Minho, kampüs kafeteryasının kalabalığına karışırken omuzları biraz daha düşüktü bugün. Normalde gülerek selam verdiği insanlar bugün yokmuş gibi davranıyordu. Ya da belki hepsi aynıydı da, bu sefer Minho, kendi içinden dışarı daha açık bakıyordu.Sabah uyandığında Han yanındaydı. Yüzü yastığa gömülmüştü, saçları karışık ama huzurlu. Minho onun uykusunu izlerken, zaman durmuştu sanki. Ama dış dünya zamanın durmadığını, acımasızca ilerlediğini hatırlatmıştı çok geçmeden. Biri bir şey söylemişti. Yurtta biri, Minho’nun odasında Han’ı sık gördüğünü anlatmış. Kimi kahkahalar arasında, kimi fısıltıyla, kimi ise sadece bakışla konuşmuştu. Ve şimdi Minho, kafeteryadaki sessizliğin sebebini biliyordu. Han masanın bir köşesinde oturuyordu. Kulaklığını takmış gibi yapıyordu ama Minho onun gözlerini uzaktan yakalamıştı. Biliyordu, Han da her şeyi farkındaydı. Minho tepsisini alıp onun karşısına oturdu. “Ne kadar yayılmış?” diye sordu Han, gözlerini kaçırmadan .“Yeterince,” dedi Minho. “Ama kimse bir şey demedi. Sadece… biliyorlar artık.” Han başını eğdi. “Korktun mu?” “Hayır,” diye cevapladı Minho hemen. Ama sonra durdu. “Yani… biraz. Ama en çok senin ne hissedeceğini düşündüm.” Han’ın gözleri bir an parladı. “Ben mi?” “Evet. Çünkü sen daha rahattın benden. Ben sana hâlâ gözümle bile ‘seni seviyorum’ demeye çekiniyorum bazen.” Han elini Minho’nun tepsisinin kenarına koydu. Sessizce orada tuttu. Kimseye görünmeyen bir işaret gibi. “Ben seni olduğun gibi sevdim, Minho. Korkularınla, sessizliğinle, kendinle savaşan halinle. Ama bu savaşta sen yalnız kalırsan, ben de yalnız kalırım.”Minho’nun boğazı düğümlendi. Çevredeki bakışlar hâlâ üzerindeydi. Ama o an sadece Han’ı gördü. Han yavaşça başını kaldırdı. “Artık saklanmak istemiyorum. Kendimizi değil, ama duygularımızı gizlemekten bıktım. Ne olursa olsun, senin yanında yürümek istiyorum. İster fısıltılar arasında, ister kalabalığın ortasında.” Minho’nun eli, tereddütle Han’ınkine uzandı. Önce sadece parmakları değdi. Sonra yavaşça kavradı. Kalabalığın ortasında, görünür olmak ilk defa bu kadar zor ama bu kadar doğru hissettirmişti. İlk kez, korkuya rağmen cesurca hissetti.
Bölüm 2
"Görülmek"
