“aden” için sonuçlar
Arama sonuçları
Aden
Muhammet
Aden sıradan biridir bu hikayede onun hayatını anlatmaktadır. (taslak)
Aden
Beren
Aden bir kişiye çarpıyor ve elindeki numarası yazılı kağıdı düşürüyor mafyacilik hocası adal adene ilk görüşte aşık oluyor ve sevgili olurmusun diye soruyor sevgili kaldıktan sonra adal soğuk davranmaya başlıyor ve bi anda hic beklenmeyecek bir evlilik teklifi geliyor ve aden kabul ediyor mutlu mesut yaşıyorlar
Aden
Hafsanur
Müzisyen olan Umay soylu konserden çıktıktan sonra markete gidip birşeyler aldıktan sonra yolda Mirza kılıçın adamlarını birini döverken görüyor ve olanlar oluyor Umay soylu'yu neler bekliyodu acaba?hep beraber göreceğiz "Hassiktir yaa bir kerede ağzını tut kızım"
Aden
Sudeeeeeeeeeeeeee
Hikaye tamamen kurgudur ve bana aittir. Desteklerinizi bekliyorum. Geri takip ve karşılıklı okuma yapabiliriz. Bu kitap askeri tarzda olacak. Aksiyon ve gizem çok fazla olacak. Beğenip yorum atarsanız çok mutlu olurum. Başlama tarihinizi buraya atabilirsiniz. "Kendini Vatanına adamış iki vatan evladının kalplerinin birleşmesi." Şimdilik bu söz yeterli. Bunu attıktan hemen sonra elimde olan bölümlerden yüklemeye başlayacağım.
Aden
Öznur
Baskıcı yönetim anlayışıyla yönetilen bir ülke ve aydın zihinler yetiştirerek yeni bir çağ açmak isteyen bilim kurulunun hayata geçirdiği ortak "ADEN" projesi. Süre gelmiş sistemlerden sıyrılarak özgün ve yenilikçi politikası ile devrimsel bir eğitim sürecine sahip bu yeni projenin ilk adayları ve onların şahit olduğu benzersiz okul hayatı.
Aden
Bahar
Beni tanıdıkça kendinize sukredeceksiniz
Aden
Bahar
Aden.... Kayıtsız kalır kelimeler onun için .. Hayatı romanlara ,kitaplara sığmaz ki Ne demeliyiz? OKU! BENİ ANLAYACAKSIN
Hera ve Aden
Helin Meryem Bayın
Kurgu, 3 Şubat 2017'den başlayıp gelecek ve geçmiş arasında köprü kuran bir dizi olaylar serisidir; Hera bir cuma günü okul çıkışı bitik düşen vücuduyla eve dönüp yatağında dinlenirken, annesinin uzun süren ısrarlarından sonra o bitik vücudunu yataktan kaldırmak zorunda kalır ve markete gitmek için evden çıkar. Her şeyin normal olduğunu sanarak yürürken ayağına esrarengiz bir taş takılır. Tabi Hera, yıllar önce gezegenine gök taşı olarak düşen ve değeri oldukça yüksek olduğunu bilmediği fakat gözüne estetik gelen taş yüzünden; 2 yıl sonra kendisi ile beraber yakınındakilerinin başına gelecek olayları bilmeksizin taşı eve götürmek amacıyla yerden kaldırır ve yanına alır. Böylece bilim kurgu- polisiye romanımız başlar.
Adem ejderhası
Abdullah
Yahya Ağa, “Adem Ejderhası” lakabıyla anılırmış. İki metreyi aşan bir boyu varmış. Kolları çınar dalına, yumrukları demirci balyozuna benzeyen Ağa, pekçe bastığı yeri çökertir, bilek kalınlığında demir çubukları incecik bir tel gibi bükermiş… O zamanlar askerlik, pençe, pençe, bilek ve bazu kuvvetine dayanırdı. Adem Erderhası, asker ocağında ilk şöhretini kazandığı zaman bıyıkları yeni terlemiş 18 yaşlarında bir delikanlıymış. Henüz 25 yaşında bir koç yiğitken de Macaristan’ın meşhur Budin Kalesi’ne yeniçeri ağası tayin olunmuştu. 1595’te Almanya imparatoruna karşı harp açılmıştı. Almanlar, Türklerin karşısında meydan muharebelerinde dayanamıyorlardı. Fakat, kış gelince, yüz binlerce askeri sınır topraklarında barındırmak ve beslemek imkansız olduğundan, Türkler Macaristan kalelerinde yeteri kadar muhafız bırakarak, ordunun ağırlığını Belgrad’a çekiyorlardı. Bu arada İstolni Belgrad Kalesi’nde de 10 bin askerimiz vardı. Almanlar kış ağzı 40 binden fazla bir kuvvetle gelip bu kaleyi muhasara ettiler. Muhasara uzun sürerse ve etraftan erzak temin edemezse, cephane yardımı göremezse, kalenin durumu çok kötü olabilirdi. Kalenin yardımına en yakın yerlerden birkaç bin gönüllü geldi, bunların arasında Budin Yeniçerisi Adem Ejderhası da vardı. Muhasaranın daha birinci haftasında, kalenin sarnıçlarında bir yudum su kalmadı. Belki 10 kılıç darbesiyle yere düşmeyecek olan şehbaz ve şehlevent yiğitler bitap ve perişan boş sarnıçların taşlarını yalıyor ve yerlere serim serim seriliyordu. Türk ordusunun kışa rağmen Belgrad’dan kalkıp gelmesi en az 2 aylık işti. İstolni Belgrad’daki askerimiz için tek bir kurtuluş yolu kalıyordu: kaleyi “vire”yle düşmana teslim etmek… Vire” bir kalede muhasara edilmiş bir askeri kuvvetin, askerlik şerefi olan silahlarını muhafaza ederek kaleyi vermesi ve düşman tarafından açılacak yoldan çekilip gitmesiydi. İmzaladıktan sonra vireyi bozmak, kaleyi veren kuvveti esir almak bir alçaklık, askerlik namusu için leke sayılırdı. Almanlar İstolni Belgrad paşasına vire teklif ettiler, paşa da kabule mecbur oldu, binlerce yiğidi susuzluğa kırdırmaktan ise, devlete karşı bu ağır mesuliyeti kabul etti. İki kumandan karşılıklı ikişer rehine göndererek vire şartlarını konuşmaya başladılar. Kalede yapılan bu konuşmada Budin Yeniçeri ağası Yahya Ağa da bulundu. Vire anlaşması imza edilince söz aldı. Ben, yalnız kendim için vireyi kabul etmiyorum. Önüme baka baka kaleyi düşmana bırakıp gidemem. Kalede kapanıp, susuzluktan köpek gibi de ölemem… Evvela ben tek başıma çıkacağım ve dövüşeceğim… Ya muhasara hattını yarar geçerim yahut ölürüm. Vire anlaşması benim mukadderatım belli olduktan sonra yürürlüğe girer…” dedi. İstolni Belgrad paşası, Yahya Ağa’yı iyi tanıdığı için ses çıkarmadı, düşman murahhası da bu mertçe teklifi kabul etti. Adem Ejderhası’na sekiz kişi daha iltihak etti. Bu 9 fedai için anlaşmaya bir madde daha ilave edildi. 40 bin kişiye karşı meydan okuyan 9 kişinin cengini, kale bedenlerinden heyecanla seyretmiş bir Türk askeri, müverrih Peçeveli İbrahim Efendi’ye şöylece anlatmıştır: Yahya Ağa, yanına beş yüz ok aldı ve 8 arkadaşıyla kaleden çıktı. Etrafını derhal çifte kat zırha bürünmüş binlerce kafir sardı. Adem Ejderhası, beş yüz okunun bir tanesini bile yabana atmadı… Her birini bir demir giyimli düşmanın göğsüne sapladı… Attığı oklar ikişer kat zırhları delip kalpleri ve ciğerleri parçaladı. Okları tükenince kılıcına el attı… Yüz kişiyi de kılıçla devirdi… Akıbet sağ kolunu çalıp düşürdüler… Yahya Ağa’yı 8 arkadaşıyla şehit ettiler.” Alman kumandanı bu kahramanları İstolni Belgrad karşısında bir tepeye askeri merasimle defnettirdi. Aslında ise şan ve şerefle tarihimize gömüldüler.
Ademin Havvası
Hz Berk
Kısa bir aşk hikayesi
ADEN VERA
Ela
Yaşamak istemeyen bir kızın yeni ailesiyle Yaşamak istemesi
Aden Bahçesi
Sook Ae
Bir k-pop gurubunun üyesinin trajik ölümü gurup solistini durdurmadı.Sektöre geri dönmek, eski başarısını geri kazanmak ve kız kardeşinin ölüm nedenini öğrenmek istedi.Perde arkasındaki karanlık yoğunlaşıyor...
ADEN - gerçek ailem -
medine yılmaz
gerçek ailem hikayesi okumak istiyorsanız buyurunuz
ADEN (Gerçek Ailem)
Zeynep Uyar
İNANABİLİYOR MUSUNUZ 16 yıl önce karışmışım
AİDİYET - ADEN & DEVRİM
Ruyam
''Yıllardır beni görmeni bekliyorum.'' Bir eli çıplak sırtımdayken diğer eli bacağımı okşuyordu. Sıcak nefesi dudaklarıma vururken ifadesiz kalmak benim için çok zordu. İçimden yükselen duygularla ona teslim olmak istiyordum. ''Her zaman bir adım arkandaydım. Sadece bir kere... kafanı çevirseydin beni görürdün, Aden.'' Sesindeki muhtaçlık ona hiç yakışmıyordu. Herkes onun gücünden ve ne kadar yenilmez olduğundan bahsederken onun tek istediği bendim. Hem de yıllardır. Hislerini bilmediğimi ve onu görmediğimi düşünüyordu. Ne kadar yanıldığını ah bir bilse! ''Kokunu özledim.'' Kafası boynuma sokulurken bedenim istemsiz olarak titredi. Ben... daha önce bu hislerle hiç kuşatılmamıştım. Bedenim benden bağımsız hareket ediyordu. ''Devrim...'' Anında işaret parmağıyla dudaklarımın üzerini örttü. ''Şhhh,'' ''Bugün benim sıram, Aden Özkan.'' Hem aklımı başımdan alıyor hem de konuşmama izin vermiyordu. ''Ben Devrim Soypak, seni kendime alacağım.'' ''Hazırlan Aden, çok yakında gelinim olacaksın.''
FINDIK GÜZELİ-Yarı texting
Sunrise
Giresunlu bir kızın, arkadaşı sandığı bir numaraya mesaj atmasıyla başlıyor her şey..... Peki bu numaranın sahibi başkası çıkarsa... *********** 0528**: Lan Recep nerde kaldın ? 0528**: İyi ki bi çişin geldi. 10 saatir ortalıkta yoksun Recep Malı: Kimsiniz? 0528**: Lan Recep fındık toplamamak için bahane mi üretiyon. Zaten sinirlerim tepemde Recep Malı: Yine soruyorum kimsiniz? Ben Recep değilim. 0528**: Boş konuşma Recep. Gel hadiiiii *********
NEVA
Sinem
Bir ölümle başlayan aşk hikayesi…🖤🖤 Neva & Timur
mesafe
N!KOT!N
Uzak mesafe ilişkisinin imkansızlığı ve zorluğu
KAPIZADE
Maysa
Karadeniz'in karanlık ve soğuk denizinin kirlenmesiyle başlayan hayattı onların ki. Herkes sıcak çay içerken onlar soğuk hatta buz gibi çay içmeye mahkumdu. Çırılçıplak halde kışın geçmesini bekler gibi... Sahil Külbasar; ablasının cinayetine kendini adamış yaralı bir martı. Katil diye sandığı ablasının eşi ile evlenmeye zorlanır. Sıradan maddi gelirin artmasının devamı için sanan diğerleri gibi düşünmedi Sahil. Katil olduğundan emindi, oysa ki kanıtlara ihtiyacı vardı. Sahi, gerçektende katil ablasın eşi Pakkan mıydı? Ya değilse, Evran Acatay; takside gördüğü sıradan birisi. Ya da katili bulmak için çabalayan sıradan bir polis. Belki her şey sıradan olmak için fazla gizemliydi. Bu iki ilişkinin geçmişi varsa her şey aynı devam edecek miydi? Tarih tekrarlanırsa herkes hayatta kalacak mıydı? Belki de tüm gerçekler sadece bir katilin kim olduğu değildir. Belki gerçekler, bildiğiniz birinin gerçekte kim olduğudur. Herkesi yeniden tanımaya benimle birlikte başlar mısınız? Haydi hel birlikte Sahil'in ablası olalım ve Evran'ın nesi olduğumuzu ögrenelim. Acaba bedenimizi ve ruhumuzu öldüren katilimiz kim? ■ kurgu ve karakterler şahsıma aittir ■
Bir Karadeniz Masalı
Melike
Bazen meceralı bazen komik arkadaşların sevdaları ve yaşadıkları olaylar
Melodi
Rojin
"Bu dünya'nın yükü müzik olmadan hafiflemez en azından benim için öyle" "Şunu anladım ki bu hayatta müzik olmadan ben bir hiçmişim " Kitap wattpad uygulamasında kurgulanmıştır
AraF- Suskun mahkum/texting
Gamze
Ben biliyorum, artık anlıyordum. Hiç birimiz buraya bile isteye gelmemiştik. Her birimizi zorlamışlardı. "Öleceksiniz!" Demişlerdi. Bizi asıl öldüren onlar değil miydi? Bizim gibi gençleri kandırmamışlar mıydı? Hayatımızı elimizden almamışlar mıydı? Almışlardı... Lanet olsun ki hepsini yapmışlardı. Biz birer mahkumduk, onlar mahkumdu ama kendilerini savunmayı biliyorlardı bense susuyordum, suskundum ben. SUSKUN MAHKUM bendim. Hayata olan bağım ise dizimde son nefeslerini veriyordu.
Küçük Hanım
Efulim
Kaç yaşınızda olursanız olun, anne ve baba eksikliği herkesin en büyük acısı olur. Bir çocuk, anne baba eksikliğini tadarken bir esinti gelir, kızı duman eder. Bir dalga gelir, oğlanı duman eder. Ancak hayat bu, üstesinden gelmek gerekir. Zamanla öğrenilir boşlukların nasıl doldurulacağı. Belkide onlar bu hikayeyle çoktan bulmuştur açık yaralarını nasıl kapatacağını. Poyraz Ay, yüzme bilmiyordur ancak en yakın arkadaşının kız kardeşine kapılmış, dalgalar nereye götürürse oraya gidiyordur. Ya o kadınla yüzmeyi öğrenecektir, ya da dalgalar onu en sonunda dibe çekecektir.
İZLER KARADENİZ
D.T.
Kader bizi bir yerden alıp başka bir yere savurur. İşte benim hikayemde böyle başlamıştı. Bir görev için kader beni Karadeniz'in o sert havasına o hırçın denizine ve o puslu dağlarına götürmüştü...
Gecenin Yalnızlığı
Zehra Yakup
Her kes tarafından aranan bir Anka... Onunla birlikte aranan bir kaç genç... İnanılmaz özel güçler... Tehlikeli düşmanlar... Bilinmeyen hikayeler... Ve yalnız geceler... Hikaye başlıyor.. Onlar hazırlar... Peki ya siz.... Sizde hazırmısınız ? Umarım hazırsınızdır... Çünkü macera başlıyor...

ALADENİZ
Bilge
1990 yazıydı okul hazırlıkları ülkenin dört bir yanını sarmıştı. Ordu’nun en uç köylerinden birinde ise gerginlik hakimdi. Köy ağasının kardeşi onun baş düşmanı ile aynı okula tayin olmuştu. İkisi meslektaş olacak, belki de ders aralarında sohbet edeceklerdi. Bunu düşündüğünde bile deliriyordu. Kardeşi öğretmendi kendisi ise doktor, onu nasıl koruyacaktı. Aklına en güvendiği arkadaşları geldi hepi topu dört taneydi zaten. Yasin savcıydı, Çağrı polis. Atay Türkçe öğretmeniydi ama memleketinden dolayı koyu Trabzonsporluydu olmazdı, takım her kaybettiğinde şuurunu yitiriyordu. Son olarak Kutay matematik öğretmeniydi aklına geldiğinde sırıttı, kardeşi Ece ile ondan daha iyi ilgilenebilecek biri yoktu. Sorun çözülene kadar Ece’ye göz kulak olabilirdi. Hemen numarayı tuşladı ancak konuşmaya diğerlerinin de katılacağından ve Trabzonspor’u iki dakika önceki maçtan yenilgiyle ayrıldığından bihaberdi. Emir Ağa, Atay tarafından özenle sunulan eziyeti çekerken komşu köyün ağası Turgut ise sağ kolu Ömer’in söylediklerini dinliyordu. Yardımcısı gerçekten felaket tellalıydı! Bir tane bile iyi haber yoktu. Vay efendim şu şunun tavuğunu kaçırmış, yok şunun tarlası yanmış. En sonunda dayanamadı, “Ömer bunaldum da bi tane mu iyu haberun yok!” “Yani yok sanırım söylemediğim son bir şey kaldı zaten.” İç çekti böyle bir cevabı anca Ömer verirdi zaten. “Komşu köyün ağasının kardeşi senin okula tayin olmuş.” Duraksadı Turgut bu kötü bir haber değildi onun için, aksine sırf aynı mesleği yapabilmek uğruna en sevmediği meslek için uğraştığı çocukluk arkadaşıyla yıllar sonra buluşabileceğini öğrenmesi uzun zamandır duyduğu en iyi haberdi. Ömer kedi olalı bir fare tutmuş, ilk defa güzel bir haber vermeyi becermişti. “Aloo düşman köyün ağasinun kardeşidur dirum! Ne diye sırıtırsen!”
İstanbul'dan Rizeye
🎀
Ailesi yurt dışına kaçan Açelya en sonunda dayanamaz ve hiç görmediği kuzenlerinin yanina yerleşmeye karar verir. İstanbuldan Rizeye taşınan Açelyanın yaşadığı kültür şoku,yeni tanıştığı akrabaları ve Karadeniz'in hırçın ortamı. ______________________________________________________ Ben Açelya. Bir haftadır ailesinden haber almaya çalışan ve en sonunda kaçtıklarını öğrenen Açelya. İki amcam ve bir halam olduğunu dahi yeni öğreniyorum. Babamların kaçtığını duyduğu için benimle tanışmak istediler. İyi anlaşabilir bilir miyim onlarla bilemiyorum. Ama sanırım İstanbul'dan kaçmak istiyorum. Bu benim İstanbul'dan geçmişimden ve en çok da kendimden kaçma hikayem.
KARADENIZ ESİNTİSİ (DÜŞMANDAN AŞKA)
Libelune
Bulutlar buralarda gökyüzünün değil, toprağın malıdır. Kendimi bildim bileli Rize’nin bu dik, dumanlı yamaçlarında nefes alırım. Adım Suzan. Bu dağların çayı gibi sert, toprağı gibi inatçı bir kızım. Saçlarım Karadeniz’in hırçın dalgaları gibi darmadağın, ellerim ise daha kendimi keşfetmeden toprağın kokusuyla nasır tutmuş ellerdir. Biz buralarda acıyı da neşeyi de saklamayı bilmeyiz; her şey gökyüzü gibi aniden dökülür içimizden.

