İçeriğe geç

𝐌𝐀𝐇𝐉𝐔𝐋

Bölüm 3 · 12 dk okuma

𝐌𝐀𝐇𝐉𝐔𝐋

Bölüm 3

3.Bölüm: Kara

Kulağıma aynı ritmi tekrar eden cihaz sesi eşliğinde başka sesler de gelmeye başladığında yavaş yavaş kendime geliyordum.

"Bir kez olsun rahat duramaz mısın?"

"Onu orda ölüme terk edemezdim! Kusura bakmayın o kadar vicdansız olamadığım için(!)"

"Kartal biz onu mu diyoruz?! Şimdi ne yapacağımızı bulmaya çalışıyoruz."

"Bunların sorumlusu ben değilim."

"Susun! Uyandı."

Daha gözümü bile açmadan uyandığımın anlaşılmış olması beni biraz şaşırtsa da yavaşça gözlerimi aralayıp etrafımda toplanmış olan yabancı yüzlere tek tek baktım. Kızıl uzun saçlı, mavi gözlü, uzun boylu bir kız ve onun karşısında bana "günaydın" diyen, ona göre daha genç ve daha kısa duran siyah saçlı kahverengi gözlü bir çocuk hemen ayak ucumda birbirlerine dönük duruyordu. Kız sinirli olduğu her halinden belli bir şekilde kollarını göğsünde dolamış başka yere bakarken karşısındaki çocuk uyanmama sevinmiş gibi hevesle bana bakıyordu. Hemen sağ yanımda ise yanıma yanaşmış oturan, kumral kıvırcık kısa saçlı yeşil gözlü bir kız duruyordu. O da aynı çocuk gibi sevecen bir şekilde bana bakıyordu.

Kaşlarımı çatıp diğer tarafıma döndüğümde ise oldukça uzun boylu koyu kumral saçlı yeşil gözlü ve bana endişe ilen bakan bir çocukla karşılaştım. Kafam karışmış bir şekilde kaşlarım çatık tekrar dördüne bir göz gezdirdikten sonra ağrıyan başımı ellerimin arasına alıp söylendim.

"Hangi cehennemdeyim ben?"

".... Hastanesindesin. Endişelenme durumun iyi sayılır. Sadece biraz dinlenmen lazım."

Elimle yüzümü kapatıp olanları düşündüğüm sırada kutum aklıma gelince telaşla gözlerimi geri açtım. Kolumdaki serumu söküp ayaklandığım sırada yanımdaki kıvırcık kız beni durdurdu.

"Dinlenmen lazım, gidemezsin."

"Kutum... Kutumu bulmam lazım!"

"A doğru! Bu değil mi?"

Ayak ucumdaki çocuk yerden bir kutu alıp bana uzattığında hevesle elinden alıp içindekileri incelemeye başladım. Kutudakileri incelerken görüş alanımın bulanıklaşması ile ağladığımı fark ettim. Hızla gözlerimi silip eşyalarımı topladıktan sonra ona döndüm.

"Teşekkür ederim."

Çocuk bana sevecen bir şekilde tebessüm ederken bende kısa bir tebessümle karşılık verdim. Fakat... Bunlar kimdi?

"Siz... Kimsiniz?"

"Doğru lan kendimizi tanıtmayı unuttuk. Kusura bakma. Ben Toprak, hemen yanındaki arkadaş Efsun, diğer ikisi de Kartal ve Alev. Kartal sanırım sokaktan geçerken senin dairendeki yangını görüp yardıma koşmuş. Seni o buldu."

Kartal'a dönüp baktığımda ona hem mahcup hem de minnettar şekilde gülümsedim. "Tekrar teşekkür ederim. Fark etmen mucize olmuş."

"Hı hı aynen... Neyse en azından iyisin değil mi?"

Onaylayarak başımı salladığımda Kartal serumuma baktı. "Ben hemşireyi çağırayım baştan taksınlar en iyisi. Serumunu bitirmen gerek."

Kartal yanımızdan giderken ortamda tuhaf bir sessizlik oldu. Üçü de bana bakarken ben nereye bakacağımı bilemiyordum. Rahatsızlığımı fark etmiş gibi Efsun konuştu.

"Bizim burada ne işimiz olduğunu kim olduğumuzu falan sorguluyorsundur muhtemelen. Kartal'ın arkadaşlarıyız. Seni kurtarınca yardım için bize de haber verdi. Rahat olabilirsin, çekinmene gerek yok."

Efsun gülümseyerek dizimi ovalayınca ona tebessüm ettim. İyi insanlara benziyorlardı. Öylece yoldan geçerken gördüğü yangına yardım için geldiklerine göre gerçekten iyi olmalılar...

"Araf nerde? Niye hala gelmedi?"

"İşi sanırım biraz uzadı."

Toprak kolundaki saate bakıp Alev'e yanıt verirken boş gözlerle onlara baktım. Kartal'ın hemşire ile yanımıza gelmesiyle konuşma sonlandı.

***

Araf, Azer'i ıssız bir köprü altına götürmüştü. İkisi de bir süre kavga ettikten sonra Araf daha fazla dayanamayıp Azer'i duvara yaslayıp boğazından onu köşeye sıkıştırdı.

"Orada ne işin vardı, cevap ver! O kızdan ne istiyorsun?!"

Azer Araf'ın söylediklerine karşılık ağzından kan gelse de güldü. "Sen ne istiyorsan onu istiyorum. Sen neyin peşindeysen onun peşindeyim Araf. Cevaplar basit. Asıl sormak istediğini sor."

Araf sinirle solurken Azer'i duvara daha çok ittirdi. Aklındaki soruyu sormak istemiyordu. Çünkü imkan olduğunu düşünmüyordu. Bir an için durup Azer'e alayla baktı.

"Sen pısırığın tekisin, kendi başına böyle bir işe kalkışmazsın. Sende göt korkusu var. Yalnız değilsin, değil mi?"

"Demek tahmin edebiliyorsun?"

Azer de alayla gülerken Araf onun boğazını daha çok sıktı. Azer gülmeyi kesip canının derdine düşerken Araf sordu.

"Kim? Kime yardım ediyorsun bu sefer?!"

"Bu sefer?" diyerek Azer yine zar zor da olsa kıkırdarken Araf kaşlarını çatıp ona baktı.

"Yoksa..."

"Uzun zaman oldu, Araf."

Aklından geçirmesi ile onlara yaklaşmakta olan kişiyi görünce sinirleri daha çok gerildi Araf'ın. Git gide ona yanaşan genç adam ise pis pis gülüyordu. Araf daha fazla durmayıp Azer'i o kişinin önüne atarak hızla bu sefer onun boğazına yapıştı. Fakat o da gülüyordu.

"Kara!"

"Böyle mi selamlaşıyorsun?"

"Geberdin sanıyordum."

"Daha değil, daha onu başaramadın. Bu gidişle başaramayacaksın da." diyerek Kara da gülmeyi bırakıp Araf'a saldırdı. İkili boğuşurken bu sefer Kara'nın üstüne çita atlayınca Kara yere düştü. Araf şaşkınlıkla çevresine bakarken Alev'in elinde ateşle onlara yanaştığını görünce gülümsedi. Kartal ise çita halinden geri insan haline büründü.

"Boş konuşanları hiç sevmem biliyor musun? ve bil bakalım kim boş konuşuyor? Sen!" diyerek Kartal Kara'ya kısa bir gülümseme attıktan sonra bu sefer kurt kılığına bürünüp hazır ol da beklemeye başladı. Azer de Kara'nın yanına geçerken ikisi de sinirle karşılarındaki üçlüye baktı. Kara çoktan güçsüz düşmüş, Azer'in yardımıyla ayakta duruyordu. Araf bunu görünce güldü.

"Güçsüzsün. Ölümden yeni mi döndün ne o?"

Kara dişlerini sıkıp öfkeyle Araf'a bakarken Araf alayla ona gülümsüyordu. Elinde beliren bıçağı inceler gibi çevirdi. "Ne diyorsun? Bir daha mı denesek?"

Kara da alayla sırıtırken Araf tüm ciddiyetiyle bıçağını ona savurdu fakat bilerek onu ıskalayıp sadece kolunu sıyırmasını sağladı.

"Bu sana sadece bir uyarı. Rahat dur."

"Önce kapan kazanır." diyerek Kara son kez sırıttıktan sonra Azer ile hızla ortadan kayboldular. Alev sinirle yerinde tepinirken Kartal insan haline geri büründü.

"Ağh! Elimizden kaçırdığımıza inanamıyorum! Neden peşlerinden gitmiyoruz?!"

"Peşlerinden gitmek zaman kaybı olur çünkü. Neyin peşinde olduklarını önce bulmamız gerek. Planlarına karşılıklı hazır olmalıyız."

"Kızı istedikleri çok açık değil mi?! Daha neyi öğrenecez?!"

"Alev bırak da Araf'ı dinleyelim, o ne yaptığını biliyordur."

"Bir bok bildiği yok bunun!" diyerek Alev söylenip geri dönmek için arabaya ilerlerken Araf Kartal'a döndü.

"Teşekkür ederim. Beni nasıl buldunuz?"

"Benden hiçbir şey kaçmaz biliyorsun, iyi bir duyucu iyi bir koklayıcı iyi bir görücüyümdür."

Araf gülüp Kartal'ın saçlarını karıştırırken aklına gelmesi ile geri ciddiyete büründü.

"Kız?"

"Merak etme güvende. Toprak ile Efsun onun yanında."

"İyi mi?"

"İyi, zamanında çıkarabildim. Ne diye kendini yangının içine attıysa? Kaç git işte evin yanıyor!"

Araf kaşlarını çatıp biraz düşündükten sonra Kartal'a döndü.

"Çok değer verdiği bir şey varsa onu almak istemiş olabilir?"

Kartal da durup biraz düşündükten sonra hevesle Araf'a baktı.

"Kutu! Bir kutuyu almak istiyordu. Ailem deyip duruyordu."

"İşimize yarayacak olan şeyi bulduk o zaman."

Kartal sevinçle gülümserken Araf da gülümseyip arabaya ilerledi...

***

Öylece koltukta oturmuş Efsun ile Toprak'a bakıp duruyordum. İkisi de sessizce yanımda duruyorlardı fakat bir sorun vardı... BEN ONLARIN EVİNDEYDİM!

Hastaneden çıktığımızda polislere ifade verdikten sonra bana yardımcı olmak istediklerini söyleyip evime gitmemi engellemişlerdi. Her ne kadar engel olmak istesem de daha çok onlar bana engel olmuştu. Nasıl oldu bilmiyorum ama kendimi bir anda kabul etmiş şekilde onların evinde buldum. Gitmemekte o kadar kararlı olmama rağmen nasıl kabullenip bu eve geldim hala anlamıyorum.

Sessizce beklerken bir yandan da evi inceliyordum. Şehirden uzak daha çok ormanlık bir alanda iki katlı müstakil bir eve benziyordu. Oldukça geniş bir evdi. Güzel de dekore edilmişti. Oturma odasında daha çok otantik bir görünüm olsa da geri kalanında modernleşmeye evriliyordu resmen.

"Ev... güzelmiş."

"Sağol. Hepimiz burada kalıyoruz. Yani ev arkadaşıyız aynı zamanda."

"Hepiniz?"

Ben merakla Efsun'a bakarken kapının önünde bir araba sesi durdu. Çok geçmeden ise içeri neşeyle Kartal daldı.

"Biz geldik! Biraz dondurma da getirdik."

"Poşeti sallamayı kes yırtacaksın!"

Alev de Kartal'ın peşinden onu azarlayarak girdiğinde bu ikisinin sık sık tartıştığına emin oldum. Nasıl aynı evde kalıyorlardı?

"Araf nerde?"

"Buradayım."

Toprak'ın sorusunun ardından odaya bıkkın bir şekilde başka bir yüz girdi. Araf Araf diye tutturdukları kişi bu demek ki...

"Senin yüzüne ne oldu?!"

Efsun kaşlarını çatıp telaşla Araf'a bakarken Araf kısa bir an onun gözlerine baktı. Hiçbir şey söylemeseler de Efsun anlamış gibi kaşları şaşkınlıkla havalandı, rengi değişirken hiçbir şey demeden sessizce geri yerine oturdu ve endişeli bir şekilde düşünmeye başladı. 2 saniyede ne olmuştu? Dudakları bile kıpırdamadan nasıl anlaşmışlardı? Bu derece yakın olmak mümkün müydü?

Ben kafam karışmış bir şekilde Efsun'dan bakışlarımı çekip geri önüme döndüğümde mavi gözlerin bana dikildiğini fark ettim. Hiçbir tepki vermeden sert bir yüz ifadesiyle beni inceliyordu. Rahatsız olduğumdan kaşlarımı çatıp bende ona bakmaya başlamıştım fakat bu onun hoşuna gitmiş gibi şaşkınlıkla kaşlarını kaldırıp indirerek bıyık altı gülümseyip önüne döndü. Bu ne şimdi? Manyak mı ne bu?

"Hayat, bu da Araf. Araf, Hayat bir süre-"

"Bizimle kalacak, biliyorum haberim var. Ne yaparsanız yapın. Odama girmesin yeter."

Araf bana bir bakış atıp başka bir odaya geçip kapayı kapatırken hayretle arkasından baktım.

"Ordan bakınca sapığa falan mı benziyorum? Merak etme kimsenin odasına habersiz girmem!"

Sakinleşmeye çalışıp derin bir soluk alarak geri diğerlerine döndüğümde Toprak açıklama yaptı.

"Ona bakma sen, odasına kimseyi almaz. İzin vermediği sürece... Sana özel değil yani."

"Yine de birisiyle tanışır tanışmaz uyarı yapıp gitmek hoş değil."

"Haklısın, ama o da böyle."

"Biraz kaba gibi görünebilir ama tanısan çok seversin."

Kartal elindeki dondurmaları dağıtıp bana cevap verirken bana uzattığı dondurmayı gülerek aldım ve teşekkür ettim. Sever miydim bilemem ama Alev ve Kartal gibi olacağımızı şimdiden tahmin edebiliyordum. O yüzden en kısa sürede bu evden gitmeye bakmam lazım.

***

"Tahmin ettiğimden daha inatçı sanırım."

Araf kapısını kapatıp kendi kendine Hayat hakkında düşünüp gülerek duşa ilerledi.

Duştan çıkıp üstünü giyinse de tişörtünü giymeden aynada kendisini inceledi. Bugünkü arbedelerin izlerini bedeninde görünce bıkkınlıkla gözlerini kapayıp soluk verdi. Yüzünde de hasar vardı ama üst bedeninde olmamasını ummuştu. Bu durumdan sıkılmış olsa da kapıyı aralayıp Efsun'a seslendi. Efsun zaten gerisini anlamıştı.

"Hallettim!"

Efsun pansuman malzemelerinin olduğu kutuyu alırken Hayat merakla onun ne anlayıp ne yapacağını izliyordu. Toprak ise sıkıntıyla sızlandı.

"Yine mi?"

"Zaten yüzü yaralıydı, her türlü ihtiyacı var."

Toprak gözlerini devirip aniden elinden bir yaprak ve üstünde ezilmiş ot çıkarıp Efsun'a uzatınca Hayat şaşkınlıkla ona baktı. Efsun da gözleri kocaman olmuş Toprak'a bakıyordu. Toprak Hayat'ın da orada olduğunu hatırlayınca kısa bir an durup içinden küfür etti, ardından toparlamaya çalıştı.

"Hazırlıklıydım, gecikmesinden böyle geleceğini anlamıştım. Yanımdaydı yani... Al bunu sür, iyi gelir."

"Anladım, sağol."

Efsun Toprak'tan yaprağı alıp gidecekken Kartal mızmızlandı.

"Ya! Bende yaralıyım burada. Bakın, burası. Benim de pansumana ihtiyacım var." diyerek Kartal dirseğindeki küçük sıyrığı gösterirken Efsun gözlerini devirip bıkkınlıkla başını iki yana salladı. Ardından Toprak'ın eline yara bandı kutusunu bırakıp "Sen bak." diyerek Araf'ın yanına gitti. Kartal ise küçük bir çocuk gibi dudaklarını büküp somurttu.

"Bence kendin de yapıştırabilirsin değil mi? Olayı romantize etmeye gerek yok. Al."

Toprak Kartal'a kutuyu attığında Kartal havada yakaladı. Toprak ise gülümseyip üst kata çıktı. Kartal ise arkasından söylendi.

"Romantizimmiş! Bir bant bile yapıştırmaya çekiniyorsunuz! Sevmediğinizi bu kadar yüzüme çarpmayın bari!"

Toprak Kartal'a sadece gülerken Alev de sıkılmış gibi konuştu.

"Bende gidiyorum, yanıma gelmeyin, yalnız kalıcam."

"Ay aman! Çok bile dayandın zaten Mızmız Kraliçe."

Alev Kartal'a ters bir bakış atarken Kartal ona saçma bir yüz ifadesiyle karşılık verdi. Alev ise uğraşmak istemeyip yukarı çıktı. Kartal ise Hayat ile birlikte kalmıştı.

Kartal dirseğine yara bandını yapıştırmaya çalışırken Hayat onu izliyordu. Kartal'ın yarayı görmekte zorlandığını fark edince araya girdi.

"Biraz daha aşağı yapıştırmalısın, o zaman tam üstüne denk gelir."

"Böyle mi? Şu an nasıl?"

"Çok iyi yapıştır gitsin!"

Kartal Hayat'ı dinleyip bandı yapıştırırken Hayat'a gülümseyip teşekkür etti.

"Teşekkür ederim."

"Önemli değil ama bant çok dayanmaz."

"Ne?"

"Dirseğin diyorum sürekli hareket ettiği için bant sökülür."

"Boşver, küçük bir şey zaten, o kadar da önemli değil. Şımarıklık yapıyordum sadece."

Kartal hafifçe tebessüm etse de bu tebessüm Hayat'a buruk bir tebessüm gibi gelmişti. Dayanamayıp ayaklandı. Kartal ise onu izledi.

"Burada bekle."

"Nereye?"

Hayat Araf'ın odasının kapısını çalarken Araf kapıyı sanki onu bekliyormuş gibi hemen açıp karşısına dikildi. "Ne var?"

Araf üstünü giymiş olsa da Hayat ondan pek hoşlanmadığı için yüzüne pek bakmıyordu. Havada kalan yumruğunu indirip huysuzca cevapladı.

"Sana gelmedim, Efsun'u iki dakika çağırır mısın?"

"Buradayım!"

Efsun Araf'ın arkasından zar zor kendini gösterirken Hayat da Araf'ın omzunun üstünden Efsun'u görmeye çalıştı. Araf ise hiç keyfini bozmadan ikisinin arasında duruyordu.

"Pansuman kutusundan birkaç bir şey alabilir miyim?"

"Bir yerine mi bir şey oldu?" diyerek Efsun sonunda Araf'ı aralarından çekebilse de Araf hala Efsun'un arkasında dikiliyordu. Hayat ise Efsun'un endişesine gülüp cevapladı.

"Hayır, ben iyiyim. Kartal için bakıcaktım."

"Iığhh şu çocuk! Delirtecek beni. Seni mi yolladı gelmem için?"

"Hayır, ben kendim geldim."

"Yarası o kadar kötü müydü?"

Efsun biraz şaşırmış biraz da endişelenmiş bir şekilde Hayat'a bakıyordu.

"Pek sayılmaz ama-" diyerek Hayat cevap vereceği sırada Efsun onu bölüp odadan çıktı.

"Ben bir bakayım."

Efsun Kartal'a gitmek için adımladığı sırada Araf onu tutup sadece yüzüne baktı. Efsun onun pansumanının yarım kaldığını hatırlayınca kısa bir an duraksadı. Ardından Hayat'a bakıp kısaca gülümsedi ve birkaç malzemeyi onun kollarına tutuşturup Araf'a itekledi.

"Sen devam edebilirsin değil mi?"

"Ne?"

"Yüzü kaldı sadece. Bir de sırtında küçük bir sıyrık var. Ben Kartal'a bakıp geliyorum. Sağol!"

Efsun hızlı hızlı konuşup ikilinin yanından ayrılırken Hayat şaşkınlıkla sadece onu izleyebilmişti. Peşinden itiraz etmek için gidecekti fakat Araf onu tutup durdurdu."

"Sırtımdakini halletsen yeter, yüzümü ben yaparım."

"Bende senin meraklın değilim!"

Hayat yüzünü buruşturup Araf'a bakarken Araf nefes verip içeri ilerledi.

"Biz seninle çok eğlenicez gibi."

"Bana daha çok anlaşamayacaz gibi geldi." diyerek Hayat da odaya girip kapıyı arkasından kapattı. Araf yatağa yüz üstü uzanırken güldü. Hayat ise Efsun'un ellerine tutuşturduklarını komodinin üstüne bırakıp Efsun'un bıraktığı eldivenleri giydi.

"İşte bu yüzden çok eğlenicez. Uğraşmayı severim."

"Bende huzuru severim ama bir kez olsun tadamadım nedense!"

"Hiç tatmadığın bir şeyi sevemezsin."

"Kim demiş? Ben severim."

Araf daha fazla bir şey demezken Hayat da onun tişörtünü yukarı sıyırmıştı fakat sıyırdığı gibi şokla kalakaldı. Kaşlarını çatmış öylece durmuş Araf'ın sırtındaki geçmiş yara izlerini inceliyordu. Parmakları oldukça derin görünen bir yaraya dokunduğunda Araf'ın konuşması ile irkilip ellerini çekti.

"Acele et daha fazla böyle durmam."

"Sana... Hayır! Sen ne yapıyorsun? Bu kadar yarayı-"

"Seni ilgilendirmeyen işlere burnunu sokma, sadece pansumanı yap."

Hayat ellerini yumruk yapıp biraz daha dursa da Araf'ın dediğini yapıp sorgulamadan pansumana başladı.

İkisinden de ses çıkmazken Hayat sessizliği bozdu. "Acıdı mı?"

Fakat Araf bir cevap vermedi. Hayat bu sefer kendi kendine konuşmaya başladı.

"Bu kadar iz kaldığına göre acıyan yaralar olmalı. Acıyan yara iz bırakır..."

"Ne oldu? Yaralarımı görünce edebiyat yapmaya başladın?"

"Sadece merak ediyorum, bunca yarayı alacak ne yapmış olabilirsin?" diyerek Hayat son bandını da yapıştırdığında Araf sırtını kapatarak derin bir nefes verip kalktı.

"Amma çok konuştun, çok düşünme kafayı yersin. Her şeyi umursama."

Araf Hayat'ın yanından uzanıp diğer pansuman malzemelerini alırken kısa bir an da olsa Hayat'ın dibine girmişti. Hayat hafif geri çekilirken Araf'ın kulağının arkasında bir dövme olduğunu fark etti. İlgiyle dövmeye baksa da ne yazdığını anlayamadı. Araf geri çekildiğinde ona sormak istedi fakat az önceki konuşmayı hatırlayıp "banane" diye düşünüp sustu. Araf ise ayna karşısına geçmiş kendi kendine pansuman yapmaya çalışıyordu.

"Çıkabilirsin, işin bitti."

""Teşekkür ederim", "sağol" ya da "zamanını ayırdığın için teşekkürler" gibi şeyler bilmez misin sen?"

"Senden pansuman yapmanı ben istemedim. Efsun da sana çoktan teşekkürünü etti." diyerek Araf kaşındaki yarasına küçük bir bant yapıştırdıktan sonra pansumanını bitirip Hayat'a döndü.

"Ayrıca başımı şişirdiğin için senin benden özür dilemen gerekiyor, benim teşekkür etmem değil."

"Sen!.. Boş versene! Hiç nefesimi boşa yormayacam."

Hayat odadan çıkarken Araf arkasından keyifle gülüyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.