dan gelen pislik yüzünden! Ve sen... Sen onu o bodrumdan kurtardın değil mi? Evlatlık dediysek besledik büyüttük, nankör köpek!"
Ateş donakaldı. "Evlatlık mı?" dedi, sesi fısıltı gibi çıktı.
Elif ağzından kaçırdığı şeyin şokuyla geri adım attı ama artık çok geçti. Ateş’in gözlerindeki o son parlaklık da söndü. Yıllardır babasından yediği dayaklar, o bodrum katı kilitleri, annesinin umursamazlığı... Her şey tek bir kelimeyle anlam kazanmıştı: Evlatlık.
Ateş hiçbir şey söylemeden, arkasını dönüp evden fırladı. Ecem arkasından "Ateş! Dur!" diye bağırdı ama Ateş karanlığın içinde çoktan kaybolmuştu. Ecem gözyaşları içinde telefonuna sarıldı ve rehberden o ismi seçti: Emir.
Gece yarısı, İstanbul’un soğuk dalgalarının dövdüğü ıssız bir kayalıkta Ateş tek başına oturuyordu. Elinde bir içki şişesi vardı, gözlerinden ilk defa yaşlar süzülüyordu. Hayatı koca bir yalandan ibaretti.
Tam o sırada arkasından gelen ayak seslerini duydu. Gelen Miray değildi, ya da Sıla da değildi.
Karanlığın içinden elinde parıldayan bir silahla Burak Karahan çıktı. Yüzü delirmis gibiydi, sakalları birbirine karışmıştı.
"Baba?.." dedi Ateş, ayağa kalkarak.
"Bana baba deme nankör!" diye kükredi Burak, silahı Ateş’in tam alnına doğrultarak. "Fatih her şeyi polise anlatmış. Şirketlerim, paralarım gitti! Hepsi senin o bodrumdan çıkıp gitmen yüzünden. Madem benim oğlum değilsin, o zaman bu gece bu kayalıklarda gebereceksin!"
Burak tetiğe basmak üzereyken, gecenin karanlığında bir el uzandı ve Burak’ın silah tutan bileğini kavradı.
Bu, Ecem’den haberi alır almaz şehri altüst edip Ateş’i bulmaya gelen Emir’di!
"Bırak onu!" diye bağırdı Emir, Burak’la amansız bir boğuşmaya girerken. Silah havaya doğru ateş aldı. GÜMM!
Ateş şok içinde iki adamın boğuşmasını izlerken, Burak Emir’i sertçe yere fırlattı. Silahı bu kez yerdeki Emir’e doğrulttu. "Önce seni bitireceğim Ankara faresi!" dedi.
Ateş, Emir’in hayatının tehlikede olduğunu görünce içindeki o canavarı serbest bıraktı. Kayalıklardan kaptığı keskin bir taşla Burak’ın üzerine atıldı.



