♪♪♪
Eşyalarımı kontrol ettim. Herşeyim tamamdı. Saatte baktım. Uçağa 3 saat vardı ve biz şimdi çıkacaktık. Çünkü havalimanı çok uzaktaydı. Bu arada sabah erkenden uyanıp kahvaltıyı babaannemgilde yaptık ve tüm sevdiklerimizi ziyaret ettik. Annemin sesini duydum.
Gaye: Umay, hadi üstüne eşofman falan giy, kot pantolonla rahatsız olursun. Sonra pansumanı yenileyeceğim!
Umay: Tamam anne, giyiyorum.
Bunları giydim.

Herkes hazırlanınca -annem de pansumanı yenileyince- çıktık. Havalimanına varınca babam arabayı bir şirkete emanet verdi. Bu şirket arabamızı Kore'ye kadar götürecekti. 1 saat kalınca valizlerimizi verip uçağa gittik, ilk binişim değildi. Daha önce uçakla İstanbul'a gitmiştim. Gerekli bilgileri öğrendikten sonra Nisa ile mesajlaşmaya başladım.
Nisa
Bizde okuldan erken çıktık kanka. Tadilat yapılacak diye son iki dersi iptal ettiler.
Umay
Ben okulda varken hiç böyle şeyler olmuyordu. Şans işte.
Nisa
Olsun kanka, sende 1 hafta falan boş geçirirsin herhalde. Oraya taşınıp yerleşene kadar, çok uzun sürer.
Umay
Yok kanka. Babam taşınacağımız evi falan hep bulmuş. Evin mobilyaları bile tamammış, nasıl halletti bilmiyorum. Dolayısıyla gideceğim okulda belli. 2-3 güne yeni okula başlarım. Dil bilmiyorum diye çeviri uygulaması bile indirdim.
Nisa
Hayırlı olsun o zaman. Bu arada kanka, iyi ki 4 ayda bir ziyarete geleceksin. Sensiz okul çok sıkıcı.
Umay
İyi ki kanka, iyi ki. Baklavaya hasret kalırdım yoksa :)
Nisa
Ben sana baklava yaparım, dert etme.
Gülümsedim. O sırada uçağın kalkacağını anons ettiler.
Umay
Kanka uçak kalkıyor, sana fotoğraf atarım. Bu arada yolculuk 10 saat sürecek, sen sormadan söyleyeyim.Görüşürüz.
Nisa
Görüşürüzzzz.
Uçağın kalkışını bekledim. 2 dakika sonra havalandık. Bolca video ve fotoğraf çektim.
Gaye: Kızım, ne yapacaksın o kadar fotoğrafı?
Umay: Nisa'ya atacağım anne.
Annem tatlı bir şekilde gülümsedi. Fotoğraf seansı bitince kulaklığımı takıp müzik dinledim. Dışarıyı izliyordum. Bir anda uyku bastırdı ve gözlerimi kapadım....
≈
Ne ara uyudum bilmiyorum. Uyandığımda hava kararmıştı. Telefonumu açıp saate baktım. Saat akşam 8'di. Nasıl bu kadar uyumayı başardım diye düşündüm. O an aklıma kulaklık geldi. Ben müzik dinleyerek uyumuştum ama şimdi kulaklığım yoktu. Anneme sordum.
Umay: Anne, kulaklığımı sen mi aldın?
Gaye: Evet kızım, sen uyuyunca aldım ve çantana koydum. Vereyim mi?
Umay: Yok anne, sadece çantamdan kitabımı versene. Bir de ışıklı kitap ayracımı.
Annem kitabımı verdi ve okumaya başladım. Küçük Prens kitabını okuyordum. Bu kitabı o kadar seviyorum ki, herhalde 20 kez okuyup bitirmişimdir. Fakat bu kez bir ilki gerçekleştirerek bu kitabı uçakta bitirdim. 1 saat sürdü. Kore'ye varmamıza 4 saat kalmıştı. O sırada akşam yemeği dağıttılar. Daha önce de yemek dağıtımışlar ama ben uyuduğum için yiyemedim. Buna rağmen hiç aç değildim. Akşam yemeğinde sevdiğim bir şey vardı: Kremalı makarna. Bu yüzden yemeye karar verdim ancak pişman oldum. Hayatımda yediğim en kötü kremalı makarnaydı. Tadını unutmak adına bol bol su içtim. Bir nebze de olsa ağzımın içinden tadı gidince Nisa'ya fotoğrafları attım. Hemen baktı.
Nisa
Keyfe bak ya. Bende anca çekirdek çitliyorum.
Umay
Asıl seninki keyif. Belki Kore'de çekirdek bile yoktur.
Nisa
Buraya geldikçe götürürsün.
Umay
İyi de Nisa, hangi birini götüreyim? Herşeye hasret kalacağım.
Nisa
Doğru da kanka, aklıma takılan bir şey var. Sana orda Koreli değilsin diye birşey yapmazlar demi?
Umay
Yok be, niye yapsınlar. Yani biz kardeş ülke diye biliyoruz, yapmazlar. Neyse kanka, ben gidiyorum. Birkaç saat kaldı. Uçak inince de fotoğraf atarım.
Instagram'da öylesine takılmaya başladım. O sırada garip bir paylaşım gördüm. "Kore'de akıl almaz akran zorbalığı" adlı başlık dikkatimi çekti ve inceledim. Kore'nin okullarında öldüresiye zorbalık yapıldığından bahsediyordu. Tüm bunlara rağmen rahat olmaya çalıştım. İyi düşünürsem iyi olacaktı. Fakat kendimi ne kadar avutmaya çalışsamda artık sevdiklerinden uzak kalmış yapayalnız bir kızdım...
