Büyük toplantı odasının cam duvarları ardında, finans departmanının tüm üst düzey kadrosu yerini almıştı. Masanın en başında Devrim, her zamanki heybetli ve ulaşılmaz duruşuyla oturuyordu. Selin ise zafer kazanmış bir edayla, Asena’nın köşeye sıkışmasını izlemek için gözlerini kısmış bekliyordu.
Asena, Londra merkezli fon projesinin sunumunu bitirip derin bir nefes aldığında, Devrim planladıkları gibi elindeki kalemi masaya sertçe bıraktı. Çıkan ses odada buz gibi bir hava estirdi.
"Bu raporlar tamamen yetersiz, Asena Hanım," dedi Devrim. Sesi o kadar mesafeli ve sertti ki, Asena bir an bunun bir oyun olduğunu unutup gerçekten irkildi. Devrim, koyu renk gözlerini kadına dikerek devam etti: "Risk analizlerini göz ardı etmişsiniz. Bu amatörce sunumla yönetim kurulunun karşısına çıkabileceğinizi mi sandınız?"
Odadaki herkes nefesini tuttu. Selin’in yüzünde sinsi bir memnuniyet belirdi. Asena, rolünün hakkını vermek için gözlerini hafifçe doldurdu, dudaklarını titretti. "Devrim Bey, haftalardır bu proje üzerinde çalışıyorum. Haksızlık ediyorsunuz," dedi sesi çatallanarak.
"Burası hayır kurumu değil, Asena Hanım. Sonuç odaklı çalışırız," diye kestirip attı Devrim. Ayağa kalktı, ceketinin önünü iliklerken Selin’e döndü: "Selin Hanım, risk analizlerini siz devralın ve raporu yarına kadar masama getirin. Toplantı bitmiştir."
Devrim odadan fırtına gibi çıkarken, Asena masadaki dosyalarını aceleyle toplayıp gözyaşlarını saklamaya çalışarak kendini dışarı attı. Plan kusursuz işlemişti; Selin onların birbirine düşman olduğuna tamamen ikna olmuştu. Ancak bu oyun, hiç hesapta olmayan yeni bir aktörü sahneye çekecekti.
Asena, plazanın arka tarafındaki sakin dinlenme alanında, camdan dışarı bakıp sakinleşmeye çalışırken arkasından nazik bir ses yükseldi:
"Sana gerçekten büyük haksızlık yaptı. Kendini üzmene değmez, Asena."
Asena arkasını döndüğünde, şirketin parlayan genç avukatlarından Kaan’ı gördü. Kaan; açık kumral saçları, modern tarzı ve yardımsever tavırlarıyla ofisteki kadınların ilgisini çeken, oldukça çekici bir adamdı. Asena’ya uzun zamandır ilgi duyduğu gizli bir sır değildi.
Kaan, elindeki sıcak kahve bardağını Asena’ya uzattı ve sıcak bir tebessümle yaklaştı. "Devrim Bey’in o sert, kırıcı tavırları herkesin malumu. Ama bugün sınırları aştı. Sen bu şirketin en başarılı uzmanısın," diyerek elini teselli etmek amacıyla Asena’nın omzuna koydu. "İstersen bu akşam çıkışta bir şeyler içip dertleşebiliriz? Kafanı dağıtmaya ihtiyacın var."
Asena, Kaan’ın bu ani yakınlığından rahatsız olup bir adım geri çekilecekti ki, koridorun köşesinde beliren karaltıyı fark etti.
Devrim oradaydı.
Gözleri, Kaan’ın Asena’nın omzundaki eline kilitlenmişti. 1.90'lık cüssesiyle adeta bir duvar gibi dikildi. Kürt kökenlerinin getirdiği o deli fırtına, esmer yüzündeki tüm hatları gerdi. Yumruklarını öyle bir sıktı ki, parmak eklemleri beyazladı. Gözlerindeki koruyucu ve sahiplenici o hırçın aşiret erkeği, bir anda plaza kurallarını yırtıp atmak üzereydi. Kendi kadınına başka bir erkeğin dokunması, içindeki canavarı uyandırmıştı.
Asena, Devrim’in gözlerindeki o tehlikeli parıltıyı görünce dehşete düştü. Eğer Devrim şu an müdahale ederse, oynadıkları tüm tiyatro çökecek, her şey ortaya çıkacaktı. Devrim, öfkeden deliye dönmüş adımlarla onlara doğru yürümeye başladı.