♪♪♪
Uçaktan indik. Kore saati olduğu için sabahtı. Çok garip hissediyordum. Başka bir ülkede olmak ilginç gelmişti. Etrafta birkaç tane Türk vardı. Öbürleri Türkiye'den gelen Korelilerdi. İnsanların hep çekik gözlü olmasına alışmam biraz uzun sürdü. Ailecek telefonlarınıza indirdiğimiz çeviri uygulamasını açtık. Bu uygulama Korece konuşulanları Türkçe'ye, Türkçe konuşulanları da Korece'ye yazılı olarak çeviriyordu. Yinede benim için bir dil kursu bulmamız lazımdı. Babamın ve annemin iş yerlerinde belki tercüman olabilirdi ama ben okulda -çeviri uygulaması olsa bile- çok zorlanırdım.
Bir taksi bulduk ve bindik. Babam adamla uygulamadan konuştu ve yeni evimizin olduğu mahalleye gittik. Önceden paramızla won -yani Kore'nin para birimi- almıştık ve işimizi bu paralarla görüyorduk. Taksiden indik ve biraz yürüdük. Babam konuştu.
Selçuk: Bu apartman. Fotoğrafını görmüştüm.
Çok yüksek bir apartmandı. Herhalde 20 kat falan vardı.
Umay: Biz kaçıncı kattayız baba?
Selçuk: 15, baya yüksek. Gaye bak, hep yüksek kattaki bir evde yaşamak istemiştin.
Gaye: Umarım asansör vardır. Yoksa inip çıkmamız 1 saat sürer.
Gülüştük. Hepimiz aparmana girdik. Asansör olduğunu görünce annem bir oh çekti. Hep beraber bindik. Baya geniş ve ferah bir asansördü.
Selçuk: Bakın, bu da anahtarımız.
Babam elinde bir anahtar sallıyordu.
Umay: Baba sen bu evin mobilyalarına kadar nasıl hazırlattın? Anahtarı bile sende?
Selçuk: Burda yaşayan uzaktan bir akrabamız sayesinde kızım. Senin tanımadığın bir akrabamız.
Asansörden indik. Cidden çıkmamız biraz uzun sürdü. Uzun koridorun sonundaki kapının önünde durduk. Hepimiz heyecanlıydık.
Selçuk: Hadi hayırlısı olsun diyelim o zaman. Açıyorum kapıyı.
Açtı. Kapının aralığından görülen koridoru bile aşırı hoştu. İçeri girdik. Yeni mobilya kokusu geliyordu. Sade ve ferah bir evimiz vardı, hepimiz elimizdeki kutu ve bavulları bir kenara atıp gezdik. Kocaman bir salon ilk girdiğimiz odaydı. Her taraf mavi-beyaz dekorasyonluydu. Daha sonra mutfağı gezdik. Sıra banyo ve tuvaletteydi, oralarda güzel dekore edilmişti. En heyecanlı bölüm benim odamdı. Ama önce yatak odasını gezdim ve benimkini en sona bıraktım. Odamın kapısını açar açmaz çığlığı bastım. Oda böyleydi:

O kadar güzel duruyordu ki hemen yatağa atladım. Annemgilde benim sevincimi izliyorlardı. Aslında o kadar da mutsuz olacak bir durum yokmuş, bu anda onu farkettim. Babamla konuşmaya başladım.
Umay: Baba, ben ne zaman okula gideceğim?
Selçuk: Yarın gidip bir konuşacağız, kızım. Tercüme edecek birisini buldum. Resmi bir yer sonuçta, uygulama yanlış çevirebilir.
Umay: Haklısın baba. Uygulama yanlış olabilir. Peki okul nerde?
Selçuk: Bak, camdan gözüküyor. Biraz uzakta da olsa okulunu buradan görebilirsin.
Camdan baktım. Cidden görünüyordu, baya büyük bir yerdi.
Umay: Baba, sence uygulamadan konuşarak arkadaş bulabilir miyim?
Selçuk: Bulursun herhalde kızım, zaten dil kursuna gidersen uygulamaya ihtiyacın kalmayacak. Eminim ki birkaç ay içinde Korece'yi öğrenirsin. Sen başarılı bir kızsın.
İkimizde gülümsedik. Ardından annem ve babam odadan çıktı. Herkes eşyalarını yerleştirmeye koyuldu. İşimiz bitince karnımız acıktı. Babamla birlikte market aramaya başladık, bulunca birkaç atıştırmalık aldık. Yemekler güzeldi lakin Türkiye'deki alıştığımız yemeklere hiç benzemiyordu. Ortama biraz alışınca Nisa'ya herşeyi anlattım. Artık yatma vaktim gelmişti. Yatağıma yattım ve derin düşüncelerle uyudum...