“Korku sınıfıcom.” için sonuçlar
Arama sonuçları
korku
Masal
Bir kız erkeğe aşık oluyor erkek de onu kurtarmaya čalışıyor
Korku
İhilal
Günün birinde bir kız vardı bu kız bir malikanede yaşayan bir zengin ailenin çocuğuydu ailesi her gün et yerdi ve çocuk sonunda merak edip şunu sorar anne baba siz bu yemekleri etleri Nereden buluyorsunuz annesi ve babası hiç sesini çıkarmaz ama çocuk Hala merak eder bir gün Çocuk babasının takip eder babası bir cerrahtır ve babası İçeri girer hastanede kimse yoktur çocuk iyice meraklanmaya başlar babası bir morgu çıkarttık ameliyathaneye götürüp orada kesmeye başlar çocuk çok korkar hemen morgun altına gizlice yatar ve babası makası yere düşürür çocuk hemen makası alır ve hemen koşmaya başlar sonra babası o kestiği insanın etini poşete koyar ve eve doğru yola çıkar çocuk hemen babasından önce eve gelir ve ailesi o kesti eti yiyordur
Korku
Esma
Bir gün Erva ile sınıfta ikimiz kalmıştık Erva'nın dersi vardı benim derdim bitmişti.Sonra bir anda sınıfın cama kırmızı mavi ışıklar yansıdı.Biz aniden korktuk ambulans sesleri geldi kısar adımlarla aşağıya indik ve cama baktık biri fenalaşmış bu yüzden ambulans gelmiş.Bizde bakmaya devam ediyoruz ambulans tam giderken ambulansın arkasından siyah kapüşonlu bir adam çıktı.Biz rüzgar gibi ederek yukarı çıktık çok korktuk.Biz su doldurmaya giderken elektrikler kesildi.Bizim sınıftakiler bize fener ile yanımıza geldiler bizde onlar ile beraber gittik.
Korku
Zeynep
İnsanlar korkunca hep kaçmak ister. Hiç kaçmamları Grereken yerlerde bile kaçarla. Kaçtıkları zaman bazen bir enkaz bazende hiç bitmeyecek korku. Sorun aslında şu kaçmalımıyız yoksa yüzleşmeye miyiz. Ozan bunu ikiye ayıralım. İnsanlar kaçtıkça korkular da hep kovalar.her korktuğundakor
Korku
AYÇA
Merhaba ben Ceyda 10 yaşındayım Mustafa Gencay İlkokuluna gidiyorum 5. Dersin tennefüsünde okulun en alt katında bir ses duydum aşağı indiğimde korkunç yaratık bana doğru yavaş adımlarla bana yürüdü ve beni korkunç bir yere götürdü orda silah ,bıçak kesici aletlerin hepsi vardı . Ben çok korktum yavaş adımlarla bana doğru yavaş adımlarla yürümeye başladı ve bana her okul çıkışı buraya geleceksin dedi ben evet diyemedim annem neden geç kaldın dedi ben öğretmenim okul kursuna girmemi istedi dedim annem tamam dedi ben anneme yalan söylediğim için üzgünüm...
Korku
Apmina
Ben yeni başladım ve size bir korku karakteri çizicem inşalah güzel çizerim beyen mesenizde lütfen beyenin
Korku~
Zilan
Derinin hayatı boyunca hayatından hiç gitmeyen hastalığı
KORKU
sena azra yılmaz
yuna adlı bir kızın ailesini gizemli biri tarafından katedilmesi den sonra gizemli bir aile tarfından evlat edinmesi ile korku dolu macerası başlar
Korku
Şirinsu Şahin
Dehşet üzeri
Korku
Hilal
Lily adında bir kızın evde tekken korkunç olaylar yaşamasi ve ordan kaçmaya çalışması
Korku
Məhərrəm Aslanov
Nasıl iyimi
Korku
Türkan Saçu
Korku hikaye
Korku
İsmet Kayra
Bu 😀
Korku
Hikayeproadam
Bir orman pikniğine giden aile bir şey görür o şey ise yerde kıvranan kediydi kedi gitgide büyüyordu onu gucana alan çocuk kanlar içinde yere yığıldı anne çocuğunu tuttu oda içinde yere düştü bunu gören kız çocuk Ve baba bakarbakmaz Karşılarına öcü çıkar
Korku
Deleted account
Okuldan yeni mezun olan grup, sessiz bir kasabada tatil yapmak isterler, ama başlarına gelicek şeyi akıl bile edemezler. Ayça, Burak, İnci, Alper ve Gizem hangisi hayatta kalmayı başarıcak?
Korku
Berin Nisa
Layla isimli bir kızın yaşadığı paranormal olaylar
Korku
Batin
Annem yoktu anne nerdesin diye dedim korku ses Vardi Ama Ne Oldu Durmadın
Korku...
Locy
Kız ve korkuyor
Korkularım
~Ela genç >3
Bu kitapta hem ağlicaksınız hem de duygulanıcaksınız
Korku
Kıvanç Sancar
😨😨
Korku
Dodo
Korku KORKU Korkuuu
Korku
Esma
Paslı Chevyrolet kamyonet tangırdayarak durunca Lauren Huntsman kafasını ön yolcu koltuğunun camına çarptı ve irkilerek uyandı. Uykulu gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Kafasının içi, bir araya getirebilse bir bütün oluşturabileceği kırık dökük anılarla, paramparça görüntülerle doluymuş gibi hissediyordu. Gecenin daha erken saatlerine açılan bir pencereymiş gibi. Şu anda ise o pencere zonklayan kafasının içinde paramparçaydı. Country müzik, gürültülü kahkahalar ve tepede asılı duran televizyonlarda NBA’den seçme görüntülerden oluşan bir karmaşa hatırlıyordu. Loş aydınlatma. Yeşil, kehribar ve siyah renklerde ışıldayan düzinelerce cam şişenin sergilendiği raflar. Siyah. Kafasını güzelleştirdiği için o şişeden bir kadeh istemişti. Güçlü bir elin bardağına boşalttığı içkiyi hiç vakit kaybetmeden kafaya dikmişti. “Bir tane daha,” demişti, boş bardağı bara çarparak. Kovboyun kalçasına yaslanıp sallandığını, yavaş bir dans ettiklerini hatırlıyordu. Onun kovboy şapkasını çalmıştı. Şapka ona daha çok yakışmıştı. Minicik siyah elbisesi, siyah içkisi ve siyaha çalan kötü ruh haliyle uyumlu siyah bir Stetson. Neyse ki ailesiyle birlikte tatile geldiği Jackson Hole, Wyoming’in burunların bir karış havada olduğu, züppe dünyasında nadide bir mücevher olan bu boktan barda o ruh halini koruması zordu. Gizlice kaçıp gelmişti ve ailesi onu burada asla bulamazdı. Bu düşünce ufukta parlak bir ışık gibiydi. Birazdan anne ve babasının neye benzediğini bile unutacak kadar sarhoş olacaktı. Yargılayıcı kaş çatışları, daha şimdiden, tuval bezinden akan ıslak boya gibi birbirine karışmaya başlamıştı. Boya. Renk. Sanat. Boya lekeli kot pantolonların, parmakların ve mh aydınlanmasının dünyasına sığınmayı denemişti ama ailesi onu ensesinden yakalayıp geri çekmişti. Ailede özgür ruhlu bir sanatçı olmasını istemiyorlardı. Onların istediği Stanford diplomalı bir kızdı. Keşke onu sevebilselerdi. O zaman annesini delirten daracık, ucuz elbiseler giymez ya da kendini babasının egoizmine ve kasıntı, aristokrat ahlak kurallarına ters düşen amaçlara adamazdı. İçin için annesinin orada olup dans edişini ve kovboyun bacağına sürtünmesini görmesini diliyordu. Kalçasını onunkine yaslayışını. Aklına gelebilecek en ahlaksız sözcükleri kovboyun kulağına fısıldayışını. Dans etmeye sadece kovboy bara içkisini tazelemeye gidince ara vermişlerdi. Bu seferki kadehin tadının diğerlerinden farklı olduğuna yemin edebilirdi. Ya da belki de çok sarhoş olduğu için, tadı daha buruk geliyordu. Kovboy baş başa kalabilecekleri bir yere gitmek isteyip istemeyeceğini sordu. Lauren sadece bir saniye düşündü. Eğer annesi onaylamayacaksa, cevap gün gibi aşikârdı. Chevyrolet’nin yolcu kapısı açıldı ve Lauren’ın görüşü tahterevalli gibi inip kalkmayı bir an için bırakıp kovboya odaklandı. Burnunun köprü kısmındaki, büyük olasılıkla bir bar kavgasından yadigâr, belirgin çukuru ilk kez o zaman fark etti. Kovboyun kolay öfkelenen biri olduğunu öğrenmek Lauren’ın onu daha fazla istemesine neden olmalıydı ama tuhaf bir şekilde, çocuksu öfke patlamaları yaşamak yerine kendine hâkim olabilen bir erkek bulabilmiş olmayı istedi. Bu tam annesinden bekleyebileceği türde, medeni bir dilekti, içinden kendini azarlayarak bu sinir bozucu, aldı başında tavrının suçunu yorgunluğuna attı. Uykuya ihtiyacı vardı. Derhal. Kovboy, Stetson’ı Lauren’ın başından alıp kısa kesimli, dağınık, sarı saçlarının üstüne yerleştirdi. Lauren, “Bir mal bulanındır,” diye itiraz etmek istedi. Ama sözcükleri telaffuz etmeyi başaramadı. Kovboy onu koltuktan kaldırıp omzuna attı. Elbisesinin arka tarafı yukarı çekiliyordu ama Lauren ellerine elbiseyi aşağı çekme emri verebilecek durumda değildi. Başı annesinin kristal vazoları gibi ağır ve kırılgandı, işin şaşırtıcı yanı, bu düşünce zihnine girdiği anda, kafası mucize eseri hafifledi ve vücudundan uzaklaşır gibi oldu. Oraya nasıl gittiğini hatırlamıyordu. Kamyonetle mi gelmişlerdi? Lauren kovboyun çizmelerinin çamurlu karda bıraktığı izlere baktı. Vücudu her adımda zıplıyor ve bu, midesinin bulanmasına neden oluyordu. Çam ağaçlarının keskin kokusuna karışan soğuk hava burnunun içini yakıyordu. Bir veranda salıncağı gıcırdadı ve karanlıkta bir rüzgâr çanının yumuşacık, şıngırtılı müziği duyuldu. Ses Lauren’ın iç geçirmesine neden oldu. Ürpermişti. Kovboyun bir kilidi açtığını duydu. Gözlerini etrafını hayal meyal de olsa algılamasına yetecek kadar bir süre açık tutmaya gayret etti. Sabah ağabeyini arayıp onu almaya gelmesini isteyecekti. Tabii yolu tarif edebilirse. Ağabeyi onu eve götürürken dikkatsizliği ve kendine zarar verdiği için azarlayacaktı ama mutlaka gelecekti. Hep gelirdi. Kovboy onu yere bıraktı ve dengesini sağlaması için omuzlarını sımsıkı tuttu. Lauren miskin gözlerle etrafa baktı. Bir kulübe. Kovboy onu ahşap bir kulübeye getirmişti. Bulundukları oturma odasında bir kulübeden başka her yerde adi duran rustik çam mobilyalardan vardı. Odanın öteki ucundaki açık kapı, duvar boyunca plastik rafların olduğu küçük bir depoya açılıyordu. Depoda yerden tavana kadar yükselen şaşırtıcı bir direk ve yüzü direğe dönük bir tripoda yerleştirilmiş bir fotoğraf makinesinden başka bir şey yoktu. Zihninin bulanıklığına rağmen, korku Lauren’ı bir mengene gibi sıkmaya başladı. Buradan bir an önce gitmeliydi. Kötü bir şey olacaktı. Ancak ayakları hareket etmiyordu. Kovboy onu direğe dayadı. Elini çektiği anda, Lauren yere yığıldı. Ayak bilekleri burkulurken ayakkabılarının topukları kaydı. Tekrar ayağa kalkamayacak kadar sarhoştu. Zihnin çarkları hızla dönüyordu; gözlerini çılgın gibi kırpıştırarak depodan dışarı çıkılan kapıyı aradı. Konsantre olmaya çabaladıkça, oda daha hızlı dönüyordu. Midesi kalktı ve kusmuğu kıyafetlerine gelmesin diye hızla yana eğildi. “Bunu barda bırakmışsın,” dedi kovboy, Cardinals beyzbol şapkasını kafasına takarken. Bu şapkayı ağabeyi birkaç hafta önce Stanford’a kabul edildiği zaman hediye etmişti. Büyük olasılıkla anne babasının marifetiydi. Hediye Stanford’a ya da herhangi bir üniversiteye gitmeyeceğini ilan etmesinden şüphe uyandıracak kadar kısa bir süre sonra gelmişti. Babası öyle kıpkırmızı kesilip nefessiz kalmıştı ki Lauren karikatürlerdeki gibi kulaklarından buhar çıkmasını beklemişti. Kovboy, boynundaki altın kolyeyi kafasından çıkarırken nasırlaşmış elleri Lauren’ın yanağına sürtündü. “Değerli mi?” diye sordu kalp biçimindeki madalyonu incelerken. Lauren bir anda savunmaya geçerek, “Benim,” dedi. Kovboy isterse pis kokulu Stetson’ını geri alabilirdi ama madalyon Lauren’ındı. Anne ve babası o kolyeyi on iki yıl önce ilk bale resitaline çıktığı gece hediye etmişti. Bale Lauren’ın heves edindiği bir şeyi onayladıkları ilk ve tek örnekti. Bu, aslında onu için için seviyor olmaları gerektiğine dair tek ipucuydu. Bale dışında bütün çocukluğu onların görüşlerine göre yönetilmiş, zorlanmış ve kalıba sokulmuştu. İki yıl önce, on altı yaşındayken, Lauren’ın kendi bakış açısı devreye girmişti. Sanat, tiyatro, indie grupları, keskin hatlı, doğaçlama modern dans, politik eylemcilerle ve alternatif eğitim peşinde üniversiteden ayrılan (atılan değil!) entelektüellerle toplantılar, zehir gibi ama kendi kendine eziyet eden, ot içen ve kilise duvarlarına, parklardaki banklara ve Lauren’ın aç ruhuna şiirler karalayan bir erkek arkadaş. Anne ve babası yeni hayat tarzından hoşnutsuzluklarım açıkça belli etmişti. Katı eve dönüş saatleri ve kurallarla karşılık vermişler, hapishanesinin duvarlarını daraltmışlar, ona nefes alacak bir boşluk bırakmamışlardı. Lauren’ın karşı koymak için bildiği tek yol isyandı. Baleyi bırakınca kapalı kapılar arkasında çok gözyaşı dökmüştü ama canlarını yakmak zorundaydı. Anne ve babası onu her şeyiyle sevmek zorundaydı. Ya koşulsuz onların kızı olurdu ya da Lauren’ı tamamen kaybederlerdi. Tek şartı buydu. On sekiz yaşında çelik gibi bir kararlılığa sahipti. “Benim,” diye tekrarladı. Bu kelimeyi telaffuz edebilmek için bütün dikkatini vermesi gerekmişti. Madalyonunu geri almalı ve buradan çıkmalıydı. Bunu biliyordu. Ancak vücudu tuhaf bir teslimiyet halindeydi. Olup bitenleri hiçbir şey hissetmeden izler gibiydi.Kovboy, madalyonu kapı tokmağına astı. Elleri boş kalınca, pütürlü bir iple Lauren’ın bileklerini sardı. Düğümü sıkınca, Lauren yüzünü buruşturdu. Hayal meyal, bunu bana yapamaz, diye düşündü. Onunla gelmeyi kabul etmiş olabilirdi ama bunu yapmasını kabul etmemişti. “Beni bırak,” dedi dili dolanarak. Aşağılanma duygusuyla yanaklarının alev alev yanmasına neden olan, ikna edici olmaya çok uzak, öylesine bir talepti. Konuşmayı severdi ama güzel ve parlak, özenle seçilmiş, gücüne güç katan kelimeler derinlerde bir yerde gömülüydü. Şimdi o kelimeleri cebinden çıkarıp kullanmak istiyordu ama elini uzattığı zaman, kırpılmış bir ipten ve bir delikten başka bir şey bulamadı. Sözcükler karışmış, kafasından yuvarlanıp gitmişti sanki. Omuzlarını öne itmek için boşuna çabaladı. Kovboy onu direğe bağlamıştı. Kolyesini nasıl geri alacaktı? Kolyeyi kaybetme düşüncesi göğsünün panikle sıkışmasına neden oldu. Keşke ağabeyi telefonuna cevap verseydi. Lauren o akşam içmeye gideceğini haber veren bir mesaj göndererek şansını denemişti. Onu sürekli, neredeyse her hafta sonu arardı ama ağabeyi ilk kez bir çağrısını görmezden Kovboy, madalyonu kapı tokmağına astı. Elleri boş kalınca, pütürlü bir iple Lauren’ın bileklerini sardı. Düğümü sıkınca, Lauren yüzünü buruşturdu. Hayal meyal, bunu bana yapamaz, diye düşündü. Onunla gelmeyi kabul etmiş olabilirdi ama bunu yapmasını kabul etmemişti. “Beni bırak,” dedi dili dolanarak. Aşağılanma duygusuyla yanaklarının alev alev yanmasına neden olan, ikna edici olmaya çok uzak, öylesine bir talepti. Konuşmayı severdi ama güzel ve parlak, özenle seçilmiş, gücüne güç katan kelimeler derinlerde bir yerde gömülüydü. Şimdi o kelimeleri cebinden çıkarıp kullanmak istiyordu ama elini uzattığı zaman, kırpılmış bir ipten ve bir delikten başka bir şey bulamadı. Sözcükler karışmış, kafasından yuvarlanıp gitmişti sanki. Omuzlarını öne itmek için boşuna çabaladı. Kovboy onu direğe bağlamıştı. Kolyesini nasıl geri alacaktı? Kolyeyi kaybetme düşüncesi göğsünün panikle sıkışmasına neden oldu. Keşke ağabeyi telefonuna cevap verseydi. Lauren o akşam içmeye gideceğini haber veren bir mesaj göndererek şansını denemişti. Onu sürekli, neredeyse her hafta sonu arardı ama ağabeyi ilk kez bir çağrısını görmezden gelmişti. Oysa Lauren ağabeyinin onu aptalca bir şey yapmasına engel olacak kadar önemsediğini bilmek istemişti. Yoksa artık Lauren’dan umudunu mu kesmişti? Kovboy gidiyordu. Kapıya varınca, gözlerinde kibirli ve aç bir parıltıyla siyah Stetson’ını arkaya itti. Lauren hatasının büyüklüğünü idrak etmişti. Adam ondan hoşlanmamıştı bile. Onu lekeleyebilecek fotoğraflarla şantaj mı yapacaktı yoksa? Bu yüzden mi fotoğraf makinesi vardı? Kovboy, Lauren’ın anne ve babasının o fotoğraflar için her ücreti ödeyeceğini biliyor olmalıydı. “Arka taraftaki alet barakasında senin için bir sürprizim var. Hiçbir yere ayrılma, duydun mu beni?” Lauren’ın soluğu hızlandı. Ona sürprizi hakkında ne düşündüğünü söylemek istedi. Ama göz kapakları ağırlaşmıştı ve her defasında açmakta biraz daha zorlanıyordu. Ağlamaya başladı. Daha önce de sarhoş olmuştu ama hiç bu kadar değil. Kovboy ona ilaç içirmişti. İçkisine katmış olmalıydı. Bitkin ve kurşun gibi ağır hissetmesine neden olan bir ilaç, ipi direğe sürttü. Ya da denedi. Uyku bütün ağırlığıyla vücudunun üstüne çökmüştü. Direnmek zorundaydı. Kovboy geri dönünce korkunç bir şey olacaktı. Onu vazgeçirmek zorundaydı. Kovboyun karanlık silüeti beklediğinden çok daha çabuk döndü. Oturma odasının ışıkları arkasından vuruyor ve erzak odasının zeminine boyunun iki katı bir gölge düşmesine neden oluyordu. Stetson’ı çıkarmıştı ve Lauren’ın hatırladığından daha iri görünüyordu. Ancak Lauren’ın dikkati başka yere odaklandı. Bakışları kovboyun ellerine kaydı. Kovboy dayanıklılığını sınamak ister gibi, bir halatı çekiştiriyordu. Lauren’a doğru yürüdü ve titreyen ellerle halatı boynuna geçirdi. Sonra arkasına geçti ve ipi çekerek boynunu direğe iyice yasladı. Lauren’ın gözlerinde ışıklar çakmaya başladı. Adam ipi çok sert çekiyordu. Lauren adamın gergin ve heyecanlı olduğunu hissetti. Vücudunun heyecanla titreyişi de aynı şeyi söylüyordu. Kesik kesik ve gittikçe hızlanan soluğunu duydu. Soluğunun hızlanması, harcadığı bedensel eforla ilgili değildi. Adrenalin yüzündendi. Lauren’ın midesi korkuyla kasıldı. Adam bundan zevk alıyordu. Lauren’ın kulaklarına yabancı bir uluma doldu. Dehşetle sesin kendisine ait olduğunu fark etti. Ses adamı korkutmuş gibiydi. Bir küfür savurdu ve ipi daha sert çekmeye başladı. Lauren içinden defalarca çığlık attı. Basınç gittikçe artarak onu ölümün kıyısına sürüklerken, çığlık atmayı sürdürdü. Adamın istediği fotoğraf değildi. Onu öldürmek istiyordu. Lauren bu korkunç yerin son anısı olmasına izin vermeyecekti. Gözlerini yumdu ve karardığın içine kayarak uzaklaştı. ***
Korku
Necah
Ben Elena yıllar önce yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum ben yıllar önce bakıcılık yapmaya başladım ve Tony adında oyuncak bir çocuğa bakıcılık yapmaya başladım o oyuncak ailenin gerçek çocuğu gibiydi büyükanne ve büyükbaba o oyuncak çocuğun lanetli olduğunu biliyordu aylar sonra büyükanne ve büyükbaba intihar etti korkunç bir olay olacağını biliyordu bende o oyuncak çocuk Tony'den çok korkuyordum ama belli etmek istemiyordum evde sadece ben oyuncak Tony ve ailenin büyük erkeği olan Ahem,le birlikte evde kaldık evin büyük erkeği olan Ahem geceleri işe gidiyordu bir gece o işe gittikten sonra evde sadece ben ve Tony kaldık oyuncak Tony sandalyede oturuyordu bende koltuğun üzerinde uzanıp telefonla oynuyordum arada bi gözüm ona çarpıyordu bana dik dik bakıyordu bende korkup onun üstüne bir yorgan attım ve odama gittim Tony,nin ruhunun duvarın arkasında olduğunu bilmiyordum ve kıyafetlerimi alıp banyoya gittim banyoya girdiğimde kapıyı evde kimse olmadığını düşünüp tam kapatmamıştım ben banyo yapmaya başladım ve Tony,nin ruhu duvarın arkasından çıkıp beni izliyordu biraz sonra beni izlemeyi kesip gitti bende havluyu etrafıma sarıp çıktım odama geçtim telefonla arkadaşımı arayıp biraz konuştuktan sonra kıyafetlerimi giyip oyuncak Tony,ye bakmaya giderken tam kapıyı açınca kapının önünde bir yemek tabağı olduğunu gördüm ve biraz ürktüm acaba Ahem,mi geldi diye söylenip salona giderken kimsenin olmadığını farkettim... devamı part 2'de
Korku
Nursema Basaran
Korku hikayesi
Arkadaşım*
Zehra Ruya
Arkadaşını kaybettikten sonra delirip gelmesi için büyü yapan kızın anlatıklarının gerçekleşmesi
Arkadaşım
Zehra Ruya
Okulda arkadısının ölümünden sonra dedliırmesii

