İçeriğe geç

𝑻𝒂𝒄𝜾𝒏 𝑺𝒐𝒍𝒈𝒖𝒏 𝑮𝒐̈𝒍𝒈𝒆𝒍𝒆𝒓𝒊♔︎

Bölüm 2 · 15 dk okuma

𝑻𝒂𝒄𝜾𝒏 𝑺𝒐𝒍𝒈𝒖𝒏 𝑮𝒐̈𝒍𝒈𝒆𝒍𝒆𝒓𝒊♔︎

Bölüm 2

2.

"Umutsuzluğun Evhamı"

...

Nişana sadece sayılı günler kalmıştı zaman hızlı akıyordu serefina kaderine engel olamamıştı. Her zaman ki gibi sözü es geçilmiş ve umursanmamıştı bu Serefina'nın mental durumunu ve halini bir hayli kötü etkilemişti herkes onun adına mutluymuş gibi davranıyordu etrafında sahte gülümsemeler ve sahte tebessümler şimdiden doğmuştu. Bunların hepsine sebep olan Altissa'nın amacı neydi? Serefina bunu merak ediyordu içini merak kemiriyordu adeta çünkü Altissa para ve şöhret için her şeyi yapabilecek tiplerdendi hanedana gelin olmaktan kaçması şaşırtıcıydı her ne kadar prens kötü şöhrete sahip bir isim olsa bile Altissa'nın kaçmasına serefina şaşırmıştı.

...

Günler tahmin ettiğimdende hızlı akıyordu ve nişan tarihi yaklaşmıştı o bahsettikleri prensi hiç görmemiştim ama görmekte istemiyordum iyi biri olmadığı anlatılanlardan belliydi veya beni korkutmak için öyle anlatıyorlardı. Artık eskisi gibi dışlanmıyordum fakat insanlar o kadar sahte ve samimiyetsizdi ki... beni dışlamalarını sanırım tercih ederdim. Koridorda yürüyordum o bahsettiğim samimiyetsiz konuşmalardan birinden çıkmıştım ketum duruyordum eğer hayatım böyle gitmeye devam ederse 'ketum' kelimesinin anlamına dönüşeceğimden korkuyordum. Odama doğru gider iken beklemediğim bir anda o tanıdık koku etrafı sardı sümbül ve frezya bu altissa'nın kokusuydu artık alışmıştım. Altissa birden benim kolumu tuttu ve yüzündeki o garip gülümsemeyi takınarak beni bahçeye götürmeye başladı.

"Altissa naptığını sanıyorsun?!"

Altissa pişkin gülümsemesinden birşey kaybetmeyerek.

"Nişan hazırlığı'nın süsleme kısmıyla ilgileneceğimi sana söylemiştim canım."

'Canım' mı? Altissa bana bunu mu diyordu? Cidden benden kurtulacağına seviniyor gibiydi herhalde bana asla böyle kelimeler kullanmazdı.

"Hem gelin olan sensin serefina süslemeleri son kez görmeni istedim nişanına malum az kaldı."

Dayanamayarak gözlerimi devirdim o anda bahçeye varmıştık süslemelerin olduğu kısım cidden çok güzel duruyordu.

"E hadi bak serefina nasıllar? Eminim babamızın boğazdaki şatosunada yakışacaklar."

Bir an sustum süslemelere baktım güzellerdi ama amaçları benim için güzel değildi istemediğim bir şeyle ilgili herşey kötü geliyordu.

"Bu kadar zahmet vermene gerek yoktu."

Altissa'nın bir an şaşkın bakışları beni sardı neden öyle baktığını anlamadım.

"Serefina saçmalama prensle nişanlanacaksın."

"Sanki isteyerek yapacağım bunuda böyle tepki veriyorsun."

Altissa birden güldü.

"Nasıl bu kadar rahatsın serefina?"

"Neden olmayayım? Hem rahat olduğumu nerden biliyorsun?"

Onun bu halleri sinirlerimi bozuyordu. Altissa gülmeyi bırakıp sırıtmaya başladı.

"Sebebi şu canım akşama pek sevgili kayınvaliden yani kraliçe ve prensesler gelecek ama senin muhtemelen hala haberin yok ve hazırlığında yok."

Bir an donakaldım beni mi görmeye geleceklerdi? Babam bana nişanda görürler demişti. Yine kandırılmıştım ve Altissa'nın zevki olmuştum adeta bu durum sinirimi bozuyordu.

"Bana bu niye söylenmedi Altissa?!"

Altissa soğuk kanlılığını korudu.

"Biliyorsun sanmıştım ama görünen o ki hizmetçiler bile seni umursamıyor."

"Bırak zevk almayı sen söyledin dimi bana söylememelerini?"

"Bunun bir önemi mi var serefina? Hem çizimlere bakmak ister misin? Senin için güzel elbiseler ve resimler çizdirdim nişanın için."

Altissa utanmadan masanın üzerinde olan o çizim defterini getirdi açtı ve sayfaları çevirdi. Çizimler cidden güzeldi ama şuan ona odaklanamıyordum sinirim bozulmuştu. Altissa'ya ciddi misin? Der gibi bakıyordum ve gülerken onun beklemediği anda defteri alıp yere attım.

"Şuan senin bu yaptığın aptallığın da bir anlamı yok Altissa!"

Bunları söyledikten sonra sinirli ve hızlı adımlarla bahçeden çıktım çıkarken Altissa arkamdan bağırdı.

"Ablana saygılı ol azıcık Aaa!"

Diyordu esprili bir şekilde sanki bu durum komikti onun için her şey eğlenceydi ve bende maskarası olmuştum adeta. Bahçeden çıktığımda fevri ve birazda olsa ergence davrandığımın farkındaydım fakat Altissa'ya artık katlanamıyordum bu davranışları hak ediyordu. O sinirle odama geçmiştim şatoda büyük bir hazırlık vardı cidden ve benim haberim bile yoktu odama Lady Maral geldi onun geldiğini görünce rahatladım.

"Hoşgeldin Maral."

"Hoşbuldumda gergin duruyorsun serefina bunun bir sebebi var mı?"

Kayıtsız gözlerle Lady Maral'a baktım yalan söylemezdim.

"Bir sürü sebebi var hangi birini anlatsam bilemiyorum ama şuan en büyüğü olan akşama kraliyet ailesinden gelecekler fakat benim yeni haberim oluyor ve napıcam bilmiyorum."

Lady Maral istifini bozmadan koltukta yanıma oturdu.

"Sakin ol serefina. Seni yine yok saymışlar belli ki ama onları boşver hanedandan gelenlere iyi davran kraliçe iyi biri gibiydi bir süre yanında çalışmıştım onunla aranı iyi tut."

Lady Maral'ın böyle birşey demesini beklemiyordum ama bir yandanda iyi gelmiş gibiydi tavsiyeye ihtiyacım vardı.

"Maral... istemediğim bir şeyin içine atılmak beni çok yoruyor şuan bile."

Ben devamını getiremeden Lady Maral konuştu.

"Bu daha başlangıç. İşin çok zor olacak serefina dikkatli ol."

"Ne? Bunu biliyorum az çok ama neden böyle dedin?"

Lady Maral bana cevap vermeden ayağa kalktı odamın kapısına geldiğinde çıkmak için açarken.

"Akşam için hazırlan bu zor olacak."

Sonrasında ise odamdan çıktı öylece kaldım düşüncelerimle savaşmak bile artık zordu kendi kendimi yiyip bitirmek yerine hazırlanmaya karar verdim. Artık dolabımda güzel kıyafetler oldukça artmıştı bunun sebebi aşikardı beni umursadıkları için değil sadece prense güzel gözükmem içindi çabaları. Fazla düşünmeden modelini beğendiğim korseli lacivert doğal taşlarla süslü ve gümüş renginde sade işlemelere sahip kollarının ise bir kısmı dantel desenli olan lacivert güzel bir elbise giyindim aynaya bakınca kendimi beğendim ve Gülümsedim son günlerde nadiren gülümsediğim anlardan biriydi. Boynuma gelincede gümüş yine lacivert doğal taşlı boynumu hafiften saran bir kolye taktım geriye kalan takılarımıda kombinime uyumlu şekilde yaptıktan sonra hafif dalgalı olan saçlarımı güzelce tarayıp koku yağları sürdüm Hem saçıma hemde vücuduma bu konuda yasemin ve paçuli seviyordum. En sonunda ise artık hazırdım akşamada az kalmıştı odamdan çıktım şato ahalisi eve toplanmaya başlamıştı bile şaşırtıcı bir şekilde abim Ersen bile şatodaydı tabi sevdiceğini göreceği için mutluydu burada zaten benim dışında herkes mutlu gibiydi bir şekilde. Babamın sadık hizmetçilerinden biri bana doğru geldi.

"Geliyorlar babanız hazır olmanızı istedi leydim."

Geliyorlardı cidden geliyorlardı ilk defa o an heyecanlandığımı hissettim kraliçeyi ve prensesleri ilk kez görecektim o bahsettikleri sevilmeyen prens aynı şekildede maalesef ki eşim olacak kişi gelecek miydi bilmiyordum aklımdaki bu asılsız ve cevaplarını bile bilmediğim düşünceler ile hareket ettim ve davetli karşılama yerine gittim. Altissa ve Ersen çoktan yerlerine geçmişlerdi bile ben ise en küçükleri olduğum için en sonlarına geçtim. Ersen hafifçe one çıkarak bana baktı

"Senin için geliyorlar ama ortada yoksun bir an hiç gelmiceksin sandık."

İkiside bu garip komik sandıkları espriye güldüler bende sadece hafifçe Gülümsedim herhangi bir olay çıkarmak istemiyordum. Şimdiden bu akşam sıkmaya başlamıştı beni herkes yerlerine geçiyordu hizmetçiler görevliler ve daha fazlası ben bunlara odaklanmışken Altissa'nın sesini duydum.

"Boşver Ersen gelinimiz heyecanlı baksana haline yüzünde güller açıyor."

Tekrardan güldüler ikiside katlanılmıyordu artık ikisine birden hafifçe one çıkarak baktım yanyana durmaktan çıktım.

"Benimle eğleneceğinize önünüze bakın neredeyse kapıya geldiler ve kimse sizin bu garip laubalilikleriniz için gelmiyor."

Bunu dedikten sonra tekrar yerime geçtim ikisi de bir an şaşkın gözlerle bana baktılar beklemiyorlardı böyle tepkiyi belliydi fakat onlar birşey diyemeden birden kapı açıldı muhafızları ve pek çokça insanın eşliğinde sırayla Kraliçe Melisende,Prenses Sayna ve Prenses ayana içeriye girdi bende dahil herkes saygıyla belirli bir düzeyde eğildi ve sonrasında hepimiz kendimizi düzelttiğimizde Babam öne çıktı ve kraliçeyi ve prensesleri saygıyla selamladıktan sonra konuştu.

"Hoşgeldiniz kraliçem ve prensesler..."

Kraliçe tebessümünü eksik etmedi prensesler ise gülümsüyorlardı ikiside kraliçenin kızlarıydı.

"Hoşbulduk..."

Kraliçe bunu dedikten sonra durakladı.

"Fakat kusurumuza bakmayın oğlum Prens Sargan biraz aramıza geç katılacak..."

Babam hemen gülümseyerek konuştu.

"Ne kusuru kraliçem buyurun lütfen. Ayakta kalmayın."

Bu son denilen ile hepimiz salona geçmeye başladık kraliçe'nin demesi ile prensi görecek gibiydim ama bir yandanda görmek istemiyordum... onun adı bile beni ürpertmeye başlamışken hele ki beni. Salondaki bana ayrılmış olan yere oturdum Babam ve kraliçe havadan sudan konuşuyordu bense gerginliğimi atmaya çalışıyordum etrafa bakınırken Prenses sayna ile fark etmeden bakışmaya başladım gözümü başka tarafa çevirdim bir an nedensizce utanmıştım sanki hisseder gibi kraliçe birden babamla gereksiz sohbeti kesip etrafı gözleriyle kolaçan etti adeta bende gözleri bir kaç saniye kaldı ve sonra yine babama döndü.

"Şimdi asıl gelme sebebimize geçelim efendiler. Bizim gelinimiz kim burada? Yani diğer kızınız Mikhail? Onu mektuplardan tabir ettiğiniz kadar biliyoruz sadece."

Kraliçenin Bunları demesi ile bir an nefesimi tuttum ve bıraktım Sakin ve rahat olmalıydım.

Ardından ise Prenses Ayana'da konuştu.

"Evet bir an Nişana kadar göremicez sandık."

Babam bunlara tebessüm edip kıkırdayarak tepki verdi samimiyetsizliği belliydi.

"Tabikide kraliçem ve sayın Prenses kızım Serefina burada. Onun için gelmeniz bizi çok mesut etti."

Babam beni göstererek bunları söyledi ve birden salondaki çoğu kişi bana bakmaya başladı ilginin üzerimde olmasına alışkın değildim ama oraya göre hareket etmeliydim. Tebessüm ettim ve ayağa kalktım yavaşça onların olduğu tarafa yaklaştım ve önlerine gelince kraliçenin önünde saygıyla eğilip kalktım o an bile Altissa'nın itici ve değerlendirici bakışlarını üzerimde hissediyordum ama şuan odaklanmam gereken bakışlar kraliçe ve prenseslerin bakışlarıydı. Tenimde dolaşan kraliyet bakışlarını hissetmemek veya görmemek mümkün değildi adeta kraliçenin bakışları başta kızgın birer demir gibiydi sanki sonradan biraz yumuşada sonuçta görmüştüm. Beni inceliyorlardı; bir insanı değil, parayla satın alınmış gizli bir günahı inceler gibi. Kısacası Onların bana olan bakışları beni değerlendirdiklerini anlayabiliyordum. Etrafta güzel parfüm kokuları esiyordu bunu algılıyordum bu koku eriyen mumların kokusuyla birleşmişti.

"Oldukça güzel ve zarifsin."

Kraliçenin ağzından çıkan bu sözler ile tebessüm etmeden duramadım.

"Teşekkür ederim kraliçem..."

Kraliçe hafifçe tebessüm etti fakat bu uzun sürmedi sonrasında kendini bozmayarak.

"Ama güzellik tek başına bir işe yaramaz zeka herşeyden önemlidir. Umarım bunlarıda taşıyorsundur güzelliğin haricinde."

Kraliçe ve babama yakın olan kısımdaki koltuklardan birine oturdum istemsizce içten içe mutlu olmuştum ilk dediğine fakat kraliçenin son dediklerinde dediklerinde ne kadar samimiydi bilmiyordum. Yada fazla düşünüyordum. Prenses ayana bana merakla bakıyordu o cidden samimi birine benziyordu.

"Peki ya nişan hazırlıkları bitti mi?"

Altissa Prenses Ayana'nın dediğine gülümseyerek hemen atladı.

"Herşey hazır merak etmeyin. Bizzat kendim ilgilendim."

Prenses ayana Altissa'ya gülümsedi onlar ne ara bu kadar yakınlaşmıştı? Yoksa Altissa cidden hanedan üyelerine bu kadar yakın mıydı?

"Sen ilgilendiysen eğer sana güvenim sonsuz Altissa."

Prensesin dediği ile şaşırmam arttı fakat bu içten içe olan bir şaşırmaydı dışarıya belli edemezdim konuşmalar devam ederken Ersen Prenses Sayna ile konuşmalara arasında flört ediyordu ben ise bana sorulan sorulara cevap veriyordum dikkatimi birşey çekmişti Altissa salondan çıkmıştı hemde bir süre önce nereye gittiğini merak etmiştim ama yerimden ayrılamazdım. Kısa bir süre sonra salonda birden yine kapılar açıldı ve içeriye yavaşça prens Karan girdi salonun çoğunluğu saygıyla ona bakıyordu pek bilgim olmasada onun kraliçe'nin oğullarından biri olduğunu biliyordum üvey falan değildi. Ama neyseki evleneceğim kişi o değildi bildiğim kadarıyla oda biriyle nişanlıydı fakat kim bilmiyordum. Prens Karan içeri girdiğinde bende dahil herkes onu selamladı ilgi prens Karan'a kayınca Prenses Ayana ve Sayra bana döndüler. Ayana bana bakarken gülümsüyordu.

"Tarzın güzelmiş dikiş dikmeyi biliyor musun?"

Sanırım soru ve sorgu faslına geçmiştik bunlara gerçekleri mi söylemeliydim yoksa kendimi mükemmel mi göstermeliydim? Ama hayır yalan söylemek istemiyordum belki bu durumdan kurtulurdum.

"Biraz biliyorum Prenses."

Prenses ayana benden bir kaç yaş büyüktü sanırım ama bu sorularına anlam veremiyordum.

"Güzel peki ya kaç dil biliyorsun? Veya şairane bir kişiliğin var mı?"

Bu sorularına hemen cevap veremedim durakladım çünkü sadece bir iki dil biliyordum onlarda bu krallığın dilleriydi ve bunu demeli miydim?

"Fazla dil bildiğim söylenemez prenses fakat şairane birşey arıyorsanız şiir konusunda iyiyimdir."

Prenses ayana gülümsedi tam cevap verecek iken Prenses Sayra araya girdi.

"Sorularla kızın kafasını karıştırma ayana."

"Bu seni ilgilendirmez sayra."

Sayra ayana'ya cevap vermedi o an biz fark etmesekte yanımıza biri geliyordu. Kraliçe'nin Zümrüt bezeli ağır pelerinin ilk defa dikkatimi çektiğini fark ettim çünkü mermer zemininde adeta garip söyleyemeyeceğim tabirlerdeki hayvanlar gibi bize yaklaşıyordu onun yakınlaşması ile üzerimize çöken asalet ve kibir kokusu bir benim mi nefesimi kesmişti? Kraliçe'nin yüzüne yapay adeta anne şefkati taşıyan o sahte tebessümü tekrardan yerleşmişti bana daha ne diyecekti ki? Etrafın duymasını istemeyeceği şeyleri şimdi mi söyleyecekti? Zarif buz gibi parmaklarıyla çenemi kavrayıp yüzümü ışığa doğru çevirdi beni incelerken gözlerinde en ufak bir sıcaklık dahi yoktu daha demin önce dediklerinin yalan olduğu burdan belli oldu. Sadece beni şuanki halimle tekrardan ama bu sefer gerçekçi düşünceleriyle ölçüyor gibiydi.

"Demek krallığımızın ticaretini neredeyse elinde tutan tüccarının bize layık gördüğü varisi sensin."

Diye fısıldadı kraliçe etrafta prensesler dışında kimse bize bakmıyor gibiydi kraliçe cidden böyle bir anı mı bekliyordu?

"Seni hiç babanın yanında görmedim. Baban seni bu güne kadar gözlerden uzak şatosunun derin köşelerinde büyütmüş anlaşılan, Haklı da Saray ortamı serttir. Umarım bunu biliyorsundur."

Kraliçe bunu dedikten sonra elini çenemde çekti ve sanki birşey dememiş gibi başka bir tarafa yönelip sahte gülüşlerini insanlara saçmaya başladı. O an düşündüm bu felek bir tek bana mı oynuyordu sanki herkes köşelerde sıkışıp büyüdüğümü biliyormuş gibi beni ordan vurmaya çalışıyordu moralim bozulmuştu hemde oldukça güzel şeyler duymayı beklemiyordum zaten ama bu işittiğim laflardan bezmiştim artık biraz uzaklaşmak istiyordum en azından kısa bir süre gitmeye karar verdim ben gitmeden önce prenses sayra yüzünde hafif bir endişe ifadesi ve gözlerini kaçırarak sessizce prenses ayana'ya fısıldadığını duydum belki banada diyordu ama o an bunu düşünmek istemiyordum.

"Bu kız ya annem yada abim tarafından fena halde harcanacak..."

Bunu duyduktan sonra ayağa kalktım ve birsey demeden yavaşça oradan uzaklaştım tek kalmalıydım uzaklaşmalıydım bugün şatoda boş bir yer bulmak zor olacaktı ama kendimi boş bir yere atmak istiyordum doğrudan bahçeye doğru yürümeye başladım bahçede kenarda boş bir yer görünce oraya geçtim neyseki önde ağaç vardı ve beni kimse göremezdi patlamak üzereydim artık yetmişti herkesten duyduğum bu hakaretler deliler gibi ağlamak istiyordum ama şuan yapamazdım oraya er yada geç geri dönmek zorundaydım kimse olmadığına emin olunca istemsizce bir kaç göz yaşım akmaya başladı umutsuzca etrafa bakıyordum ve ağlamamı durdurmak için yukarıya doğru bakmaya başladım bir süre öyle kaldım vakit ne kadar geçmişti bilmiyordum ben kendime gelemeden bir ayak sesi duydum ve anlık refleks ike ayağa kalktım kim gelebilmişti ki buraya? En dikkat çekmeyen yerdeydim ben fazla düşünmeden merakım giderilerek ağacın arkasından yapılı uzun boylu bir adam çıktı bu kimdi ki? Bilmiyordum ama vucudu çok yapılıydı ve kaslı duruyordu herhalde muhafızlardan biriydi diye düşündüm istemsizce karşımdaki adamı inceledim hafiften çilek sarısı saçları ve sakalları vardı yeşil gözleri ise onu tamamlıyor gibiydi ben ona baktıktan sonra adamda bana baktı ikimizde birbirimizi bilmiyorduk. Adam ellerini arkasına doğru götürdü ve hafifçe bana yaklaştı.

"Burada saklanmak için iznin var mı senin ha ufaklık?"

Bunları derken sesinde hem buz gibi soğukluk hemde alaycı bir tını vardı bu kendini ne sanıyorduda bana böyle 'Ufaklık' bunu cidden bana mı diyordu? Ordan bakılınca bebek gibi mi duruyordum? Bu adama sinir olmuştum neyseki muhafızdı bir daha görmeyecektim.

"Asıl senin bu şatonun özel mülkünde saklanmaya iznin var mı?"

Onu tersledim ve geriye doğru adım attım.

"Kraliyet Muhafızlarından olmalısın yoksa işinden falan mı kayatarıyorsun?"

Muhafız olduğunu düşündüğüm yabancı soğukluğundan birşey kaybetmeyerek hafifçe sırıttığını gördüm.

"Evet."

Diye konuştu yavaşça olduğu yerden tekrardan adım atarak. Onun adım atmasıyla benimde geri adım atmam bir olmuştu.

"Peki ya sen niye buradasın ufaklık?"

"Bu seni ilgilendirmez."

Bunu derken geri dönmek için ağacın oraya doğru yürümeye başladım geride bıraktığım adam ise bana seslendi.

"Dikkat et Leydi Serefina o kadar hızlısın ki düşeceksin."

O bunu dediğinde durakladım beni nereden tanıyordu? Heyecandan arkamı dönmeden sordum.

"Sen beni nereden tanıyorsun?"

Fakat arkamı döndüğümde orada kimse yoktu kimdi bu? Beni kim tanıyor olabilirdi ki? Bunları düşünmek dahi istemiyordum bu yüzden daha fazla uzatmadan şatonun içerisine girdim ve ana salona geçtim hala daha o samimiyetsiz ortam devam ediyordu akşam yemeği vakti geldi gelecekti neredeyse ben girdikten sonra birşey fark ettim Altissa benden önce salona gelmişti ve bana ciddi bir şekilde bakıyordu fakat onu umursayamazdım ama o beni umursamadan bırakmıyordu her zaman ki gibi sinirle yanıma geldi fısıldayarak konuştu.

"Serefina sen neredesin?! Prens Sargan neredeyse geldi ve ortada yoksun neyseki şuan geldin!"

Birşey demeden onun yanından yürüyüp geçtim ben sanki çok meraklıydımda prense bana kızıyordu birde utanmaz. Birden tanımadığım bir kişinin sesiyle irkildim ve kapıya döndüm.

"Şimdi ise huzurlarınızda Prens Sargan!"

Bu şaka mıydı? Cidden gelmiş miydi? Onu görmemek için herşeyi yapardım fakat her zaman ki bu sefer kaçacak bir yerim bile kalmamıştı kafamı kaldırdım prensin nasıl biri olduğunu görmek için merak ediyordum gerçi etmesem bile bakmak zorundaydım gözlerim hemen kapının oraya dikilmişti gözlerim içeriye giren kişiyi görünce şaşkınlıkla açıldı bir an nefesim boğazımda tıkandı o benimle alaycı konuşan pelerinli muhafızdı... veya ben onu öyle sanmıştım aptaldım... şu an karşımda duruyordu o prens Sargandı. Kraliyetin o ezici şatafatının altında bana bakıyordu ve onun son dedikleri aklıma gelince onun beni tanıdığı gerçeği de yüzüme vurmuştu... İlk defa hareket etmek istemedim utancımdan Babam ise beni prense takdim ederken gayet rahattı arkada konuşulanları duymayacak kadar bakakalmıştım ve sonra gözlerimi kaçırdım Babam beni prense sunarken ben ise başımı tekrardan kaldırıp prense baktım hala daha bahçede benimle dalga geçen adam parıltısı vardı o yüzü hala daha buzdan ifadeyle bana bakıyordu sadece dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı. O sırada herkes bizim asaletimizle ve duruşumuzla ilgilenirken biz ise iki suçlu gibi birbirimize bakıyorduk. Kraliçe ve prensesler hizmetçilerinin getirdiği o garip pahalı kutular ile yanıma geldiler ve kraliçe gülümseyerek kutudan çıkardığı pahalı anladığım kadarıyla safir olan kolyeyi ve bileziği sormadan bana takmaya başladı. En sonunda ise

"Çok yakıştı."

Diye ekledi hediyeleri güzeldi fakat birden böyle yapmaları? Neyse birşey demek istemiyordum ben bunu düşünürken Sargan bana bakıyordu ve takılan o pahalı mücevherlere baktı.

"Safir mi?"

Diye ciddi mi diye annesine bakıyordu Sargan.

"Evet oğlum gelinimize çok yakıştı."

Bu safirin kesinlikle benim bilmediğim bir anlamı vardı bunu sonradan sormak için aklımda tutmalıydım Prens Sargan annesine daha fazla birşey demeden. Kayıtsız bakışlarla ona bakıyordu.

...

Bir süre sonra Çevremizdeki insanlar konuşurken sonrasında akşam yemeği için herkes büyük ve gösterişli masadaki yerine oturmaya başladı ben ise oturduğum gibi karşıma prens Sargan'ı gördüm gözlerimi kaçırdım kendimi kelimelerle anlatamayacağım kadar garip hissediyordum. Düşünceli bir şekilde etrafa bakınıyordum güler yüzlü kalmaya çalışıyordum fakat olmuyordu yemekler gelince biraz birşeyler yedim sonrasında ise tatlı gelince herkesin yüzü garip bir anlam veremediğim bir ifadeye dönüşmüştü nedendir ki? Merakla önüme gelen tatlıya baktım inanamıyordum Babam bunuda yapmıştı bu görgüsüzlüğüde yapmıştı. Tatlıda yenilebilir altın varaklı karamel soslu bir Galaktoboureko vardı... bu na ne denebilirdi ki? Babamın yemeklerde şov yaptığı yetmemiş gibi birde böyle bir görgüsüzlük yapmıştı... çoğu kişi tatlıdan çok az yedi ben hiç yemedim bile protokol delisi kraliçe ne tepki veriyordu içten içe bilmek isterdim Prens Sargan'a baktım tatlıya garip bir bakış atıyordu. neyseki akşamın bitmesine az kalmıştı kendimi böyle avutuyordum.

...

Çok geçmeden kraliyet ailesi ve alayı geri dönmek için kalktılar onları uğurlarken güler yüzlü olmaya çalıştım o kraliçeye bile gülümseyebildim! Fakat Prens Sargan yanımdan geçerken birşey diyemedim o ise benim önümde durdu diğerlerini umursamadan bana doğru eğildi aramızdaki boy farkını bu kadar yansıtmasına gerek yoktu. Sadece ikimizin duyacağı bir sesle konuştu.

"Yemekleriniz oldukça garipti tüccar kızı. tekrar görüşmek üzere görüşürüz."

Diyerek cevabımı duymayı umursamadan önümden gitti. Bugün aklım o kadar doluydu ki olan şeyleri aklım almıyordu şatoda yabancı kalmayınca bizimkilerin radarına ve sorgusuna katlanmamak için hızlıca kendi odama geçtim üzerimdeki neredeyse kaburgalarımın üzerinde iz bırakmış olan korseli elbiseyi ve takıları çıkarıp yatağıma uzandım. Dinlenmem lazımdı bedenen olmasada psikolojik olarak yorulmuştum.

Devam edecek...

Bölümü nasıl buldunuz?

Kraliyet ailesi hakkında şimdilik ne düşünüyorsunuz?

Prens Sargan sizce nasıl biri?

Serefina sizce bu aile ile baş edebilecek mi?

Sizce Nişan nasıl olacak?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.