“armağan” için sonuçlar
Arama sonuçları
Armağan
Quinn Abbey
Gerçek bir "armağan" fakat, henüz farkında değil. İçini açmadan, hediyenin kapağını kapatarak neyi bilebilirsin? "Hediye vermişler ama paketi kötüymüş, açmaya gerek yok, dışına baksana zaten." diyerek nereye varabilirsin? Daha açılmamış hediyeyi açmamaya inat edince n'oluyor? Peki, paketi boşverip, hediyeyi kim açıp: "Bakın! Ne kadar güzel!" diye bağırıyor? Ya da... Kim pakete kanıp içini merak etmiyor? -Herhangi bir sosyal medya platformunda paylaşılmaz, kendi eserinizmiş gibi gösterilemez -Referans, taslak ve arka plan için alınmış fotoğraflar dışında izinsiz hiçbir şekilde fotoğraf, çizim, fikir, konu, içerik, karakterler vb. alınamaz, referans olarak kullanılamaz. Daha fazlası ve sorular için pinterest ve youtube: Pint: @q_abbey Yt: @quinn_abbey
Isoldenin Son Armağanı
Çağan
Çoktan yıkılıp gitmiş Camavor krallığında bir zamanlar başkentten çok uzakta bir köy vardı. Bu köyde yaşayan kendi halinde genç bir terzi, kendine bir oyuncak bebek yapmış ve çok sevdiği bebeğe Gwen adını vermişti. Gwen geçmişinden aklında kalabilen her şeyi sevgiyle hatırlıyor. Terziyle bebeği bütün günlerini eşya yaparak geçirirdi. Terzi kız iğne iplikle dikiş dikerken, Gwen de onun yanında oturur, hareketsiz elleriyle makasını tutardı. Geceleri kızla bebeği yemek masasının altına girerlerdi. Terzi kız, Gwen'i oyuncuktan düellolara davet eder, silah olarak seçtiği çatal-bıçağın makasa çarpma şangırtıları mum ışığıyla aydınlanan mutfakta yankılanırdı. Fakat zamanla oyunlar bitti, ışık söndü. Gwen bunun nedenini anlayamamıştı ama ayrıntıları hatırlamaya her uğraştığında içinde bir sızı hissediyordu. Bu sızının sebebinin, adını ve yüzünü hatırlayamadığı bir adam olduğunu biliyordu bir de. Anıları okyanus dalgalarına karışan Gwen unutulup gitti. Yüzyıllarca sessiz, hareketsiz yattı. Sonra bir gece, gözleri açılıverdi. Evinden çok uzaklarda, gölgeler içinde bir sahilde ilk defa uyanık bulmuştu kendini. Ne olduğunu bilmediği bir sihir onu kanlı canlı, ellerini ve ayaklarını kendi başına hareket ettirebilen bir kıza dönüştürmüştü! Gwen hayatı sevinçle kucakladı. Kumlarda seke seke koştu. Gözlerinin ne kadar uzağı seçebildiğini, dokunduğu her çakılın mucizevi güzelliğini, rüzgârı sırtında hissetmenin verdiği inanılmaz hissi keyifle tattı. Sonra dikkatini, kıyıya saçılıp bin yıldır orada öylece kalakalmış eşyalar çekti. Yerdeki kırık sandıkların yanında ona nedense tanıdık gelen nesneler duruyordu. Makas. İğneler. İplik. Gwen bunları hemen tanıdı. Bunlar, onu yapan kızın aletleriydi. Parmakları aletlere değdiğinde, ellerinden ışıkla pırıldayan bir sis fışkırdı. Bu sis Gwen'e, onu kucaklayan kutlu bir geçmiş gibi ılık ve güven verici geliyordu. Fakat bu sihre tek çekilen Gwen değildi. Adada kol gezen başka bir sis aniden üstüne hücum etti. Bu siyah sis, kıvrılıp bükülerek korkutucu hortlaklara dönüştü. Varlığını yeni fark ettikleri Gwen'e çekilmişlerdi. Onda, saplantılarının açlığını doyuracak bir şey vardı. Hortlaklar ona saldırırken Gwen'in cesareti kırılmadı. Makasını onlara saplamaya başladı. Bu sırada o ışıltılı sisin çoğalıp havayı doldurduğunu, aletlerini büyüleyerek onları büyütüp sağlamlaştırdığını, sıradan çelikten ruh sihrine çevirdiğini görünce iyice neşelendi. Fakat hortlaklar pes etmek bilmiyordu. Sürekli artan Kara Sis'ten güç alarak sayılarını iyice arttırdılar. Gwen hazin ve tuhaf bir şekilde tanıdık bir acı hissetmeye başladı. Çevresi hortlaklarla sarılınca, bastırdığı anılar ortaya çıktı. Sahibinin hasta, yaralı, acı içinde yatan hali gözlerinde canlandı. Yanında bir adam duruyordu. Gwen, adamın yüzünü sonunda hatırlamıştı. Viego. Bu adı anımsayınca Gwen'in dizlerinin bağı çözüldü. Sahibiyle geçirdiği anları özlemle anımsadı. Daha sade, daha mutlu bir yaşamları vardı. Makasına son kez baktı...8<-8<-8<-8<- Gwen işte o anda inanılmaz bir şeyin ayırdına vardı. Onu yapan ve Viego denen adamın hastalıklı kibrine kurban olan sahibi dünyadan tamamen silinmemişti. Sahibinin onu biçip dikmekte kullandığı terzi aletleri şimdi Gwen'in ellerindeydi. Gwen bunun tesadüf olmadığına inandı. İçinin derinliklerinde sahibinin onunla olduğunu, hâlâ mücadele ettiğini biliyordu. Gwen bu hediyeyi yabana atamazdı. İğneleriyle ipliğini kapıp Kutlu Sis bulutları eğirerek hortlak sürüsünü püskürttü. Makasını, sahibiyle mutfak masasının altında görkemli savaşlar hayal ettikleri günlerdeki gibi hızla, güçle savurdu. Hortlaklar çok geçmeden yok olmuştu. Gwen zafere ulaşmıştı ama savaşının yeni başladığını biliyordu. Bu hayaletlerin Viego'yla bağlantılı olduğunu, muazzam bir acının dünyaya yayılmasından onların da sorumlu olduğunu seziyordu. Kaybedecek vakti yoktu. Kara Sis'in peşine düşüp bedeli ne olursa olsun onu durdurmaya karar verdi. Gwen bu işin zorlu olacağını biliyordu ama canlı olmanın her saniyesinin de tadına doyamıyordu. Kendisine bahşedilen bu lütfun ne kadar süreceğini kim bilebilirdi? Gwen şimdi bulduğu bu eşsiz yaşama şansını her şeye rağmen boyun eğmeyen, olumlu bir güç olmakta kullanıyor. Runeterra'nın her yerini gezerek mutsuz ve acı çeken herkese neşe götürmeye kararlı. Gwen için her an kıymetli. Her adımını amacı uğruna atıyor.
Şiir
Lyria Hero
..denemelerle dolu bir macera
okula armagan
anan
öylesine cizimler

