“düz yazı” için sonuçlar
Arama sonuçları
Düz yüz
editskpop_school_1
İşte
Bizim Yazımız
Zeynep
Üç arkadaş, uzun bir yaz tatili, bolca eğlence ve bekleyen yeni aşklar... İşte bu yazdan beklentimiz tam olarak buydu. Ben, Asya ve Mehmet yaptığımız müthiş yaz planıyla bu yaz için çıtayı baya bi' yükseltmiştik. Fakat işler pek de planladığımız gibi olmadı. Yine de fazlasıyla eğlendik!
yaz.
Verâ.
O gece bir söz intihar etti dudaklarımdan. "Bırakıyorum,imkansız kalalım..."
yazı
Ayşe
Yazımı güzelleştiriyor
yazı
Ayşe
Yazımı güzelleştiriyor
Yazı
FATMABAL
seviyorum kitap yazma İYİ ik VARDIR SENDEN KUTLU

BİZİM YAZ'IMIZ
🎶Ezgi Şahin🎶
Yaz Aşkları hep güzeldir. Eğlence tavan olur. Mutluluk hep kalbimizde durur. Yaz arkadaşları daha güzeldir. Aslında bakarsak; Yaz'la olan herşey çok daha güzeldir...
Sadece Yaz
Plagg
Burçak kendi halindeki arkadaş grubuyla takılan normal bir kızdır. Aşk ise hayatına hiç girmemiştir.Ta ki arkadaşlarıyla eğlenceli bir tatile gidene dek. Orada içinde bulunacağı farklı bir arkadaş grubuyla neler yaşayacak? Kapak: Zeynep Liva A.
Bu yaz
A
Ailesi gittiği yazlıkta 18 yaşını kutlayacaktı hayatına yeni yeni insanlar girmesiyle arkadaşları ile bu eğlenceye karışır ve tanıştığı bir kişi aşka olan duygularını canlandiracaktir
Bir Şey Olursa Yaz
Abdulcelil İle Nuriye
Bir şey olursa yaz. Bazen her şey bu kadar basittir. Bir bakış, kısa bir sessizlik, söylenmeyen cümleler… Aynı şehirde, farklı hayatlarda geçen iki insan. Ne acele var, ne büyük vaatler. Sadece doğru anda atılan küçük bir adım. Bu hikâye; yüksek sesle yaşanan aşklardan değil, içinde büyüyenlerden.
Bizi Kim Yazdı?
Elias
Ares, bir yayınevinde çalışan genç bir kapak tasarımcısıdır. Bir gün masasına bırakılan isimsiz bir roman, hayatını altüst eder. Çünkü romanın satırlarında henüz yaşanmamış olaylar ve hiç tanımadığı bir kızın adı vardır: Nehir. Başta bunun tuhaf bir kurgu olduğunu düşünür. Fakat romanda yazan olaylar birer birer gerçekleşmeye başlayınca, Ares kendini hem cevabı bilinmeyen bir gizemin hem de beklemediği bir aşkın içinde bulur. Peki ya birileri gerçekten onların hikâyesini önceden yazdıysa?
Bu nasıl yaz?
Zeynip
Yaz ayı yaklaşmadan bir kaç hafta önce bir aile Duru ve ailesinin yaşadığı siteye taşınır. Bakalım nasıl bir yaz olucak?
Bu Yazda Böyle
Geceden_aya1sen
Utanması olmayan arsız kızın ve çok utangaç olup kızın arsizızlığıyla deliren adamın hikayesi yada tam tersi. İdal: Nasıl birisin sen? Doru: Sana aşık olabilecek kadar cesur fakat karşına çıkamayacak kadar utangaç ve korkağım. Aslında ben sadece senden ibaretim. ..........
Bu nasıl bir yaz
Buğlem
Bu bir yaz aşkı.Sahilde konserde tanışan ve şans eseri karşılaşan iki gencin hikayesi.Aslında önceden aynı ilkokulda okuyan fakat birbirlerini hatırlamayan iki genç...
Seni yazdım
Yağmur Bozkurt
Ben meleksu ve şu anda karşımda oturan gözlerine ömrümü verdiğim Selahittin gözlerimi ondan kacirmama rağmen bana öküzün trene baktığı gibi bakiyor canım öküzümmm
Bu nasıl yaz?
Bestarmi779
Yeni kitabim ~Bu nasıl yaz?~ karsinizdaaa umarim begenirsiniz uzun yapmayi planliyorumm karakterlerr: Mert:17 yasinda (ana karakter🎀) Gece:17 yasinda (ana karakter🎀) Arya hanım(mertin annesi):37 yasinda Poyraz bey(mertin babasi):40 yasinda Şeyma hanım(Gecenin annesi):38 yasinda Fırat bey(Gecenin babasi):43 yasinda Eren(mertin arkadasi):17 Eylül(Gecenin arkadasi):17
Yaz
Zehra
Yaz mevsiminin büyüsü ayrı olur derler...
BU NASIL YAZ ?
ilkimsu
6 genç kız birbirlerini tanımadan bir villaya gelerek arkadaş olurlar peki bu arkadasligin birde arka yüzünde dönen dramlar?
BU YAZ
NİL ADAR
Selam ben Melisa benimle birlikte bir yaz eşlik edin ve başima ne geleceğini birlikte görelim
Bu yaz
NİL ADAR
Selam ben Melisa benimle beraber bu yazı geçirin ve başıma gelecekleri görün
YAZ DALGASI
coming_soon1
Deniz Kızı Kristal ve Erkek İnsan Bryden'ın yaz sularındaki kısa ve imkansız öyküsü için kapıyı aralamak çok da zor olmasa gerek... Tarihi bilgi içermemektedir. Gerçek tarihle pek alakası yoktur.
Yaz Rüzgarında
𝐌𝐞𝐥𝐫𝐨𝐫𝐚✩♫
Hilal, ailesi, tatil, ve hiç tanımadığı biri. Bunlar Hilal için mükemmel olsa da malesef hilal'in bu süreçte yanında en yakın arkadaşı olmadığı için biraz rezilliklerle dolu bir tatil olucaktı.
Sade yaz
POYRAZ
Kerem ve alini arasında geçen fantastik hikayeler
yaz savaşçısı
Zeynep
Alya bir yaz günü kendini savaşçıların olduğu yerde bulur
Gregor Samsa'yı Anlamak Part I
Mustafa Öztürk
Gregor Samsayı Anlamak Bazı kitaplar, bazı yazılar herkesin anlayabileceğinin çok üzerinde bazıları hissini yaşayabileceğinizin çok üzerinde olmalı. Sizin de ilk okuyuşta herkesin kavrayabileceği veya anlayabileceği bir bütünlüğün çok üzerinde bir hisse kapıldığınız yazılara göz attığınız olmuştur. Çok uzunca bir süredir bir böcek olmak, bir böcek olarak hayatta kalma çabası enteresan geliyor olsa da son dönemlerinde bunu hayli fazla yaşayan Servet de; ya hepimiz bir böceksek ve bunun farkında değilsek diye düşünürken düşündüklerinin ne kadar saçma olduğunu fark edip saatlerini ayırdığı yazılarını sildi. Sigarasını yaktı, buz gibi olmuş kahvesinden bir yudum alıp ağzında çalkaladı. Bir şeyler yapmak zorundaymış hissine kapılarak neyi anlatmak istediği üzerine biraz daha kafa yordu. Aslında yazmaya başlamadan önce fikirleri kafasının içerisinde yem bulunca uçuşan kuşlar gibi geziyordu, halbuki bunu elle tutulur bir şeye dönüştürmeye çalıştığında ise ne onun kalemine ait ne de onun içine sinen cümleler kuramıyordu. “Gregor Samsayı Anlamak” ne afilli başlık ama. Bir hevesle oturup başladığı yazısından içine sinen tek şey günler önce bulduğu bu başlıktı. Sandalyesine yaslandı, ellerini kafasında sertçe gezdirdikten sonra sigarasından afilli bir duman aldı ve başlamaya hazırdı. Ağzından çıkan dumanla birlikte kelimeler de dökülmeye başlamıştı. Gregor Samsa yatağından kalkmadan önce hatta o gece uykuya dalmadan önce bile farkında olduğu bir çok konu vardı ama tabiri caizse de kaybedecek hiçbir şeyi olmayan veya daha doğrusu bu farkındalıklarının değiştiremeyeceği bir çok konu vardı. Dört duvar sadece evimiz, işimiz, gittiğimiz barlar ve kafelerden mi ibaretti? İnsanı uçsuz bucaksız bir yeşilliğin ortasına koysanız, gökyüzünden güneşin parıltısını bir an bile eksiltmeseniz de yine aynı dört duvara sahip olmaz mı? Kafasının içerisinde kendisini hapsettiği o dört duvar sadece betondan, tuğladan mı ibaretti? Bazen bazı şeyleri anlamak biraz uzun sürebiliyor bazense nerede olduğunuz veya nerede durduğunuz fark etmeksizin aldığınız tek bir nefes tüm zihninize bi ay gibi parıldayarak gelebiliyor. Servet için de her şeyin başlangıcı böyle olmuştu. 27 yıllık hayatında her gün binlerce kez yaptığı refleks bir anda kafasında şimşekler çaktırmaya yetmişti. Gerçi Gregor Samsa kadar aciz bir böcek olduğunu da böylelikle anlamıştı. Hayatında tutunduğunu sandığı, sıkı sıkıya bağlı olduğu her şey aslında sadece onun sırtında oluşan hörgüçlerdi. Karşısındakini kırmamak için sustuğu her cümle, içine atarak baskıladığı her his, çevresindeki insanların gözünün içine bakarak söylediği yalanların her biri sırtında bir hörgüç kıvamındaydı. Bunun şimdi böcek olmaktan farkı neydi? Hörgüç çıkması onu hamam böceğinden farklı mı yapıyordu? Kaldı ki hamam böceğinin atom bombasına bile kafa tutabildiğini hatırlayınca, deve çok da dayanıklı bir hayvan gibi gelmiyor gözünüze. Kitabı okuduysanız hatırlarsınız ailesinin ona nasıl sırt çevirdiğini. Defalarca kez bunu hayatımızda da yaşamışızdır; insan dediğiniz şey sizden en ufak bir iyilik istediği veya size işi düştüğü anda gözlerinizin içine bakar. Bu en yakınınızdan en uzağınızda olan kişiye kadar da çoğu zaman değişmez. Tüm ilişkiler çıkar üzerine kurulur fikrine soğuk olmayabilirsiniz fakat bunun farkındalığıyla gündelik hayatınızın her anını geçirdiğinizi düşündünüz mü? Sırf bu farkındalık yüzünden sadece hayatınızdaki insanların değil aynı zamanda bu dünyada da fazlalık olduğunuzu hissettiğiniz oldu mu? O durumda da bir hamam böceğinin bir deveden daha az yer kaplayacağını düşünürsek, Gregor Samsa hala çok onurlu bir durumda sayılmaz mı?
Dışarı
Mustafa Öztürk
İnsan içindeki karanlığı dışarı yansıtmamak için çok uğraşır. Ruhundaki yaraları saklamak için de keza öyle. Kimseler görsün bundan bir fayda ya da çıkar elde etsin istemez. Herkes kendi hapishanesinin duvarını kendisi örer. Kendi ruhunu elleriyle ördüğü duvara hapseder. Buradan çıkmak için de her zaman bir kurtarıcıyı bekler. Günümüzde bu kurtarıcı; telefonlar, siyasetçiler, duygu yüklü ilişkiler, dostluklar. Eskiden nasıldı bilmediğim için bir yorum yapmam ne yazık ki şu an için mümkün değil. Fakat ben bir insanı içinde bulunduğu hapishaneden çıkarabilecek kişinin yine kendisi olduğu düşüncesine inanan bir insanım. Bu sebeple kişisel gelişim kitapları bana çiğ gelir. Altı boş süslü cümleler gibi gelir. Çünkü kimse karşısındakinin hapishanesine girmeden onun mahkumiyeti hakkında yorum yapmamalıdır diye düşünürüm. Bazen bana bile çok gaddar gelse de bu düşüncem sanırım bir süre daha savunmaya devam edeceğim. Sanırım başka türlü nasıl yaparım bilmediğim için. Kendi dört duvarının içine sıkışmış bir genç tanıyorum benim yaşlarımda. Eskiden gözlerinin içi gülen şimdi ise gençliğinde olmaktan korktuğu yere doğru koşarak ilerleyen. Yarın için olan umudunu kaybetmiş, tek dileği korkulacak şeyler yaşanmaması olan. Fikirlerini, düşüncelerini kendi içine hapsetmiş, kendi hapishanesinde günlerini tüketen, mahkumiyetinin bitmesini bekleyen. Bugünün dünden farklı olmadığının farkında, yarın da yine bugünün dününe uyanacak olan. 5-10 yaş fark vardır belki aramızda bu benim yaşlarımda tanıdığım gençle. Belki o benden büyüktür, belki de ben onun abisi konumundayımdır. Bilmiyorum. Bazen düşünceleri o kadar ağır gelir ki kafatasını çatlatır bu düşünceleri. Şakaklarına ağrılar girene kadar düşünür. O kadar çok düşünür ki bazen korkar. Burnundan oluk oluk kan gibi düşünce akacağını sanar. Ama olmaz. Düşünceleri kafatasının içinde, kendi ruhunu hapsettiği hapishanenin dışına çıkmaz. Çıkamaz. Her günü bir önceki gün gibi yaşayan birinin yarını olmaz, sabahı-öğleni olmaz. Hep gece hakimdir. Daha önce bir kaç kez daha söylemiştim; 'keder, gam geceleri ağır basar' diye. Sanırım bu benim yaşlarımda olan genç artık yarını göremediği için zaman kavramını da yitirmiş durumda. Artık tek istediği bu gecelerin bir sabahı olması.
MECAL
Mustafa Öztürk
Şakaklarını zonklatan şiddetli baş ağrısıyla gözlerini açtı. Sanki aylardır uyumuyormuşcasına ağrıyan başı günlerdir peşini bırakmamıştı. Gün içerisindeki koşuşturmadan aklıma gelmeyen düşünceler gece olunca yakasını bırakmıyordu. Viskisinden acı bi yudum alarak düşünce denizinde boğulmaya hazırlandı. Artık gözlerini kapatmadan da derin düşüncelere dalabiliyordu. Sahi ne zaman başlamıştı bu? Hangi olay onu bu derde sürüklemiş, hangi çözülmeyen düşünce düğümü zihnindeki bu kapıyı aralamıştı? Dışarıdan bakan biri onun bu dertlerinin sadece bu yaşantısına ait olmadığını anlayabilir miydi? Düşündüğü sadece kendi hissiyatları mıydı? Yoksa en ufak ayrıntıya kadar, nefes almaya bile mecali kalmayıncaya kadar düşünmesi bir zorunluluk muydu? Gözlerini her ne kadar korkarak olsa da yeniden kapatmak zorundaydı çünkü artık çocuk yaşlarında “benlik değil” diyerek şımarıklık yaptığı sistemin içerisindeydi. Ona eşlik eden milyonlarca insan gibi. Sahi sistem neydi? Düşünmek zorunda olduğu neydi?
Jamais Vu
Mustafa Öztürk
Boğazında kaçıncı sigaranın bıraktığı bilmem kaçıncı balgamı öksürerek atmaya çalıştı. Gözlerini ovuşturarak nerede olduğunu anlamak için etrafa bakındı; oturduğu en arka koltuktan doğruldu, inen son yolcuyu da gördüğünde son durağa geldiğini fark etmişti. Hayat da bazen böyledir; inmen gereken yeri çoktan geçtiğini, tatlı bir uykunun aslında seni başa döndürecek "zül" olduğunu bilmeyerek uyumaya devam etmek gibi. Olduğun yer bilmediğin bir yer olabilir, tanıdık bi’ yüz aramaya çalışırken tereddütte kalabilir, yanlış yerde olduğunu anladığında bazen çok geç olabilir. Bazen uyumadan yolu takip etmeyi bilmek gerekli. Bütün uyutan etkenlere rağmen!

