İçeriğe geç

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Bölüm 10 · 9 dk okuma

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Bölüm 10

KAHVE

Elijah Collins

Doktorun odasından çıktıktan sonra koridor boyunca sessizce yürüdük. İvy'nin adımları sabahkinden biraz daha yavaştı.

Alçısı çıkmamıştı. Bunu belli etmemeye çalışıyordu ama omuzlarının hafif düşmesinden hayal kırıklığını anlamak zor değildi.

Asansörün önünde durduk. Kapılar açılınca önce onun binmesini bekledim. Sessizce içeri girdi, ben de ardından girdim. Asansör aşağı inerken gözleri sürekli alçılı koluna kayıyordu.

Bir süre sonra usulca iç çekti. “İki hafta çok uzun.”

“Geçer.”

Başını yana çevirdi. “Bunu söylerken hiç inandırıcı durmuyorsunuz.”

“Gerçek bu.”

Dudaklarını büktü. “Sevmedim bu gerçeği.”

Asansör zemin kata ulaştığında kapı açıldı ve birlikte yürümeye başladık. Tam hastanenin kapısından çıkacakken İvy aniden durdu. O durunca ben de durdum.

“Ne oldu?”

Bana dönüp birkaç saniye düşündü. Sonra gözleri hafifçe parladı. “Canım kahve istedi.”

“Kahve.”

“Evet.”

“Şimdi mi?”

“Evet.”

Çevreyi kısa bir bakışla kontrol ettim. Hastanenin tam karşısında küçük bir kafe vardı, insan sayısı fazlaydı.

“Kalabalık.”

“Biraz.”

“Gerek yok.”

İç çekti. “Tamam...”

Yürümeye başladı. İki adım attıktan sonra omuzlarının yeniden düştüğünü gördüm. Sabahki hayal kırıklığının üzerine bir de bu eklenmişti.

Farkında olmadan durdum. “İvy.”

Arkasını döndü. “Efendim?”

Derin bir nefes aldım ve mırıldandım. “Beş dakika.”

Kaşlarını kırpıştırdı. “Ne?”

“Kahve.”

Yüzündeki ifade bir anda değişti. “Gerçekten mi?”

“Evet.”

Gözleri öyle bir parladı ki, insan bir anlığına hastaneden yeni çıkmadığımızı unutabilirdi. “Teşekkür ederim!” Koşacak gibi oldu. Sanki bir kahve onu için altına değerdi.

“Yavaş.”

Hemen adımlarını küçülttü. Kafenin kapısını açıp içeri girmesine izin verdim. İçerisi taze çekilmiş kahve kokuyordu.

Kasadaki görevli gülümseyerek bize baktı. “Hoş geldiniz.”

İvy menüye göz gezdirmeye başladı. Birkaç saniye hiçbirşey söylemedi. Sonra heyecanla bana döndü. “Çok seçenek var.”

“Elbette.”

“Ben bunu alacağım.” dedi eliyle işaret ederken.

Kasiyere döndü. “Bir büyük karamelli buzlu latte alabilir miyim?”

“Tabii.”

Kasiyer bana baktı. “Size?”

“Sade filtre kahve.”

“Boyutu?”

“Orta.”

İvy bana döndü. “Bu kadar mı?”

“Evet.”

“Şurup, krema, şeker?”

“İstemem.”

Birkaç saniye yüzüme baktı. “Onu kahve diye mi içiyorsunuz?”

“Evet.”

“Bence siz motor yağı içiyorsunuz.”

Kasiyer kahkahasını zor tuttu. Ben ise sadece ona baktım. “Abartıyorsunuz.”

“Hayır.”

“Kahve acı olur.”

“Bu kadar da olmaz.”

Kasiyer siparişleri hazırlamaya giderken İvy hâlâ bana bakıyordu. “Sizi bir gün karamelli kahve içirmeyi başaracağım.”

“Elbette başaramayacaksınız.”

Gözlerini kıstı. “Göreceğiz.”

Yaklaşık iki dakika sonra kahveler hazırlandı. Tepsiyi ben aldım. Boştaki masalardan birine geçtik. İvy pipetini bardağa takar takmaz ilk yudumu aldı. Gözlerini kapattı.

“Off… Bu inanılmaz güzel.” Bir yudum daha aldı. Sonra bardağını bana doğru uzattı. “Deneyin.”

“Hayır.”

“Bir yudum.”

“Gerek yok.”

“Lütfen.”

Sonunda bardağı elime aldım. Çok küçük bir yudum aldım.

İvy gözlerimin içine bakıyordu. “Nasıl?”

Bardağı geri uzattım. “Tatlı.”

“Kötü mü?”

“Çok.”

Kahkahası bütün masayı doldurdu. “Biliyordum!”

Başımı iki yana salladım. “Kahvenin kahve tadı gelmiyor.”

“Geliyor.”

“Hayır.”

“Geliyor.”

“Hayır.”

İvy gülmeye devam ediyordu. “Tamam, tamam... Bir daha size ikram etmeyeceğim.”

“Sizin için daha doğru olur.”

“Ne kadar huysuzsunuz.”

“Elbette.”

Yine güldü. Nedense son günlerde onu güldürmek eskisi kadar zor değildi. Ve bunun neden hoşuma gitmeye başladığını düşünmemeye çalışıyordum.

İvy kahvesinden son yudumu alırken bardağın dibindeki buzlar şıngırdadı. “Bitti...” dedi üzgün bir sesle.

“Elbette.”

Bana baktı. “Bir gün şu kelimeyi söylemeden bir gün geçirirseniz kutlama yapacağım.”

“Olacağını sanmıyorum.”

Gülümsedi. “Ben de.”

Boş bardakları geri dönüşüm kutusuna bıraktıktan sonra kapıya yöneldik. Tam arabaya doğru ilerliyorduk ki İvy'nin adımları yine yavaşladı. Başını sağ tarafa çevirmişti. Küçük bir kitapevine bakıyordu.

“...” Bana döndü. Hiçbir şey söylemeden sadece dükkânı gösterdi.

Kaşımı hafifçe kaldırdım. “İçeri girmek istiyorsunuz.”

“Biraz...”

“Ne kadar biraz?”

Omuz silkti. “Çok biraz.”

Sessizce kitabevine baktım, ardından saate. Programımızda bir engel yoktu. “On dakika.”

İvy'nin gözleri kocaman açıldı. “Gerçekten mi?”

“Evet.”

Bir anda yüzüne yayılan gülümsemede insan istemeden ona bakmaya devam ediyordu.

“Teşekkür ederim!”

Kapıyı açıp içeri girmesine izin verdim. İçeri girer girmez kitap kokusu etrafı sardı. İvy'nin yüzündeki ifade tamamen değişmişti. Sanki biraz önce hastaneden üzgün çıkan kız gitmiş, yerine küçük bir çocuk gelmişti.

Rafların arasında heyecanla dolaşıyor, kitapların sırtlarını tek tek inceliyordu. Arkasından sessizce yürüdüm. Bir süre sonra heyecanlı sesi duyuldu.

“Elijah!”

“Efendim?”

Elindeki kutulu sete sarılmıştı. “Bak!” Kutunun kapağını bana doğru çevirdi. “Gökçen kutulu seti!” Kutunun üzerine öyle mutlu bakıyordu ki, sanki dünyadaki en değerli şeyi bulmuştu. “Uzun zamandır bunu istiyordum.” Kutuyu dikkatlice ellerine aldı. “Alabilir miyim?”

“İsterseniz.”

“Gerçekten?”

“Evet.”

Yüzündeki sevinç tarif edilemeyecek kadar içtendi. Kutuyu göğsüne bastırdı. “Harikasınız.”

Bunu duyunca cevap veremedim. Dudaklarıma minik bir tebessüm yayıldı. Kasaya doğru yürümeye başladık. Tam o sırada ince bir ses dükkânın içinde yankılandı.

“Öğretmeniiim!”

İvy şaşkınlıkla arkasını döndü. Yaklaşık on üç yaşlarında, kumral saçlı bir kız koşarak bize doğru geliyordu.

“Betty?”

Kız hiç durmadan gelip İvy'ye sarıldı. “Öğretmenim! Sizi çok özledim!”

İvy sağ koluyla ona sarıldı. “Ben de seni çok özledim.”

Kız geri çekildiğinde ilk kez alçıyı fark etti. Gözleri büyüdü. “Kolunuza ne oldu?”

İvy cevap vermeye fırsat bulamadan arkadan bir kadın yaklaştı. “Betty, yava…” Cümlesi yarıda kaldı. Kadının bakışları doğrudan alçıya takılmıştı. “İvy...”

İvy gülümsedi. “Merhaba Kate.”

Kate'in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. “Kolun...”

“Ufak bir kaza.”

Betty de endişeyle alçıya bakıyordu. “Öğretmenim... gerçekten iyi misiniz?”

İvy onları üzmemek ister gibi gülümsedi. “İyiyim. Merak etmeyin.”

Kate başını iki yana salladı. “Okuldan ayrıldıktan sonra seni göremedik. Sonra da böyle...” Sesi istemsizce titredi. “Çok korkuttun bizi.”

İvy yumuşakça gülümsedi. “Geçti artık.”

Betty bir anda heyecanla konuşmaya başladı. “Öğretmenim!”

“Efendim?”

“Ben sizi dinledim!”

İvy şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. “Neyi?”

“Eskisi kadar ders çalışmıyorum.”

Kate hafifçe güldü. “İnanabiliyor musun? Sen 'Bir çocuk sadece ders çalışarak büyümez.' dedikten sonra programını tamamen değiştirdi.”

Betty başını hızla salladı. “Artık arkadaşlarımla da oynuyorum, resim de yapıyorum! Haftada bir gün kitap okuyorum!”

İvy'nin gözleri yumuşadı. “Çok sevindim.”

Betty gururla gülümsedi. “Notlarım da düşmedi.”

“Biliyordum.”

“Kendime zaman ayırınca daha mutlu oldum.”

İvy'nin yüzünde öğretmenlerine özgü o sıcak gülümseme vardı. “Senin adına gerçekten çok mutluyum, Betty.”

Ben ise birkaç adım geriden onları izliyordum. İlk kez İvy'yi öğretmen olarak görüyordum. Ses tonu değişmişti, bakışları değişmişti. Karşısındaki çocuğu dinlerken bütün dikkati ondaydı.

Ve Betty'nin gözlerinde ona duyduğu güven kolay kazanılabilecek bir şey değildi. Kate, İvy'ye sevgiyle baktı. “Biliyor musun?” dedi gülümseyerek. “Seni gördüğü günden beri evde senden başka bir şey konuşmadı.”

Betty utanarak annesine döndü. “Anne...”

“Gerçek ama.” Kate gülmeye devam etti. “'Öğretmenim böyle dedi, öğretmenim şöyle yaptı...'”

İvy'nin yanakları hafifçe pembeleşti. “O kadar da değil.”

“Oldu.” Betty hemen atıldı. “Hatta matematikten düşük aldığım gün ağlamıştım ya...”

İvy başını salladı. “Hatırlıyorum.”

“Bana 'Bir not seni tanımlamaz.' demiştiniz.”

İvy'nin gözleri yumuşadı. “Çünkü öyle.”

Betty gülümsedi. “Artık düşük alınca eskisi kadar üzülmüyorum.”

Kate derin bir nefes aldı. “Bunun için sana ne kadar teşekkür etsem az.”

İvy başını iki yana salladı. “Asıl teşekkür etmesi gereken kişi Betty. Söylediklerimi dinleyen oydu.”

Betty yine sarıldı. “Öğretmenim, okul açılınca bizi ziyarete gelir misiniz?”

“Gelmeye çalışırım.”

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Betty sevinçle küçük bir zıplama yaptı. “Yaşasın!”

İstemsizce dudaklarımın kenarı kıvrıldı. Kate bunu fark etmiş olacak ki bana döndü. “Sanırım siz de İvy'yi koruyan kişisiniz.”

Başımı hafifçe eğdim. “Evet.”

“Size de teşekkür ederim.”

“Gerek yok.”

“Var.” dedi kararlı bir sesle. “İyi insanları koruyan insanlar da teşekkür edilmeyi hak eder.”

Ne diyeceğimi bilemedim. Kısa bir baş hareketiyle karşılık verdim.

İvy bana baktığında yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. “Görüşürüz, Betty.”

“Görüşürüz öğretmenim!”

“Hoşça kal, Kate.”

“Kendine dikkat et.”

“Edeceğim.”

Onlar dükkândan ayrıldıktan sonra birkaç saniye sessizlik oldu. İvy elindeki kutulu sete baktı.

“Betty büyümüş.”

“Belli oluyor.”

“İlk geldiğinde sürekli ağlıyordu. Şimdi gülüyor.”

Kasaya doğru yürüdük. Kasiyer kutulu seti dikkatlice poşete yerleştirdi. “İyi okumalar.”

“Teşekkür ederim.”

Ödemeyi yaptıktan sonra poşeti almak için uzandı. Ben daha hızlı davrandım ve poşeti elime aldım. İvy bana baktı.

“Onu ben taşıyabilirim.”

“Biliyorum.”

“O zaman?”

“Kolunuz kırık.”

Derin bir iç çekti. “Bunu ömür boyu söyleyeceksiniz galiba.”

“Elbette.”

Gülerek başını iki yana salladı. “Pes ediyorum.”

Kitabevinden birlikte çıktık. Arabaya kadar yan yana yürüdük. Her zamanki gibi önce kapıyı açtım. “Buyurun.”

“Teşekkür ederim.”

Poşeti arka koltuğa dikkatlice bıraktım. Sonra direksiyonun başına geçtim. İvy, arka koltuktaki poşete dönüp birkaç kez baktı. Sanki aldığı kitapların gerçekten orada olduğuna hâlâ inanamıyordu. Dudaklarının kenarında küçücük bir gülümseme vardı.

“Mutlusunuz.”

Camdan dışarı bakmayı bırakıp bana döndü. “Bu kadar belli mi?”

“Evet.”

Kucağındaki emniyet kemerini düzeltti. “Kitap alınca hep böyle oluyorum.”

“Fark ettim.”

Kısacık güldü. “Teşekkür ederim.”

“Kitap için mi?”

“Her şey için.”

Bir an sustum. “Rica ederim.”

Yol boyunca başka pek konuşmadık. Yaklaşık yirmi dakika sonra evin önüne geldik. Arabayı durdurup indim. Her zamanki gibi çevreyi kontrol ettikten sonra onun kapısını açtım.

“Geldik.”

İvy arabadan indi ve derin bir nefes aldı. “Ev gibisi yokmuş.”

“Elbette.”

Bu kez kahkahası bahçeye yayıldı. “Şaşırdım doğrusu.”

“Neye?”

“Yolda beş dakikadır 'elbette' dememiştiniz.”

Başımı hafifçe eğdim. “Şimdi dedim.”

“Evet.” Gülümseyerek kapıya yöneldi. “Ve denge yeniden sağlandı. Odama çıkıyorum.”

“Ben de geliyorum.”

“Kitapları çalacak değilim.”

“Biliyorum.”

“Off...”

Merdivenleri yavaşça çıktı. Ben de arkasından ilerledim. Odasının kapısını açtı. İçerisi sabah bıraktığı gibiydi. Doğrudan kitaplığın önüne geçti. Poşeti elimden aldı.

“Tamam, bunu kendim yapabilirim.”

Sessizce bekledim. Kutulu seti büyük bir özenle poşetten çıkardı. Kutunun üzerindeki kapağı avuçlarıyla düzeltti. Sanki kırılacak bir şey tutuyordu.

“Sonunda...”

Gözleri parlıyordu. Kitaplıktaki boş bölmeye dikkatlice yerleştirdi. Bir adım geriye çekildi ve başını hafifçe sağa eğdi.

“Bence burası daha güzel oldu.” Kitaplığa birkaç saniye daha baktı. Sonra bana döndü. “Bir dakika.”

“Efendim?”

“Şuradan bakınca daha simetrik duruyor mu?”

Kitaplığa baktım. “Evet.”

“Ben de öyle düşündüm.” Kitaplara son kez mutlu bir bakış attı. “Tamam.” Derin bir nefes aldı. “Şimdi üzerimi değiştireceğim.”

Başımı salladım. “Kapının dışında bekleyeceğim.”

“Tamam.”

Kapıyı kapatıp koridora çıktım. Yaklaşık on dakika sonra kapı aralandı. İvy başını uzattı. “Elijah...”

“Efendim?”

Yüzünde mahcup bir ifade vardı. “Şey...” Bir an sustu. “Yardıma ihtiyacım var galiba.”

“Ne oldu?”

“Bluzun fermuarı arkada kaldı.” Bunu söylerken utandığı her hâlinden belliydi. “Tek elimle açamıyorum.”

Birkaç saniye bekledim. “İzin veriyor musunuz?”

Başını yavaşça salladı. “Evet.”

Odaya girdim. Bakışlarımı mümkün olduğunca yüzünde tuttum. Sırtı bana dönüktü. Saçlarını tek eliyle yana toplamıştı. Sessizce fermuarı tuttum. Yavaşça aşağı indirdim.

“Oldu.”

“Teşekkür ederim.”

Kapıya yöneldim. Tam çıkacakken sesi geldi. “Bir dakika.”

Arkamı döndüm.bBu kez dolabın içinden bir tişört çıkarmıştı. “Bunu giyerken de...” Alçılı kolunu kaldırdı. “Biraz zor oluyor.”

Yaklaşıp tişörtün kolunu açtım. “Önce alçılı kol.”

“Tamam.”

Kolunu dikkatlice kumaşın içinden geçirdim. Sonra diğer kolunu yerleştirdi. Tişört omuzlarına oturunca birkaç adım geri çekildim.

“Oldu.” İvy rahat bir nefes verdi. “Bazen gerçekten sinir bozucu derecede işe yarıyorsunuz.”

“Teşekkür ederim.”

Gülmeye başladı. “Bu iltifat değildi.”

“Öyle kabul edeceğim.”

“İnatçısınız.”

“Elbette.”

Başını iki yana salladı. “Şaşırmadım.”

Ben kapıya yönelirken arkamdan seslendi. “Elijah.”

“Efendim?”

“Teşekkür ederim... gerçekten.”

Bu kez sadece başımı eğdim. “Rica ederim.”

Aşağı indiğimizde saat akşama yaklaşıyordu. İvy mutfağa girer girmez buzdolabını açtı. “Canım yine tost istedi.”

Kaşımı hafifçe kaldırdım. “Yine mi?”

“Ne yapayım?”

Omuz silkti. “Galiba bugün tost günü.”

İstemsizce gülümsedim. “Ben hazırlarım.”

İvy mutfak sandalyesine oturdu. “Harika.” Çenesini avucuna yasladı. “Şef Elijah iş başında.”

“Elbette.”

“Bu sözü tost yaparken söylemeniz çok komik.”

Sessizce tost makinesini hazırlamaya başladım. Arkamdan neşeli sesi geldi. “Bu sefer içine domates de koyar mısınız?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.