İstanbul'un bu temmuz sıcağında işe gelmemiz yetmezmiş gibi bir de mesaiye kalmak zorunda kalmıştım. Güneşlikleri kapalı olsa da batmakta olan güneşin ışıklarıyla ofisin içi loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Biraz durup iç çekerek güneşlikten içeri sızmakta olan turuncu ışığı yalnızlık eşliğinde izledim. İç sesim "istifa et" diye beni darlasa da bunu yapamayacağımı ikimizde çok iyi biliyorduk.
"Eğer dediğini yaparsam geçinemem, ev kiraları ne kadar olmuş haberin var mı senin?"
"Yalan olmasın ama buralarda 5000'den başlıyor diye duydum."
"İşte bak-"
İç sesim dışında başkasının bana cevap verdiğini anlamam ile korkuyla arkamı döndüm. Neyse ki bana kapı arasından gülümseyen yüz tanıdıktı. Yine de korkuttuğu için elimdeki kalemi ona fırlattım.
"Ödümü kopardın gerizekalı!"
"İş arkadaşlarına da pek bir saygılısın maşallah." diyerek Tuna yerdeki kalemimi alıp yanıma gelirken ona somurtup "Şu an iş arkadaşı sayılmayız, mesai saatleri dışındayız." diyerek yanıtladım. Kalemi almak için ona uzandığımda ise o kalemle hafifçe kafama vurmayı seçti.
"Acıdı!"
"Kendin diyorsun, 'mesai saatleri dışındayız', madem bunu biliyorsun neden hala ofiste oturmuş çalışıyorsun? Evin gitsene!"
"Keyfimden durmuyorum burada herhalde!" diyerek Tuna'nın elinden kalemi alıp geri önümdeki dosyalara döndüm. "Ali Bey mesai yazdı..."
"Ne yani sadece sana mı?"
"Diğerleri işini bitirip gitti."
"Uyuşuk seni!"
Tuna bana söylenerek kendi masasına geçerken kendimden emin ona döndüm. "Uyuşuk değilim! Sadece acelem yok, hızlı da yapsam geç de yapsam bir şey değişmeyecek. Çoktan mesaiye kalmışım."
"Zamanını öldürüyorsun." dedi yüzüme bile bakmadan bilgisayarının şifresini açarken.
"Eve gitsem uyuyup kalacaktım zaten, bir şey değişmiyor yani."
Tuna lafımı bitirmem bile bana dönüp yüzünü buruşturarak biraz bakıp tekrar etti. "Uyuşuksun!"
"Ya! Ben uyku severim kardeşim! Sen seversin sevmezsin, beni ilgilendirmez. Ben uyku severim. Uyku bir kültürdür."
"Ağzın çalışacağına elin çalışsın. Başımı şişirdin."
Tuna'ya huysuzca bakıp geri işime dönmüştüm ki onun neden burada olduğunu merak edip ona bakmaya başladım. O ise her zamanki gibi bakışlarımdan rahatsız olmuş olacak ki derin bir nefes verdi.
"Sor hadi, ne var?"
"Neden bu saatte buradasın?"
"Acil gelen bir mail yüzünden. Ali Bey acil inceleyip düzenlemem gerektiğini söyledi. Bende mecbur geldim. Oldu mu?"
"Şu adamı bir gün evire çevire dövecem az kaldı. Eve gitmiş dinlenen insanı acil diye darlayıp işe öylece yollayamaz! Madem bu kadar acil kendisi gelip yapsaymış! Ama yok o kıymetli kıçını kaldırıp buralara lütuf edemez paşamız!"
Tuna benim söylenmelerime gülerken sinirle geri işime döndüm.
Uzun bir süre sessizce çalışıp işimizi yaparken artık gözlerim yorulmuş bir şekilde kısık gözlerle bilgisayar ekranına yaklaşmış bakınıyordum ki Tuna elindeki dosyayı kafama vurdu. Bu sefer sinirle acıyan başımı tutup ona döndüm.
"Ya! Senin yüzünden tüm beyin hücrelerim ölecek! Vurma artık kafama."
"Beyin hücrelerinden önce gözlerin sana veda edecek bu gidişle."
"Bir şey olmaz bana merak etme."
Tuna onaylamaz şekilde başını iki yana salladıktan sonra telefonundan bir şeyler açıp bana gösterdi.
"Bırak hadi, yemeğe davetlisin. Aslı seni çağırıyor yemeğe. Getirmezsem kafamı kırar."
"Hmmm aslında hiç de fena bir fikir değilmiş he. Sen git, kafanı kırsın, daha çok işime gelir."
"Zırtapoz seni! Kalk hadi, sonra devam edersin."
İşimi bitirmeden çıkma gibi bir alışkanlığım yoktu ama hem Aslı'nın daveti hem de aşırı yorgunluk yüzünden kabullenerek toparlanıp Tuna ile gitmek için işten çıktım. Aslı Tuna'nın eşiydi. İki de çocukları vardı. 2 yaşında bir kızı ve daha 6 aylık bir erkek bebekleri vardı. O iki küçük veledin o kadar güzel olmasında nasıl bu sevimsiz herifin katkısı olur aklım almıyor açıkçası. Aslı da güzel olduğu kadar iyi biridir ama işte, Tuna gibi bir adamı severek en büyük aptallığını yapmış. Yanlış anlaşılmasın, Tuna kötü biri değil sadece ona gıcığım, içimden de olsa onunla uğraşmak zevk veriyor.
Tuna ile iş arkadaşıydık, zamanla birbirimizle uğraşıp samimiyet kurunca bir anda kendimi onun eşi Aslı ile tanışmış buldum. Hatta daha da ötesi kendimi onların ailesinin içinde buldum... Olmayan ailemi resmen onlar bana veriyor gibiydi. Tuna bana hem abi hem arkadaş bazen de baba gibiyken Aslı da aynı şekilde hem abla hem arkadaş hem de anne gibiydi. Bazen eve gitmeme izin bile vermez onlarda kalmamı sağlarlardı. Bazen ise Tuna ile birlikte bana öğlen yemeği diye yemek gönderirdi. Tuna aramızdaki bu samimiyeti kıskanıp "karım ile arama girdin, kumam gibisin resmen" diye söylense de ben onu daha çok gıcık ediyorum, Aslı ise onu azarlıyor.
"Saat 9'a geliyor, Aslı muhtemelen çocukları uyutmaya başlamıştır bile. Ufaklık zaten yeterince onu yoruyor, umarım zorluk çekmez."
"Karın için buradan endişeleneciğine Ali Bey sana iş kitlediğinde karşı çıksaydın. Aslı yoruluyorsa bunda senin de payın vardır Tuna Bey."
"Bana diyene bak. Bu sıcakta mesaiye kalmış bir de bana konuşuyor."
"Ben kalabilirim, benim evde bekleyenim yok, benim için endişelenen biri yok. Bir ailem yok... O yüzden ben kalabilirim."
Tuna bana azarlar gibi baksa da omuzlarımı silkip camdan dışarı baktım. Gerçekleri söyleyince ne diye sinirleniyorsa? Sanki yalan söylüyorum...
"Bir daha saçmaladığını duymak istemiyorum Hayat."
"Saçma-"
"Konuyu kapatalım ve bir daha açmayalım lütfen! Tamam?"
Sesimi çıkarmayıp sessizce kabullenerek önüme döndüm ve yol çizgilerini izlemeye başladım...
~~*~~
"Kal işte bu gece ne diye gidecem diye inat ediyorsun ki?"
Aslı elimi tutmuş ayakkabılarımı giymeme rağmen beni hala ikna etmeye çalışırken sessizce gülüp elini öptüm.
Akşam yemeğinden sonra biraz oturup sohbet etmiştik. Aslı ile ben sohbete dalarken Tuna ise koltukta sızmıştı. Onu fark etmemiz ise ufaktan horlamaya başlaması ile oldu. Gülmemek için kendimizi tutsak da dayanamamıştık. Saate baktığımda ise 11'i geçtiğini görünce benimde gitme saatimin gelmiş olduğunu anlamıştım. Fakat Aslı inatla saatlerce onlarda olmama rağmen beni bırakmamakta ısrarcıydı.
"Eve gidip duş almam gerekiyor güzel annecik. Belki başka zaman tamam mı?"
"Burada su yok sanki Hayat! Yaparsın burada ne olacak? Benim kıyafetlerden veririm sana."
"Aslı saçmalama istersen? O kadar da değil sapıttın iyice. Valla evli ve çocuklu olmasan bana yürüdüğünü düşünecem."
"Evli ve çocuklu olmam sence buna engel mi bebeğim?" diyerek Aslı saçımı kulağımın arkasına tararken tedirgin olmuş gibi kendimi ondan geri çektim.
"Uzak dur benden sapık kadın!"
Aslı daha fazla dayanamayıp kahkaha atmaya başladığında bende gülüyordum fakat ikimizde sesimizi kısmak zorunda kaldık çünkü saat yeterince geçti ve çocuklar uyuyordu.
"Bari bekle de Tuna'yı çağırayım seni evine bıraksın."
"Ya bırak uyusun çocuk! Yoruldu zaten bugün yeterince, bırak dinlensin."
"Diyene bak, mesaiye kalmamış gibi..."
"Şşştt! Yok bir şey, ben gidiyorum, öptüm seni. Çocukları da öp benim yerime. Tuna'yı da..."
"Tuna'yı da ne?"
"Dur karar veremedim şimdi tokat mı atsan kafasına mı vursan yoksa cimciklesen mi?.."
Aslı söylediklerime gülerken elimi geçiştirir gibi salladım. "Üçünü de yap boşver bir şey olmaz ona."
"Rahat bırak kocamı."
"A a! Kocacıya bak! Kocam da kocam diyorsun he?"
"Evet! Kocam da kocam! Biricik kocam, bir tanecik kocam, BENİM kocam!"
"Tamam sus artık kusucam yoksa. Git aşkınızı ötede yaşa."
"Seni de görecez bir gün Hayat Hanım, hadi bakalım."
"Çok beklersin canım. Ben yalnız doğdum yalnız büyüdüm yalnız ölücem. Yalnızlıklar Kraliçesiyim ben beybi. Hadi adios!"
Ben merdivenlerden inerken Aslı arkamdan dikkat etmem konusunda söyleniyordu. Bense tamam diyerek onu geçiştirdim ve açık havaya çıkıp derin bir nefes alıp verdim. Hava sabaha göre daha güzel ve rahatlatıcı olduğu için dolmuş beklemek yerine durağa kadar yürüme kararı aldım.
Sokaklar sessizdi, yaz gecesi olmasına rağmen pek kalabalık değildi. Kimsenin yakınımda olmaması daha iyi diye düşünerek kulaklığımın tekini taktım ve bir müzik açtım. (Little Mix - Little Me)
Sessizce yürürken saate baktım. 12'yi geçmesi ile 13 Temmuz yazısını görünce 9 yaşındaki halim geldi gözümün önüne. 13 Temmuz sabahı... 15 yıl önce bu sabah terk edilmiştim. O sabah o küçük kızın uyandığında evde kimseyi bulamayıncaki korkusu, endişesi... Belki bir yere gitmişlerdir diye geri dönerler diye heyecanla kapının önünde oturup beklemesi... Ailesi geri döndüğünde onun ağladığını görüp üzülmemesi için ağlamamaya çalışması... Ama olmadı. Kimse geri dönmedi. Saatlerce orada bekledi ama ne annesi ne de babası geri geldi. Artık akşam olup gelmeyeceklerine emin olunca bağıra bağıra ağlayan o küçük kız vardı aklımda. Bağırışları zihnimin duvarlarına çarparken, komşuların endişeyle polisi arayıp eve girme çabaları eşliğinde hala gelirler ümidiyle evi terk etmek istemeyen o saf küçük kız vardı gözümün önünde... O masum küçük bir gecede her şeyden habersiz terk edilmişti. Bir gecede yalnız kaldığı gibi bir gecede hayatı değişmişti... Durumu kabullenemediği için kimseyle yıllarca konuşmamıştı, akrabaları "bizim kanımızdan değil" diyerek kapılarını kapatmıştı, yetimhanede büyüyüp okulda bazı arkadaşlarından zorbalık görmüştü. Karşılık verince ise suçlu olan o olmuştu... O kadar çok haksızlığa uğramıştı ki o küçük, kimseye güvenemiyordu. Sonuçta en güvendikleri ona sırtını dönmemiş miydi? Bırakıp gitmemiş miydi?
"Madem gidecektiniz... Neden?.. Neden bana iyi davrandınız, iyi baktınız, sevdiniz, yanımda oldunuz? Neden sizi sevmemi sağladınız?.."
Gözümden akan yaşı elimin tersiyle hızla silip kendimi toparlamaya çalıştım ve sonunda vardığım durağa geçip beklemeye başladım...
***
Genç kız durakta yalnız başına oturmuş beklerken onun göremeyeceği şekilde karanlığa gömülmüş olan genç adam telefonunu çıkardı ve birisini aradı.
"Kızı buldum."
Tek dediği bu oldu. Telefonu kapattığı sırada kız gelen otobüse bindi ve gitti. Genç adam da onun peşinden hızla ortalıktan kayboldu. Fakat kızı tek izleyen o değildi...
İlk bölüm kısa bir giriş gibi olsun istediğim için tanıtım benzeri bir bölüm ile karşınızdayım. Umarım beğendiğiniz bir bölüm olmuştur. Okuduğunuz için teşekkürler.