“Arayış” için sonuçlar
Arama sonuçları
ARAYIŞ
irem
Beyza Nur ALKAN uğruna babasını öldürdüğü annesini ararken hayatini değiştirecek olan gizli ajan Barış Alper YILMAZ ile tanışır...
Arayış
Ladybook
Arayış
özden
kaybolmuş hissettiginiz anda kendinizi nerede bulabileceginizi gösteren bir yol haritası oluşturmak istedim ben kendimi kendimde buldum..
Arayış
Betül Özder
Arayış
astekpromex
içsel bir arayış
Ölümsüzlük Arayışı
Melike Şahin
Bir İtalyan mafya kadın, bir suikastçı adam ilişkisi. Kadın deneyler üzerine kaçırılır ve bir odaya kapatılır. Adam ise kadını kaçıranları koruyan, bir devlet suikastçısıdır. Adam korumacılık işini bitirdiğinde ise kadın deneycilerin ellerinden kurtarır. Kadının kaçmasına kim yardım edecek, okuyup öğrenelim. Ya da kimler mi? demeliydim. Hepinize şimdiden keyifli okumalar diliyorummm aşklarım💕
IŞIK ARAYIŞI
Gizemli biri
Öğrencinin yaşadıkları
ÖZGÜRLÜK ARAYIŞINDA
Ayser Erna
İlk görüşte aşka inanır mısınız? Evliliğini kurtarmak ve daha mutlu olmak için can parçası olan evladından vazgeçerek dünyayı kendine zindan eden anne ve diğer yandan anne ve baba şefkatine muhtaç olan çocuğun bu zorluklara karşı direnç göstermesi. Hayatını ve bu zorluklarla başa çıkmaya çalışırken. Hayatını değiştirecek olan Echer ile tanışıp bambaşka bir kişiye dönüşmesi...
TELEFON ARAYIŞI
Selma Borazan
Geçmişim beni kandırmış olabilir ama ben onu daha kötü kandıracağım ölümle şaka olmaz deme ben yaparsam olur
Ölümcül arayış
Sema Cömert
18.01.2023 BU BENİM İLK KİTABIM DAHA ÖNCE BİR İKİ KERE BÖLÜM ATTIM AMA ASLA DEVAM EDEMEDİM. BU KEZ DEVAM ETMEYİ DÜŞÜNÜYORUM. DESTEKLERİNİZ BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ. İYİ KÖTÜ HER YORUMA AÇIĞIM KENDİMİ GELİŞTİREBİLMEK İÇİN ELEŞTİRİLERİNİZE İHTİYACIM VAR. Başlama tarihini buraya bırakabilirsiniz.. Gördüğüm kâbuslarla sıçrayarak uyandım. Kalbim ağzımda atıyordu. Terden saçlarım suratıma yapışmış, nefes alışım düzensizdi. Kendimi sakinleştirmeye çalışsamda bir türlü etkisinden çıkamıyordum. Elim buz gibi soğuk yatağa değince ürperdim, yataktan zorlukla doğrulup kendimi duşa attım. Soğuk su bedenimi titretirken, annemin çığlıkları kulaklarımda yankılanıyordu. Ne kadar kendime gelmek istesemde gördüğüm kabus hâlâ zihnimdeydi ve düşünceler beynimi kemiriyordu sanki. Uyandığımda saat beş'e geliyordu ama şuan yediy di sandığımdan daha çok oyalanmıştım duş ta. Hızlıca hazırlanıp okula gitmem gerekiyordu ki yeterince geç kalmıştım. Ayaklarımı sürüye sürüye okulun kapısına kadar gelmiştim. Yol boyunca gece gördüğüm rüyayı düşündüğüm için ne ara geldiğimin farkında bile değildim. Soğuk esinti parmaklarımın uçlarını sızlatacak kadar üşütüyordu beni. Sonkez soğuk havayı içime çekip kapıdan geçtim. Kantine gidip gitmemek arasında kalsam da sonradan vazgeçip sınıfa doğru yöneldim. Şuan orada biriyle karşılaşmak istemiyordum. Omuzumda hissettiğim kol ile kendimi geri çekecekken Onur'un olduğunu fark ettim ve rahat nefes alarak kolumu beline doladım. Ailemden sonra kıymet verdiğim tek insandı kardeşimden farkı yoktu çünkü kendisi zaten benim süt kardeşimdi, her koşulda sorgulamadan yanımda duran tek insandı. "Nasılsın güzellik.?" Yüzüme kocaman diye düşündüğüm gülümsememi kondurdum. "İyiyim tabi ki, sen nasılsın.?" Hafif bir şekilde ona gülümsedim. Kendimi hiç iyi hissetmesem de bunu dile getirmeme ve belli etmeme gerek yoktu. "İyiyim her zaman ki gibi." Buruk bir gülümseme, ardından hüzün verici bir suskunluk. Oda iyi değildi biliyordum. Ama en iyisinin susmak olduğunun farkındaydık. İkimizde de matem havası vardı yılın bu dönemleri ikimizde içimizde yaşardık acımızı çünkü ikimizde aynı acıyı paylaşıyorduk. Yarın annelerimizin ölüm yıl dönümüydü. İçimde burukluk hissettiren şeyleri kafamdan atmak istiyordum. Ne kadar çabalasak da içimizde derin bir yaraydı bu. "İyi olmana sevindim. Aksi bir şey olmasın zaten." Kıkırdamam ile az da olsa matem hava dağılmıştı. "Senden habersiz olmaz çilli." Omuzumdaki koluyla beni kendine doğru çekip saçlarıma bir öpücük kondurmuştu. Bana çilli denilmesinden hiç haz etmesem de onun demesinde sorun yoktu. Küçük konuşmanın ardından beni kendi bölümüme bırakıp kendiside üst kata çıkmıştı. *** Kantinde otururken elimde kahveyi çevirip duruyordum, aklımda olanlar kalbime ağır zararlar veriyordu. Onur'un elini elimde hissetmemle girdiğim transtan çıkmıştım. Ders bittikten sonra bir şeyler içmek için kantine gelmiştik ama ben yine dalıp gitmiştim. "Bugün okuldan sonra bir şeyler yapar mıyız.?" Ne kadar yorgun ve bitkin olsakta ikimiz bir birimiz için hep daha öncelikliydik. "Olur yaparız ne yapacağız peki.?" Suratında ki belli belirsiz gülümseme bir fikri var ama emin olmadığını belli ediyordu. "Tamam tamam söyle bir şey demeyeceğim." Kararsız bakışları ona gülümsememle yok olmuştu. Kim bilir aklından neler geçiyordu. "Korku filmine ne dersin. Bence harika olur." Kendi fikrine kendi cevap vermişti. Gözlerimi devirip tek solukta nefes aldım. Bu günü onu unutturacak bir şeyler yapmayı tabiki isterdim ama bu olmazdı, imkansızdı. "Hayatta olmaz. Ne kadar nefret ettiğimi biliyorsun. Çok gitmek istiyorsan arkadaşlarınla git beni hiç bulaştırma." Gerçek anlamda korku filmlerin den nefret ederdim. Ne zaman onun hatırı için izlesem bir hafta kendime gelemezdim. Gereksiz yere insanların psikolojisini bozduğunu düşünüyordum, haklıydım da. "Hadi ama kızmayacaktın, ne kadar da oyun bozan birisin." Gözlerini devirip ağzında bir şeyler gevelemişti ama sonunu anlayamamıştım. "Bak benden her şey iste ama korku filmine gelmemi isteme. Neler yaşadığımı en iyi sen biliyorsun." Onu kırmak istemiyordum, ne istese onu yapmaya da hazırdım yeter ki o olmasın. Geceleri gördüğüm kabuslar benim için yeterince korkutucuydu. Üstüne üstlük birde gidip daha fazla kendime dert edinemezdim. "İyi peki yine kütüphane ye gideriz, her zamanki gibi." Kinayeli, birazda hüzünlü sesi içimden kıkırdamama neden oldu. Böyle hüzünlü konuşursam belki insafa gelir tamam der diye bekliyorsa çok yanılıyordu. "Bak buna hayır demem." Yüzüme kondurduğum gülümsemeye göz devirse de umursamadım. Onur pek mumnun kalmasada ben halimden gayet memnundum. Sinirle bakan gözlerini görmezden geldim. Onu acımayacaktım tabiki, bu sefer beni kandıramayacaktı. *** Okul çıkışı çekiştire çekiştire Onur'u kütüphaneye götürüyordum. Ayakları geri geri gidiyordu ama bana ne, teklif eden oydu, ben demedim kalk gidelim diye. "Bıkmıyorsun hiç dimi.?" Hayır tabiki. İnsan kitap okumaktan bıkar mıydı hiç.? Ben kitaplar sayesinde kendimi tanıyor, keşfediyordum ve onlar bana farklı dünyalarda yaşıyormuşum gibi hissettiriyorlardı. Kendi düşüncelerimden kurtuluş sebebimdi onlar. "Aksine daha da bağlanıyorum." İçimden kıkırdamak gelsede yutkunup geçiştirdim. Ben ne kadar çok seviyorsam o da bir o kadar nefret ediyordu. Onu şuanlık kızdırmak istemiyordum. "Bak çilli beni hiç alıştırmaya çalışma. Sevdirmeyene Allah sevdirmiyor. Bıktım senin inadından." Biliyordum maalesef çabalarım boşunaydı. "Ben şurada uyurum işin bitince gideriz." Deyip. Kütüphanenin bir köşesini göstermişti. Ters ters bakmam onu zerre etkilememiş, ne kadar ısrar etsemde iflah olmayacağını bildiğim için hiç bir şey söylememiştim. Boşuna o kadar dil döküp kendimi yoramazdım. Köşede bir masa seçip oturdum. Ben bir iki kitap seçmiştim ve bir iki tane ders kitabı da almıştım. Her bulduğum fırsatta ders çalışmak zorundaydım. Babam yaşlanmıştı çalışmakta zorlanıyordu ve üç kişiye bakmak çalışmadan imkansızdı. Babama yardım olarak okul çıkışı ek işte çalışsam da yetmiyor, babam yine çalışmak zorunda kalıyordu. Aklıma babam gelince özlemle iç çektim, henüz sabah görmüş olsamda onu çabuk özlüyordum. Karşımda ki masadan mırıltılar duymamla başımı kaldırdım. Arzu'yla göz göze gelmem ile, nefretle bakmış tekrar önüme dönmüştüm. Hayatımda onun kadar aşağılık birini görmemiştim. Bir zamanlar yakın olan arkadaşım artık tek düşmanımdı. Aklıma gelmeden kafamdan def ettim düşünceleri. Yeterince derdim varken onun yaptıklarını kafama takamazdım şuan. Biraz kitap okuduktan sonra konu tekrarı yapmıştım. Dizime uzanmış Onur'a baktım. Köşede uyuduğu yetmemiş gibi gelmiş dizime uzanmıştı. İfadesiz suratı uykuda olduğunu belli ediyordu ve bu hali çok savunmasız ve tatlıydı. Biraz ayağım uyuşsada kıpırdamadan biraz daha ders çalışmıştım. Hava kapalıydı ve erkenden kararmaya başladı. "Onuur kalk hadi hava karardı gitmeliyiz." Omzunu dürtüyordum çünkü gerçekten kalkmalıydı bacağımı hissetmiyordum. "Onur diyorum kalk hadi babam merak eder." Değişik sesler çıkararak esnemesi, bir kaç bakışı bize çeksede çok şükür ki uzun sürmemişti. "Of hava fena kararmış neden uyandırmadın, hadi gidelim." Kalkar kalkmaz ayaklanmasına hayran kaldım. Ben ise kitapları toplarken ekstra oyalanıyordum. Ayağımın uyuşukluğu geçmeden kalkarsam üstüne basamazdım, sonra Onur bütün yol boyu benim hatam diye başımın etini yerdi ki şuan bununla hiç uğraşamazdım benim başım çok kıymetliydi. Kütüphane den çıktıktan sonra eve doğru yürümeye başladık. İlk beni eve bırakıp sonra kendi evine gidecekti. Hava karardığı için itiraz etmemiştim. Havanın bu kadar kararması sanki bizim hüznümüzden di. Bizi yalnız bırakmak istemiyor yağmurunu üstümüze akıtmak istiyor gibiydi. Adımlarımız sessizdi bir birimizin içini okuyorduk sanki, içten içe ağlayan taraflarımızı görüyor, konuşmak istesekte susuyorduk. Çünkü hiç bir kelime bu yokluğu kapatamazdı bu acıyı yok edemezdi. Onur'un elini elimde hissetmiştim. Destek olmak için elimi sımsıkı tutuyordu bende ona karşılık verdim. Ağlamak istemiyorduk sussakta biz birimize destek oluyorduk. Hafif çiselemeye başlayan yağmur biz eve yaklaştıkça dozunu arttırıyordu. Kapının önüne geldiğimizde "Onur çok ıslandın bu halde eve gidene kadar hasta olursun. Bugün bizde kal." Çatallaşan sesim her an ağlayacağımın habercisiydi. Onur'un gözleri hüzün doluydu. Yaklaşıp kollarını belime doladı. "Ne olursa olsun ben hep senin yanındayım küçüğüm." Gözümden akan bir iki damlaya engel olamamıştım. Aramızda çok yaş farkı yoktu ama böyle sahiplenmesini seviyordum. Ben onun her şeyini seviyordum.! "Biliyorum, bende her zaman senin yanındayım bunu sakın unutma." İçimi ısıtan sarılmaya son verdik. Dolan gözlerimi gözlerine diktim. "Hadi gel içeri üzerini değiştir." Onur'a ne kadar ısrar etsemde gitmesinin daha uygun olacağını söylemiş , alnıma sevgi dolu öpücük kondurup gitmiş bende ardından baka kalmıştım. Evin kapısını kapatıp salona geçtiğimde babam ve kardeşimi koltukta otururken buldum. Evin matem havası beni daha da kasvete düşürüyordu. "Geç kaldın kızım neredeydin, merak ettim." Babama gerçek olduğunu düşündüğüm bir gülümsemeyle baktım. Sesinde hüzün vardı. Bana kızamayacak kadar bitkin duruyordu. Merak etmesi normaldi, çünkü okul çıkışı çalıştığım işten, izinli olduğum halde eve geç kalmıştım. "Özür dilerim baba kütüphane de ders çalışırken fark etmedim zamanın nasıl geçtiğini." Gözleri anlayışla kapandı. "Hadi üzerini değiştir de gel yanıma." Babamı onayladıktan sonra, ıslak elbiselerimden kurtulup babamın yanına gelmem on dakikamı falan almıştı. Babamın yanına oturmak istedim ama o beni önüne otutturdu. Başımda duran havluyla saçlarımı kuruluyordu. İçimde olan hüznü bastırmaya çalıştım, şuan olmazdı ağlamamalıydım. Annem olsaydı saçlarımı o kurutur ince parmaklarıyla saçlarımı örerdi. Ahmet'in gelip dizlerime yatmasıyla bir hıçkırık kaçtı ağzımdan, elimle kardeşimin saçlarını okşuyor bir yandanda ağlamamı durdurmaya çalışıyordum. Ahmet'te ağlıyordu ama bunu belli etmemek için yüzünü kucağımda saklıyordu. Küçücük kalbine kocaman acılar sığdırıyor bunu belli etmemek için kendince gizleniyordu. "Benim küçük kardeşim, ablan her an yanında olup elini tutacak sen hiç ağlama." Kıyamam sana, her sene bu zamanlar bir sis çökerdi evimize. Kardeşim 16 yaşındaydı ama çok hassas biri olduğu için o benim hep küçük kardeşim olarak kalacaktı. Ahmet daha da sıkı sarılmıştı. Konuşurken sesim çatallaşmıştı. Saçımı kurutan babamın elleri duraksamış, titremişti. Hıçkırıklarım koca yumrulara dönüşmüştü boğazımda, canımı yakıyordu. Kaç saat orada oturduğumuzu bilmiyorum babam kalktığında gözlerindeki hüznü görüyordum. Bize destek olmak için güçlü durduğunun farkındaydım ama gece onun için daha yeni başlıyordu bunuda çok iyi biliyordum. "Hadi oğlum kalk bakalım yatıralım seni." Bende onlarla beraber kalkmıştım. Ahmet'i yatırıp yanağına kocaman bir öpücük bıraktım o bundan nefret etsede şuan tepki verecek durumda değildi. Kendi odama geçerken babam peşimden geldi. "Güzel kızım, yat uyu dinlen hasta olmandan korkuyorum, o kadar saat dışarıda neden ıslandın." Endişeli sesi kulaklarımı doldurdu. Göz yanındaki kırışıklıklara baktım bu dört senede ne kadar da çok artmıştı. Annemle kurdukları hayalleri tek başına gerçekleştirmek onun için yorucu olmalıydı. Annemi kaybetmek onun en büyük yıkımıydı. "İyiyim baba gerçekten eve gelirken azıcık Islandım bir şey olmaz merak etme." Alnımı öptükten sonra benim yatmamı beklemiş üzerime yorganı örtmüştü. "Bugün bir istisna bir daha bu kadar geç kalmak yok bozuşma babayla." Koca yürekli adam iyiki vardı. "Tamam baba özür dilerim hem zaten Onur yanımdaydı tek bırakmadı." Babam Onur'a fazlasıyla güvenir ve severdi. Zaten yıllardır yakın aile dostuyduk. "Bunu bildiğim için çok kızmıyorum hadi uyu prensesim." O hep şefkatliydi, bir o kadar da korumacı ve yeri geldiğinde de sert biriydi. O olmasaydı ben hep eksik kalırdım, babam bu kadar iyi biri olmasaydı ben annemin yokluğunu kaldıramazdım. odadan çıkan babama baktım. "Baba." Dönüp bana değen gözleri dolu doluydu." İyiki varsın baba. İyiki benim babamsın." Acıyla harmanlanmış güzel gülüşüyle odadan çıktı. Canı yanıyordu, kolay mıydı hayat arkadaşını, yıllarını kaybetmek. Kaç saat yatakta oturup yağan yağmuru izlediğimi bilmiyorum. Odanın sessizce açılan kapısına çevirdim bakışlarımı, kardeşim ıslak ve kızarmış gözlerle bana bakıyordu. "Abla ben uyuyamadım." Buruk çıkan sesiyle, içimde dağılmakta olan şeyleri zorlukla tutmuştum. Ağlamamalıydım, beni güçlü görmeliydi. O bana göre daha hassas ve daha küçüktü. Ben ağlarsam o kendini daha da kötü hissedecekti. Kollarımı açıp onu yanıma çağırdım. Kollarını belime dolayıp bana sarılmıştı.. "Düzelecek bebeğim her şey çok güzel olacak bak gör güven ablana." Kumral saçlarını seviyordum ona çok yakışıyordu. "Güveniyorum abla sen beni bırakıp gitmeyeceksin, annem gibi." Kelimeler'in yetersiz olduğu yerde ne yapmak gerektiğini bilmiyordum. Boğazım kurumuş nefes almak canımı yakıyordu. "Evet birtanem ablan seni bırakmayacak." Saçlarına öpücükler konduruyor mırıltılar çıkarıyordum. Uzun süren sessizlikten sonra, düzenli olarak aldığı nefeslerle uyuduğu anlamıştım, bu her zaman işe yarardı. Saat sabahın dördünü doğru içim geçmişti uyandığımda saat dokuzdu ve hâlâ yağmur yağıyordu, kardeşim yanımda yoktu. Dolan gözlerimi kırpıştırdım. Herkes anlaşmış gibi evde hiç kimse yoktu. Üzerime giydiğim incecik yağmurlukla kendimi dışarı attım. Üşümüyordum, hissettiğim acı beni yakıp kavuruyordu. İçim içime sığmıyor, boğuluyordum. Kaçmak ister gibi geldiğim mezarlıkta babamla Ahmet'i uzaktan gördüm mezarlığın başında ağlıyorlardı. Bugün Annem'in ölüm yıl dönümüydü. İçime çöreklenen acıyla yutkundum saatlerce onların gitmesini bekledim, her yıl bu böyledi, ben annemle kız kıza konuşmayı daha çok seviyordum. *** Mezar başında annemin o güzel ismine bakıyordum ve yanında duran Nergis teyzenin mezarlığına. İki anne kaybını bir güne sığdırmak çok zordu. "Annem benim bak hava yine yağmurlu. Sanki bizim için ağlıyor gibi." İçimde tutamadığım hıçkırıklar koca mezarlıkta yağmura karışıp kayboluyordu. "Anne üşümüyorsun değil mi orda.? Üşüme anne ben senin yerine üşürüm sen hiç üşüme." Mezarlık boyu yatmıştım. Böyle durmak anneme sarılmışım gibi hissettiriyordu. Onu o kadar çok özlüyordum ki hiç bir hatırası gitmiyordu gözümün önünden. "Anne bir seneye neler neler oldu bir bilsen üniversiteyi kazandım ilk dönemimi bitirdim. Onurla aynı üniversitedeyim, anne senin yokluğunda bir yaşıma daha girdim. Sende olsaydın yanımda, saçlarımı öpüp beni bu hayata sen alıştırsaydın anne. Neden anne neden, neden.?." Fırsat buldukça annemi ziyaret ederdim ama sessiz sessiz ağlamaktan başka tek kelime edemezdim. Bugün farklıydı, bugün bize veda ettiği gündü, bugün bizi geride bırakıp gitmek istemesede gitmek zorunda olduğu gündü. Bugün herkesin acılı günüydü. Kaç saat orada yatıp ağladığımı bilmiyordum. Yanımda oluşan kıpırtıyla ayaklanıp yan mezarlığa baktım. Onur'la göz göze gelmem ikimizi tuz buz etmişti. Oda annesini ziyarete gelmişti. Uzandığım yerden zorlukla kalkıp iki adım ötede olan Ozan'ın boynuna kollarımı dolamıştım. Dört sene önce o kara gecede annem kaza geçirmişti yanında da Nergis teyze vardı. Bütün işaretler sarhoş birinin annemin arabasına çarpmış olduğunu gösterse de bütün güvenlik kameralarındaki kayıtlar yok olmuştu. O gece o arabada iki can kayıp gitmişti. Annem en yakın arkadaşıyla beraber veda etmişti bu dünyaya. Onur ile ben aynı gece aynı arabada annemizi, annelerimizi kaybetmiştik. Daha büyük bir acı var mıydı.? **** İkimiz de bir birimize sarılıp yaralarımızı sarmaya çalışıyorduk. Aklıma gelen şeylerle yutkundum. Kazadan iki gün sonra kazanın olduğu yere gittiğimizde hiç bir şey olmamış gibi temizdi etraf. Bir araba paramparça olmamış gibi tertemizdi, bir iki içki şişesi ve iki üç cam parçası vardı ve birinin üzerinde kare üçgen ve yuvarlağın birleşimi gibi bir simge vardı. Onur ile çok araştırma yapsakta o simgeye dair tek bir şey bulamamıştık. O kaza, kaza süsü verilen bir katile aitti. Kayıtların silinmesi başlı başına bir suçtu ama elde olan hiç bir şey yoktu. Polisler hiç bir şey bulamamıştı iki cana kıyan katil ortada yoktu. Annem bir hiç uğruna bu soğuk toprakta yatıyordu. Ama ikimizde kararlıydık er yada geç o katili bulup hapse tıkacaktık. İki canı elimizden alıp kaçan caniyi biz bulacaktık, bu bizim annelerimize karşı borcumuzdu. Yıllar geçtikçe içimde büyüyen öfke beni korkutuyordu. Her geçen gün beni farklı biri yapıyordu ama umrumda değildi. Benden annemi almışlardı. Cezalarını en ağır şekilde ödeyeceklerdi. Kararan havayla, mezarlıktan çıkıp sokaklarda yürümeye başladık. Yağan yağmur umrumuzda değildi, keşke içimizide yıkayıp gitseydi. "Üzgünüm." Onur gözleri çil çil bana bakıyordu. Ağlamaktan çatallaşan sesi bende daha çok ağlama isteği uyandırıyordu. "Ne için üzgünsün." Başını önüne çevirip yürümeye devam etmişti. "Bu olanlar için üzgünüm seni hep mutlu görmeyi çok isterdim. Böyle bir kaybı yaşayalım istemezdim. Keşke o gün onları daha çok oyalasaydım." Yutkundum, ne kadar çok kendini suçlasa da onun hiç bir suçu yoktu. "Bende çok üzgünüm kendini böyle suçlaman beni çok üzüyor. Olanlar senin hatan değildi. Böyle bir şey olacağını bilseydin zaten buna izin vermezdin." Zorlukla yutkundum."Onur.. kendini böyle suçlamayı bırakmalısın, tek suçlu olan annemlere çarpıp kaçan katildi. Senin üzülmene ve kendini suçlamana hiç dayanamıyorum." Elini tutan elimi içtenlikle öptü. "Üzülmeyelim güzelim, hadi seni evine bırakayım olur mu.? Geç oldu ve çok ıslandın hastalanmanı istemiyorum. Benimde babamın yanına gitmem gerekiyor kendini dağıtmadan durdursam fena olmaz." İçtenlikle güldüm. Şuan eve gitmek istediğim en son şeydi. Evdeki her hatıra annemi hatırlatıyor duvarlar üstüme üstüme geliyordu sanki. Üç sene önce evden taşınmak istedik ama sonra annemin burada hatırası var diye vazgeçmiştik. Bu bazı günler iyi olsada çoğu gün bizi hüzünlendiriyordu. "Biraz yalnız kalsam olur mu söz biraz dolaştıktan sonra eve gideceğim." Şüpheyle bakan gözleri beni bırakmaya pek olanak vermiyor gibiydi. "Hadi.. gerçekten bak önemli değil dikkatli olacağım." Tereddüt etsede sonunda kabul etmişti. Onur veda edip gittikten sonra ara sokaklarda yürümeye başladım. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum tek istediğim biraz rahatlamaktı, düşüncelerim den kurtulup birazda olsa rahat bir nefes almaktı. Kafamı kaldırıp etrafa bakınca hafif çaplı bir korku bedenimi sarmıştı, nerdeydim ben Allah aşkına. Geldiğim yöne bakınca hatırlayamadım, bu duvarlar bir birinin aynısıydı. İlerki sokaktan gelen seslerle oraya doğru yöneldim. Ben yaklaştıkça sesler artıyordu, daha da ilerlediğimde iki grubun karşı karşıya durduğunu gördüm. Biri silahını çıkardı ve karşı adama doğrulttu, çığlık atmamak için iki elimi de ağzıma tıkadım. Bu da neydi.? Ben nereye gelmiştim. Hemen bulunduğum duvarın arkasına saklandım. O kadar korkuyordum ki utanmasam altıma ederdim. Korkum bütün vücudumu ele geçirmiş gibi hareket edemiyordum. Derin nefesler alıp kendimi bir nebze de olsa rahatlatmaya çalıştım... Rahatlayamamıştım. Tekrar kafamı uzattığımda beyaz torbalarla bir şeyler yaptıklarını gördüm. Ne yani şuan bu sokakta uyuşturucu mu satıyorlar, buradan hemen uzaklaşıp polisi aramalıydım. Geriye bir adım atmamla biri boğazıma soğuk metal dayamıştı, Allah'ım yolun sonuna geldim galiba. "Bakın burda bir tarla faresi varmış." Sert sesi kulaklarımı tırmalıyordu. Korkudan altıma kaçırmama ramak kalmıştı. "Ben hiç bir şey görmedim. Yemin ederim kimseye söylemem."Kısık sesle kurduğum cümlenin saçmalığına içten küfür savurdum, inanacağı varsada artık inanmazdı. Korkudan dolayı sessiz konuşuyordum. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum çünkü. "Bu sokakta ne yapıyordun peki.?" Alaycı ses tonuyla rahatlamam gerekirken daha da fazla geriliyordum. Allah'ım sen yardım et yoksa burda geberip giderdim ölümü de kimsenin bulamayacağı bir yere atarlardı. "Sadece yürüyordum, da- dalgınlığıma gelmiş nerede olduğumu bile bilmiyorum. Yemin ederim." O kadar hızlı konuşmuştum ki bazı kelimeler ağzımda yuvarlanmıştı. Artık soğuk hava içime içime işliyordu. "Bak lütfen bırak gidiyim kimseye bir şey söylemem burası neresi onu bile bilmiyorum lütfen." Ölsem annemin yanına giderdim bu beni mutlu etsede geride kardeşlerim ve babam kalırdı. Onları bu yoklukla bırakmak istemiyordum annemin yokluğu onları zaten yeterince zorluyordu birde benim kaybımı kaldıramazlardı. Gerçi şuan arkamda, boğazıma bıçak dayayan pis adamın elinde kuş gibiydim, her an boğazımı koparıp kafamı bir yere fırlatabilirdi. "Hımm biraz düşünelim," boynumda olan metali çekmiş, kolumu tutarak yüzümü kendine çevirmişti. Yüzünde gözlerine kadar duran maske yüzünü gizliyordu. Kapkara gözleri beni korkutsa da , artık daha rahat nefes alıyordum nede olsa boynuma dayalı bir bıçak falan yoktu, çok şükür. " Seni bırakıyorum çünkü şuan senin leşinle uğraşacak havamda değilim. Olurda burda olan bir şey polisin kulağına falan gider o zaman seninle tekrar karşılaşmamız gerekir ki bu sefer pekâlâ leşinle zevkle uğraşırım." Kolumu şiddetle sıksa da neyse ki beni öldürmeyecekti. Kafamı belli bilirsiz sallamamla kolumu sertçe itip beni bırakmıştı. İtmesine sinirlensemde şuan kesinlikle kızacak konumda değildim. Hatta kızmayı geç konumda bile değildim. O kadar çok korktum ki iki üç adım attıktan sonra koşmaya başladım sürekli arkama bakıp geliyor mu diye kontrol ediyordum. Bir ara sokağa girerek duvara yaslandım. Cebimde duran telefonu titreyen ellerimle çıkardım. Islak ve çamurlu olan parmaklarım bana işkence ediyordu sanki. Zar zor taksi çağırdıktan sonra Onur'a konum atıp acilen polisi iki sokak öteye göndermesi için bir mesaj çektim. Allah'ım kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, kalp yetmezliğinden ölecektim. Ne kadar süre o ara sokakta nefes alamayacak kadar sessiz durduğumu bilmiyorum. Sokağın başında gördüğüm taksiyle oranın ana sokağa çıkan cadde olduğu anladım. Koşarak taksiye binmemle evin adresini verdim. Taksici bana cin görmüş gibi bakıyordu. Haklıydı, üzerim sırılsıklam ve çamur içinde yüzüyordu. Onu umursayacak durumda değildim ama adamın arabasını mahvetmiştim. Allah'ım çok şükür kurtulmuştum. Ne kadar korksam da o uyuşturucuyla çocukları zehirleyemeyeceklerdi. Anne baba, evlat acısı çekmeyecek. Onca anne baba bunları kullanıp çocukları yetim bırakmayacaklardı. Zaten sokaktan çıkalı yarım saatten fazla oldu bir daha beni bulmaları imkansızdı. Bu yaptığım beni korkutsa da önemli değildi bir hayata karşı bir sürü başka hayat. Eve gelir gelmez odaya geçmiştim. Babam bana kapı ağzında biraz kızsa da bugün hassas bir gün olduğu için üstüme çok gelmedi. Allah'ım geldiğimden beri bir iki saat olmuştu kalbim ağzımda atıyordu. Çalan telefonla yerimden sıçradım. Arayan Onur'du. "Efendim." Sesim resmen titriyordu. "Deniz kaç saattir sana ulaşmaya çalışıyorum. Neler oluyor o adreste neyin nesi, sen nerdesin ve iyi misin." Girdiğim transtan dolayı aradığını bile daha yeni duyuyordum. Hızla sıraladığı sorular beynimi işgal ediyordu. "Onur bunu sonra konuşalım hepsini anlatıcam sen polise verdin mi adresi.?" Onur'un sesini duymak az da olsa rahatlatmıştı beni. Korkudan kısılan sesimle konuşuyordum. "Sen mesaj atar atmaz verdim. Beni aradılar ve karakola çağırdılar." Allah'ım benim yüzümden ya onun başı belaya girerse diye korkuyordum. "Onur beni bekle yanına geliyorum beraber gideriz." Durup dururken başıma iş almıştım. "Olmaz Deniz.! saat gecenin biri babana ne söyleyeceksin, ben hallederim olmazsa sabah gelirsin." Evdekileri endişelendirmek istemiyordum ama Onur'u da yalnız bırakamazdım. "Onur hangi karakola gittiğini mesaj atarsın bana itiraz kabul etmiyorum." İtiraz mırıltıları çıksada sert dille söyleyip telefonu kapatmıştım. Montumu giyip evden sessiz adamları atarak ana caddeye kadar yürümüştüm saat gece iki ye geldiği için tek tük arabalar vardı. Çağırdığım taksiyle geldiğim karakolda Onur'u bulup sımsıkı sarıldım. "Deniz neler oluyor hemen anlatıyorsun." Sesindeki endişeyi iliklerime kadar hissediyordum. Baştan olup biten her şeyi anlatmıştım. O ise ufak çaplı sinir krizi geçirmiş bana bıçak tutan adama bir iki küfür savurmuştu. Korku dolu gözlerini gözlerime dikip, şefkatli kollarını bana sardı. Arada bende kaynamıştım. "Allah aşkına İz gecenin o saatinde orada ne işin vardı. Bu kadar dikkatsiz olamazsın." Kızan sesine karşılık diyecek bir şeyim yoktu çünkü haklıydı. Hangi mallıkla o izbe sokaklara girmiştim, farkında bile değildim. "Doğru mu yada yanlış mı yaptığın konusunda emin değilim. Ya bir şey olursa." Bende çok korkuyordum. Beni bulamazlardı ama yinede içten içe korku kemiriyordu beni. Karakolda ifadelerimizi vermiştik. 18 yaşından büyük olduğumuz için ailelere gerek kalmadan biz ifadelerimize imzaları atmıştık. Polis gittikleri yerde baskın yapıp büyük miktarda uyuşturucu bulmuşlardı. Gece saat 3 e geliyordu. Bu saatte eve gidemezdim ki babam uyanırsa hem endişelenir hemde fena kızardı. " Deniz gel bize gidelim. Yarın sabah erkenden gidersin evden alırsın kitaplarını." Valla işime gelirdi. *** Sabah saat 7 de çalan telefona uyanmıştım. Zar zor bulduğum telefonda babam yazısını görünce yataktan fırladım. Sesimi düzeltip telefonu açtım. "Efendim babacım." Allah'ım inşallah pürüzlü çıkmamıştır. "Nerdesin sen Deniz.? Ne kadar endişelendim, haber vermeden nereye gidiyorsun." Sesinin sert çıkması beni tedirgin ediyordu. İnşallah kızmazdı. "İyiyim baba, sabah erken kalkınca Onur'un yanına geldim belki ders çalışırız diye. Sizi de rahatsız etmek istemedim uyuyordunuz." At yalanı ... "Deniz bu aralar üstüne gelmek istemiyorum ama eve giriş çıkış saatlerini fazla kaçırdın. Bu yaşlı babanı üzme senin için çok endişeleniyorum." Haklıydı. Dolan gözlerimi kırpıştırdım. "Tamam baba özür dilerim daha dikkatli olacağım." Ona hiç mi hiç kıyamıyordum. Saf kalbiyle bana inanıyordu ben ise ona yalan söylüyordum, ama benim için korkmasını istemiyordum hayat şartları onu yeterince zorluyordu, bir de beni düşünüp kafasına taksın istemiyordum. Ufak çaplı azardan sonra geleceğimi söyleyip vedalaşarak telefonu kapattım. Onur'la dün olanlardan hiç bahsetmedik ikimizde kaçıyorduk, korkuyorduk, sanki konuşursak bizi bulurlardı diye endişeliydik. ** Onurlardan sonra bizim eve geçip kitaplarımı aldıktan sonra kampüse gelmiştim. Sıkı bir ders programı vardı. Ders dinlemeye odaklı olsamda dün olanlar bir şekilde aklıma gelip bana adrenalin salgılatıyordu resmen. Ters ters bana bakan Arzu'da işin cabasıydı. Ders bitişi Onur'la oturup biraz ders çalışmıştık. İkimizinde hedefleri ve hayalleri belliydi ve zor olsada biz onları yapmakta kararlıydık. İkimizde yorulunca Onur eve gitmek için, bende işe gitmek için ayaklandım. "Ben valla gider gitmez uyuycam canım çıktı." Dişlerimi göstererek gülümsedim. "Ohh keşke benimde işim olmasa da yatsam." Çalıştığım cafe'nin sahibi babamın yakın arkadaşıydı, o yüzden de annemin ölüm yıl dönümü nedeniyle bir kaç gün izin vermişti ki o izin bugün son bulmuştu maalesef. "Neyse seviyorum seni dikkat et kendine." Onur'un yanaklarını sulu sulu öptüm. "Bende seni çilli, dikkat et kendine işin bitince mesaj at bana ben seni eve bırakırım." Ona minnetle baktım. "Teşekkür ederim ama ben hallederim sonuçta sürekli benimle uğraşamazsın." Haklıydım. "Valla uğraşırım benim için sorun değil." Sesli bir kahkaha kaçmıştı ağzımdan. "İyiyim Onur gerçekten bir sorun olursa ben ararım seni." Zar zor ikna etmiş olsamda zafer benimdi. Onurla vedalaştıktan sonra cafe'ye gelmiştim kalabalık olmasa da biraz insancıklar vardı. Dört saatin ardından sonunda çıkış saatim gelmişti. Valla on dakikaya eve gitsem 12 ye kadar ders çalışsam sonra uyursam bana yeterdi. Hedeflerim için hayatımı planlı yaşamak zorundaydım. Cafe'den çıktıktan sonra biraz yürüyüp bizim evin sokağına girdim, saat geç olduğu için sessizdi. Bedenimi saran ürpertiyle adımlarımı hızlandırdım. Nedenini bilmediğim bir şeyden dolayı kalbim sıkışıyordu. Kolumdan tutulup savrulunca atacağım çığlık ağzıma kapanan elle susturuldu. İliklerime kadar korkuyu hissediyordum. Çırpınsamda sert kollarından dolayı nerdeyse kımıldayamıyordum. Sırtım sert duvara yaslıydı ve çok soğuktu. Boğazımda hissettiğim metal şey dün gece olanları bana hatırlatmıştı, Allah'ım ölmek üzereyim. Beni bulmuştu lanet olsun beni bulmuştu. Gözümden akan yaşlar onun ağzımda duran elini ıslatıyordu. Ne ara ağlamaya başlamıştım. "Rahat dur ufaklık. Biraz daha çırpınırsan bu bıçak daha da derine iner." Duyduğum şeyle kaskatı kesilmiştim, istesemde hareket edemiyordum. Allah'ım büyüdüğüm sokakta ölecektim. Elini ağzımdan çekmesiyle derin bir nefes aldım. "Beni neden takip ettin.?" Bilmiyormuş ayağına yatmak en mantıklısıydı şu anda. Sesim çatallaşmıştı. Öleceğim hissi yüreğimi kaplamış, dizlerimi titretiyordu. "Seni sert dille uyardığımı düşünüyordum ama belli ki sana işlememiş." Sesi her kelimede daha da öfke doluyordu. "Şimdi yapacağım şeyden ben sorumlu değilim." Boğazımda hissettiğim sızıyla boynuma âşığı akan sıcak kanımın kokusunu alıyordum. "Be-ben bir şey yapmadım." Deli gibi korkuyordum, canım yanıyordu. "Beni hafife almamalıydın tarla faresi." Titreyen ayaklarım daha fazla beni ayakta tutamıyordu. Bıçağı çektiğinde üzerinde benim kanımın olduğunu gördüm ve ağzımdan kaçan hıçkırığa hakim olamadım. Bıçağı çevirip zevk alır gibi kanıma bakıp sırıtıyordu. Yemin ederim bu adam ruh hastasıydı ve beni bulmuştu. Elinde duran bıçağa daha fazla bakacak takatim yoktu. Gözlerimi çekecekken baş parmağı ve işaret parmağının boğumunda olan ve üçgen ve kare şekillerin deki simgeyi gördüğümde gözlerim kararmıştı. Şuan o simgeyi bulmuşken pes edemezdim. Müsvedde adam gerçekten benim boğazımı kesmişti ve ben can çekişiyordum. O simgeyi bulmuştum ama çok geç kalmıştım.... 12.11.2023
kaybolmuş ruhların arayışı
ailurophile0
Herkesin imrenerek baktığı bir krallık kralını bir suikasta kurban vermesiyle karanlığa gömülür. Kralın iyileşmesi için gereken taş ise bulunamaz. Yüzlerce yıl sonra ise çok güçlü bir hırsız bunun için görevlendirilir. Peki ya prens gizlice saraydan kaçıp onunla bu yolculuğa katılırsa ne olur? Yolculuk boyunca öğrendikleri gerçeklerle baş edebilecekler mi? Yoksa tarihin tozlu sayfalarında yerlerini alacaklar mı? Bu çıkılan yolculukta öğrenilen büyük gerçeklerin hikayesi... Bxb içerir rahatsız olacakların okumaması tavsiye edilir.
Deniz’in Kumsal’ını Arayışı
November
“YA BIRAKSANA SAÇIMI BOK BÖCEĞİ. BEN Mİ DEDİM KUÇU KUÇU GEL BİZİ KOVALA DİYE?” Şu an ne mi oluyordu? Bir kaç dakika önce bir adamın bahçesine sızıp ağacında ki erikleri topluyorduk. Bakın topluyorduk diyorum çünkü adamın köpeği varmış. İşte şu anda da Ayla’dan azar işitiyorduk. Deniz ve ben bu işe beraber girişmiştik. Ayla ve Batı’da büyükler olarak bize kızıyorlardı. “Ya ne abarttınız alt tarafı adamın eriklerinden kopardık iki üç tane bide minnacık bir köpek kovaladı bizi.” Ben küçük bir detaydan bahsetmemiş olabilirim. “Lan ne minacığı az daha uzasa Kumsal ile aynı boya gelecekti.” “Yoo ben kısa değilim ki.” Kısayım. İşte acı gerçekler. Ama inanıyorum ben bir gün o kütük Deniz’i geçeceğim.
Hisler Arayışı: Ay Saati
Naz
Yeryüzünde yeni bir Tanrı doğmuşsa ve bu Tanrı eşsiz güçlere, daha önce benzeri görülmemiş bir güzelliğe sahipse... Bu Kadın için yine kanlı bir savaş başlatılmaz mı? ~ Kitaptan birkaç cümleye ne dersiniz? "Neden bu kadar fazla özür diliyorsun? Nazik olma, Nazlı Çocuk." Yutkundu, biraz düşündü ardından kaşları çatılmış bir şekilde bana baktı. "Üzgünüm. Bu dileğini yerine getirmek istemiyorum, bence nezaket birinde olması gereken en mühim şeylerden biri." Bizim dilimizi konuşuyordu, yalnızca aksanı çok garipti. Cidden İnsanlar Diyarı'ndan gelenlerin şivesine benziyordu. Gülümsedim. Saçlarının arasındaki yaraya acısını hafifletmek için üfledim. Eğer utanması olmasaydı öperdim, öpünce acısı azalıyordu kendimden biliyordum. "Neden bu kadar çok özür dilediğini söylemedin?" "Kimse kırılmasın istiyorum. Neden birilerinin kalbini kırmış biri olarak hatırlanmak isteyeyim ki? Kötü biri olmak istemem hiçbir zaman." "Benim kalbim kırılmaz, Nazlı Çocuk. Bunu yapmaktan çekinme." "Benimkisiyse hemen kırılır, bunu yapma olur mu? Sonrasında kalbim çok acıyor, koca bir ağrıyla baş etmek zorunda kalıyorum." "Kalbini kırmak istemem." diye mırıldandım,yarasına üflerken. "Kırmam, diyemiyorsun." diyerek burukça gülümsedi, kırık bir tebessüm canlandı yüzümde, saçının pisliğine aldırmadan dudaklarımı başındaki en derin yarasına dayadım. Küçük bir öpücük kondururken, bedeninin daha fazla titrediğini fark ettim. Ona dokunduğum zaman canı yanıyordu. Oysa öpmek her yaraya merhem olur sanmıştım. (...) "Ya çok masumdu, ya da fazla günahkâr." ~ "Erkeklerin egemen olduğu bir hayattan sıkıldıysan kitabım tam sana göre! Yarattığım cehenneme katılıp yanmak ister misin?" Tüm hakları saklıdır! İzinsiz kullanımda adli işlemler başlatılacaktır! İyi okumalar! Eleştirilerinizi, oylarınızı ve yorumlarınızı bekl
Ölümün Sırları: Belen'in Zamana Karşı Arayışı
Sarışın Kedi
Kedi arayışı 🐱🐱🐱🦊🦊🦊🦊🐯🐯🐯
Ali
Kahramanlarımız bir gün kedi görür ve onu aramaya çıkmaları
Koridor
Tilki
Gece yürüyüşlerinden birinde böyle bir şeyle karşılaşabileğim hiç aklıma gelmemişti. Onu arıyorum. Onun kim olduğunu bulmaya çalışıyorum. Celladımı mı arıyorum? Yoksa sıkıcı hayatımı değiştirmek için macera mı?
Ay'ın Başkaldırısı
Rana
1800'lerde Ay'ın gardiyanı insanların Dünya'ya yaptıklarına daha fazla göz yumamaz ve Theodore Luan adı altında insanların arasına karışır. İnsanlığı Ay ışığından mahrum bırakır. Üstinsandan insanların yaptıklarına bir bakış. Felsefi olarak absürdizm, varoluşçuluk temellerine dayanan bu romanda çoğu satırda kendinizi bulacaksınız. İyi okumalar...
Unutulmuş Kod: 402
Fatih Northman
Her anı bir bedel, her hatırlayış bir tutsaklıktır. Derin uzayın soğuk karanlığında, zamanın ve mekânın hükmünü yitirdiği, adı unutulmuş bir istasyon... Gözlerini açtığında elinde sadece bileğine kazınmış bir numara ve zihninde yağmurun sesine dair yarım kalmış, kimsesiz bir anı vardı. O, bir yolcu değil, bir mahkûm; bir insan değil, bir envanter parçasıydı. Burası sadece metal duvarlardan ve bitmek bilmeyen bir sessizlikten oluşmuyor; burası insan zihninin en karanlık köşelerinin kilit altına alındığı, anıların ise tek para birimi olduğu bir "Anı Hapishanesi". Denek 402, kimliğini geri kazanmak için ağır bedeller ödemek zorunda. Ancak hatırladığı her şey, onu özgürlüğüne bir adım daha yaklaştırmayacak; belki de içine hapsolduğu bu metal tabutun, aslında kendisinin inşa ettiği bir kale olduğunu yüzüne vuracak. Gerçeği hatırlamaya hazır mısın?
Kalgançı Çağ: İlk adım
Lavinia Liberia
Bir varmış bir yokmuş Kaf dağının ardında... "diye başlar büyüklerimizden dinlediğimiz tüm masallar. Masallarda Anka kuşu uçar kaf dağında, sigun geyikleri dolaşır ormanlarda , kurtlarla koşarlar delikanlı gençler, kötü ruhlarla savaşır cesur kamlar ve seerler. Nice destanlarımız vardır bizim , nice efsaneler. Peki gerçekten sadece efsaneler mi onlar? Her efsanenin ardında bir gerçek vardır derler. İşte biz o gerçeğiz. Siz bilmezsiniz. Yanınızdan geçeriz göremezsiniz. Belki bir çoğunuzun hayatını kurtarmışızdır ama siz bunu bilemezsiniz. Siz bizi fark edemezsiniz. Ama biz gerçeğiz. Biz buradayız. Biz insanlığı koruyanlarız. Biz yaşayanlarla ölüler arasındaki sınırız. Biz gökyüzüne en yakın kişileriz. Bu okuduklarınız sizin için bir hikayeden ibaret olacak. Olsun önemli değil zaten bu kitabın amacı da sizi bizim hakkımızda uyarmak değil. Hayır bu kitap bizim gibiler için. Hayal gücü güçlü diye görmezden gelinenler , farklı diye dışlanıp, ne kadar özel olduklarını göremeyenler susturulanlar için. Eğer bu kitaptakilerle ufacıkta olsa bir bağınız olursa bunu göz ardı etmeyin. Ve eğer sizin için gelirlerse ozaman korkmayın sizi koruyacak kalkan ruhunuzda ve kanınızdadır. Bizim hikayemiz de belki size yol gösterir. Bir varmış bir yokmuş dünyadaki tüm karanlığa inat aydınlık gelecek için savaşan gençler varmış.

Gözleri Bağlı Kadınlar
Öykü Kayapunar
Kadınların aşağılandığı, görme hakkının bile ellerinden alındığı karanlık bir ülkede, genç bir kız olan Terysa, küçük yaşta gözleri siyah bir bezle kapatılarak özgürlüğünden mahrum bırakılır. Yıllar sonra, artık sessiz kalamayacak kadar büyümüş ve bilinçlenmiştir. Ülkenin acımasız kralına karşı sesini yükselten Terysa, baskılara rağmen geri adım atmaz. Zindana atılan kadınlarla birlikte direnişi büyütür ve halkın uyanışına öncülük eder. Cesareti, fedakârlığı ve inancı sayesinde bu topraklarda ilk kez bir kadının sesi yankılanır. Mücadele, sadece bir göz bandını değil; yüzyıllık bir suskunluğu da kaldıracaktır.
Yarım Kalan Hayat
Amir Korto
Ela’nın abisi Mert öleli altı ay olmuştu. Herkes bunun bir kaza olduğunu söylüyordu, ama bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktu. Gerçek ise Mert’in İzmir’deki hayatı ve arkadaşlarıyla ilgiliydi. Peki, bu ölümün arkasındaki gerçek neydi? Ela, tüm bunlarla nasıl başa çıkacaktı?
Seninle Sonsuza
Cennet Eda
Sonsuzluğun bir süresi yok deniliyor ama ya varsa sonsuzluk gerçekten varmıdır? Siz hiç sonsuza dek yaşayan birini gördünüz mü yada sonsuza dek yemek yiyen? Hayır mı peki o zaman neden herkes sonsuza kadar kelimesini kullanır bunu öğrenmek istermisiniz? Cevabınız evet ise o zaman devam edelim sonsuza kadar. Benimle sonsuza varmısın?
Karanlık yaşam
Cemre nur
Her karanlığın arkasında bi ışık var mıdır ? Hayatımı çizen insanlar karanlığıma öncü olanlar mutlu,huzurlu,özgür...yaşamımda bir tek yol var o da ışıksız, karanlık,mutsuzluk,umutsuzluk ve acımasızlar bu yolda mutluluk arayışında koşmanın ne anlamı var buldum dediğin an kaybettiğin insan olmadığı sürece yaşamın anlamı var mıdır ki belkide bu yolu durdurmak için tek bir sebep var:ölüm. Her karanlığın arkasında karanlık vardır.
Huzursuzluk
Hypatia
Bir kadının anlam arayışını, topluma küsmesini anlatan kısa bir hikaye

Okyanus Etkisi
Xavier Marcel
"Okyanus Etkisi," bir suç hikayesinden çok daha fazlası. Bu, bir babanın oğlunu gerçekten tanıma hikayesi... Bir aşkın bedelini ödeme hikayesi... Ve suskunlukların dalga dalga büyüdüğü bir yüzleşme... Her bölümde bir sır açığa çıkarken, tek bir soru büyür: Gerçek, her şeyi kurtarır mı; yoksa bazı yaralar suyun altında mı kalır? Üzerine yıkılan bir cinayet sonrası komaya giren genç bir tarih öğrencisinin masumiyetini kanıtlamak için, kasabalı ve muhafazakar bir baba, oğlunun gizli hayatını paylaşan sevgilisiyle istemeden işbirliği yapar; bu arayış, onları hem adalete hem de birbirlerini anlamaya zorlar. “Okyanus etkisi”, küçük bir hareketin, ilk bakışta görünmeyen ama zamanla büyüyerek geniş alanları etkileyen sonuçlar doğurmasını anlatır. Okyanus Etkisi, bir cinayet üzerinden, sevmenin, kabullenmenin ve suskunluğun kuşaklar boyu yarattığı dalgaları anlatır.
Mafyanın askı
Ela
Mafya kralı zengin ve yakışıklı Kaanın sevdiği kızı arayış hikayesi

Kimliksiz Satırlar
Merve Yagmur Yesil
Tükendim yerden yeniden var olmak için, ait olamadığım ama sahip olduğum her şeyi ardımda bırakarak gidiyorum. Alelade sokaklarda arayacağım benliğimi kimliksiz satırlarda bulacağımdan habersizce terk ediyorum bu şehri. Kaf dağına doğru yola çıkan 300 kuşa yoldaş olarak bir yola çıkıyorum. Onlar Zümrüdü Anka'yı ben ise kendimi bulma umuduyla.
Hayatın Anlamı Ne ?
Pelin
Günlük
GARAM
büşra nur barmanbay
SİZ HİÇ VAR OLMAYAN BİRİNİ SEVDİNİZ Mİ? Aşk, sonu olmayan bir yangın. İnsanoğluna dünyada bahşedilen cennetin karşılığı bir aşktır. Cennete giden yolda yapılanların bedeli ödenmek zorundadır. KAR TANESİ Seni her bir kar tanesi gibi sevdim, Gözlerine bakışında farklı, Sesini duyuşumda farklı, Kokunu içime çekişim de farklı sevdim. Seni her bir kar tanesi gibi sevdim, Sevdam yüreğime her düştüğünde içimi bir huzur kaplıyor, Bir sessizlik çöküyor ruhuma, Sevdamı dinliyorum soğuk gece yarıları. Seni her bir kar tanesi gibi sevdim, Sadece bir kez yüzünü görmek için dua ediyorum. Sana kavuşmak için o soğuk geceyi bekliyorum. Ben seni bir an değil her an seviyorum. LÂEDRÎ Kişiler, Kurum ve Kuruluşlar tamamıyla hayal ürünüdür. Anlatılan Hayat Hikayeleri Gerçek Hayattan Uyarlanmıştır. Tüm Hakları Saklıdır.

