Sabahın ilk saatleriydi. Saat henüz yediye yaklaşırken mahalle uyanmaya başlıyordu. Sokaklar gri bir sabah ışığıyla doluydu; gece boyunca yağan ince yağmur kaldırımları ıslatmış, hava ağır bir sessizliğe bürünmüştü.
Mahallenin çöp kamyonu her zamanki gibi sokağa girdi. Kamyon yavaşça ilerlerken, elinde süpürgesiyle yürüyen belediye işçisi bir an durdu. Sokak lambasının altındaki kaldırımda bir şey dikkatini çekmişti.
Bir insan.
Yerde hareketsiz yatıyordu.
Adam önce yaklaşmaya çekindi, sonra birkaç adım attı. Yüzü bir anda bembeyaz kesildi.
“Abi… abi gel buraya diye bağırdı kamyonun yanındaki arkadaşına.
"Ölmüş mü lan kız" diye baktı korkar gözlerle.
Birkaç saniye sonra mahallede sessizlik kalmadı. Telefonla yapılan kısa bir ihbarın ardından uzaklardan siren sesleri yükselmeye başladı. Önce bir ambulans, ardından polis araçları sokağa girdi. Mavi kırmızı ışıklar sabahın solgun ışığını kesip sokağı kapladı.
Mahalleli yavaş yavaş pencerelere çıktı. Perdeler aralandı, fısıltılar başladı.
Polis şeridi çekildi.
Ambulans görevlileri kısa bir kontrol yaptı ama başlarını üzgün şekilde salladılar. Artık yapılabilecek bir şey yoktu.
Bir polis memuru telsizine eğildi.
"Merkez, olay yerinde genç bir kadın ölü bulundu. Savcılık bilgilendirilsin"
Yaklaşık yarım saat sonra siyah bir araç sokağın başında durdu. Kapı açıldı ve Savcı Betül araçtan indi. Uzun pardösüsünü düzelterek olay yerine doğru yürüdü. Yüzü ciddi ve soğuktu; ama gözleri çevredeki her detayı dikkatle inceliyordu.
Yanına bir başkomiser yaklaştı.
"Günaydın savcım. Kimliği henüz netleşmedi ama mahalledekiler Ela diye biri olduğunu söylüyor"
Betül yerdeki kan izlerine, ardından sokağın ilerisine doğru uzanan birkaç damlaya baktı.
"Burada değil" dedi yavaşça.
Başkomiser kaşlarını çattı.
"Efendim"
Betül başını kaldırıp mahallenin çıkışındaki eski binalara doğru baktı.
"Bir şey olmuş. Olayın başlangıcı burada değil."
Tam o sırada başka bir araç daha sokağa girdi. Araçtan hızlı adımlarla bir adam indi. Üzerinde koyu renk bir mont vardı ve elinde bir dosya taşıyordu.
Başkomiser gülümseyerek Betül’e döndü.
“Savcım, siz istemiştiniz Miraç bey geldi.”
Miraç polis şeridinin altından geçip yanlarına geldi.
"Sabah sabah çağırdınız savcım, ciddi bir şey olmalı"
Betül gözlerini yerdeki genç kadına çevirdi, sonra Miraç’a baktı.
“Ciddi demek az kalır.”
Bir an durdu.
"Sadece bir ölüm değil bu"
Miraç dosyayı kapattı.
"Ne düşünüyorsunuz"
Betül sokağın ucundaki terk edilmiş binaları işaret etti.
"Bu kızın hikâyesi burada bitmiş olabilir… ama başlamış olduğu yer başka"
Sabahın gri ışığı yavaş yavaş mahalleyi aydınlatırken polisler çevredeki evlere dağılmaya başlamıştı. Kapılar çalınıyor, pencerelerden bakanlara sorular soruluyordu. Kimileri başını sallıyor, kimileri "görmedik, bilmiyoruz" diyerek içeri çekiliyordu.
Savcı Betül olay yerinin biraz ilerisinde durmuş, sokağı izliyordu. Yanında Miraç vardı. Polisler bir yandan fotoğraflar çekiyor, bir yandan da mahallede tanıyan biri olup olmadığını araştırıyordu.
Tam o sırada sokağın başından bir çocuk bisikletiyle geçiyordu. Polis şeridini ve kalabalığı görünce yavaşladı. Gözleri yerde yatan bedene takıldı.
Bir anda yüzü değişti.
"Ela abla"
Çocuğun sesi sokağın içinde yankılandı.
Betül hemen ona doğru döndü.
"Gel buraya evladım" dedi yumuşak bir sesle. Çocuk çekinerek yaklaştı. Gözleri hâlâ yerdeydi.
"Tanıyor musun onu" diye sordu Betül.
Çocuk başını salladı.
"Evet tanıyorum. Bizim mahalleden Ela abla o."
Betül kısa bir an durdu.
"Ailesi var mı, kimi kimsesi"
Çocuk biraz düşündü.
"Bir annesi var, bir de çok yakın beş arkadaşı. Hep birlikte gezerler"
Sonra gözleri tekrar yere kaydı.
"Abla öldü mü o"
Betül derin bir nefes aldı. Sesini mümkün olduğunca sakin tuttu.
"Malesef"
Çocuğun gözleri doldu.
“Nasıl yani öldü mü gerçekten"
Betül cevap vermedi. Sadece başını hafifçe eğdi.
"Evini biliyor musun" diye sordu ardından.
Çocuk hemen konuşmaya başladı.
"Şu aşağıdaki sokaktan dönünce sarı bir bina var. Üç katlı. Kapısı kahverengi. Orada oturuyorlar."
Betül başını salladı.
"Teşekkür ederim."
Kısa süre sonra Betül, Miraç ve birkaç polis memuru tarif edilen adrese doğru yürümeye başladı. Mahallenin dar sokaklarından geçtiler. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen bazı pencerelerden insanlar onları izliyordu.
Sarı binanın önünde durdular.
Betül kapıya yaklaştı ve zile bastı. Bir kez.Sonra bir kez daha. Sessizlik. Kapı açılmadı.
Bir polis tekrar zile bastı. İçeriden hâlâ bir hareket yoktu.
Tam o sırada alt kattaki kapı gıcırdayarak açıldı. Orta yaşlı bir kadın başını uzattı.
"Kime bakmıştınız"
Betül kadına döndü.
"Üst katta oturan komşunuzu arıyoruz. Kapıyı açan yok. Nerede olduğunu biliyor musunuz"
Kadın dudak büktü.
"Kim bilir hangi meyhanede pek gelip gitmez eve köye de girdiği yok. Ama neden soruyorsunuz"
Betül birkaç saniye sustu.
"Mahallenin çıkışında bir ceset bulundu. İsmi Ela Kadının yüzü bir anda bembeyaz oldu.
"Ne, Ela mı"
Elini ağzına kapattı.
"Nasıl olmuş, kim yapmış, kim kıydı kıza"
Kadın gözyaşlarına boğuldu.
"Ela yavrum, babasız sahipsiz yavrum, anası da zaten ilgilenmezdi doğru düzgün. Sonu böyle olacağı belliydi"
Betül kadını dikkatle izledi.
"Biz de onun peşindeyiz hanımefendi. Annesine ulaşmamız gerekiyor. Babası falan nerede biliyor musunuz"
Kadın başını salladı.
"Babası yıllar önce öldü. Anası bazen gelir bazen gelmez"
Betül arkasındaki polislere döndü.
"Hanımefendinin yanına gidin. Telefon numarası, herhangi bir bilgi varsa alın"
Polislerden ikisi kadınla birlikte içeri girdi.
Betül tekrar kadına döndü.
"Beş tane çok yakın arkadaşı varmış. Onların evini biliyor musunuz"
Kadın biraz düşündü.
"Birini biliyorum. Seda. İki mahalle üstte oturuyor. Elimle gösteririm hatta. Elimle tanırım çünkü eltimle aynı binada"
Betül başını salladı.
"Tamam, sağ olun"
Sonra Miraç’a döndü.
"Yukarı doğru çıkalım. Bakalım bu çocuklar nerede"
Yolda yürürlerken Miraç sessizliği bozdu.
"Savcım açık konuşayım mı"
Betül ona baktı.
"Söyle."
“Bana intihar gibi görünüyor.”
Betül birkaç adım durdu.
"İntihar ama durduk yere intihar eden birini gördün mü sen hiç"
Miraç omuz silkti.
"Kaç yıldır bu meslekteyim Miraç keza sende öyle "
“Savcım kendine hiç acımamış resmen. Kollarının halini görmediniz mi. İnsan kendine bunu nasıl yapar"
Betül yürümeyi bıraktı.Bir an sokağın boşluğuna baktı. Sonra yavaşça konuştu.
“Bunu kendine yapan bir insana kim bilir neler yaşattılar Miraç"
Rüzgâr sokağın içinden geçti. Betül gözlerini kaldırdı.
"Dur bakalım"
"Bu işin sonu nereye gidecek"
Kadının tarif ettiğin sokağa girdiler. Betül , Miraç ve polis bir kaç dükkana durumu anlattı. Kimisi Elayı tanıyor ve duyduğunda şaşırıp üzülmüştü. Kimisi pek oralı bile olmadı " bilmiyorum ben kimseyi tanımıyorum " diyip kapılarını örttü.
En son sordukları bakkal Sedanın evini tarif etti , evinin kapısının önüne geldiler . Betül zile bastı , kapıyı otuzlu yaşlarında bir kadın çaldı Sedanın annesiydi.
"Buyrun kime bakmıştınız" diye sordu meraklı gözlerle
"İyi günler , ben savcı Betül bu da arkadaşım Miraç . Sedayı arıyoruz içerde mi"
"Hayır ama ben annesiyim , bir sorun mu var "
"Kızınıza ulaşmamız gerekiyor hanfendi. "
"Bir şey mi oldu lütfen korkutmayın."
"Ela " diyip duraksadı
"Ne oldu Elaya , bir şey mi yaptı."
Betül derin bir nefes aldı, kadının korkusu gittikçe artmıştı araya Miraç girdi.
"Ela bugün mahallenin çıkışında ölü bulundu hanfendi "
Kadın dengesini kaybetti düşer gibi oldu Miraç bir anda tuttu kolundan.
"Doğru değil dimi , yanlış kişidi Ela değildir emin misiniz o olduğundan."
"Malesef hanfendi "
Kadın ağlamaya başladı" kendi kızım gibi o benim, bahtsız kızım, gülmedi hiç yüzü gülmedi. O annesi olacak kadın bakmadı kızına evlat yerine koymadı onu. "
Her kelimesi göz yaşı ve hıçkırık doluydu.
"Seda ve diğer arkadaşlarına ulaşmamız gerekiyor neredeler biliyor musunuz."
"Diğer arkadaşlarının ismi nedir bu arada "
"Pınar , Berkcan , Oğuzhan ve Mert"
Kadın ağlamasını durduramıyordu bile ama zorla kendini toparladı.
"Dün gece balo vardı , okulun yıl sonu balosu. Son seneleri bu sene üç hafta sonra üniversite sınavları var. Moral olsun diye parti düzenlemişti okul dün . Seda beni aradı dün gece anne , Oğuzhanlarda kalabilir miyiz diye . Bende ailesi ile konuştum hatta sonra ilk başta izin vermedim bu duruma ama Oğuzhanın annesi kalsınlar diyince izin verdim .
"Tamam sizi ifade için çağıracağın teşekkür ederiz bu bilgiler için de son olarak Oğuzhanın evinin adresini de verebilir misiniz.
"Tabi" dedi ağlayarak.
Yanındaki polislerden biri adresi bir kağıda yazdı. Ekip arabası ile adrese doğru gittiler yolda Miraç
"Herkes duyunca ağlıyor seveni çok demekki baksana"
"Sırt dönenler de oldu gördün."
"Korkudan girmek istemediler bu işe görmüyor musun küçük mahallede. Yukarda bağırsan , aşağıdan duyulur. Biliyorlar da bilmemezliğe vuruyorlar.
"Herkes annesinin sahip çıkmamasından dert yanıyor"
"Sahip çıkanı olsa bu sabah o kız o halde olmazdı emin ol"
"Annesine de ulaşamadık hala" dedi Miraç telefondaki gelen mesajlara bakarak.
"Eninde sonunda çıkacak ortaya "
Ekip arabası sokağa girdi. Adrese geldiklerinde zile bastılar kapıyı bir adam açtı.
"Buyrun kime baktınız.
"Ben savcı Betül , Oğuzhan evde mi"
"Kim gelmiş " diye bağırdı arkadan iri yaşlı bir adam
"Savcı Betül diye biri patron"
Adam hızlıca kapıya geldi.
"Bir sorun mu var savcı hanım , döndü Miraça baktı siz kimsiniz"
"Polis memuru Miraç ben"
"Oğuzhan ve arkadaşları ile görüşmemiz gerekiyor beyfendi , neredeler"
Adamın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Bir şey mi yaptılar" diye sordu telaşla.
Savcı Betül kısa bir an durdu. Ardından sakin ama net bir sesle konuştu.
"Arkadaşlarından biri bu sabah ölü bulundu"
Adam kaşlarını çattı.
"Kim"
Betül gözlerini adamın gözlerinden ayırmadan cevap verdi.
"Ela"
Adamın yüzündeki renk çekildi.
"Ela mı"dedi şaşkınlıkla