#hırsızlar etiketli eserler
Arama sonuçları
YALGIZ
Hatice Okumuş
Çocuk yaşta, birbirinden farklı hikayeleri olan bir çeteyle yolu kesişen Hamza ve onların içerisinde geçirdiği arayış dolu yıllar... Dünyasına giren yeni hayatlarla takip edeceği bir ışık buldu. Öte yandan Hukuk okuyan Gül Seda ailesinin içinde bulunduğu durumu çözmeye çalışırken pek çok sırrın perdesi aralanıyor. Hamza ve ekibini ne gibi sıkıntılar bekliyor? Gül Seda çıktığı bu yolda nelerle karşılaşacak? Kayıp aile, kardeş ve duygular sahiplerine kavuşacak mı? Ne bir dakika öncemize gücümüz yeter ne bir dakika sonramıza. Vakitsiz gelen insanlar ansızın ortaya çıkan duygular. Sonsuz ihtimaller çerçevesinde toplanmış gerçekler... Eski dönemlerde yetim çocuklarına Yalgız derlermiş, yalnızlığı simgeleyen anlamında. Yıldız sözcüğüyle birleşmiş yalnızlık göklerde gece vakti gözlerimizi kamaştıran yıldızlar, kalabalıklar içinde tek başınadır fark ettiyseniz. Hepimiz birer Yalgız mıyız yoksa?
YEKPARE
sev
Gözlerimden yaşlar akarken kapının önünde onu gördüm. Kendinden emin yürüyüşüyle karakolun içine girdi. Elimle göz yaşlarımı sildim hemen. Beni görünce yüzündeki sert bakışlar yumuşamıştı, hızlı adımlarla yanıma geldi. “Üzülme daha fazla, kimsenin canını sıkmasına izin vermicem.” Gözümden akan yaşlara inat ona gülümsedim ve kafamı aşağı yukarı sallayarak onu onayladım.
SEFİL
Edanur
Islanmış bandajlarımın üzerine küçük bir öpücük bıraktı. Ağlamak istedim. Bir ile bin anlam katıyordu. Karşısında küçücük kalıyordum. Bir edebiyat kitabından fırlamış gibiydi. Yaralarımı yıkadı yağmur. Sonra kabuk bağladı acıların üzeri. Ve Hırsız; dudaklarının ucundaki hırsızlarına öğüt verdi. İlaç olsun diye. Kısacası, şiir adam; bu şehri ruhuma sığdırıyordu. "Yarın güneş doğsun yine. Şu kaldırımda oturup saçlarını tarayalım. Sonra o kokusunu içine çekmeye korktuğun kahveye gidelim. Bir 40 yıllık köprü kuralım. Dondurma yiyelim seninle. Sen yine benim dondurmam bitmeden gevezelik yap. Yeniden sokağın nefes alsın Sefil." Sokağın; sokağım olsun Hırsız...
YANKESİCİ ( KALP HIRSIZI SERİSİ 1)
Onur_rr
14.02.2022 Yorgunum, bulanık ve kirli. Düşüncelerimin beni ihanete uğrattığı saatlerdeyim. Gözlerim karanlığa adapte olmuş, stor perdeden kaçan ay ışığı huzmeleri evin siyah parkesine konmuştu. Küçük tozlar ışığın içinde dans ediyor, karlı bir geceyi anımsatıyordu. Bu güzel gecede karanlığın içinde saklanan canavar bendim. Sıkışıp kaldığım karanlıkta iyice sessizliğe büründüm. İzinsizce girdiğim evde her sesi dinliyor; her titreşimi yaslandığım duvarda hissediyordum. Sırtımda bana ait olmayanların ağırlığı altında ezilirken sahip olduğum şeyleri korumanın tek yoluydu buydu biliyordum. Titreşimler arttı ve güçlendi. Kapı yavaşça aralandı. Çıplak ayakları zemine basarken ses çıkarmıyordu. Girdiğim karanlıktan çıkmamam gerektiğini biliyordum. Yine de ihanet etti bana gözlerim ve karşımdaki vücudu izinsizce soydu irislerim. Büyük ve güçlüydü. Ay ışığı teniyle buluştuğunda yeni bir renk oluşturmuştu. Büyüleyici görünüyordu ama nefesimi kesen görüntüsü olmamıştı. Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisiydi gözleri. Öyle bir bakıyorlardı ki denizler kıskanırdı derinliğini. Çıkartamadığım bir anlam yatıyordu o derinlikte. Hareket etti ve ışıktan çıktı. Karanlıkta, odanın köşedeki piyanoya doğru gitti ve oturdu. Elleri havada kaldı bir süre. Zihnindekileri merak ettim. Belirsizlik kaybolduğunda müzik doldurdu odayı. O an hayatım ellerimde değildi. Müzik yönetiyordu adeta. Hoş melodinin elinde kukla olmuştum. Parmakları bastığı her tuşta kalbime akıtıyordu gecenin kalıntılarını. Küçük bir ses kanlı ve cızırtılı. Dağınık gülümsemeler ve hafiften yok oluşlar. Varoluş sancısının ortasında yıkılış hikâyesi.. Sarhoşluk öyle güçlüydü ki fark edememiştim gidişiyle beraberinde getirdiği sessizliği. Yokluğundan emin oldum bir süre. Bacaklarım kuvvet bulduğunda saklandığım karanlıktan çıktım ve ondan çaldığım bu geceye girmemi sağlayan pencereye yöneldim. Çıkarken fazlaca ses yaptım, kendime kızmam gerekse de ses etmedim. Tenha sokaklara döndüğümde ondan yanıma aldıklarımla ilerledim. Yine de sırtımdaki bu denli ağırlığa rağmen o gece ondan çaldıklarıma nazaran o benden çok daha fazlasını almış gibi hissetmeden edemedim. ***** 1 AY SONRA.. 14.03.2022 Önümde duran iki kıza baktım. Şansım varsa kurtulurdum. Yoksa ölür! Bu malikaneden çıkmak isteyen üç kişi.. Bir erkek vardı, bizi elindeki cihazla arayan Eşit değildik. Peki hangimizin daha çok ihtiyacı vardı bu değerli zincire? İşte burada eşitlik bozuluyordu. Şüphesiz ki benim bu zincire ondan daha çok ihtiyacım vardı; Ablamı ve yeğenimi o çukurdan kurtarmam gerekiyordu. Tüm umutlarım şuan yaptığım hırsızlığa bağlıydı. Yüzde elli ya ablamı ve doğmamış yeğenimi kurtarırdım yada onlarla beraber ölürdüm. Ölürken en azından bunun mücadelesini verdiğim için mutlu olurdum. Hakan Kankırmızı merdivenleri indi. Bizlere bakmadan karşıda ki odalarından birine rastgele girdi. Yüzünde hiçbir ifade yoktu.. O odaya neden girmişti. Onun için değersiz bir zincir değil miydi bu?! Bizi bıraksalar da gitseydik. Zenginler her zaman cimriydi ve açgözlü! Göğsümün içinde duran zincir ile gözlerimi saat bir yönünde yukarıda bize çevrili olan kameraya çevirdim. Kameranın kırmızı ışığına kaydı gözlerim ne güzel yanıp sönüyordu. O piti piti kim aldı zinciri? "Kim aldıysa çıksın.", yanımdan geçen adamın koluma değmesi ile gözlerimi kameradan çektim. Hakan Kankırmızı Bey odadan çıktı, bakışları bana değdi yakalanmış mıydım? Ben ki sokaklarda neler neler çalan kız Yankesici Kraliçesi Canan şurada yakalanırsam yazıklar olsundu bana. Yazıklar olsun Babamın benim üzerindeki ilmek ilmek işlediği öğrettiği yankesicilik emeklerine. Hakan Kankırmızı Bey karşımıza geçerek aynanın hemen altında altın işlemeli ultra zengin duran masaya bile söylenmek istedim. Sen masasın masa kendine gel bu ne gösteriş! Hakan Bey kıymetli uzun masaya kıymetli poposunu yaslayarak kollarını bağdaş yapıp durdu. Küçük bir şey olsa o masayı da çalabilirdim aslında. Kendine gel Canan şuradan kelleni kurtar sonrası önemli değildi. "Abi ben hallediyorum sen içerideki toplantının bölmeseydin.", dedi adam elinde ki cihazı en önde duran kızın üstünden çekti. Patronuna baktı. En önde ki kız mutfağa doğru yürüdü. Geriye kaldı ben ve önümde ki Rus kız. Rahattım beni yakalayamazlardı. O cihaz bende sökmezdi. "Mert şu kızı sal.", dedi Hakan Kankırmızı Bey eliyle önümdeki Rus kızı gösterdi. Sonra gözlerini gözlerime odaklayarak baktı. Adam Rus kıza eliyle gitmesini işaret etti. Önümdeki kız derin bir nefes alarak hemen çıkıp gitti. Bakışlarımı soğuk bir edayla Hakan Bey'in gri gözlerine çevirdim. "Çıkar." Dedi soğuk sesi ile ürpersem de yardım etmesi umuduyla gözlerim birilerini aradı ama kaçırdığım küçük bir nokta vardı burası benim çöplüğüm değildi. Sokaklarda herkes birbirinin arkasını kollardı burada yalnız kalmıştım galiba. "Neyi?", diyerek sordum. Aslında bilipte bilmezlikten gelmek benim mesleğimdi. "Mert, üstünü ara.",dedi yanında ki sarışın yeşil gözlü adam kafasını sallayarak yanıma geldi. Kaşları çatılı buzdolabı gibi elindeki cihazı boynumdan başlayarak mini eteğimin bitiş ucuna kadar tuttu. Sırt bölgemde de aynı işlemi yaptı. Hakan Bey'in yüz hatları kasıldı. Cihaz uslu uslu görevini yapıyordu. Mert cihazı kafama da tuttu bu beklemediğim hamlede cihazın sesi ortama yayıldı. Hakan beyin dudakları kıvrıldı. "Saçlarını aç.", dedi yüzünde ifadede zinciri bulduğuna çok emin bir eda vardı. Kafamı salladım Mert bir adım öteme beklemeye başladı. Elimi at kuyruğumun yanına koyarak kançalı tokamı çözmeye başladım. Açtığım uzun saçlarım ile elimle saçıma şekil verdim. Merdivenlerden gelen ayak sesleri ile gözümü Hakan Kankırmızıdan çektim. Hızlı adımlarla üstünde ki beyaz gömleği ile inen göktaşı da kimdi? Siyah gözleri.. Derinden etkilemişti beni sanki ilk kez siyah gözler görüyordum. Kirli sakalı yüz hatlarını çok güzel belli ediyordu. Açılan ağzımı kapatarak kendime geldim. Buraya neden geldiğimi üstümdeki baskıyı unutmamam gerekti. "Abi gidiyor musun?", Hakan Bey merdivenlerin yanına doğru yürüdü yürüyen göktaşı ile konuştu. Abi dediğine göre bu yürüyen göktaşı üvey abisi Atakan Bey miydi! Telaşla gözlerimi kaçırdım .Kardeşi gibi gözlere sahip değildi ama iki kardeşin tek benzeyen özelliği ifadesiz simalarıydı. Babaları bir olunca demek ki. Berna hanımında gözleri maviydi neden hepsinin gözleri farklıydı? Mert'in de yeşil. Ben burada kahverenkli gözlerimle sönük kalmıştım galiba.. "Hakan hadi abiciğim geç bile kaldım.", dedi ifadesiz yüzüyle gözlerini ilk kez gördüğü bana bir saniye baktı. Gözlerimi tekrar önüme çevirdim. Şuan şurada Atakan beyin radarına yakalanırsam kötü olurdu. Ne güzel Hakan bey fark etmeden çıkıp gidecektim. "Ne iş buldun mu?", dedi tam önümde durdular sonrada kafalarını çevirip bana tekrar baktı. "Buldum buldum. Hanımefendi de şimdi zinciri veriyordu.", dedi Hakan beyin bu ısrarları beni üzüyordu. "Dediklerinizden hiçbir şey anlamıyorum.", dedim şirin bir edayla. Gözümün önüne gelen saçları kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Mert sen yardım et hanımefendiye anlasın ben ne demek istiyorum.", dedi Hakan Bey bana doğru göz kırptı. Son sözlerini bir mana ile söylemişti. Bu sefer sert taşa mı toslamıştım. Boku yemiştim galiba. "Lütfen benimle gelin..", dedi eliyle yürümem için hangi tarafa gideceğimi gösterdi yüzümde ki yapmacık gülümseme ile Mert'in dediği tarafa doğru yürüdüm! Yardım etmesi umuduyla gözlerim tekrar birilerini ararken Atakan Atabeyin gözlerine takıldı. Hakan ile aralarında ki sohbete dönüp devam etti. Mert beni aşağı kata doğru merdivenlerden indirdi. Vazonun olduğu yerde durdu duvara dokunup bana baktı, dekorla kaplanmış kapı olduğunun bile farkında olmadığım bir yerden içeri doğru sürükledi. Şansım yoktu. Bende ölecektim. "Geç bakalım küçük fare.", diyerek beni boş bir odaya fırlattı. Dizlerimin üstüne yere düştüm. Avuç işlerimi son anda yere koyarak kafamı çarpmadan korumuştum. Başımı yerden kaldırıp bana fare diyen sıçana baktım! Eğilerek çenemi tuttu kafamı havaya kaldırdı. "Söyle bakalım anladın mı şimdi?", diyerek bağırdı. "Ne diyorsunuz sizi hiç anlamıyorum.", dedim. Saf masum ayağına yatmaya devamdı. Canan mücadeleye pes etmek yok kızım devam. Son umudum için öle de bilirdim. Hayatının kontrolünü eline almazsan, başkalarını senin hayatını kontrol eder. "Anlamıyorsun demek?", dedi elini çenemden çekti sözlerime inandığını düşünürken suratıma yediğim güçlü bir tokatla yere yapıştım. Dudağımda ki kanın tadıyla gözlerimi sıkıca yumdum. **** BEKLEMEDE KALIN. DEVAMI GELECEK.. ŞİMDİDEN KİTABI KÜTÜPHANELERİNİZE EKLEYEREK GÜZEL YORUMLARINIZI AŞAĞIYA YAZABİLİRSİNİZ. YAKINDA..
CEHENNEMDEN ÖNCEKİ SON DURAK
ilayda ulaş
Adeline ve Austen. Bir birlerine yasak ama muhtaç olan iki genç. Bir kağıdın iki yüzü gibiler.Hep bir arada ama hep ayrı.Birlikteler ama kavuşmaları imkansız. Aşk ve şehvet. "Cehennem ateşi yakar Adeline."dedi ve kısa bir es vererek konuşmaya devam etti."Ama senin ateşin daha yakıcı."
fala inanma falsız kalma
Dicle
Her şey bir falcıya gitme ile başlamıştı aslında. Her şey sıradanken masal gibi bir hayat, şaka şaka falcının söylediklerinden etkilenip beyaz Atlı prensimi bulmaya çalışmıştım, ama çok yanlış yerde aramışım. ne var canım beyaz atlı prensimi bulmak için en doğru yere gitmiştim bence. POLİS KARAKOLUNA .Sonuçta prensimin elimde bir resmi ya da çizim olması gerekiyordu. Hem polislerden daha iyi bir kişiyi kim bulabilir ki değil mi ama. İşte bizim hikayemiz böyle başladı falcının tarif ettiği kişi Uras başkomiser. Komedilerle dolu bir hikayeye var mısınız? Bu uras başkomiser ve didemin hikayesi, Bu portakal ve çikolatanın hikayesi...
YILDIZLAR SÖNDÜĞÜNDE ✦
muse
Elim kapı ziline uzandıktan sonra bir süre durdum. Bu öyle uzun bir süreydi ki, bu süre boyunca ruhum defalarca kez cennetle cehennem arasında gidip geldi. İki tarafın da kapısını çaldım, içeri alınmak için bekledim. Ama bunun yerine arafta sıkışıp kaldım ve yüz binlerce yıl kayıp bir ruh olarak dolanmanın ızdırabını çektim. En sonunda Tanrı bana acıdı ve sivri parmağının ucuyla beni Cehennem'in kapısına doğru itti. "İşte," dedi. "Senin ait olduğun yer burası." Yalvardım ona. "İyi bir insan olmak istiyorum ben. Affedilmek istiyorum." dedim. Dedi ki, "Sen öylesine kirlisin ki, cehennemde yürürken yollarıma bıraktığın izleri ben bile temizleyemem." Pencereden dışarıya vuran sıcak sarı ışığın altında hareketlenmeler gördüm. Geçti bir silüet perdenin arkasından... "Çok yoruldum. Biri artık beni evine kabul etsin istiyorum." dedim. Kim olduğumdan habersiz adım sesleri bana doğru yaklaştı. Dedi ki, "Seni ben bile kabul etmiyorum, rahat bırak temiz olanları." Kapı yavaşça aralandı. Yalvardım Tanrı'ya... "Senden bir şey istemeyi bırakalı çok oldu, anladım beni sevmediğini... Ama n'olur bu sefer izin ver, bir evim olsun." Cevap vermedi. ✦ Kumru yirmi üç yaşında, dünya denen bu toprak parçasının üzerinde gezinen kayıp bir ruh olarak İtalyan mafyası için hırsızlık yaptığı sıralarda Monte Carlo'nun ihtişamlı kumarhanelerinden birinde çocukluk aşkıyla, bütün iyi hatıralarının sahibiyle, Koraltan Merkan ile karşılaştı ve bedelini çok ağır ödeyeceği bir suça bulaştı. Geçmişin, tozlu bataklığa gömdüğü insanlar karşısına bir düşman gibi dikildiğinde elindeki kanlı silahı ateş etmekten başka çaresi yoktu. Eğer o kurşunun erkek kardeşi Özgür'e geleceğini bilseydi yine de onu sırtından vurur muydu yoksa daha ilk sayfadan kendini öldürüp bu hikayeye bir son verir miydi? ✦ Yakında senaryolaştırılacaktır!
Maria
Bere Beresford
Odanın içindeki "vaftizci Yahya" tablosunu alıp daha önce M.K.K'nün (Marsia Kabus Klübü) açtığı bir tablo ile ortalama bir insanın sığabileceği geçidin kapağını açtım, önce tabloyu sürükledim ve daha sonra kendim de geçip geçidin kapağını kapattım... ve, evet benim adım Maria
Aryanka
Nur Su
YIL 2000 Xadros gezegeninde sıradan bir gün; Elleri arasında neredeyse bir parmak kalınlığında ki iğneyi boynumla temas ettirdi ve benden çok kendini telkin eder gibi "Hemen bitecek, hızlı olacağım" diye mırıldandı. Ve ben acı bir çığlık bastım. Tırnaklarımı, avuçiçimi kanatacak kadar sert bastırmıştım. Vücudum öyle kasıldı ki daha sonra yaşayacağım acıyı bir ben bilirdim birde büyücü raistlin..

Rüya Hırsızı
Bidos
Eva, kaybettiği sevgilisiyle tekrar bir araya gelmenin rüyasını görürken, rüya hırsızları, insanların duygusal anılarını çalarak karmaşık bir dünyaya adım atarlar. Ancak, çaldıkları anılarla başkalarının hayatını etkilemenin ve kendi iç savaşlarıyla yüzleşmenin bedelini ödemek zorunda kalacaklar.
Fetih Sanatları:Kanlı Kral
Burak Sabancılar
GİRİŞ Karanlığın dip köşelerinde, hıçkırık sesleri yavaş yavaş artıyordu.Ağlayan küçük bir kız çocuğuydu.Bir kaldırım taşına oturmuş öylece bekliyordu.Saçları gece kadar siyah, teni sanki beyazdan daha da akdı.Yüzünü kapatan siyah saçları ve gözlerinden akan damlaların saçlarından ince ince süzülmesi...Kız yavaş yavaş kafasını kaldırdı.Karşısında gördüğü kişi onu ürkütmüştü.Ona bakan kişi altın kadar sarı, parlak ve uzun saçlara sahip biriydi.Elinde ki meşalesiyle kıza doğru yöneldi.Kız ayağa kalktı, sinirlice… Gözlerinden gelen damlalar küçük yağmur taneleri gibi yere düşerken, kendisine şaşkınlıkla bakan bu adamı inceliyordu.Adam şaşkındı.Son derece mutsuz ve üzgün olan bu kızın yüzünü incelemek için yanına gitmek istediğinde kız elini ‘’dur.’’ diyormuş gibi havaya kaldırdı.Sonra yere bakan gözlerini kendisine odaklanmış adama doğru yöneltti.Adam ürktü.Ürkmemek mümkün değildi zaten.Kız gökyüzünden daha koyu, buzdan daha keskin gözleriyle saçlarının arasından adamı izlemeye başladı.O kadar ağlamıştı ki, gözünün gökyüzü mavisi renginin çevresine kan kadar kırmızı bir ton eklenmişti sanki.Adam yardım etmekle etmemek arasında kaldı.Ne yapabilirdi ki.Meşalesi hala elindeydi.Saçlarında parlayan ateş güzel bir görsel şölen sunuyordu sanki.Kızın dikkatini adamın saçları çekti.Dudaklarında acı bir gülümseme vardı.Kıpkırmızı dudakları, sanki dalga geçermiş gibi gülüyordu.Dik olan kaşları lanetli bir yaratıkmış gibi çatıldı.Birden acı gülümsemesi kayboldu.Saçlarını arka tarafa doğru elleriyle savurdu, sanki adama yüzünü göstermek istiyormuş gibi.Sonra siyah pelerinini savurup kafasına geçirdi, sanki başkalarının onu tanımamasını istermiş gibi. Kafasını iyice dikleştirip gözlerini kapattı, sanki uzaktan gelen bir müzik sesini dinliyormuş gibi.Bu garip davranışlarının hemen ardından ellerini göğsünün üzerinde avuç içleri birbirine bakacak şekilde birleştirdi.Aniden büyük bir rüzgar başladı her tarafta.Karlar savruluyordu.Adam neler olup bittiğini anlayamıyordu.Etrafına bakınmaya başladı, korku dolu gözlerle.Bakıyordu ama her yer o kadar beyazdı ki, sanki ateşi kardan olan bir cehennemmiş gibi.Göz alabildiğince beyaz buzdan bir deniz gibiydi sanki adamın etrafı.Yumuşak bir buz.Şaşkınlığına devam etti, anlam veremeden olan bitenlere.Bu kadar kısa bir sürede nasıl olabilirdi bu?Birileri onunla dalgamı geçiyordu?Yoksa yine o kabuslarından biriyle baş başa mı kalmıştı?Kabus olsaydı şu ana kadar uyanması gerekmez miydi?Belki de bu onun kontrol edemediği rüyalarından biriydi.Düşündüğü onca zamandan sonra kıza döndüğünde onun yine ağladığını fark etmişti fakat bu sefer ki öyle bir ağlama değildi.Göz yaşı yerine kan vardı.Kırmızı dudakları morarmıştı.Gözlerinin gökyüzü mavisi, gecenin kör karanlığı kadar siyahtı.Gözlerinde karanlık gökyüzünün tek bir yıldızının bile parıltısı kalmamıştı artık.Hafif bir hırıltı ve küçük şirin bir kızdan gelemeyecek şekilde olan kalın, kaba ve korkutucu bir sesle, ‘’Sen öldün.’’ dedi.Adam, korku ve panik dolu gözlerle kıza bakmaya devam ederken elindeki meşaleyi kıza doğru fırlattı.Küçük kız, meşale daha havadayken, üstünde yanan ateşi yok etti.Adam koşar adımlarla çocuktan uzaklaşmaya çalışırken, karşısında başka simsiyah gözlere sahip, gençten bir adamla karşılaştı.Aynı yüz ifadesi, aynı gözler, aynı çatık kaşlar…Adam hemen yolunu çevirip bu sefer çaprazdan kaçmaya karar vermişti ki, bu sefer de aynı ifadelere sahip başka bir tanesiyle karşı karşıya geldi.Bu şekilde devam ederken, etrafına bakındığında on farklı siyah gözlere sahip insan üstü yaratığın kendi etrafında çember oluşturduklarını ve onu tuzağa düşürdüklerini anladı.Düşünüyordu.Bunlar kim?Neden ona tuzak kurdular?Gerçekten onlar insan mıydı?İstedikleri neydi? Kafasında bu sorulara cevap ararken dizlerinin arkasından aldığı bir darbe ile yere yığıldı.Bunu yapanın, masum küçük bir kız sandığı lanetli pislikten başkası olmadığını fark etti.Etrafı sarılmıştı, kaçamazdı.Kurtulmanın bir yolu yoktu.Sanki ne kadar kaçmaya yeltense, o kadar çoğalıyorlardı.Gözlerini onlara dikti ve kendisini öldürmemeleri için yalvarmaya başladı.Damla damla yaşlar akıyordu gözlerinden.Sonrasında siyah gözlü, insan görünümüne sahip bu yaratıkların arkalarından, kan kadar kırmızı gözlere sahip, esmer teni ile düz, uzun, siyah saçları olan bir adam çıktı.Acımasız gülümsemesi sanki çok şey anlatmaya yetiyormuş gibi, büyük ve korkutucu bir kahkaha attı.Siyah giysisinin içerisinden gri tonlarında, sivri uçlu, demirden yapılmış uzunca bir cismi çıkardı.Kan kadar kırmızı gözleriyle korku salan bu iblis, sarı saçlı adamı saçlarından tutup yukarı doğru çekti ve elindeki bu cismi adamın kalbine sapladı.Adamın ağzından kanlar geliyor ve gözleri yavaş yavaş kırmızıya dönüyordu.Bir müddet yerde çırpındı, çok büyük acılar çekiyordu.En sonunda bedeni hareketsiz ve kanlar içerisinde cansız bir şekilde yerde yatıyordu.
Aşk Dolandırıcıları Sever
Damla
Bir kızımız geçmişte çok şeyler yaşamış küçük yaşta ve hayali olan hayatı kazanmak için neler yapabileceğini anlatıyor

