İçeriğe geç

“When Silence Holds Us”

Bölüm 1 · 1 dk okuma

“When Silence Holds Us”

Bölüm 1

"Adını Koyamadığımız Şey"

Üniversite kampüsünün çimlerinde oturmak, Minho’nun kendiyle baş başa kalmak için seçtiği bir ritüeldi artık. İnsanlar etrafında geçip giderken o, kalabalığın arasındaki sessizliği severdi. Sanki kalbinin sesi, burada daha net duyuluyordu. Ama o gün yalnız değildi. Han da oradaydı. Yanına oturmuştu sessizce, hiçbir açıklama yapmadan. Güneş batmak üzereydi, turuncuya çalan gökyüzü ikisini altın gibi bir ışıkla sarıyordu. “Dün seni aradım,” dedi Han, aniden. Minho başını çevirmedi. “Telefonu sessize almışım.” “Yalan,” dedi Han. “Sen hep duyarsın. Ama bazen cevaplamıyorsun.” Minho sustu. Bu, kaç kere yaşanmıştı zaten? Sessiz kalmalar, geri çekilmeler, sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi devam etmeler. Han, dizlerini karnına çekti. “Benden mi kaçıyorsun, yoksa kendinden mi?” Bu soru havada asılı kaldı. Minho’nun göğsünde bir şey sızladı. Ne cevap vereceğini bilemediği sorular, hep Han’ın ağzından çıkıyordu sanki. “Bazen…” dedi Minho, “her şeyin adını koymak istemiyorum. Çünkü adını koyunca, sorumluluk geliyor. Gerçeklik geliyor. Korku geliyor.” Han başını ona çevirdi. “Ama biz zaten gerçeğiz, Minho. Birbirimize nasıl baktığımız gerçek. Ellerimizin titremesi gerçek. Ve geceleri aynı yatakta uyandığımızda… sessizce birbirimize sarılmamız da gerçek.” Minho gözlerini kapadı. Göz kapaklarının ardında Han’ın elleri vardı. Soğuk gecelerde gizlice dokunduğu omzu. Birlikte gülüştükleri sabah kahveleri. Kimseye anlatamadığı duygular. “Biliyorum,” dedi sonunda. “Sadece bazen her şey fazla geliyor. Sanki bu duyguyu bile hak etmiyormuşum gibi.” Han, yavaşça yanına sokuldu. Başını Minho’nun omzuna yasladı. “Senin sevgiye hakkın var, Minho. Benim sevgime de.” Bir süre sessiz kaldılar. Güneş iyice alçalmıştı. Kampüs lambaları yanmaya başlıyordu. Uzakta biri gitar çalıyordu, yine aynı tını. “Seninle olduğumda korkmuyorum,” dedi Minho. “Ama yine de bazen içimde savaşlar oluyor.” Han gülümsedi. “O savaşlarda yanında olmama izin ver. Kazanmak zorunda değiliz… ama birlikte savaşabiliriz.” Ve o gece, yurttaki odalarına dönerken, elleri birbirine değdi sadece. Hiç sıkıca tutulmadı. Ama belki de o dokunuş, binlerce kelimenin taşıyamadığı bir anlamı taşıyordu. Adını koyamadıkları şey, artık sessizlikten ibaret değildi.

Bölüm sonu

2 yorum