Akşam saatleri hiç geçmek bilmedi.
Saat 18:00'de annem eve geldiğinde masaya oturdum ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalıştım. Çorba içtim, sorularına cevap verdim, hatta bir ara güldüm.
Ama aklımın içinde sürekli aynı iki cümle dönüyordu.
“Gara gel.”
“Sakın gara gitme.”
İkisinden hangisinin doğru olduğunu bilmiyordum.
Belki ikisi de yalandı.
Belki biri beni oraya çekmek, diğeri korkutup uzaklaştırmak istiyordu.
Ama bir şeyi biliyordum.
Eren'in bana bıraktığı cevap oradaydı.
Ve bir yıl boyunca ilk kez, onun ölümünün arkasındaki gerçeğe gerçekten yaklaşmıştım.
Saat 23:41'de evden çıktım.
Anneme Lara'da kalacağımı söyledim.
Yalan söylemekten nefret ediyordum.
Ama son birkaç gündür hayatımın tamamı yalanlardan oluşuyor gibiydi.
Garın bulunduğu bölgeye vardığımda hava soğuktu. Eski istasyon yıllardır kullanılmıyordu. Rayların bazıları sökülmüş, peronların çoğu otlarla kaplanmıştı.
Telefonumun fenerini açtım.
Eski binanın kapısına geldiğimde kilit kırılmıştı.
İçeri girdim.
Duvarlarda eski afişlerin parçaları vardı. Tavandan su damlıyordu.
Saatime baktım.
00:11.
Altı dakika.
Koridorun sonunda eski emanet dolaplarını gördüm.
Numaralar hâlâ duruyordu.
12.
13.
14.
15.
16.
Sonra:
17.
Anahtarı çıkardım.
Ellerim titriyordu.
Anahtarı kilide soktum.
Çevirdim.
Klik.
Dolap açıldı.
İçinde küçük bir kutu vardı.
Kutuyu aldım.
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
“Bunu bulacağını biliyordum.”
Döndüm.
Aras karşımda duruyordu.
“Beni takip mi ettin?”
“Hayır.”
“Buraya neden geldin?”
“Çünkü sana yardım etmek istiyorum.”
“Buna inanmamı mı bekliyorsun?”
Aras bir adım yaklaştı.
“Hayır.”
Kutuyu göğsüme bastırdım.
“Bunun içinde ne var?”
“Eren'in bıraktığı şeyler.”
“Sen biliyor musun?”
“Bir kısmını.”
Kutuyu açtım.
İçinden eski bir telefon, birkaç fotoğraf ve küçük siyah bir USB bellek çıktı.
Telefonun ekranı çatlamıştı.
Aras onu görünce yüzü değişti.
“Onu açma.”
“Neden?”
“Çünkü Eren o telefonda bazı şeyleri kaydetti.”
“Ne gibi?”
“Seninle ilgili.”
Kalbim hızlandı.
“Benimle ilgili ne?”
Aras cevap vermedi.
Telefonu açmayı denedim.
Şarjı olmamasına rağmen ekran bir anlığına yandı.
00:17
Sonra ekran karardı.
Bir saniye sonra yeniden açıldı.
Bu kez tek bir video dosyası vardı.
Dosyanın adı:
MIRA_14.09
Videoya dokundum.
Ekranda karanlık bir yol göründü.
Yağmur yağıyordu.
Eren kamerayı kendine çevirdi.
Yüzünde korku vardı.
“Eğer bunu izliyorsan…”
Gözlerini kameradan kaçırdı.
“Büyük ihtimalle ben öldüm.”
Boğazım düğümlendi.
Aras yanıma yaklaştı.
Videodaki Eren devam etti:
“Mira, sana söylemediğim bir şey var.”
Bir süre sustu.
“Sen o gece benimle buluşacaktın.”
Gözlerim büyüdü.
“Buluşmadın sanıyorsun.”
Eren başını iki yana salladı.
“Ama geldin.”
Telefon elimde titredi.
Eren'in sesi devam etti:
“Ve olanlardan sonra hafızanın bazı kısımlarını hatırlamaman tesadüf değil.”
Aras'a döndüm.
“Bu ne demek?”
Cevap vermedi.
Videoda Eren'in yüzü tekrar göründü.
“Eğer Mira bunları hatırlamaya başlarsa…”
Eren kameraya çok yaklaştı.
“Onu korumaya çalışma.”
Bir saniye durdu.
“Çünkü onu koruyan kişi…”
Kapının dışından metal bir ses geldi.
İkimiz de donduk.
Aras telefonu kapattı.
“Biri var.”
Ayak sesleri duyuldu.
Yavaş.
Yaklaşıyordu.
Aras kolumdan tuttu.
“Buradan çıkmamız lazım.”
“Hayır.”
“Mira.”
“Videoyu bitirmedim.”
Koridorun diğer ucunda bir gölge belirdi.
Sonra tanıdığım bir ses duyuldu.
“Videoyu bitirmenize gerek yok.”
Lara karanlıktan çıktı.
Elinde Eren'in fotoğrafı vardı.
Bize baktı.
Ve fısıldadı:
“Çünkü devamını ben biliyorum.”