Sonunda bir iş buldum ve çalışıp tüm maaşımı harcamadan biriktirmeye başladım. Sonunda o ay sonu geldiğinde şirket açacak kadar para biriktirmiştim. Barının yardımlarıyla tabii. Aylar sonra uyandığım gibi barını sarsarak uyandırdım.
"Barııın! Bugün o günn! "
Diyerek yataktan kalktım ve dolabı heyecanla açtım. Barın gözlerini ovuşturdu.
"Hangi gün? "
Unuttuğunu anlayıp ona döndüm.
"Unuttun mu? Bugün şirketimi açacağııız! Tüm haberlere duyuruldu hadiii kalk hazırlaan! Ayşe ve yavuz çoktan çıkmışlar! "
Barın gülerek ayağa kalktı ve kolunu belime doladı. Biraz dolabı inceledi.
"O zaman ne giyeceğimi sen seç. "
Bir ona bir dolaba baktım.
"Daha ben ne giyeceğimi bilmezken seni nasıl giydireyim?"
Barın ellerini birleştirdi.
"Hadiii çok yorucu seçmeek!"
Buna karşılık güldüm ve dolaba döndüm.
"Tamaam o zaman... Şu bordo ve siyah olan takım elbiseyi giy. "
Barın üzüntüyle baktı.
"Takım elbise giymesem? "
"Karının şirketinin açılışına terlik eşofman kombini ile geleceksen izin vermem. "
Barın hafif yorgun halde ayağa kalktı ve dolaptan kıyafetlerini alıp çıktı. Bende kıyafetlerimi seçip hazırlandım. İkimizde hazır olunca şirkete gittik. Şirketin önüne vardığımızda tüm kameralardan flaşlar patlamaya başladı. İki üç poz verip şirketin önüne çekilmiş kırmızı ipin önünde durduk. Yandan bir çalışan makası getirdi. Barın makası aldı ve bana uzattı.
"Yap bakalım açılışını. "
Diyerek güldü. Gülümsedim ve makası yavaşça ipe yerleştirdim. Kırmızı ip yavaşça ikiye ayrıldı ve iki parça olunca kameralarda ki flaşlar şiddetlendi. Daha sonra şirketin önünde soruları cevaplayıp merasimi bitirdik. Şirkete girince derin bir nefes aldım.
"O nasıl bir kalabalıktı öyle. Bir daha böyle bir karmaşaya katlanamam. "
Barın bu sözlerime güldü.
"Tabii. Hoşuna gitmemesi imkansız. "
"Hoşuma gitti elbette. Ama çokk fazla ışık vardı. Senin gözün ağrımadı mı?"
Barın başını iki yana salladı. Daha sonra çok bilmiş bir sırıtış atıp devam etti.
"Ben alışığım."
Başımı sallayarak güldüm. Artık herşey düzene girmişti. Nedense hayal olacak kadar huzurluydu. Biz şirkette boş boş yürürken barın sessizliği bozdu.
"Yarın piknik yapalım. "
Bir anda gelen bu planı garipsedim.
"Olur. Nerden aklına geldi? "
"Bilmem. Bir anda aklıma geldi."
Başımı salladım. O zaman yarını bekleyelim. Biraz daha şirkette dolaştıktan sonra eve döndük. Yemeğimizi yedik ve yarın ki piknik için çanta hazırlamaya başladık. Çanta dolunca uyuduk. Sabah olunca hızla hazırlanıp piknik alanına doğru yola çıktık. Yaklaşık 1 saat sonra vardık. Burası müthiş bir yerdi. Barın inip elimi tuttu ve o yemyeşil doğada yürümeye başladık.
"Burası rüya gibi. "
"Doğa ananın göz alıcılığını görmek herşeye değer değil mi? "
Başımı salladım. Ellerimiz sıcaktan bizi bırakın diye bağırıyordu fakat ikimizin de umurunda değildi. Tek istediğimiz temasımızı kesmemekti. Kuşların söylediği şarkılar içinde doğanın kokusuyla mayışırken sonunda güzel bir yer bulduk. Hemen elimle o yeri işaret ettim.
"Şuraya oturalım. Çok güzel bir yer. "
Barın başını salladı. Hemen oraya vardık ve pikniğimizi buraya kurduk. Barınla oturunca barın elini elime koydu.
"Seçtiğin yer gerçekten güzel. "
Güldüm.
"Tabii ki de. Benim zevkime güvenmelisin. "
Biraz sonra barın bana yaklaştı. Hiç geri çekilmedim. Onunla yaşayacağım bu tür anlar çok olsa da birini bile reddetmek istemiyordum. Sonrasında dudaklarımız buluştu. O nazik halini o kadar çok seviyordum ki... Yavaşça dudaklarımız ayrıldı. Barın bir anda konuşuverdi.
"Seni asla kaybetmek istemiyorum. "
Bir anda bana sarıldı. Neden anlamamıştım ama sorgulamama gerek yoktu. Sadece sarılmıştı. Bende karşılık olarak ona sarıldım. Bu yapış yapış halimiz beni nedense rahatsız etmiyordu. Öyle gördüğüm her insanın garip olduğunu düşünürdüm ama şimdi Anlıyorum ki... Karşınızdaki kişi aşık olduğunuz bir adamsa ne yaptığınız ve nerede yaptığınız pek umurunuzda olmuyor. Sarılmayı bıraktığımızda barın ayağa kalktı.
"Hadi bir akım yapalım. "
Biran duraksadım.
"Ne akımı? "
Diyerek ayağa kalktım. Hani varya taş kağıt makas yapıyorsun ve kim kazanırsa diğeri koşup gelene kadar kazanan yiyor. Öyle devam ediyor. Hatırladın mı? "
"Aa evet. Hadi yapalım! "
Ortamı hazırladık ve sonunda hazırdı. İlk tura başladık. Taş kağıt makas ve kaybettim. Hızla karşıdaki ağaca koştum ve geri döndüğümde barın neredeyse yarısını yemişti. Barının omzuna vurdum.
"Yaa biraz yavaş yesene öküz! "
Barın gülerek alnımdan öptü.
"Tamam bundan sonra daha yavaş yiyeceğim. Yeter ki kızma. "
Gülerek tekrar yaptık. Taş kağıt makas ve sonunda ben kazandım! Hızla yemek yemeye başladım ben daha 3. lokmamı yerken barın hızla vardı.
"Ahh nasıl böyle hızlı geldin! Daha 3. lokmamdı! "
Barın güldü.
"Miray oyun bozancılık yapacaksan oynamayalım. "
Omuz silktim.
"Tamam. Ama ne yapayım ben hiç kazançlı çıkmadım. "
Barın gülerek beni göğsüne bastırdı.
"O zaman başka birşey yapalım. "
Bir anda aklıma fikir geldi.
"Su savaşı yapalım! "
Barın hemen onayladı. Biraz yakınımızdakilerden su balonu aldık ve savaş başladı. İlk vuruşu ben yaptım ve barının kafasına isabet etti. Barın saçını geriye attı ve güldü.
"Demek savaş ha? "
Bir anda su balonu belimde patladı. Kendimi yere attım ve vurulmuş gibi yaptım.
"Hassasiyet ayarın mükemmel barın. "
Diyerek güldüm. Daha sonra yerden kalkıp barına bir atış daha yaptım ard arda 3 balon attım ve balonlarım bitti. Ama barında sırılsıklamdı. Ellerimi göğsümde birleştirdim.
"Ban böyle sırılsıklam aşık olduğunu bilmiyordum. "
Diyerek kıkırdadım. Barında güldü.
"Emin ol ki biliyordun."
Başımı salladım. Daha sonra barın bir anda kafama bir su balonu attı. Saçlarım ıslanınca barına koştum. Tam ona vuracakken ben belimden yakaladı ve sarıldı.
"Senin yüzünden saçım ıslandı. Ahhh."
Ben böyle yakınırken barın beni hala tutuyordu.
"Ben sırılsıklamım ama şikayet etmiyorum küçük hanım."
Kafamı kaldırdım ve barına baktım.
"Küçük hanım olmamam için kaç yaşında olmam gerek? "
Barın güldü ve beni bıraktı.
"Benden büyük olmalısın."
Kollarımı kavuşturdum ve örtüye oturdum. Kenardan bir kek alıp yedim. Barında karşıma oturdu.
"Bu kadar zorluğu aşıp bu güne kadar gelmek çok garip. Değil mi? "
Ağzımdaki lokmamı çiğnerken başımı salladım. Gerçekten öyleydi. Bu kadar belirsizliğe ve yanlış anlaşılmaya gizliye ve saklıya rağmen bir şekilde başarmış olmamız... Gerçekten garip hissettiriyordu. Ben böyle dalıp gitmişken barın havaya bakarak bana dokundu.
"Miray. Sanırım yağmur yağacak. "
Onun uyarısıyla yukarı baktım. Gerçekten de hava griye boyanmıştı. O günlük güneşlik hava gitmiş yerini kasvetli ve soluk hava almıştı. Biraz havayı seyrettikten sonra barına döndüm.
"Kalkalım."
Barında onaylayınca toparlanmaya başladık. Sanki bu yağacak yağmur içimde bir son hissi uyandırıyordu. Hem iyi hem de kötü bir histi. Ne olduğunu anlamıyordum. Neden böyle hissettiğimi. Sanki tüm bunların bugün sona ereceğini biliyormuş gibi hissediyordum. Sonunda toparlanıp bu düşüncelerden sıyrılıp barınla doğanın içinde tekrar yürümeye başladık. Araba bayağı uzaktaydı bu yüzden kesin yağmura yakalanacaktık. Biraz sessizce yürüdükten sonra yine barın sessizliği bozdu.
"Yağmuru seversin değil mi? "
"Elbette. Bence ıslanmak güzel. "
Bir anda yağmur bastırdı. Barın durdu ve sepeti kenara bıraktı. İkimizde ıslanmıştık. Yağmur da bardaktan boşalırcasına yağıyordu.
"Barın ne yapıyorsun? "
Barın bana döndü.
"Hep hayal ettiğim şeyi. "
Diyerek bir anda dudaklarıma yapıştı. O kadar sert öpmüştü ki diş etimin kanadığını hissettim. Yine de bunu ona söyleyemiyorsun çünkü öpüyordu. Devam ediyordu. Kanın tadına rağmen bende onun öpmesine izin verdim. Ellerimiz birleşti ve dizilere konu olacak bir görüntü içinde sırılsıklam aşkımızın simgesi olabilecek bir anda dönüp kalmıştık. Sanki hiç bitmeyecek gibiydi. Yağmur sonsuza kadar yağacak biz sonsuza kadar el ele kalacak ve bir daha sonsuza kadar ayrılmayacak gibiydik. Sonunda barın dudaklarını çekti. Yutkundu ve baş parmağını dudağımda gezdirdi.
"Kan tadını aldın mı? "
Güldüm ve yüzümdeki elini tuttum.
"Biraz sertti. Diş etim kanıyor bişey yok. "
"Özür dilerim. "
Güldüm ve sepeti uzattım.
"Boşver. Hayalim gerçekleşmiş gibi hissediyorum. "
Barında gülerek sepeti aldı ve sonunda arabaya vardık.Arabaya bindiğimizde barın arabayı çalıştırdı. Daha sonra biraz bekledi.
"Seni sürekli öpmek istiyorum miray. Durmadan. Kendimi garip hissediyorum. "
Başımı eğerek güldüm.
"Sürekli öpüşemeyiz biliyorsun değil mi? "
Barın gülerek başını salladı.
"Yine de... Geç kaldığımız şeylerin hıncını böyle çıkarmak istiyorum. "
"Hıncını çıkaracak çok zamanımız olacak. "
Barın arabayı çalıştırdı. Ama asla elini elimden çekmiyordu. Gerçekten baya tutkuluydu. Sonunda eve vardık ve bir anda bir kaç mesaj telefonuma düştü. Barın merakla gözlerini bana çevirdi. Mesajlara baktım. Ayşe ve yavuz akşam yemeği yemek istiyordu yarın. Mert ise yarın geleceğini söylüyordu. Hangi birine yetişseydim ki? Barının bakışlarını fark edip bu sefer o sormadan konuştum.
"Ayşe ve yavuz bizi yemeğe çağırıyorlar mertte yarın istanbul a gelecekmiş ve buluşmak istiyormuş ve bunların hepsi yarın. "
Barın başını salladı.
"O zaman hepsini bizim eve bahçede oturmaya çağıralım."
Çok mantıklıydı. Neden panik yapıyordum ki? Barına uyup herkese aynı şeyi yazdım. Biz barınla sohbet ederken cevaplar geldi. Kabul etmişlerdi.
"Yarın çok işimiz var desene? "
Gülerek barının omzuna elimi koydum.
"Sadece yarın değil bugün de var. "
"Daha ne yapacağız ki? "
"Yarın için bir şeyler hazırlayalım! Mutfağa gidiyoruz. "
Diyerek barını elinden tutup mutfağa sürükledim. Mutfağa girdiğimiz gibi malzemeleri çıkardım ve tatlıyı yapmaya başladık.
"Barın şurdaki unu uzatsana."
Barın unu aldı fakat eli yağlı olduğu için bir anda un yere düştü ve heryer un oldu. Ağzımız saçımız kıyafetlerimiz. Herşey un olmuştu. Barınla göz göze geldik ve gülmeye başladık. Birlikte etrafı toparladık ve sonunda tatlıyı hazırladık. Buz dolabına bıraktık. Barın hızla sandalyeye oturup iç çekti.
"Çok yoruldum! "
Bende hemen yan tarafındaki sandalyeye kendimi bıraktım.
"Gerçekten yorucu. Sen unu düşürmeseydin daha az yorulabilirdik. "
Barın güldü.
"Elimde değildi. Kendisi kayıp gitti. Düşmemesi için fizik yasalarının çiğnenmesi gerekiyordu. "
Bir anda ikimizde gülmeye başladık. Sonunda uykum gelmişti. Ayağa kalktım.
"Ben uyuyacağım. "
Barın hızla ayağa kalktı.
"Bende uyuyacağım. "
Birlikte odaya çıktık. Barın bana sarıldı ve uykuya daldık. Yarın olduğunda herşey fazla toz pembeydi. Etraf normalden fazla enerjik ve şirin görünüyordu. Bu değişime ayak uydurmamak elde değildi. Yataktan kalktım. Barın aşağıdaydı. Koltukta oturmuş telefonunda instagram kaydırıyordu. Kısa bir bakış atıp yanına oturdum.
"Erkencisiniz bugün barın bey? "
Barın başını telefondan kaldırıp bana çevirdi. Gözleriyle beni hızla süzdü ve bir anda saçıma bakıp gülmeye başladı. Ne vardı ki saçımda. Elimle saçımı yokladım ama birşey yoktu. Hızla barının omzuna vurdum.
"Neye gülüyorsun barın? "
Barın gülerek omzunu tuttu.
"Omzum çürüdü ya vurma artık. Saçın komik. O topuz ne milattan önceki heykellere benzemiş. "
Diyip tekrar gülmeye başladı. Hızla kalktım ve aynaya doğru yürüdüm. Aynaya baktığımda gülmemi tutmak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Hızla saçımı düzeltip barının yanına döndüm.
"Eğer beni her halimle sevmeyeceksen öyle olsun. "
Diyerek kollarımı kavuşturdum. Barın gülerek sarıldı. Hızla çırpındım ama o sıkıca sarıldı.
"Tamam aşkım sen zaten her halinle güzelsin. Gülmeyelimmi yani? "
Barının kollarından kurtulup kaşlarımı çattım.
"Gülme. Ben sana diyor muyum?"
Bir an düşündüm. Barını süzdüm. Birşey bulamayınca araya barın girdi.
"Yani o kadar mükemmelim ki kusur bulamadın. "
Diyerek sırıttı.
"Aynen öyle. Ama seni ben seçtim kocacım sen beni seçmedim hatırlatırım. "
"Öyle olsun. "
"Öyle çünkü. "
Barın gülerek telefonuna geri döndü. Sonra saatler birbirini kovaladı. Sonunda bahçeyi hazırlamıştık. Artık gelmeleri lazımdı. Bir kaç dakika sonra kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Mert ile karşılaştım. Uzun zamandır görmemişliğin özlemiyle arkadaşça sarıldım. Elimle barını işaret edip tanıştıracakken barının merte bakışlarını görünce bir an durdum. Mert ben daha birşey demeden içeri daldı ve barına elini uzattı.
"Seninle tanışmak güzel. Barındı değil mi? "
Barın elini uzatmayınca barının elinden tutup mertin eline uzattım. Daha sonra merte dönüp gülümsedim.
"Buda beni herkesten çok seven kocam. "
Diyip güldüm. Mertte gülerek barına baktı.
"Anlaşılıyor. Siz ikiniz birbiriniz için yaratılmışsınız."
Barın mertin bu sözüne karşılık gülümsedi ve içeri geçtik. Barın heralde göz dağı vermeye çalışmıştı. Neyse anlaştılarsa sıkıntı yoktu. Salonda otururken büyük bir sessizlik oluştu. Ne yazık ki mertle konuşacak bir şeyim yoktu. Zaten barının da yoktu. Biz öyle sessiz sessiz bakışırken mert konuşma olsun diye barına döndü.
"Bu arada buraya sadece iş için gelmedim. "
Şaşkınlıkla mert e döndüm.
"Ya öyle mi? Peki başka ne için işin düştü buralara. "
Mert başını hafifçe eğdi ve utangaç bir sırıtış takındı.
"Hayırlı bir iş için. "
Bir anda ellerimi çırptım ve heyecanla bağırdım.
"Yoksa sevgilin mi var! Evlenecek misin!? "
Mert başını yerden kaldırıp gülerek bana baktı.
"Evet evet. Ama sakin ol miray daha bir hafta var. "
Heyecanımı gizlemeden yerime oturdum.
"Peki onunla tanışabilir miyim? Eminim mükemmel biridir."
Bir yandan barının bana gülerek baktığını fark ettim. Yapmacık bir sinirle.
"Ne gülüyorsun? Heyecanlanıyorum böyle şeylere. "
Barında gülerek bana baktı.
"Bilmez miyim? "
Etraf ısınmışken kapı çalındı. Bu sefer kapıya barın baktı. Ayşeyle yavuz gelmişti. Ayşe bana sarıldı ve içeri geçtiler. Bu sefer hızla onları mertle tanıştırdım ve bahçeye çağırdım. Hepimiz masanın etrafına oturduk. O kadar güzeldi ki... Çok kişi olmak gerçekten samimi bir ortam yaratıyordu. Konuşa konuşa yemekleri yemeye başladık. Ara sıra gelen kahkahalar bazı küçük atışmalar. Herşey mükemmeldi. Sonunda bütün sorunlar bitmişti. Tek bir sorun dahi kalmamıştı. Misafirler gittiğinde sonunda rahat bir nefes alıp kendimi koltuğa attım. Barında kendini yan tarafıma attı. Birbirimizle göz göze gelince güldüm.
"Yorucu bir gündü. "
Barında güldü ve başını tavana çevirdi.
"Yorucuydu."
Artık herşey normaldi. Hiç birşey yoktu. Ne bir ses. Ne de bir olay. Bu sessizlik artık beni rahatsız etmiyordu. Aksine tamda istediğim gibi huzur veriyordu. Aşık olduğum adam yanımdaydı. Sevdiğim herkes buradaydı. Tüm bilinmezlikler cevaplanmıştı. Hayatım adeta peri masalına dönmüştü. Bir anda haberlerde son dakika haberi göründü. Dikkatimi çeken şey ise haberde sarp ve ayselin adının geçmesiydi. Ben isimleri okuduktan sonra hemen kenarda ayselin fotoğrafı göründü. Hızla doğruldum ve kumandayı kapıp sesi açtım. Barında ne olduğunu anlamadan doğruldu ve haberi izlemeye başladık. Spikeri tüm dikkatimizle dinlemeye başladık.
"Evet sayın seyirciler bir son dakika haberi ile karşınızdayız. Bir çoğumuzun adını duyduğu yada yüzünü bildiği kimilerimizin ise miray ve sarp ayrılığı haberinden tanıdığı Sarp Önge ve Sarp Önge 'nin evlenme aşamasına geldiği sevgilisi Aysel Küçük bugün saat 14:00 sularında evinde ölü bulundu. Şuanda etraftaki sakinlerin verdiği bilgiler üzere saat 12:00 sularında Aysel Küçük ve Sarp Önge arasında büyük bir kavga yaşandığı ve bir anda bağırışmaların bir silah patlamasıyla kesildiği biliniyor. Birkaç dakika sonra bir silah sesinin daha geldiği haberi yayılmaya devam ediyor. Hatta şuanda gelen bilgilere göre... Bir kaç dakika önce bir mektup bulunduğu haberini aldık. Gelişmelerden sizleri haberdar edeceğiz şimdiden Sarp Önge ve Aysel Küçüğün yakınlarına sabır diliyorum. Reklamlardan sonra sizlerleyiz. "
Ben ve barın ölüm sessizliği içinde ağzımız açık televizyona bakakaldık. Barın bir süre sonra kendine gelip konuştu.
"Sarp ve Aysel... Öldü mü? Ama nasıl? Neden? "
Başımı salladım. Şoku üzerimden atamıyordum. Yere bakarak konuştum.
"Demek öldüler... "
İçimde hiçbir üzüntü duygusu yoktu fakat mutluluk veya zafer duygusu da yoktu. Sadece koskocaman bir boşluk vardı. İçinde tek bir duygu bile olmayan bir boşluk. Ne tepki vermeliyim bilmiyordum. Barın sessizliğime karşılık elini sırtıma koydu ve sıvazladı.
"Ne demeliyim bilmiyorum. "
Bir anda herşey gözlerimin önünden film şeridi gibi geçmişti. Sarp ve Aysel le olan her anımız... Hepsi bir bir gözümün önüne gelmişti. Ne olmuştu da ikisi ölmüştü. Barın bir süre sonra elini sırtımdan çekti saçımı okşadı. Sonra parmağıyla televizyonu işaret etti.
"Bak devam ediyor. Sanırım haber geldi. "
Hızla başımı kaldırdım ve dinlemeye başladım.
"Tekrardan merhaba sayın seyirciler. Yeni haberle karşınızdayız. Demin gelen bilgilere göre Sarp Önge nin Aysel Küçük ten önce öldüğü ve silahlı saldırı yapanın Aysel Küçük olduğu ortaya çıktı. Kavgalarının da kameralardan öğrenildiğine göre ikisininde birbirini aldattığını öğrenmesiyle büyük bir kavga yaşandığı ve Sarp Önge nin Aysel Küçüğe tokat atmasıyla Aysel Küçüğün silahla Sarp Önge yi vurduğu görüldü. Daha sonrasında mektup yazıp Aysel Küçüğünde intihar ettiği ortaya çıktı. Tekrardan yakınlara sabır diliyorum. Şimdi sonraki habere geçelim... "
Barın elini ağzıyla kapatmıştı. Bende olayı idrak etmiş herşeyi sorguluyordum. Yani Sarp'ı Aysel öldürmüştü. Bu hayatımda yaşadığım en garip olaydı.
"Barın."
Barın elini ağzından çekip gözlerini bana çevirdi.
"Barın gerçekten... Sanırım ilahi adalet. "
Barın sessizce başını salladı ve diyecek birşey bulamıyordu. Bende bulamıyordum... Buna ne diyebilirdim ki? Sadece Allah rahmet eylesin diyebilirdim. Barın biraz sonra elini elime koyup konuştu.
"Üzüldün mü? "
Gülümsedim.
"Hayır... Ama sevinmedim de... "
Barın başını salladı.
"Bende."
Sanırım şimdi herşey bitmişti. Ne benimle uğraşan Sarp ve Aysel kalmıştı. Nede benden birşey saklayan barın. Artık herşey düzelmişti. Sonunda derin bir nefes aldığımda... Barına sarıldım. Sımsıkı.
"Sanırım artık herşey düzeldi. "
Barın bana sımsıkı sarıldı ve saçımın kokusunu içine çekti.
"Herşey mükemmel. "
Sonunda tüm sıkıntılarımdan kurtulmayı başarmıştım. Eski saf herşeyi içine atan miray gitmiş, yerini özgüvenli kendini ifade edebilen mutlu bir miray gelmişti. Hayat bana verebileceği en güzel hediyeyi vermişti...
~~~SON~~~