Sabah iki saatlik uykumdan uyanmış yatakta geriniyordum. Annem aniden odama girdi. "Miraç, hazırlanamadın mı hala? Abin seni bekliyor. Okula bırakacak seni." Annemin sesiyle yataktan kalkıp banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp mutfakta masanın üzerindeki tostu aldım. Odama doğru tostu yiyerek giderken abimin, "Hadi, oğlum. İki saattir bir bok yapamadın." diyen sesini duydum.
"Ben önemli adamım, abi. Aceleye gelemiyorum." dememle başımın arkasına tokadını geçirdi. "Of tamam be!" Söylenip odamda üzerimi giyindim, çantamı ve telefonumu alıp çıktım. Ayakkabılarımı giydikten sonra şapşal bir sırıtışla annemin yanağını sıktım. "Görüşürüz, valide sultan."
"Ay, yapma Miraç! Sabah sabah insanın asabını bozuyorsun." Onun söylenmelerine kulak asmadan merdivenden indim. Babamın halasına yakalanmadan binayı terk etmem gerekiyordu. Babamın halası ve oğlu bizimle aynı binada yaşıyordu. Biz beşinci katta onlar üçüncü katta. Ve hayatımda o kadını sevdiğim hiçbir anı hatırlamıyorum. Daha on yedi yaşındayım, beni torununa almaya çalışıyor. Kaçıncı yüzyılda kaldın acaba, Döndü Hala? Döndü döndü, duramadı.
Abimin arabasına binip kulaklığımı taktım. "Bir kere de abinle sohbet etmeyi tercih etsen şaşarım, velet." Bana yandan bir bakış attığında ona orta parmak çekmem büyük bir hataydı. Karın boşluğuma elini geçirdiğinde nefessizce gülmeye başladım. Malım çünkü.
Okula vardığımızda arabadan inip okula doğru yürüyen arkadaşım Ege'nin sırtına atladım. "Ya orospu çocuğu! Kes şunu dedim sana! Omuriliğim zedelendi senin yüzünden!" Sırtından inip yanında yürümeye başladım. Kolumu omzuna attım. "Oyunda ağlayanın başı kel olurmuş, Ege." Bilmiş bir ifadeyle söylediklerimle bana ters ters baktı. "Mal, oyun mu oynuyoruz sence?" dediğinde "Hayat da bir oyun değil mi, Ege?" dedim. Ege tam "Sikeceğim senin oyununu da-" derken onu susturdum. Elimle ağzını kapattım ve kaşlarım çatık bir şekilde çenemle okul bahçesinde konuşup gülüşen bir grubu gösterdim. "Ne iş bunlar?"
Ege anlamaz bir şekilde gruba, sonra da bana baktı. "Ne ne iş? Noldu, oğlum? Mal gibi kaldın." Onu yine susturdum. "Bu koduğumun Giray'ı yine napıyor bu kızın dibinde?" Ege kolumu ittirdi. "Yarram sana ne? Kız senin sevgilin mi? Değil. Kız seni tanıyor mu? Hayır. O zaman sana ne?"
Gürültüden dolayı grup bize bakmaya başladı. "Şerefsiz, ondan mı bahsediyorum ben?! Şu Giray'ın yanındaki Kerim'in kız kardeşi değil mi?" Ege çaktırmadan gruba bakmaya çalıştı. Şaşkınlıkla "He, o lan. Ne yapacağız?" dedi. Tekrar elimi omzuna attım. "Ne bileyim ben? Abisi ben değilim valla. Gidelim biz, boşver ya. Siktir et, Kerim öğrenince döver Giray'ı zaten." Ben okula doğru yürürken beni kolumdan tutup durdurdu. "Yine ne var, beynini sevdiğim?"
"Oğlum, biz gidelim, kızı abin nerede muhabbetiyle alıp okula sokalım. Kız bizim de kardeşimiz değil mi? Sahip çıksana oğlum kardeşine." Dedikleriyle gözlerimi devirdim, ikimiz birlikte gruba doğru yürümeye başladık. Sırıtıp "Muhabbetiniz bol olsun, arkadaşlar." dedim. Giray homurdanıp "Sen gelmeden önce gayet iyiydi." dedi. Gözümün ucuyla ona baktıktan sonra Kerim'in 10. sınıfa giden kardeşi Derin'e döndüm. "Abin nerede, Derin? Birlikte geliyorsunuz sanıyordum." Derin saçını düzeltti ve ellerini montunun cebine attı. "Bugün geç geleceğini söyledi. Kumsal'la kavga etmişler galiba. Modu düşüktü biraz."
Ege ile hemen moda girdik. Ege şaşkınlıkla "Aa, cidden mi? Bize hiç söylemedi." deyince hemen arka çıktım. "Kumsal da bana hiç söylemedi. İkisi tarafından da ghostlanmışım, iyi mi?" Kumsal benim kuzenimdi, teyzemin kızı.
Derin "Tam olarak ne olduğunu ben de bilmiyorum." dediğinde konuyu değiştirmeye yönelik "Her neyse ya, sen şimdi Tyt çalışıyorsun, değil mi? Sınıfta benim dolabımda 10. sınıf Kimya konu anlatım kitabı vardı. Vereyim mi onu ben sana?" dedim. Giray da durur mu hemen atladı konuya. "Hayret, sen ne zaman ders çalıştın? Geçen sene denemelerde sonlarda yüzüyordun." Gözlerimi kısıp ona baktım. "O geçen seneydi, sen bu sene gör beni. Hem sana ne lan? İster ders çalışırım ister gider babamın restoranında çalışırım. Sana ne lan?" Adını bilmediğim kızlardan biri yüzündeki bir ton makyaja bakmama sebep olup konuştu. "Babanın restoranı mı var? Ne restoranı?" Ama Ege çenesini tutamadı. "Maşallah filli boya gibisiniz." O an o kadar komiğime gitmişti ki kahkahalara boğuldum. Kız bozulup okula girdiğinde grup da bizim yüzümüzden bahçeden dağılmış oldu.
Okula girip bizim sınıfın katına çıktık. İşte günün rezalet geçeceğinin göstergesi olan kanıtlar da önünden geçtiğimiz öğretmenler odasının açık kapısından gözüküyordu: Deneme.
---