#Katliam etiketli eserler
Arama sonuçları
Son Ölüm
Görünmez Yazar
Portalın bozulması sonucu vampirler insan dünyasında mahsur kalıp katliama başlıyorlar. 500 yıl sonra artık insanlar vampirlerle yaşamaya alıştı ama nasıl? Vampirlerin hayatı yaşamak sayılmaz, sadece hayatta kalıyorlar. Artık onların da yaşamaya hakkı olduğunu düşünen bir bilim kadını portalı tamir etmeye çalışır. Ama bunu yaparken kendisinin de geçmişteki zalim bir vampir tarafından vampire dönüşeceğini nereden bile bilirdi ki?
Katilin İmkansız Aşkı
Sudenaz
İki düşman taraf, birbirlerine aşık olan iki düşman... Belkide hiç katil olmamalıydım, belkide hiç Kuzey ile düşman olmamalıydım...
ASTER
efsa
Yeryüzünün en dip, en kızgın katmanından bir musiki yükseliyor; her bir zerresi yalandan örülmüş, seyircisi akça bulutlardan sonsuz bir tiyatronun son sahnesine ait bu musiki. Kralların amaçsızca sokaklara döktüğü bir renk cümbüşünden kopmuş gelmiş gibi aceleci, fakat gecelerce dans etmiş bir asilzadenin yorgun bedeni kadar dingin havada süzülüyor. Kapkara ruhlar yükseliyor, yükseliyor ve göğe erdiğinde bembeyaz bir bedenle Dünya'nın yoksul topraklarına ilk adımlarını atıyor. Gözden kaybolmadan hemen önce, acı mı acı bir şarkı uyduruveriyor yeryüzünün tatlı musikisine. "Bir yaşam, ölümden doğan ve damarlarında hayatı taşıyan. Ve bir ölüm, duvarları kana bulayan ve yüzbinleri özgürlükte rehin kılan."
Sessizliğin Sesi
Eva Sadece
Kurt lakaplı bir seri katil tarafından korunan kızın, o kirli, elleri kanlı adama karşı duyduğu hislerin acımasızlığı... Kurt'a kuzu emanet eden Korhan Arslan daha hiçbir şeyin farkında değildi. Savaş Ateş ve mine Ece Arslan'ın hikayesi
KÖMÜR EV
BERRAVEN
Gizemleri sever misiniz? Öyleyse hazır olun, çünkü Kömür Ev'e davetlisiniz... 16 yaşındaki İlay, okuduğu lisenin yakınlarındaki "Lanetli Malikâne"nin önünden geçerken, malikânede bir kız görmesiyle olaylar baş gösterir. Arkadaşlarıyla, malikâneye gitme fikri alan Sena, Kömür Ev'e ilk adımını atıyor. Malikânenin kasvetli, karanlık ve siyah dış görünüşünün aksine, içerisi rengârenk. Fakat, bu tatlı renklerin altında büyük gizemler yatıyor...
KARANLIK: İHANETİN BEDELİ
İrem
Seneler önce büyük bir katliamın ortasından sağ çıkan iki kişiden biri olan Anna, kendini kurtaran Türk Askerlerine büyük bir sevgi besler. Asker olmaya karar veren küçük kız bu hayale tutunarak büyür ve başarılarıyla herkesin hayran kaldığı ama kimsenin yüzünü görmediği bir efsaneye dönüşür. İsmini sadece güvendiği insanlara söyleyen Anna, dağlara aşık yaşayan biridir. Ona göre dağ, özgürlük demektir. Yapmaması gereken bir şeyi yaptığından dolayı son tek görevine çıkmak üzere Mike'ın yanına ajan olarak gönderilir. Mike, ellilerinin ortasında İtalyan asıllı bir Amerikandır. Türklere olan düşmanlığı yüzünden bir çok eylem düzenler. Bu eylemler Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından her defasında sekteye uğratılır. Mike, her işine taş koyan Börü Timi yüzünden istediği intikamı alamayınca Anna'yı, öğretmen sıfatıyla Börü Timi'nin içine gönderir. Asıl olaylar buradan sonra başlar. Acı, göz yaşı ve kapı ardına itilmiş gerçekler... Sizce bu hikâyenin kazananı kim olacaktır? "Gerçek adını söyleyecek misin?" "Sana güvenmiyorum Yüzbaşı." "Duygularımız karşılıklı muhbir."
Karanlığa Hükmeden
İlayda Akçay
M.Ö. 700’lü yıllarda, vampirler karanlığın gölgesinde gizlenerek yaşamak zorundaydı. Kan açlıklarıyla kıvranıyor, yok olmanın eşiğinde bir yaşam sürüyorlardı. Özgürlükleri ellerinden alınmış, varlıklarını saklamak zorunda bırakılmışlardı. Ta ki kralın oğlu Markus, bu acı sona bir dur diyene kadar. Markus, vampir halkına seslendi. Onlara artık gizlenmeyeceklerini, insanlardan üstün olduklarını haykırdı. Bu çağrı, vampirler arasında büyük bir uyanış başlattı. Artık sabretmeyecek, diz çökmeyeceklerdi. Kısa sürede insanlar ve vampirler arasında kanlı bir savaş patlak verdi. İki taraf da ağır kayıplar verdi. Sonunda, daha fazla yıkımı önlemek amacıyla bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmaya göre, vampirler insanları öldürmeyecek, onların arasında birer insan gibi yaşayacaklardı. Yüzyıllar boyunca bu barış sürdü. Ta ki Alaric doğana kadar.
-GRİ- (Siyah ve Beyaz'ın savaşı)
Bekdemir
“İntikam almak, sevgisiz bir ruhun işidir.” -Eleanor Roosevelt-
16.Dunya yarrak katliami hakkinda bilinen ve bilinmeyenler
Azginimmmm Øhhhhhh
Ahmmm(inleme) ahhhh tarihh..Fığhmmmmm(ic cekis,koku alis). Su an ustunde yasadigimix bu topraklarin ustunde bir zamanlar cesur 82 santimlerin kani vardi.Bunu anlatcammmm💋💋🏛️🛡️💇🏻♂️
Yalnızlığın 20 Evresi
Yalnız Kurt
Yoğun çabaları sayesinde içindeki canavarı susturmayı başarmıştı.Ancak bu içindeki canavarın hep sessiz kalacağı anlamına gelmiyordu.Bir gün gelecek ,içindeki canavarı susturamayacaktı. O zaman ne yapacaktı?
༒𝐊𝐚𝐝𝐞𝐫𝐢𝐧 𝐎𝐲𝐮𝐧𝐮༒
❤︎︎1𝓇_3𝓂❤︎︎
Ölüm ve yeniden doğuşun arasında, aşk ve büyünün güçlü bir bağla örüldüğü mistik bir masalın içinde, karanlık ve aydınlığın dansını izlemeye hazır olun.
Karıştırılan Hayatlar
Wyxael
Sonradan sizlerle birlikte !
Suikast Meleği
Aysima ÖZCAN
dünyada eskiden üç güçlü tür yaşardı: Melekler, Şeytanlar ve İnsanlar.Bir gün Şeytanlar ve Melekler arasında nedeni bilinmeyen bir tartışma başlar.Bu tartışma kocaman bir savaşa dönüşür ve iki tür de savaşmaya başlar.Fakat insanların bundan haberi olmaz.Bu savaş tam 5 yıl sürer.5 yıl sonra ise bir şeytan doğar.Ama bu şeytan isterse melek kılıgına girebilir, hatta meleklere şeytan aurasını hissettirmez. Şeytanlar ona Tenshi adını verir(Japoncada Tenshi:Melek anlamına gelir).Tenshi 18 yaşına geldiğinde Meleklerin arasına melek soyunu yok etmek için yollanır.
Saklı Geçmiş
Naz.
𝄞“Zarafetle örülmüş bir kabusun içine hoş geldiniz.”
FUKAMİTE KANLI DÜNYA
Enetherion
Kaç kez? Öldüm, kaç kez geri geldim? Dişlerim kaç kez kırıldı? Karnım kaç kez deşildi? Gözlerim kaç kez oyuldu? Yüzlerce kez mi? Binlerce kez mi? O karanlık olmasaydı belki bu sonsuz ölüm ızdırabını çekmeden tek kurtulurdum. Abimi bulsaydım her şey daha erken bitebilirdi. (Fukamite kitabı kendini başka bir yerde bulan ana karakter Atilla'nın ızdırap psikoloji ve mücadelesini anlatıyor. Çift faktörlü ölümden dönme, kurtulma yeteneği ile belki defalarca belki hiç ölmeden kurtulmanın yollarını arıyor. İyi okumalar.)
23:59
Elisa
"Belkide yıllar sonra yine senle beraber olmak var eskisi gibi" Sıradan bir hayatı olan Gece ansızın telefonuna gelen bir mesajla hayatı yeniden alt üst olur. Kurgu tamamen bana aittir çalınması durumunda yasal işlem başlatılacaktır
Karanlık Yolun Efendisi
Yorgunsairo
Şimdiye kadar pek çok "kahraman" hikayesi okudun değil mi? Süper güçlü ve adil, insanların umudu olmuş kusursuz karakterler. Bu hikaye onlardan farklı çünkü ben, o "klişelerden" fazlasıyla sıkıldım. Artık daha gerçekçi şeyler istiyorum ve bu webnovel de, duygularımı göz önüne alarak, olmasını istediğim şeyleri yazarak yarattığım bir eser.. (Tamamlanınca, tümüyle düzeltilip, bölümler benim tarafımdan resimlenecektir...)
Fetih Sanatları:Kanlı Kral
Burak Sabancılar
GİRİŞ Karanlığın dip köşelerinde, hıçkırık sesleri yavaş yavaş artıyordu.Ağlayan küçük bir kız çocuğuydu.Bir kaldırım taşına oturmuş öylece bekliyordu.Saçları gece kadar siyah, teni sanki beyazdan daha da akdı.Yüzünü kapatan siyah saçları ve gözlerinden akan damlaların saçlarından ince ince süzülmesi...Kız yavaş yavaş kafasını kaldırdı.Karşısında gördüğü kişi onu ürkütmüştü.Ona bakan kişi altın kadar sarı, parlak ve uzun saçlara sahip biriydi.Elinde ki meşalesiyle kıza doğru yöneldi.Kız ayağa kalktı, sinirlice… Gözlerinden gelen damlalar küçük yağmur taneleri gibi yere düşerken, kendisine şaşkınlıkla bakan bu adamı inceliyordu.Adam şaşkındı.Son derece mutsuz ve üzgün olan bu kızın yüzünü incelemek için yanına gitmek istediğinde kız elini ‘’dur.’’ diyormuş gibi havaya kaldırdı.Sonra yere bakan gözlerini kendisine odaklanmış adama doğru yöneltti.Adam ürktü.Ürkmemek mümkün değildi zaten.Kız gökyüzünden daha koyu, buzdan daha keskin gözleriyle saçlarının arasından adamı izlemeye başladı.O kadar ağlamıştı ki, gözünün gökyüzü mavisi renginin çevresine kan kadar kırmızı bir ton eklenmişti sanki.Adam yardım etmekle etmemek arasında kaldı.Ne yapabilirdi ki.Meşalesi hala elindeydi.Saçlarında parlayan ateş güzel bir görsel şölen sunuyordu sanki.Kızın dikkatini adamın saçları çekti.Dudaklarında acı bir gülümseme vardı.Kıpkırmızı dudakları, sanki dalga geçermiş gibi gülüyordu.Dik olan kaşları lanetli bir yaratıkmış gibi çatıldı.Birden acı gülümsemesi kayboldu.Saçlarını arka tarafa doğru elleriyle savurdu, sanki adama yüzünü göstermek istiyormuş gibi.Sonra siyah pelerinini savurup kafasına geçirdi, sanki başkalarının onu tanımamasını istermiş gibi. Kafasını iyice dikleştirip gözlerini kapattı, sanki uzaktan gelen bir müzik sesini dinliyormuş gibi.Bu garip davranışlarının hemen ardından ellerini göğsünün üzerinde avuç içleri birbirine bakacak şekilde birleştirdi.Aniden büyük bir rüzgar başladı her tarafta.Karlar savruluyordu.Adam neler olup bittiğini anlayamıyordu.Etrafına bakınmaya başladı, korku dolu gözlerle.Bakıyordu ama her yer o kadar beyazdı ki, sanki ateşi kardan olan bir cehennemmiş gibi.Göz alabildiğince beyaz buzdan bir deniz gibiydi sanki adamın etrafı.Yumuşak bir buz.Şaşkınlığına devam etti, anlam veremeden olan bitenlere.Bu kadar kısa bir sürede nasıl olabilirdi bu?Birileri onunla dalgamı geçiyordu?Yoksa yine o kabuslarından biriyle baş başa mı kalmıştı?Kabus olsaydı şu ana kadar uyanması gerekmez miydi?Belki de bu onun kontrol edemediği rüyalarından biriydi.Düşündüğü onca zamandan sonra kıza döndüğünde onun yine ağladığını fark etmişti fakat bu sefer ki öyle bir ağlama değildi.Göz yaşı yerine kan vardı.Kırmızı dudakları morarmıştı.Gözlerinin gökyüzü mavisi, gecenin kör karanlığı kadar siyahtı.Gözlerinde karanlık gökyüzünün tek bir yıldızının bile parıltısı kalmamıştı artık.Hafif bir hırıltı ve küçük şirin bir kızdan gelemeyecek şekilde olan kalın, kaba ve korkutucu bir sesle, ‘’Sen öldün.’’ dedi.Adam, korku ve panik dolu gözlerle kıza bakmaya devam ederken elindeki meşaleyi kıza doğru fırlattı.Küçük kız, meşale daha havadayken, üstünde yanan ateşi yok etti.Adam koşar adımlarla çocuktan uzaklaşmaya çalışırken, karşısında başka simsiyah gözlere sahip, gençten bir adamla karşılaştı.Aynı yüz ifadesi, aynı gözler, aynı çatık kaşlar…Adam hemen yolunu çevirip bu sefer çaprazdan kaçmaya karar vermişti ki, bu sefer de aynı ifadelere sahip başka bir tanesiyle karşı karşıya geldi.Bu şekilde devam ederken, etrafına bakındığında on farklı siyah gözlere sahip insan üstü yaratığın kendi etrafında çember oluşturduklarını ve onu tuzağa düşürdüklerini anladı.Düşünüyordu.Bunlar kim?Neden ona tuzak kurdular?Gerçekten onlar insan mıydı?İstedikleri neydi? Kafasında bu sorulara cevap ararken dizlerinin arkasından aldığı bir darbe ile yere yığıldı.Bunu yapanın, masum küçük bir kız sandığı lanetli pislikten başkası olmadığını fark etti.Etrafı sarılmıştı, kaçamazdı.Kurtulmanın bir yolu yoktu.Sanki ne kadar kaçmaya yeltense, o kadar çoğalıyorlardı.Gözlerini onlara dikti ve kendisini öldürmemeleri için yalvarmaya başladı.Damla damla yaşlar akıyordu gözlerinden.Sonrasında siyah gözlü, insan görünümüne sahip bu yaratıkların arkalarından, kan kadar kırmızı gözlere sahip, esmer teni ile düz, uzun, siyah saçları olan bir adam çıktı.Acımasız gülümsemesi sanki çok şey anlatmaya yetiyormuş gibi, büyük ve korkutucu bir kahkaha attı.Siyah giysisinin içerisinden gri tonlarında, sivri uçlu, demirden yapılmış uzunca bir cismi çıkardı.Kan kadar kırmızı gözleriyle korku salan bu iblis, sarı saçlı adamı saçlarından tutup yukarı doğru çekti ve elindeki bu cismi adamın kalbine sapladı.Adamın ağzından kanlar geliyor ve gözleri yavaş yavaş kırmızıya dönüyordu.Bir müddet yerde çırpındı, çok büyük acılar çekiyordu.En sonunda bedeni hareketsiz ve kanlar içerisinde cansız bir şekilde yerde yatıyordu.
SEANS:15
Sevgili T
Beşinci salon, on beşinci seansta hapsolduğu on iki, sonlarını belirleyecek olan Vazir ile on üç kişilerdi. Yaralar açıldı, hepsi birbirinin yarasına tuz gibi bastı geçmişi. Şüphesiz geçmiş, tuzdan daha çok yakardı. Herkesin çektiği acı kendisine en büyük acıydı. Hepsi en çekilmez ve en ağır cezayı kendisinin çektiğini düşünürken içlerinden ikisi asıl cezayı çekiyordu. Efruz Avcıbay ve onun ismi gibi yakıp kavurduğu Barlas Karova. İsimler kaderi mi yazardı yoksa isimlerin sahipleri kaderi mi yaratırdı? Sahi, isimleri ilk kullananlar mı yazmıştı diğer insanların kaderini? *** 18/06/2020 Bu hikayedeki kurum ve kuruluşlar başlı başınca bir kurgudan oluşmaktadır!! 13/05/2023 - #Özgürlük 14
Kusursuz Cinayet Olmaz
𝘍𝘳𝘢𝘯𝘤𝘦𝘴𝘤𝘢 🎼🎧
"Kusursuz Cinayetin olduğu yerde bizim olduğumuz belli olmaz."
Katliam
Anka
Hayatım boyunca her pisliği görmüş ve tanımıştım. Küçük yaşlarda sokağın ne kadar korkunç olduğundan haberim vardı. Hoş bende zaten sokak çocuğuydum. Annesi babası olmayan kimsesiz biriydim. Sokaklarda sayamayacağım kadar tehlike vardı ama alıştım. Tecavüzcüler,uyuşturucu satıcıları,kadın pazarlama daha niceleri... Sokakta yaşamaya başlarken kendi kendime hayatta kalmayı ve dövüşmeyi öğrenmiştim. Yoksa şimdiye olmustum. Kendime bu adaletsiz dünyanın adaleti olacağıma söz vermiştim. Benim adaletim katliamdı. Büyümüş güzel bir kadın olmuşken,aynı zamanda kan dondurucu katliamlar yapıyordum. ~~~ "Nasıl öldürdün?" Etrafımdaki insanları umursamayıp, elimdeki kanlı bıçağa baktım. Sol tarafta oturan bana yakın olan abinin sorduğu soruyla parmağımı bıçağın ucuna bastırdım. Hayır,fazla bastırmadım. Hâlâ bana baktıklarını biliyorum ama onlara bakmadım. Nasıl öldürdüğümü çok pardon nasıl katlettiğimi anlatsam herkes şoka girerdi. Daha benim nasıl birini öldürdüğümü alışamadılar. Onlara göre ben katliamdım. "Öldürmedim. Öldürmek basittir,ben katlettim,"dedim dudağımın sağ tarafı yukarı doğru kıvrılırken.
lanetli çocuk
user123956906
merhaba ben güneş babam ben küçükken intihar etti yani bana böyle söylediler. Geçen doğum gunumde kapımda mektup vardı içinde babanı ben öldürdüm yazıyordu kafamdan binlerce şey geçti böyle bi devirde olmıyan adaletin elimi tutmasını bekliyemezdim babamın katilinin cezasını benim vermem gerekiyordu. bana bi şans verip okursanız cok sevinirim
KARMA ll Yaşattığını yaşamak
A/F
Karma -----Yaşatılanın yaşanmasıdır ve Emir döktüğü kanların karmasını hiç beklemediği bir anda yaşayacaktır. "Unutma Tanrı herkese yaptıklarının karşılığını verecektir."
KEYBANU
Zozan Yıldız
Diyako 5 parçaya bölünmüş, darmadağın edilmiş Mahinya halkı ve topraklarını bir araya getirecekti. Bekleyiş çok uzun sürdü, halk yoruldu. Çünkü: dilleri yasaklandı, Veliahtlar gizliden açığa katledildi. Yasaklanan dil, yasaklanan inanç, yasaklanan kültürleri, yasaklanan bir halk, zorlan dayatılan bir kültür, inanç en önemlisi de dil, kanları aktıkça aktı, asimilasyon artıkça arttı. Bu tükenmişlik ve korkaklık karşısın da Mahinya imparatorlarının kemikleri sızlıyordu Mezarlarında. Halk bu defa umudunu yitirmişti, Diyako gelene kadar sessizce büründüler. Oysa her savaşta Aslan gibiydiler. Bu sefer öncekiler gibi olmadı, umutlarını inançlarını kaybettiler, inandıkları ne varsa bir kenara itip, boyun eğmeyi kabullendiler. Oysa içlerinde bir öfke vardı, umutları da olsaydı tam olacaktı. Zalimlerin bilmedikleri bir şey vardı, çakalların krallığı ASLAN uyanana kadardır. Aslan uyanmak üzereydi ve çakal bundan habersiz Zafer sarhoşluğu yaşıyorlardı. Zalime kök söktürmeye O geliyor!

